• TÜBİTAK’ın artık basımını yapmadığı kitaplar
    Dünyalılar.orgdan aldım hatalı eksik varsa lütfen düzeltin

    107 Kimya Öyküsü – D. Trifonov, L. Vlasov
    Alıç Ağacı ile Sohbetler – Hikmet Birand
    Anadolu Kültür Tarihi – Ekrem Akurgal
    Anadolu Manzaraları – Hikmet Birand
    Anılarım – Ernst E. Hirsch
    Atatürk Bilim ve Üniversite – Metin Özata
    Atomaltı Parçacıklar Bir Keşif Serüveni – Steven Weinberg
    Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün – Frank Vertosick Jr.
    Bilgisayar Ne Sayar Rakamların Evrensel Tarihi IX – Georges Ifrah
    Bilgisayar ve Zeka Kralın Yeni Usu 1. Cilt – Roger Penrose
    Bilim İş Başında – John Lenihan
    Bilim Tarihi Yazıları 1 – Alexandre Koyre
    Bilim ve İktidar – Frederico Mayor
    Bilim ve Teknik Yeni Ufuklara 1 – Kolektif
    Bilim ve Teknik Yeni Ufuklara 2 – Kolektif
    Bilimin Arka Yüzü – Adrian Berry
    Bilimin Öncüleri – Cemal Yıldırım
    Bir Gölgenin Peşinde Rakamların Evrensel Tarihi 1 – Georges Ifrah
    Bir Matematikçinin Savunması – G. H. Hardy
    Bir Mühendisin Dünyası – James L. Adams
    Bir Sayı Tut… – Malcolm E. Lines
    Bir Tıp Gözlemcisinin Notları – Lewis Thomas
    Bitkisel Hayat – Cenk Durmuşkahya
    Biyoloji Budur – Ernst Mayr
    Boşluk Bakışımın Biçimini Alıyor – Hubert Reeves
    Boylam – Dava Sobel, William J. H. Andrewes
    Buluş Nasıl Yapılır? – B. Edward Shlesinger
    Büyük Bilimsel Deneyler – Rom Harre
    Büyük Çekişmeler – Hal Hellman
    Çakıl Taşlarından Babil Kulesine Rakamların Evrensel Tarihi 2 – Georges Ifrah
    Çevremizdeki Fizik – Ayşe Erol, Naci Balkan
    Çok Geç Olmadan Bir Bilimadamı Gözüyle Nükleer Enerji – Bernard L. Cohen
    Darwin ve Beagle Serüveni – Alan Moorehead
    Darwin ve Sonrası – Stephen Jay Gould
    Doğanın Gizli Bahçesi – Edward O. Wilson
    Dr. Ecco’nun Şaşırtıcı Serüvenleri – Dennis Shasha
    Ekolojik Sorunlar ve Çözümleri – Necmettin Çepel
    Enigma – Süleyman Sevinç
    Eski Yunan ve Roma’da Mühendislik – J. G. Landels
    Evrenin Kısa Tarihi – Joseph Silk
    Evrenin Şiiri – Robert Osserman
    Evrim – Linda Gamlin
    Feynman’ın Kayıp Dersi Gezegenlerin Güneş Çevresindeki Hareketi – David L. Goodstein, Judith R. Goodstein
    Fiziğin Gizemi Kralın Yeni Usu 2. Cilt – Roger Penrose
    Fizik Yasaları Üzerine – Richard P. Feynman
    Galileo ve Newton’un Evreni – William Bixby
    Galileo’nun Buyruğu – Derleme
    Gen Bencildir – Richard Dawkins
    Genç Bilimadamına Öğütler – P. B. Medawar
    Gezegenler Kılavuzu – Patrick Moore
    Gökyüzünü Tanıyalım – M. Emin Özel, Talat Saygaç
    Göl İnsanları Evrim Sürecinden Bir Kesit – Richard Leakey, Roger Lewin
    Gündelik Bilmeceler – Dipankar Home, Fartha Ghose
    Güneş, Ay ve Yıldızlar – Stephanie Turnbull
    Hah, Buldum! – Martin Gardner
    Hayatın Kökleri – Mahlon B. Hoagland
    Hayvan Zihni Hayvanlarda Akıl Yürütme ve Problem Çözme Becerisi Üzerine – Carol Grant Gould, James L. Gould
    Hayvanların Sessiz Dünyası Hayvanlarda Bilincin Varlığı Üzerine Bir Araştırma – Marian Stamp Dawkins
    Hesabın Destanı Rakamların Evrensel Tarihi VIII – Georges Ifrah
    Hitit Çağında Anadolu – Sedat Alp
    Hitit Güneşi – Sedat Alp
    Işık – David Burnie
    İki Kültür – C. P. Snow
    İkili Sarmal DNA Yapı Çözümünün Öyküsü – James D. Watson
    İlk Üç Dakika – Steven Weinberg
    İnsan Düşüncesinde Yerküre: Yerbilim’e Bir Tarihsel Bakış – David Oldroyd
    Johannes Kepler Yeni Gökbilim – James R. Voelkel
    Kaos – James Gleick
    Kara Cisimler ve Kuantum Kedileri – Jennifer Ouellette
    Katla ve Uçur Kağıt Uçakta Son Nokta – Richard Kline
    Kırık Yumurtalar – B. B. Calhoun
    Kırılgan Nesneler – Jacques Badoz, Pierre-Gilles de Gennes
    Kör Saatçi – Richard Dawkins
    Macellanya – Jules Verne
    Maddenin Son Yapıtaşları – Gerard’t Hooft
    Meraklı Zihinler – John Brockman
    Matematik Sanatı – Jerry P. King
    Matematiğin Aydınlık Dünyası – Sinan Sertöz
    Meteor Avı – Jules Verne
    Modern Araştırmacı – Henry F. Graff, Jacques Barzun
    Modern Çağ Öncesi Fizik – J. D. Bernal
    Modern İnsanın Kökeni – Roger Lewin
    Olağandışı Yaşamlar – Carol Grant Gould, James L. Gould
    Ortaçağda Endüstri Devrimi – Jean Gimpel
    Önce Dene Sonra Ye – Tina L. Seelig
    Parçacıkların Dünyası – Brian Southworth, Georges Boixader
    Pi Coşkusu – David Blatner
    Prof. Zihni Sinir Proceler – İrfan Sayar
    Rastlantı ve Kaos – David Ruelle
    Sıfırın Gücü Rakamların Evrensel Tarihi 5 – Georges Ifrah
    Sonsuzluğun Kıyıları Bilim Dünyasından Şaşırtıcı Ama Gerçek Öyküler – Adrian Berry
    Sorgulayan Denemeler – Bertrand Russell
    Sulak Bir Gezegenden Öyküler – Sargun A. Tont
    Süpersimetri – Gordon Kane
    Şaşırtan Varsayım İnsan Varlığının Temel Sorularına Yanıt Arayışı – Francis Crick
    Teknolojinin Evrimi – George Basalla
    Tüfek Mikrop ve Çelik – Jared Diamond
    Türkiye’nin Tarihi – Seton Lloyd
    Us Nerede? Kralın Yeni Usu 3. Cilt – Roger Penrose
    Uzak Doğu’dan Maya Ülkesine Bir, İki, Üç.. Rakamların Evrensel Tarihi 4 – Georges Ifrah
    Üçlü Sarmal – Richard Lewontin
    Üniversite Bir Dekan Anlatıyor – Henry Rosovski
    Vida ile Tornavida – Witold Rybczynski
    Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar – Arthur W. Wiggins, Charles M. Wynn
    Yaşamın Sırrı DNA – Bahri Karaçay
    Yıldızların Altında – Michael Rowan-Robinson
    Yıldızların Zamanı – Alan Lightman
    Yirminci Yüzyılda Paris – Jules Verne
    Zaman ve Uzay – John Gribbin, Mary Gribbin
  • Çünkü sadece kendi kaderlerini bir gizem olarak yasayabilenlerin gerçek anlamda yaşadıklarına inanıyorum...
  • Yazar bu eserinde 'gece' metaforundan hareketle kendi iç dünyasını, yalnızlığını, sıkılmışlığını ve tekdüzeliği imgesel bir anlatımla harmanlayarak zaman zaman ekspresyonist bir bakış açısıyla zaman zamansa nihilizm kokan izlenimleriyle okuru, gerçekle gerçeküstü bir dünya arasında sıkışmış soyut bir buhranı keşfetmeye davet ediyor...
    ---------------------
    Bu kitabın incelemesine böyle bir cümle ile başlayıp aynı kulvardan devam ederek sonunu getirmeyi inanın çok isterdim. Ancak böyle birşey yapsaydım hem kendimi hem de sizi kandırmış olacaktım ki, aramızdaki güzel ilişkinin hiç de hak etmediği bir son olurdu bu durum. O yüzden müsadenizle fularımı çıkarıp yola o şekilde devam etmek istiyorum...

    Tahmin ettiğiniz gibi tam bir kitap incelemesi olmayacak bundan sonraki kısım. Daha çok, kitabı neden yarım bıraktığımın incelemesi şeklinde devam edecek. Baştan uyarayım, devam edip etmemeye siz kendiniz karar verin...

    Bendeniz, bedenini yaşatmak için bir işte çalışan, ruhunu yaşatmak içinse okuyan sıradan bir insanım. Bir metropolde, trafiğin, keşmekeşin, yalanın, dolanın ve sahte ilişkilerin arasında ömür tüketiyor, günümün dörtte üçünde çalışarak ve uyuyarak bedenime, kalan zamanda ise okuyarak ruhuma hizmet etmeye gayret ediyorum... O yüzden çok önemsiyorum bu bana kalan kısıtlı zamanı... Kitaplarımı, yarın ölecekmişim gibi okumaya çalışıyorum. Onları, düğünde takılan altınlar gibi kitaplığıma sıra sıra dizip, titizlikle saklıyorum... Çünkü o kitaplar, iç dünyamla gerçek dünya arasındaki Berlin Duvarı gibi... Beni bir yandan gerçek dünyaya hazırlarken bir yandan da beni gerçek dünyadan koruyorlar. Gerçek dünyanın daha tahammül edilebilir bir yer olmasını biraz da bu kitaplara borçluyum.

    1000Kitap 2. İstanbul buluşmasında postmodernizm üzerine yaptığımız uzun ve keyifli tartışma, sonunda bu kitabı 3. buluşmanın ortak kitabı olarak tayin etti desem yalan olmaz. Ben de postmodernizmle aramdaki mesafeyi belki daraltır, en azından vizesiz geçiş hakkı doğar ümidiyle oylamada bu kitaba destek verdim. Çünkü bu tip eserlere kendi irademle gitmeyeceğim için böyle bir 'mecburiyetin' bana kendimi yeniden test etme konusunda katkı sağlayacağını düşündüm. Pişman da değilim açıkçası. Neticede kitabı yarım bıraksam da, önümüzdeki süreç için kendi adıma bir sonuca varmış oldum. Yarım bırakış hikayesine gelin kitaptan bir alıntı ile devam edelim;

    "Bildikleri, anımsadıkları oyun alanlarının, kışlaların, bahçelerle parkların, mahallelerle sokakların yerinde, başka insanların (bu "başka insan" deyimi, kaypak bir anlam taşır onlar için; özlerinden başkası da demektir, kendileriyle bir tuttukları ya da kendilerinin bir yansısı saydıklarından başkası da demektir) başka insanların varlığının, gelmiş geçmişliğinin tek izi olarak -örneğin-bir taş parmaklığın seçilebildiği bir ettopraklık görürler; anlamsız, işlevsiz kalmış bu taş parmaklık ettopraklığı boydan boya kesmektedir. Düş görenin gözü bunu yavaş yavaş seçer. (Sayfa 36)"

    Bu alıntıyı, okuduğum bölümler içerisinde rastgele bir sayfadan seçtim. Kitabı tamamlayanlarla aramdaki ayrım noktasını somutlaştırabilmek için belki bir örnek olur diye düşündüm...
    ------------------------------
    Evet değerli 1k dostları... Bu bir yazar veya kitap eleştirisi değil. Tamamıyla bir kitaptan ne beklediğinizle alakalı bir durum. Bir tercih meselesi... Yani az önce de dedim ya, ben zaman zengini bir insan değilim. Bu cümlelerle boğuşmak, arkasındaki gizemi aramak, buradan yeni anlamlar çıkarmak, kısacası bu bulmacayı çözmeye çabalamak için ne zamanım ne de bu yönde bir hevesim var. Belki böyle bir okuma için fazla kapalıyım ya da çok sığ bakıyorum... Bunların hiçbirine itirazım yok... Lakin bu tip bir kitapla, Kiril alfabesiyle yazılmış bir kitap arasında benim açımdan çok bariz bir fark yok. Çünkü birini okurken dilini bilmediğim için anlamıyorum, diğerinin ise dilini biliyorum ama o dilin anlatmak istediği anlam hakkında hiçbir fikrim yok. Eğer yazar bu kitabı anlaşılmamak için yazmış ise o zaman tebrik ediyorum onu, çünkü kendisini anlamayan iyi bir okur daha kazandı... Ancak tam tersi, yazar kitabı vasıtasıyla bir fikri, bir duyguyu, bir hatırayı ya da toplumsal bir meseleyi okura aktarmak derdindeyse o zaman da, elimde decoder olmadığı için bu fikir ve duygulardan mahrum kaldım maalesef. Bu yüzden, özür diliyorum kendisinden.

    Postmodernizm benim için tek katlı, bahçeli, verandalı, çitlerle çevrili sıcacık bir evi yıkıp yerine 5 katlı apartman dikmek gibi birşey... Tıpkı kırsalın kentleşmesi gibi, sekreterliğin yönetici asistanı, kapıcılığın da apartman görevlisi olması gibi birşey... Ya da küçükken annemizin pazardan alıp hazırladığı kahvaltının, büyüdüğümüzde açık büfe organik kahvaltı+sınırsız çay=kişi başı 30 TL olması gibi birşey... Yani gerçek ve hesap verilebilir olandan kaçmak, ona imgelerden bir kılıf uydurup sözümona gerçeği özgür bırakmak... Evet, yazar için de okur için de daha özgür bir ortam sağladığı kesin; ama doğallığını yitirmiş bir özgürlük. İlk kural, kuralsızlık... Kural yoksa, kaide yoksa hesap verme, eleştirilme gibi bir derdi de olmuyor insanın... Çünkü eleştirmek için ortada somut gerçeklerin, açık bir dilin, bir üslubun, bir anlatımın olması gerekiyor. Oysa siz postmodern bir eseri nasıl eleştireceksiniz? Zaman yok, mekan yok, metaforlar ve imgeler kol geziyor, istediğin kelimeye veya cümleye istediğin anlamı yükle; tutarsa 'vay ne kadar derin bakmışsın', tutmazsa 'kardeşim sen hiç okuduğundan birşey anlamamışsın...' Yani postmodernizm, sonunda yazarın hiç kaybetmediği hileli bir rulet oyunundan farksız benim için... (Linç için gelenler, montunuzu buraya bırakıp sağdan yorum bölümüne geçebilirsiniz, teşekkürler)

    Nihayetinde 'Gece' herkes için pek çok anlama gelebilecek bir metafordu. Gece'nin benim için anlamı ise yarım kalan bir hikaye oldu...

    Herkese keyifli okumalar dilerim. Sağlıcakla kalın...
  • Söylemek istiyordum ki bu bedenlerde hüküm süren soğuk çok tuhaf bir şeydi: kendi içinde o kadar yoğun değildi. Şimdi yaptığım gibi bir ele dokunursam, eğer elim bu elin altında gizlenirse, bu el benim elimden daha soğuk değildir, fakat bu kadarcık soğukluk derin bir soğukluktur, bir yüzeyden hafifçe yansımaz; nüfuz eder ve kuşatır, insan onu izlemelidir ve onunla birlikte sınırsız bir yoğunluğa, boş ve gerçek dışı bir derinliğe girilir; buradan dışarıyla temasa dönüş yoktur. Onu bu derece acı kılan şey şudur: insanı kemiren, ele geçiren ve dikkati üzerinde tutan bir şeylerin acımasızlığı vardı ve gerçekten de insanı ele geçiriyordu, ancak onun gizemi de buradaydı, kendini bu soğukluğa terk etmek için yeterince anlayış duyan insan onda dostluğu, sevecenliği ve gerçek bir yaşamın özgürlüğünü bulurdu. Bu söylenmelidir çünkü artık geri çekilmek boşunadır: bir elin, bir bedenin soğukluğu hiçbir şeydir; dudaklar yakınlaşsa bile, soğuk ağzın acılığı yalnızca daha soğuk ya da daha acı olamayacak biri için korkutucudur, ama bizi birbirimizden ayıran bir başka engel daha vardır: sessiz bedendeki ölü dokumalar, varlığının kabullenmesi gereken ama hiçbir şeyi giydirmeyen giysiler, onlar kadavramsı kıvrımları ve metalik hareketsizlikleriyle duyarsızlığa gömülüdür. Bu aşılması gereken engeldir.