• 1- William Golding– Sineklerin Tanrısı✔

    2- José Saramago- Bilinmeyen Adanın Öyküsü✔

    3- Anthony Burgess- Otomatik Portakal✔

    4- Joseph Conrad- Casus✔

    5- Arthur Conan Doyle- Sherlock Holmes Korku Vadisi✔

    6- Jack London– Vahşetin Çağrısı✔

    7- Franz Kafka- Aforizmalar✔

    8- José Saramago- Kopyalanmış Adam✔

    9- Bernard Shaw- Dört Oyun✔

    10- Jack London– Beyaz Diş✔

    11- Miguel de Unamuno- Üç Örnek Öykü ve Bir Önsöz

    12- Arthur Conan Doyle- Dörtlerin Yemini

    13- John Dos Passos – A.B.D. 42. Enlem

    14- Stefan Zweig– Üç Büyük Usta / Balzac- Dickens- Dostoyevski

    15- Stefan Zweig– Kendileriyle Savaşanlar / Hölderlin-Kleist-Nietzsche

    16- James Joyce- Oda Müziği / Bütün Şiirleri

    17- Carson McCullers- Küskün Kahvenin Türküsü

    18- Stefan Zweig– Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar / Csanova-Stendhal-Tolstoy

    19- Katherine Mansfield – Bahçede Eğlence

    20- John Dos Passos – A.B.D. 1919✔

    21- Stefan Zweig– Satranç✔

    22- Stefan Zweig– Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu✔

    23- Jack London– Demir Ökçe

    24-Anthony Burgess- Mozart ve Deyyuslar

    25- Katherine Mansfield- Çocuksu Bir Şey

    26- Franz Kafka- Dönüşüm✔

    27- William Golding– Kule

    28- Halil Cibran- Ermiş

    29- Carson McCullers- Altın Gözde Yansımalar

    30- Virginia Woolf- Bir Yazarın Günlüğü

    31- Jack London– Deniz Kurdu

    32- Halil Cibran- Kum ve Köpük

    33- Mark Twain- Huckleberry Finn’in Maceraları

    34- Anton Çehov- Martı

    35- Anton Çehov- Vanya Dayı

    36- Henry James- Bir Hanımefendinin Portresi

    37-Maksim Gorki- Çocukluğum

    38-Jack London– Martin Eden

    39- Maksim Gorki – Ayaktakımı Arasında

    40- Rainer Maria Rilke – Bütün Şiirlerinden Seçmeler

    41- Anthony Burgess- Bir Elin Sesi Var

    42- Pablo Neruda- Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı

    43- Franz Kafka- Şato

    44- Jack London- Yıldız Gezgini

    45- Halil Cibran- Meczup

    46- Maksim Gorki- Küçük Burjuvalar

    47- Mihail Bulgakov- Genç Bir Doktorun Anıları✔

    48- Rabindranath Tagore- Gitanjali İlahiler

    49- Franz Kafka- Dava

    50- Robert Graves- Ben, Claudius

    51- Paul Celan- Ellerin Zamanlarla Dolu

    52- Stefan Zweig– Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

    53- Virginia Woolf- Deniz Feneri

    54- William Golding– Piramit

    55- Stefan Zweig– Karmaşık Duygular

    56- Giovanni Papini- Gog

    57- Stefan Zweig– Korku

    58- Mihail Bulgakov- Ölümcül Yumurtalar

    59- William Golding– Çatal Dil

    60- Maksim Gorki- Ekmeğimi Kazanırken

    61- Stefan Zweig– Yakıcı Sır

    62- Robert Louis Stevenson – Dr. Jekyll ile Bay Hyde

    63- Francis Scott Fitzgerald- Muhteşem Gatsby

    64- Mihail Bulgakov- Köpek Kalbi✔

    65- Stefan Zweig- Gömülü Şamdan

    66- Stefan Zweig– Olağanüstü Bir Gece

    67- Halil Cibran- Gezgin

    68- Maksim Gorki- Benim Üniversitelerim

    69- Stefan Zweig- Mürebbiye

    70- Robert Graves- Tanrı Claudius

    71- Anton Çehov- Üç Kız Kardeş

    72- Jules Verne- Ay’a Yolculuk

    73- Anthony Burgess- Doktor Hastalandı

    74- Mark Twain- Tom Sawyer’in Maceraları

    75- Franz Kafka –Felice’ye Mektuplar

    76- Anton Çehov- Vişne Bahçesi

    77- W. Somerset Maugham- Boyalı Peçe

    78- Lou Andreas-Salomé- Feniçka

    79- William Golding- Serbest Düşüş

    80- Franz Kafka- Ceza Kolonisinde ve Diğer Öyküler

    81- Franz Kafka- Amerika

    82- Franz Kafka- Babaya Mektup

    83- Lou Andreas-Salome- Arayışlar

    84- Virginia Woolf- Dalgalar

    85- İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları

    86- Halil Cibran- Ermişin Bahçesi

    87- Stefan Zweig- Amok Koşucusu

    88- Stefan Zweig– Clarissa

    89- Robert Louis Stevenson- Define Adası

    90- Stefan Zweig– Bir Çöküşün Öyküsü

    91- Anne Frank – Anne Frank’ın Hatıra Defteri

    92- Jules Verne- Doktor Ox’un Deneyi

    93- Carson McCullers- Yalnız Bir Avcıdır Yürek

    94- Jules Verne- Seksen Günde Dünya Gezisi

    95- W. Somerset Maugham- İnsanın Esareti

    96- Oscar Wilde- Mutlu Prens

    97- Lewis Carroll- Alice Harikalar Diyarında

    98- Stefan Zweig– Ay Işığı Sokağı

    99- Carlo Collodi- Pinokyo

    100- H.G. Wells- Doktor Moreau’nun Adası

    101- Giovanni Verga- Duvarcı Ustası Don Gesualdo

    102- Anton Çehov- Altıncı Koğuş

    103- Joseph Conrad – Lord Jim

    104- Stefan Zweig– Mecburiyet

    105- Maksim Gorki- Artamonovlar

    106- William Golding– Görünür Karanlık

    107- H.G. Wells- Zaman Makinesi /Bir Buluş

    108- Franz Kafka- Ottla’ya ve Aileye Mektuplar

    109- Lou Andreas- Salomé – Ruth

    110- Jules Verne- Zacharius Usta

    111- Jack London– Bir Kuzey Macerası

    112- Stefan Zweig– Geçmişe Yolculuk

    113-Leo Perutz- Leonardo’nun Yahudası
    114. Mihail Bulgakov- Usta ve Margarita

    115. Anton Çehov- Üç Yıl

    116. Stefan Zweig– Kızıl

    117. Arkadi Averçenko- Bir Safdilin Hatıra Defteri

    118.Halil Cibran- Kırık Kanatlar
    119.Stefan Zweig– Lyon’da Düğün
    120. Stegan Zweig– Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor

    121. Leonid Andreyev- Şeytan’ın Günlüğü

    122. Patlayan Kuyrukluyıldızlar- Ekspresyonist Öyküler

    123. William Golding– Ceberut Martin

    124. Leo Perutz- Şeytan Tozu

    125. Anton Çehov- Bozkır: Bir Yolculuk Hikâyesi

    126. L. Frank Baum- Oz Büyücüsü

    127. Jack London- Adem’den Önce

    128. Graham Greene- İstanbul Treni

    129. Jack London- Ateş Yakmak

    130. Leonid Andreyev- Yahuda İskariot

    131. Robert Graves- Homeros’un Kızı

    132. Graham Greene- Meselenin Özü

    133. Carson McCullers- Kadransız Saat

    134. Anton Çehov- Hayatım

    135. Leonid Andreyev- Kızıl Kahkaha

    136. H.G. Wells- Dünyalar Savaşı

    137. J.M Barrie-Peter pan

    138. Kate Chopin-Uyanış

    139. Canavar (Stephen Crane)

    140. İnsanlığın Yıldızının Yükseldiği Anlar (Stefan Zweig)

    141. Jules verne- Denizler altında yirmi bin fersah
  • Wired Dergisi, Dünyanın en güzel 10 kütüphanesini şöyle sıraladı:

    1 - Danimarka, Dokk1
    İlk sırada Danimarka'nın Dokk1 kütüphanesi bulunuyor. 2016 yılında dünyanın en iyi halk kütüphanesi ödülünü alan Dokk1, 30 bin metrekarelik alanı ile tüm İskandinav ülkelerindeki en büyük kütüphane. Kütüphanenin en ilginç özelliği ise binanın ortasında yer alan bir çan. Şehirdeki hastaneye bağlı olan bu çan her doğum olduğunda bir defa çalıyor. Aarhus nehri kenarında kurulan binanın dış mimarisi poligonal şekillerden oluşuyor. İçerisi ise son derece aydınlık ve ferah. Şehrin limanına bakan manzarası ile ziyaretçilerin beğenisini topluyor.

    2 - ABD, Lawrence Halk Kütüphanesi
    ABD'nin Vermont eyaletinde bulunan Lawrence Halk Kütüphanesi son derece modern bir dizayna sahip. Orijinal olarak 1972'de inşa edilen binanın iskeleti üzerine kurulan bu yeni bina mimar Gould Evans tarafından tasarlandı ve restore edildi. Muhteşem bir doğal aydınlatmaya sahip olan bu kütüphanenin pek çok noktasında yerden tavana camlar kullanıldı.

    3 - Çin, Yangzhou Zhongshuge Kütüphanesi
    Zhen Yuan şehrinde yer alan bu kütüphanenin içerisinde yürümek kitaplardan oluşan bir nehirde ilerlemeye benziyor. Kıvrımlı şekilde oluşturulan raflarda kitaplar tavana doğru bükülerek koyu renkte aynalardan oluşan yer döşemesi üzerinde yansıma yapıyor. Aynı zamanda bir nehir kenarında kurulu olan kütüphane iç mimarisi ile de su ve sudaki yansımalar hissini veriyor.

    4 - Türkiye, Beyazıt Kütüphanesi
    Restorasyonu ve iç tasarımı Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından üstlenilen Beyazıt Devlet Kütüphanesi, dünyanın en güzel 10 kütüphanesi arasına seçildi. ABD’de yayımlanan aylık popüler kültür ve teknoloji dergisi Wired’ın, dünya üzerindeki en güzel 10 kütüphaneyi derlediği çalışmasında, Beyazıt Kütüphanesi dördüncü sırayı aldı.
    Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin bulunduğu yapı aslında, mekânsal olarak Beyazıt Meydanı'nı çevreleyen ve tanımlayan, mutfak, ilkokul, hastane, medrese ve hamam gibi birimlerden müteşekkil 1506 yılında inşa edilen bir kompleksin, II. Beyazıt Külliyesi’nin, imarethane, çorba mutfağı ve han binaları - Kervansaray – bölümüydü. 1884’te “Kütüphane-i Umum-i Osmani” adıyla kurulan Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Türkiye’nin Devlet tarafından kurulan ilk kütüphanesi unvanına sahip. Bir ‘derleme kütüphanesi’ olan kütüphane, yaklaşık yarısı kitap olmak üzere toplam bir milyona yakın dokümanı barındırıyor. Kütüphanede yer alan kitapların 11.120 adedini ise aralarında çok önemli eserlerin de bulunduğu ‘el yazması eserler’ oluşturuyor.

    https://i.hizliresim.com/AONlWL.jpg

    5 - Norveç, Vennesla Kütüphanesi
    Norveç'in Vennesla şehrinde bulunan bu kütüphane adeta bir uzay gemisini andırıyor. Gövdesini oluşturan 27 taşıyıcı kemer kütüphanenin orijinal iskeletini oluşturuyor ve her bir kemerde aydınlatmalar bulunuyor.

    6 - Norveç, Bodo Kütüphanesi
    Pek çok modern kütüphaneye ev sahipliği yapan Norveç'in bir başka görkemli yapısı da aynı zamanda bir kültür merkezi olan Bodø Halk Kütüphanesi. Üç oditoryum ve konser salonu barındıran komplekste, 6 bin 317 metrekarelik kapalı alanı bulunuyor. Yerden tavana camlarla kaplı olan kütüphane şehrin limanlarına bakıyor.

    7 - ABD, Chicago Halk Kütüphanesi
    ABD'nin Chicago şehrinde yeni inşa edilen bu kütüphanede hiçbir sivri köşe bulunmuyor. Çakıl taşı şeklinde tasarlanan bina her birinde güneşlikler olan camla kaplı. Bu şekilde serin ve aydınlık tutulan kütüphane sivri uçlu veya köşeli herhangi bir aksam bulundurmadığı için çocuklar için de son derece elverişli. İki katlı Chicago kütüphanesi feng-shui prensipleri ile tasarlanmış.

    8 - İngiltere, Birmingham Kütüphanesi
    Dışarıdan bakıldığında metal örgülerle sarılmış fütüristtik bir alışveriş mağazasını andıran yapı iç mimarisi ile ziyaretçileri büyülüyor. 30 bin metrekarelik kapalı alana sahip olan kütüphane içeride son derece modern ve temiz hatlara sahip. 400 binin üzerinde eser barındıran üç katlı Birmingham Kütüphanesi İngiltere'nin yeni inşa edilen en gözde kütüphanelerinin başında geliyor.

    9 - Kanada, Halifax Merkez Kütüphanesi
    Ülke çapında 13 kütüphane zincirinin ilki ve en büyüğü olan Halifax Merkez Kütüphanesi 14 in 500 metrekarelik kapalı alana sahip. Neredeyse tamamen camla kaplı olan bina Halifax şehir merkezinde yer alıyor ve mimarisi ile adeta üst üste konmuş dev cam tuğlalar görüntüsü veriyor. Binanın tepesinde açık havada kitap okumak isteyenler için de bir kat bulunuyor ve kütüphanenin içi zaman zaman konserlerin izlendiği bir alana dönüşüyor.

    10 - Meksika, Conarte Kütüphanesi
    Meksikalı Anagrama mimarlık atölyesi tarafından dizayn edilen bu kütüphane en ilginç konseptlerden birine sahip. Baş aşağı hissi uyandıran kitap rafları ve oturma tasarımları ziyaretçilerin zaman kavramını unutup rahatlayarak okumaya teşvik ediyor. Denizköpüğü mavisi rengindeki duvarlardan yansıtılan ışıklandırma ile okuma alanları sıcak ve konforlu bir alan hissi yaratıyor. Conarte Kütüphanesi'nde de çocuklar özel olarak düşünülmüş ve onlar için oyun alanlarını andıran ayrı bir alan tasarlanmış. Çarpıcı sarı ve kırmızı renklerle çocukların ilgisi kitaplara yönlendirilirken sanki bir kütüphane değil de oyun oynamaya devam edilen bir yer hissi verilmiş.

    (http://www.hurriyet.com.tr/...si-arasinda-41153459)
  • Doğduğum ve ölmek istediğim şehre vardığım an korkunç bir iğrenti ve acı bir şaşkınlık duygusu hissettim. Beni çocukken gören hiçbir şeyi tanımıyor, sevmiyordum. Mucizevi yansımalar ve derindenmiş gibi gelen yoğun ışıklarla aydınlanan büyük denizaltı yalnızlıklarına alışıkken, adına şehir denilen çamurlu dar arı kovanına alışamazdım. Gökyüzü bana fazlasıyla yakın ve fazlasıyla solgun görünüyordu; şehir bana, içinde başka hayvanların kılığına girmiş ufak hayvanların birbirlerine tehditkar ve şehvetle bakışarak koşuştukları dar ve kirli koridorlada çizilmiş tuhaf bir hapishane çeşidi gibi görünüyordu. Hareketli gürültülü kutular, hapsolmuş ve büzülmüş hayvanları içlerinde sürükleyerek koridorlarda sürünüyorlardı; hava, duman ve tozdan kirlenmiş, hastalıklı nefesler ve boğucu kokularla kokuşmuştu.
    Giovanni Papini
    Sayfa 48 - Monokl Yayınları
  • 112 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    İncelemeye geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum kitap içerik bakımından "kadın, depresyon, sanat" ve "Kadın ve Depresyon, Tanı ve Tedavi " olmak üzere iki bölüme ayrılmış. Ben kitabı bitirdikten sonra maalesef kitabın pdf'ye eksik olarak aktarıldığını fark ettim. Tamamını okuyamadığım bir kitaba inceleme yazmayı ne kadar doğru bulmasam da yazmaya karar verdim. Çünkü kadın ve depresyon üzerinde durmak istediğim bir konuydu. Kitabın daha çok 1. Bölümü üzerinde duracağım fakat eksik olan bölüm üzerine kitap hakkında yaptığım araştırmalarda denk geldiğim önemli kısımları da aktarmaya çalışacağım.

    1.)Ortaçağ'da Bir Kadın Bilge: Hildegard von Bingen

    Hildegard von Bingen, yaşadığı çağda obstetrik ve jinekoloji alanında büyük üne sahip olmuştur. Küçük yaşta manastıra verilmiştir ve hayatı boyunca birçok alanda araştırmalarda bulunup incelemeler yazmıştır.
    Hildegard von Bingen, melankoli üzerine de önemli incelemeler yazmıştır. Melankoli yazılarının büyük kısmı Causae et curae'de yer almaktadır.
    O halde manastırda bir kadının gözüyle melankolik bireyin tanımına bakalım:
    "...Melankolik kişi sıkıntılıdır, yüzü karanlık ve kasvetlidir, gözleri cansızdır, bakışları engerek yılanını andırır. Damarları serttir, kanı siyah ve koyudur, eti sert, kemiği ağırdır, kemik iliği ise çok azalmıştır. Bu kişiler, kadınlara karşı hayvan gibidirler. İnsan ilişkilerinde gerçek duygulanım yaşamazlar, iticidirler, hasis ve aptaldırlar. Heveslerinde uçarı ve ahlaksızdırlar, kadınlara davranışlarında katır gibi aşırıya kaçarlar. Melankolik kadınlarsa hasta mizaçlı, düşüncelerinde kararsız, dirençsiz ve kederlidirler. Adetleri sırasında çok fazla kan kaybederler, rahimleri zayıf ve güçsüz olduğundan kısırdırlar... Genellikle erken yaşta adetten kesilirler, baş ağrıları ortaya çıkar, sırt ve böbrek ağrıları olur. Bunlara hep kara safra yol açar. Her ay vücuttan atılması gereken kirli maddeler ve kan dışarıya atılamadığından içeride birikir ve eğer bir tedavi yolu bulunamazsa, bu kadınlar kısa sürede ölürler... "

    Hildegard von Bingen incelemesinde melankoliye teolojik ve patofizyolojik yorumlar da getirmiştir.
    Teolojik yorumundan bir alıntıyı paylaşmak istiyorum: #48003678

    Hildegard von Bingen melankoliyi yalnız teolojik ve patofizyolojik bakış açılarından yorumlamamıştır. Ona göre melankoli, aynı zamanda doğanın hakimiyetinin bir sonucudur:

    "Tanrı, doğayı insan vücuduna yerleştirdiği gibi, mevsimleri de onun bedenine sokmuştur."

    Örneğin; Hildegard, Kasım ayını melankolik bir ay olarak nitelemiştir. "Tanrı'nın İşi Üzerine" adlı kitabında depresyonun mevsimselliği ile ilgi şu bilgileri sunmuştur: "On birinci ay soğukla birlikte gelir. Yazın neşesini kovar, kışın kasvetini getirir. İnsan soğuğa karşı koymak için dizlerini karnına çekerek büzülür. Bu duruma iken dışarı akamayan keder ve acı vücudunda toplanabilir, o zaman neşe ve mutluluk yaşayamaz. Keder anlarında insan, ana rahmindeki embriyo pozisyonuna geçer, aynı kış soğuğu karşısında olduğu gibi... "

    2.) Cadı/Melankoli

    Orta çağda bilge kadınların çoğu cadı damgasıyla yargılanıp infaz edilmişlerdir. O dönemin akademisyenlerinden olan Johann Weyer, cadılık olgusu hakkında şöyle bir saptamada bulunmuştur:
    "Weyer'e göre, cadı damgası yiyen birçok kadın, aslında melankoliden mustarip, kendi halinde kişilerdi. Kara safranın ölümcül buharının (vapor melancholicus niger) yol açtığı halüsinasyonlar, toplum tarafından 'şeytani' ve 'lanetli düşünceler olarak algılanmıştı. Aslında bu kadınlar, şeytanın ele geçirdiği, zararsız, melankolik zavallılardı. Yani şimdinin psikotik özellikli depresyonunu yaşayan ve tedavisi olası kişilerdi."

    "Ya da kısaca: Melankolik kadın cadıdır!"

    Melankolik yapı ortaçağ boyunca tüm insanlar için aşağılanmış ve lanetlenmiştir. Peki, kadın neden bu aşağılanmalardan daha çok pay almıştır? Çünkü melankolik birey üretimin dışında kalıyormuş ve söz konusu birey kadın olduğunda üreme ve neslin devamı ile ilgili gereklilikler olasılıkla daha da öne çıkmaktaymış...

    3.)Sanat/melankoli

    Bir çoğumuzun bildiği, hayatı boyunca depresyonya baş etmeye çalışmış başarılı kadın şanatçılar vardır. Kitapta bu kadınların eserleri üzerinden hastalıklarının etkileri dile getirilmiş.
    Kısaca örnekler verip asıl üzerinde durmak istediğim kısma geçeceğim.

    -Victoria Döneminde Hüzünlü Bir Kadın Yazar: Charlotte Bronte
    Charlotte sürekli duygu değişimleri yaşamaktadır. Dostuna yazdığı mektuplardan bu gelgitli ruh haline tanık oluyoruz:

    "Varoluşa karşı kederli bir kayıtsızlık içine giriyorum sık sık -ümitsiz bir teslimiyet duygusu ile, dünyevi olan her şeyin bir an önce sona ermesini istiyorum."

    -Büyülü Bir Masal Prensesi: Virginia Woolf
    Virginia, bipolar hastalığı en iyi bilinen yazarlar arasındadır. Hastalığı daha da ilerlemiş ve duyduğu korkutucu seslerden hiçbir zaman kurtulamayacağını düşünerek 28 Mart 1941'de ceplerine taş doldurarak kendini Ouse nehrinin sularına bırakmıştır...

    "Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin ve boyun eğmeksizin ey ölüm..."

    -Sırça Fanusta Bir Kadın: Sylvia Plath
    Plath, bu kadınlar arasında beni en çok etkilemiş olan şairdir... Onun eserlerinde manik depresifin etkilerine karşılaşmamak neredeyse imkansızdır.
    Sylvia sekiz yaşında iken babasını kaybeder ve aynı yıl ilk şiiri yayınlanır. Sylvia'nın hastalığında babasının büyük bir payı olduğunu düşünüyorum. Babacığım şiirinde onu, yıllardır kurtulamadığı kan emici bir vampir olarak nitelemiştir. Bazı yazarlara göre, babasının ölümü karşısında bir savunma ve kaçış olarak şiire başlamıştır...
    Sylvia ölmü her şiirinde hisseder ve hissetirir:

    "Ölmek
    Bir sanattır, bütün diğer şeyler gibi.
    Ben de bunu çok iyi yaparım,
    Öyle bir yaparım ki, cehennem sanırsın,
    Öyle bir yaparım ki, gerçek sanırsın... "

    -Ölümün Çevresindeki Pervane : Anne Sexton
    Anne ilk şiirini 28 yaşında psikoterapistinin önerisiyle yazar.
    "Her yazarın, her sanatçının eminim ki ölüm saplantısı vardır, " der Anne Sexton. Ve bunu en çok paylaştığı kişi,1959'da Boston Üniversitesi'nde Robert Lowell'ın şiir sınıfında tanışıp dost olduğu Sylvia Plath'tır.
    #48004907
    #48010601
    Şiirini seslendirdiği şu kısa videoda bile Anne'nin ruh hali, intihara meyilliği o kadar bellirgindir ki...
    https://youtu.be/eJK5Gsa-9yY

    -Türk Edebiyatının Hüzünlü Prensesi: Tezer Özlü
    "Karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. Herkes her geceki uykusunu uyuyor. Ev soğuk... Günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. Kusmamak için üzerine reçelli ekmek yiyorum. Genç bir kızım. Ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum."
    Son cümle üzerine uzun uzadıya şeyler yazabilirim lakin bunu erteleyeceğim, yeterince uzattım gibi...

    4.) Neden Kadın?
    Evet, neden kadın? Sylvia, Anne, Virginia, Tezer ve yazabileceğim birçok kadın ismini birbirine bağlayan, aynı kadere sürükleyen şeyler nelerdir? Yapılan araştırmalar kadınların depresyona girme sıklığının erkeklerden daha fazla olduğunu gösteriyor . Farkındaysanız eğer hepsinin eserleri ortak bir paydada birleşiyor: "Toplumdaki kadın algısı", "Toplumdaki Kadına yönelik baskı", Toplumda Kadına dayatılmış sınırlar." Ben bunların ruh sağlığını büyük ölçüde etkilediğini düşünüyorum. Örneğin Anne'nin şiirlerinde karşılaştığımız "cadı" olgusu ve bununla özdeşim kurması bize cinsiyete bağlı sorunlardan etkilendiğini kanıtlıyor. Veyahut Sylvia'nın mutfak ve çocuklara dair yazdığı dizeler bu konuda iyi bir örnek teşkil ediyor.
    İçimizde bulunduğumuz düzen bizlerin sağlığını her anlamda kötü etkiliyor. Kadınların sürekli aşması gereken sınırlar var ve bunlar bir süre sonra yıpratıcı bir etki yaratıyor...
    Sylvia'nın hastalığı evlilik sürecinde daha çok ilerliyor çünkü hayalini kurduğu şeylerden uzaklaşmış bir şekilde kendini ev işleri içinde ve çocuk bakmakta buluyor. Sınırlar içinde kaybolup gidiyor... Burada aslında ev işleri veya çocuk bakımını eleştirmiyorum. Eleştirdiğim şey bunların sadece kadınlara yüklenmesi...
    Kitabın sonuç kısmında neden kadınlarda depresyonun daha sık görüldüğüne ilişkin olan bölüm pdf'de eksik olduğundan dolayı araştırırken kitapta o bölümü özetler nitelikte bir yazıya denk geldim. Bana ait olmadığını belirterek sizlerle paylaşmak istiyorum:

    [ Kadınlarda daha sık depresyon görülmesi
    biyolojik, sosyal ve kognitif (bilişsel) nedenler olarak 3 başlık altında toplanıyor.
    biyolojik olarak bakıldığında özellikle kadınların hormonal sebeplerle depresyona yatkın olduğu söyleniyor.
    sosyal nedenler ise kadınların strese daha duyarlı olması (aslında total olarak daha duyarlı olması da denebilirdi belki), kadınların toplumda sahip oldukları düşük sosyal statü ve sosyal desteğin eksikliği (arkadaşı, sırdaşı olmama ya da görüşememe) gibi başlıklar altında inceleniyor.
    kognitif nedenler ise öğrenilmiş çaresizlik ve depresyona yanıt biçimi başlıkları altında toplanmış. özellikle kadınlarda mevcut olan yaşamakta oldukları şeyin üzerinden tekrar tekrar geçme ve geviş getirircesine depresif duygularıyla ilgilenme davranışlarının depresyon süresini uzattığına dikkat çekilmiş.]
    ***
    Kitabın hem kadın yapısı hakkında hem de eserlerinin çevirisini bulmakta zorlanacağınız kadın sanatçılar hakkında bilgi edinmek için okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
    İyi okumalar diliyorum...
  • 1.
    açılmış sarmaşık gülleri
    kokularıyla baygın
    en görkemli saatinde yıldız alacasının
    gizli bir yılan gibi yuvalanmış
    içimde keder
    uzak bir telefonda ağlayan
    yağmurlu genç kadın

    2.
    rüzgar
    uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
    mor kıvılcımlar geçiyor
    dağınık yalnızlığımdan
    onu çok arıyorum onu çok arıyorum
    heryerinde vücudumun
    ağır yanık sızıları
    bir yerlere yıldırım düşüyorum
    ayrılığımızı hissettiğim an
    demirler eriyor hırsımdan

    3.
    ay ışığına batmış
    karabiber ağaçları
    gümüş tozu
    gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
    yaseminler unutulmuş
    tedirgin gülümser
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili
    hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
    her an ötekisiyle birlikte
    herşey onunla ilgili

    telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
    gittikçe genişleyen
    yakılmış ot kokusu
    yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
    yansımalar tutmuş bütün sahili
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili

    4.
    yalnızlık
    hızla alçalan bulutlar
    karanlık bir ağırlık
    hava ağır toprak ağır yaprak ağır
    su tozları yağıyor üstümüze
    özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
    eflatuna çalar puslu lacivert
    bir sis kuşattı ormanı
    karanlık çöktü denize
    yalnızlık
    çakmak taşı gibi sert
    elmas gibi keskin
    ne yanına dönsen bir yerin kesilir
    fena kan kaybedersin
    kapını bir çalan olmadı mı hele
    elini bir tutan
    bilekleri bembeyaz kuğu boynu
    parmakları uzun ve ince
    sımsıcak bakışları suç ortağı
    kaçamak gülüşleri gizlice
    yalnızların en büyük sorunu
    tek başına özgürlük ne işe yarayacak
    bir türlü çözemedikleri bu
    ölü bir gezegenin
    soğuk tenhalığına
    benzemesin diye
    özgürlük mutlaka paylaşılacak
    suç ortağı bir sevgiliyle

    5.
    sanmıştık ki ikimiz
    yeryüzünde ancak
    birbirimiz için varız
    ikimiz sanmıştık ki
    tek kişilik bir yalnızlığa bile
    rahatça sığarız
    hiç yanılmamışız
    her an düşüp düşüp
    kristal bir bardak gibi
    tuz parça kırılsak da
    hala içimizde o yanardağ ağzı
    hala kıpkızıl gülümseyen
    -sanki ateşten bir tebessüm-
    zehir zemberek aşkımız
  • Attila İlhan – Ayrılık Sevdaya Dahil

    1.

    açılmış sarmaşık gülleri
    kokularıyla baygın
    en görkemli saatinde yıldız alacasının
    gizli bir yılan gibi yuvalanmış
    içimde keder
    uzak bir telefonda ağlayan
    yağmurlu genç kadın

    2.

    rüzgar
    uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
    mor kıvılcımlar geçiyor
    dağınık yalnızlığımdan
    onu çok arıyorum onu çok arıyorum
    heryerinde vücudumun
    ağır yanık sızıları
    bir yerlere yıldırım düşüyorum
    ayrılığımızı hissettiğim an
    demirler eriyor hırsımdan

    3.

    ay ışığına batmış
    karabiber ağaçları
    gümüş tozu
    gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
    yaseminler unutulmuş
    tedirgin gülümser
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili
    hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
    her an ötekisiyle birlikte
    herşey onunla ilgili

    telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
    gittikçe genişleyen
    yakılmış ot kokusu
    yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
    yansımalar tutmuş bütün sahili
    çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili

    4.

    yalnızlık
    hızla alçalan bulutlar
    karanlık bir ağırlık
    hava ağır toprak ağır yaprak ağır
    su tozları yağıyor üstümüze
    özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
    eflatuna çalar puslu lacivert
    bir sis kuşattı ormanı
    karanlık çöktü denize
    yalnızlık
    çakmak taşı gibi sert
    elmas gibi keskin
    ne yanına dönsen bir yerin kesilir
    fena kan kaybedersin
    kapını bir çalan olmadı mı hele
    elini bir tutan
    bilekleri bembeyaz kuğu boynu
    parmakları uzun ve ince
    sımsıcak bakışları suç ortağı
    kaçamak gülüşleri gizlice
    yalnızların en büyük sorunu
    tek başına özgürlük ne işe yarayacak
    bir türlü çözemedikleri bu
    ölü bir gezegenin
    soğuk tenhalığına
    benzemesin diye
    özgürlük mutlaka paylaşılacak
    suç ortağı bir sevgiliyle

    5.

    sanmıştık ki ikimiz
    yeryüzünde ancak
    birbirimiz için varız
    ikimiz sanmıştık ki
    tek kişilik bir yalnızlığa bile
    rahatça sığarız
    hiç yanılmamışız
    her an düşüp düşüp
    kristal bir bardak gibi
    tuz parça kırılsak da
    hala içimizde o yanardağ ağzı
    hala kıpkızıl gülümseyen
    -sanki ateşten bir tebessüm-
    zehir zemberek aşkımız