Herman Melville

Yazar 8,4/10 · 357 Oy · 13 kitap · 1010 okunma ·  74 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Herman Melville
  • Unvan:
    Amerikalı Yazar
  • Doğum:
    New York City, New York, Abd 1 Ağustos 1819
  • Ölüm:
    New York City, New York, Abd 28 Eylül 1891
  • Yazar kitaplarını satın al Sponsorlu

Yazar İstatistikleri

74 okur beğendi.
357 puanlama · 243 alıntı
2 haber · 3.632 gösterim
1.010 okur kitaplarını okudu.
837 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
21 okur kitaplarını şu anda okuyor.
8 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Herman Melville'nin Resimleri Resim Ekle

Henüz yazara ait resim eklenmedi.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Herman Melville'nin Biyografisi

Herman Melville (d. 1 Ağustos 1819, New York - ö. 1891), Amerikalı yazar.
Bir Amerikan edebiyat klasiği kabul edilen Moby Dick adlı ünlü romanın yazarıdır. Uzun yıllar boyunca unutulmuş bir yazar olarak kalmış; 1920'li yıllarda yeniden keşfedilip büyük bir yazar olarak kabul edilmiştir.

Yaşamı
1819'da New York'ta dünyaya geldi. Sekiz çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğudur. 1830’da iflas eden babası, iki yıl sonra hayatını kaybedince Herman Melville, çocuk yaşta çalışmaya başlamak zorunda kaldı.[1] Bir yandan okuyup bir yandan çeşitli işlerde çalışarak geçen beş yıl boyunca tarih ve antropoloji kadar Shakespeare'in eserlerini okuyarak kendini geliştrdi.

On sekiz yaşında Liverpool’e giden bir gemide tayfa olarak iş buldu; aynı gemi ile tekrar New York'a döndü. Bu deneyim, ona ileride yazacağı romanlar için malzeme sağlayan seyahatlerden ilkidir.

Bir kaç yıl New York'ta özel ders vererek hayatını kazanmaya çalışan Melville, 1841'de Acushnet adlı bir balina gemisine denizci olarak kabul edildi ve Pasifik'te yeni bir seyahate başladı. On sekiz aylık bir yolculuğun sonunda gemidekilerin kötü tavrından yıldığı için bir arkadaşı ile birlikte Markiz Adaları'nda gemiden kaçtı. Yamyam olarak bilinen Typee yerlilerinin arasında bir ay kadar yaşadı. Adaya gelen bir Avustralya gemisi ile yeniden denizciliğe döndü ancak gemide çıkan isyana katılmakla suçlandığı için Tahiti civarında bir yerel hapishanede birkaç gün tutuklu kaldı. 1843 yazını Tahiti'de yerliler arasında geçirdi. İleride yazacağı Moby Dick adlı romanın düşünsel altyapısı bu sırada oluştu. Bir başka balina gemisi ile Hawaii'ye kadar gitti.

Otuzlu yaşlarında Boston'a döndükten sonra artık deniz seferlerine bir son vermişti; ailesinin teşviki ile kitaplarını yazmaya başladı. “Tippee” ve “Omoo” adlarını taşıyan ilk iki kitabı 1846'da yayınlandı. Bu kitapları, yerliler arasında geçen günlerine aitti. 1850 yılında yayınlanan “White Jacket”'ta ise bahriye erlerinin zorlu hayatını anlattı. İlk kitapları onu bir anda hem İngiltere hem Birleşik Devletler'de çok ünlü bir yazar haline getirdi. Bu dönemde eski bir aile dostunun kızı olan Elizabeth Knapp Shaw ile evlendi. Çift, dört çocuk sahibi oldu. 1850'de Massachusetts'te bir çiftlik evi satın alan Melville, çiftlik işleri ve yazı ile uğraşarak 13 yıl boyunca bu evde yaşadı. “Arrowhead” adını verdiği ev, günümüzde müzedir.

Yazar, en büyük eseri Moby Dick'i 1851'de tamamladı. Başlangıçta, balina avcılığını anlatan bir serüven öyküsü olarak tasarladığı kitabı tamamlamak üzere iken Amerikalı yazar Nathaniel Hawthorne ile tanışıp arkadaş olmuştu. Hawthorne'un tavsiyesi ile kitabını simgesel anlamlarla yüklü bir romana çeviren Melville, eseri dostuna adadı. Ancak kitap yayınlandığında beklediği başarıyı yakalayamadı ve çok olumsuz eleştiriler aldı.

Yayımcısı Harper’s bir sonraki romanını basmayı reddedince maddi sıkıntıya giren Melville 1866'da New York'ta gümrük müfettişi olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde yazdığı “Pierre” ve “Piazza memories” gibi kitaplar ilgi görmedi. Son yıllarında düz yazıyı bırakarak kendini tamamen şiir yazmaya verdi; şiirlerini kendi parasıyla bastırdı.

1888 yılında emekli oldu ve en büyük eserlerinden biri sayılan “Billy budd”' yazdı; eseri bastırmaya fırsat bulamadan 28 Eylül 1891'de New York'taki evinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.

Uzun yıllar boyunca unutulmuş bir yazar olarak kalan Melville, 1920'li yıllarda yeniden keşfedildi ve büyük bir yazar olarak kabul edildi. Eserleri Amerikan Kütüphanesi tarafından toplanıp basılan ilk yazar oldu.

Herman Melville'nin Kitapları Kitap Ekle

8,4/ 10  (196 Oy) ·  389 Okunma
8,0/ 10  (13 Oy) ·  24 Okunma
7,0/ 10  (3 Oy) ·  7 Okunma
7. Typee (Polinezya Hayatında Bir Bakış)
8,8/ 10  (4 Oy) ·  6 Okunma
12. Israel Potter (Sürgünde Elli Yıl)
0,0/ 10  (0 Oy) ·  1 Okunma
HACER UYSAL, bir alıntı ekledi.
04 Mar 20:04 · Kitabı okuyor

Bir adam başkasını bol bol güldürebiliyorsa, bilin ki, sandığınızdan çok daha fazla bir şeyler olabilir o adamda.

Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 74)Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 74)
HACER UYSAL, bir alıntı ekledi.
26 Mar 15:52 · Kitabı okuyor

Ah! Eskiden, doğan güneş beni coşturur, batan güneş dinlendirirdi. Geçti o günler. O güzel ışık aydınlatmıyor artık beni.

Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 227)Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 227)
HACER UYSAL, bir alıntı ekledi.
08 Mar 16:16 · Kitabı okuyor

İnan bana, sefere güleryüzlü kötü bir kaptanla çıkmaktansa, asık yüzlü iyi bir kaptanla çıkmak daha hayırlıdır.

Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 131)Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 131)
HACER UYSAL, bir alıntı ekledi.
04 Mar 20:23 · Kitabı okuyor

Bu balinacılık işinde ölüm vardır. İnsan, kaşla göz arasında, ne oldum demeye vakit bulamadan, öteki dünyayı boylayıverir.

Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 83)Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 83)
Sümeyye Gülsüm, bir alıntı ekledi.
19 Şub 14:55 · Kitabı okudu · 8/10 puan

“Kolaylıkla saklayabildiği halde,içine yerleşmiş kötülüğü yok edemiyor; iyinin ne olduğunu idrak edebildiği halde,iyi olmaya gücü yetmiyordu.”

Billy Budd, Herman MelvilleBilly Budd, Herman Melville
HACER UYSAL, bir alıntı ekledi.
03 Mar 23:56 · Kitabı okuyor

Kuşkusuz, benim bu balina seferine gitmem, kaderin çok önceden hazırladığı görkemli programın bir bölümüydü.

Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 50)Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 50)
HACER UYSAL, bir alıntı ekledi.
10 Mar 18:37 · Kitabı okuyor

Balina Avcılığı
Dünyanın bizi adam yerine koymamasının başlıca nedenlerinden biri, bizim mesleğimizi bir çeşit kasaplık görmesi, bizi iş basında, türlü pislikler içinde çalışır bilmesidir... Doğru, kasaplıktır bizimki. Ama dünyanın her yerde ve her zaman şana şerefe boğduğu komutanlar da, birer kasaptır, hem de en kanlı türünden.

Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 161)Moby Dick / Beyaz Balina, Herman Melville (Sayfa 161)
Nisa Nur, bir alıntı ekledi.
05 Oca 2015

"Ciddi bir insanı pasif bir direniş kadar çileden çıkaran bir şey yoktur.''

Herman MelvilleHerman Melville
Bütün Alıntıları Göster

Herman Melville kitap incelemeleri

Aykut, Typee'yi inceledi.
 23 Nis 2017 · Kitabı okudu · 28 günde · 9/10 puan

Küçüklüğümden bu yana denizcilikle ilgili romanları ve öyküleri hep sevmişimdir. Aylardır seferde olan bir gemi ya da bir gemi kazası, ada yaşamı. Yani bir nevi "Robinson'vari" hikayeler. Typee de bunlardan biri. Fakat bu, bahsedeceğim nedenlerden dolayı yalnızca yüzeysel olarak bu şekilde. İsmi, yazdığı ünlü Moby Dick romanı ile bilinen Herman Melville'in bir diğer romanı Typee. Typee ismi nereden geliyor peki? Typee Polinezya Adaları'nda yaşayan onlarca yerli kabileden yalnızca bir tanesinin ismi. Kısaca, bir cümlede özetleyecek olursak; bir denizcinin Typee adlı kabilenin içinde dört aylık bir 'tutsaklık' öyküsüdür Typee. Fakat buna ne denli tutsaklık adı verilir kitabı okuyanlarca tartışılabilir.

Moby Dick'ten de alışık olduğumuz gibi Melville yalnızca serüven romanları yazan basit bir yazar değil. Bana göre yazarlığın sınırı da budur bence, yazdıklarını çok katmanlı yazması, bunlardan birden çok anlam çıkarılabilmesi. Melville ise bu işi en iyi beceren yazarlardan biridir zannımca. Dolayısıyla Typee de bir adamın bir adada yerliler arasında geçirdiği 4 aydan fazlasıdır. Her şeyden önce Typee küreselleşmenin getirmiş olduğu bir sancı olan medeniyetler çatışmasını konu alıyor. Kitaptaki kahramanımız Typee halkını birçok açıdan uygar olarak tanımladığımız batı insanına göre derecelendiriyor.

Typee başka bir yönden bakıldığında ise tanıdık bir öykünün 19. yüzyıl versiyonu olarak da nitelendirilebilir. Nedir bu tanıdık öykü? "Beyazların" dünyanın çeşitli bölgelerindeki "barbarlara" demokrasi, din, hukuk götürme, uygarlık dediğimiz şeyi öğretme çabasıdır. Typee halkının yaşadığı Polinezya Adaları bölgesinde de çoğunlukla Fransız'lar vardır ve "yamyamlara" uygarlığı öğretmeye gelmişlerdir. Hangimiz uygarlık dediğimiz şeyi biliyor ve hakkıyla uygulayabiliyoruz da başkalarına öğretmeye kalkıyoruz? Daha insanlar arasındaki uçurumları aşmamış iken bu yarım yamalak bildiğimiz şeyi başkalarına öğretmeye çalışmak da biz insanların komik yanlarından biri bana göre. İronilerle dolu bir çağda yaşadığımızı düşünürsek bu elbette ki normal bir durum.

Kitabımızın kahramanı Tommo, Typee'ler arasında yaşarken neleri görmüyor ki? Bu uygarlık dışı olarak kabul edilen insanların, onlara bu sıfatı yakıştıran kişilerden çoğu açıdan üstün olduğunu mu dersiniz ya da hepsinin de aslında çok iyi kalpli saf insanlar olduğunu mu. Dünyasal manada bir sosyolojik çalışma olarak bile okunabilecek bir eser Typee. Kendini tarihin öznesi olarak tanımlayan batının, yine onun tabiri ile "öteki" olarak adlandırılan kültürler arasındaki çatışmanın da öyküsüdür Typee.

Melville'in okuduğum üç eserinde de durum böyleydi; çok katmanlı, çeşitli yönlerden değerlendirilebilecek eserler bırakmış usta yazar. Bu açıdan Typee'de gerek bahsettiğimiz noktaları değerlendirme amacı ile gerekse de Polinezya coğrafyasını öğrenmek için bile okunabilir.

İşin muallak olan yönü Melville'in gerçekten Tommo gibi bir ada hayatı yaşayıp yaşamadığıdır. Bazı kaynaklar Melville'in gerçekten Polinezya'da Typee'ler arasında kaldığını ama bunun süresinin dört değil de bir ay olduğunu söylüyor. Kitapta geçenlerin doğruluğu ise tam olarak bilinmiyor. Gerçek ve kurgunun harmanlanmasından ortaya çıkan çok katmanlı bir romandır Typee. Melville'i okuyup da onun o usta yazarlığının tadını tam alamayanlar için kesinlikle okunmaya değer bir eser Typee.

Semih, Katip Bartleby'i inceledi.
 18 Ara 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Patronunuz, işvereniniz veya üstünüz size bir işi yapmanızı söylediğinde; "Yapmamayı tercih ederim," diyerek reddedebilir misiniz?

Yazarın deyimiyle; varsayımların değil, tercihlerin adamı Bartleby'nin hikayesi bu kitap. Son derece etkileyici ve pasif direniş konusunun nadide örneklerinden biri.

Peki, pasif direniş nedir tam olarak? Pasif direniş, herhangi bir eyleme başvurmaksızın, yalnızca eylemsiz kalarak yapılan direniştir. Bence çok güzel ve anlamlı bir direniş şeklidir. Taksim/Gezi olaylarında hiçbir şey yapmaksızın AKM'ye bakan "Duran Adam"ı hepimiz hatırlarız. İşte bu eylem güzel bir pasif direniş örneğidir.

Kitaba tekrar dönersek, mutlaka her çalışanın ve işveren terörüne karşı yapacağı hiçbir şeyi olmadığını düşünen kişilerin okuması gereken bir eser Katip Bertleby. Umut vaat eder. Şöyle ki; Bartleby isimli katip, kendisine verilen işleri "Yapmamayı tercih ederim." diyerek yapmıyor ve işverenine karşı genel bir pasif direniş içerisine giriyor. Zamanla işvereni tarafından da sempati ile karşılanmaya başlıyor ve pasif direniş müthiş bir şekilde işleniyor kitapta. Bir çeşit sivil itaatsizlik olarak da tanımlanabilir bu durum.

Yazarın hayatını ve işlediği konuları göz önüne aldığımızda Bartleby onun; paraya, yönetime, efendiliğe, otoriteye, itibara, popüler kültüre yani kısaca var olan düzene kişisel direnişidir diyebiliriz.

Kitap çok güzel bir kitap olmanın dışında, okudum bitti gitti diyemeyeceğiniz bir kitap. İnsanı düşünmeye itiyor ve bu yönüyle beni son derece etkilemiş durumda. Herkesin bilmediği o müthiş kitaplardan biri...

Nesrin Ay, Katip Bartleby'i inceledi.
 19 Nis 14:58 · Kitabı okudu · 8/10 puan

50 sayfalık hikayeden 50 sayfalık önsöz/sonsöz yazdıracak bir kitap! Bir saat ayrılıp, bir zamanlık katık olabilir düşünce hayatınıza. Etkileyici bir mottosu var. 'I would prefer not to'

Jean-Jacques Rousseau'nun özgürlük tanımı hepimizin üstünde hemfikir olduğudur sanırım: İnsanın özgürlüğü; istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır. Peki yapmak istemediğimiz hiçbir şeyi yapmıyor muyuz? İşte, okulda, evde kısacası mecburi hizmetlerimizi sürdürdüğümüz yerlerde özgür değiliz hiçbir zaman. https://1000kitap.com/lwoH un bu incelemesi zaten hislerime tercüman olmuştu zamanında. #27367868 Mecburiyetleri olduğu gibi kabul edip uygulamak da 'düzgün' ve 'sistemin devamını sağlayan' yetişkin olmanın önemli bir şartı.

Bartebly 'Yapmamayı tercih eden' bir katip. Belki bir pasif direnişçi, belki sistemdeki bozuk bir çark. Geçmişini bilmediğimiz, meraklandıran, bende ilk başta bir 'Raif Efendi', bir 'Meursault' çağrışımı yapan, daha sonra büsbütün özgünlüğünü gösteren bir hayali kahraman.

Anlatıcı, tanımaya çalışıyor, şefkatle yaklaşmaya ve saygı duymaya çalışıyor olmuyor. Diyor ki: "Ciddi bir insanı, pasif direniş kadar çileden çıkaran başka bir şey yoktur. Bu direnmeyle karşılaşan kişi insanlıktan uzak değilse, direnen ise pasifliğinde zararsızsa, ilki, en iyi zamanda tüm yardımseverliğiyle elinden geleni yapacak, hayal gücünü kullanarak aklıyla çözmesi olanaksız olanı anlamaya çalışacaktı.'' Anlamaya çalışıyor, Edwards'ın İrade Üzerine Görüşleri ile Priestly'nin Mecburiyet Üzerine Görüşleri'ni okuyor işaret ediyor bize, birikiminizi artırın da daha nitelikli yorumlayın diyor adeta.

Yine Rousseau diyor ki: "Yazar ele aldığı nesnenin en yetkin imgesini verme amacını gütse bile, hiçbir zaman herşey anlatmaz, söylediği şeylerden daha fazlasını bilir hep." Herşeyi anlatmayı bırak herşeyi bize bırakmış Melville bence. Sonunu bile anlatıcının kendi kendini ikna etmesi için varsayımlara dayandırmış, Palto'nun sonunu çağrıştırdı bana.

Aykut, Moby Dick / Beyaz Balina'yı inceledi.
19 Şub 2017 · Kitabı okudu · 27 günde · Beğendi · 10/10 puan

Moby Dick'in ismini duymayan yoktur belki de. Çocukken okuduğumuz o minik ufak kitaplar arasında kapağında 'balina' resmi olan kitap Moby Dick idi, değil mi? Sizi bilmem ama ben bu eseri küçükken okuduysam bile şu anda anımsayamıyorum. Moby Dick kimilerine göre bir serüven romanı. Kimilerine göre de bir deliliğin, takıntının diğer bir adı. Ishmael adlı bir gemici aktarıyor bizlere her şeyi. Ishmael, sayfalar ilerledikçe anlatımı öylesine 'sahipleniyor' ki yazarla bütünleşir hale geliyor. Zaten bu eserin yazarının da hayatının bir kısmının denizlerde geçmiş olmasına bakarsak, bu sahiplenme anormal bir durum değil. Burada ince bir nokta da var: Melville bu sahiplenmeyi Ishmael'e bir anda yaptırmıyor tabii ki, bu süreç öyle yavaş ve uyumlu oluyor ki sizler bile bunun farkında varmıyorsunuz kitabın sonuna dek. Hatta romanın gidişatına göre Ishmael geri planda kalmaya başlıyor. Bir nevi onu merak etmek yerine algınız başka noktalara kayıyor.

Ishmael, serüven arayan bir genç. Denizlerden daha güzel bir serüven var mıdır sorarım sizlere. O açık denize çıkmak, aylarca dönmemek, kendinizle ve dalgalarla baş başa kalmak... Kulağınızda uğuldayan rüzgar kimi zaman dağlarda uğuldayan rüzgarlardan daha tatlı gelir denizde. O mavi çarşaf bakanları içine çeker. Ishmael diğerlerinden daha çok serüven yaşanan balina gemilerinde karar kılıyor ve atlıyor bir gemiye, yanında handa tanıştığı yerli arkadaşı Queenqueq ile birlikte. O dönemlerde balina avı için sefere çıkan gemiler bir hayli fazlaydı. Balina yağı, ampul gibi alternatif ışık kaynaklarının olmadığı, sokak lambalarının bile içinde mum olduğu dönemlerde mumun ham maddesi olarak kullanılıyordu. Dolayısıyla ekonomik anlamda bir hayli önem arz ediyordu. Işık insanlık için her zaman ilk ihtiyaçlardan biri olmuştur, her dönem için bu böyle. Fakat çağımızda belki de bu değişti, ışıklardan bıkar hale geldik. Karanlığa kaçar olduk, dışarıdaki ışıklar içimizi daha da kararttı yalnızca. Konumuzdan sapmadan incelemeye devam edelim.

Yazdığım incelemelerde kitabın içeriğine çok fazla dalmak istemem, çünkü eseri okuyacak olanlar arasında bundan rahatsızlık duyacaklar da olabilir. Fakat şimdi incelemenin gidişatı açısından bazı şeylere girmem gerekiyor. Pequod isimli gemimizin kaptanı Ahab'dan birazcık bahsetmek istiyorum. Çünkü Moby Dick'in en can alıcı, ayırıcı noktası burası işte; eseri bir serüven romanından ayırıp bir analiz romanı yapan nokta. Kaptan Ahab yıllar önce denizciler tarafından neredeyse efsanevi olarak tanımlanan 'o balina' ile 'savaşmış' biridir. Bu 'savaş' Ahab'a pahalıya mal olmuştur; bacağını kaybetmiştir Ahab. Yıllar yılı takma bir bacakla hayatını sürdürmeye çalışan Ahab, Moby Dick'e düşman kesilmiştir. Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki, Ahab aslında normal bir insandır, ta ki bacağını kaybettiği o lanetli güne kadar. Hiçbir insan doğuştan ruh hastası olamaz bana göre, kalıtsal olmadıkça.

Ahab bir delidir. Bunu kendi de kabul eder. Çünkü içinde deliliğe varan bir kin dolup taşımaktadır Beyaz Balina'ya karşı. Bunun tek nedeni kaybettiği bacağı değildir. Ahab, dünyada kendine göre 'kötü' olarak tanımlayabileceği ne varsa hepsini Beyaz Balina'ya yüklenmiştir. Öyle ki, Ahab bir canidir belki de; amacı uğrunda yoluna ne çıkarsa feda etmeye hazırdır. Gerek tayfaları, gerekse de kendi. Ahab'ın gözünde o balina bir deniz canavarından ayrı olarak tüm evrendeki kötülüğün bir timsalidir. Kitapta da bahsedildiği gibi Ahab maddi manevi tüm acılarını balinadan ayrı düşünemez hale gelmiştir. Kimi anlarda çılgınlık nöbetleri yaşayan Ahab her kötü şeyi Beyaz Balina ile özdeşleştirmiş, onu 'düşmansallaştırmıştır'. Bacağı ilk koptuğu sıralarda Ahab'ı yatağına sıkı sıkı bağlamak zorunda kalırlar, onun maddi anlamda diyebileceğimiz çılgınlığı ilk başlarda o denli şiddetlidir. O lanetli sefer bitinceye dek yatağında bağlı kalan Ahab o anlarda ne yaşadı, nasıl yoğun duygular içerisinde idi bunu öğrenmeyi çok isterdim.

Ahab daha sonraları hayatını 'normalleştirmeye' çalışmak adına evlenmiş ve bir de çocuğu olmuştur. Ama içini kemiren o takıntı onu için için bitirecektir. Ahab çılgınlık nöbetlerinde hayatta olan çoğu şeye karşı bir meydan okuma faaliyeti içinde bulunuyor. Gemideki ölçüm aletlerine bile kin duyup, onları kırıp parçaladığı, ona yol gösteren güneşi bile aşağılayıp kendi kendine söylendiği bile olmuştur. Çünkü Ahab'ın çılgınlığı kadar gururu da aşırıdır. Ölçüm aletlerini parçalayarak bilime bile muhtaç olmamak ister. İçindeki kin olağanüstü derecelerde olduğu için kendini üstün görmesi de şaşılacak bir durum değildir bana göre. Dolayısıyla yalnız bir insandır Ahab. Ne birine muhtaç olmak ister ne de çevresinde insanların olmasını.

Kitabın kimi yerlerinde kendi inandığı Tanrı'ya dahi kafa tutan Ahab'ı şöyle tanımlar Melville: Tanrısız, Tanrı gibi bir adam. Fakat her yalnız insan gibi Ahab'ın da kırılgan olduğu bir an gelir; ikinci kaptanla yalvarırcasına bir konuşma içerisine girer. Sanki Ahab, kendinin böyle olduğunu kabullenemiyor, kendini asıl Ahab olarak göremiyordur. Böylesine 'sert' bir kaptan betimlemesinden sonra o konuşmayı okumak bana değişik duygular hissettirdi. Kendinin ne denli yalnız olduğunun farkında olan Ahab, kendini şöyle tanımlar: Aydınlığa çıkan bir karanlık gibi. Dikkat ediniz, bu denizciliğin veya deniz seferlerinin getirmiş olduğu bir yalnızlık değildir. Ahab yaşadıkları dolayısıyla yalnızlığa mahkum gibidir. Onu delirten bu kin elbette ki yalnızlığa da mahkum edecektir.

Takıntı konusunun bu denli iyi işlendiği bir başka eser varsa o da W.Golding'in Kule adlı eseridir. Fakat Moby Dick bana göre biraz daha öne çıkıyor bu konuda. Öyle ki, Ahab öylesine kalıcı bir etki bırakıyor ki içinizde, şahsen ben onu bir daha unutamayacağım. Ama Ahab'a da hak vermiyor değilim. Bir düşünün; sizi en çok sinirlendiren herhangi bir şeyi her dakika azalmaksızın yaşadığınızı düşünün. Çünkü insan psikolojisinde sinir dediğimiz şey genellikle geçicidir, Ahab bunu geçici olmaksızın her dakika yaşıyor. Bu durumda delirmek belki de normal bir durum haline gelir. Zaten Ahab'ın kendisi yine kendi hakkında şöyle der: "Ben deliliğin delirmiş biçimiyim."

Ahab Moby Dick'i buluyor mu, Pequod nasıl serüvenler yaşıyor bunlar da okuyacak olanlara sürpriz olsun. Fakat Ahab hakkında üzülmüyor değilim; onun o halde olması beni üzdü açıkçası. Ahab gibi insanlar her daim ilgimi çekmiş, onları anlamaya çabalamışımdır. Bu yönden Ahab ilgimi fazlasıyla çekti. Benim için unutulmaz bir karakter oldu. Bunların dışında Moby Dick'in serüven dolu olan yanlarını zaten saymadım bile. Pequod sefere çıkarken siz bile heyecanlanıyorsunuz. Düşünsenize, aylar belki de yıllar sürecek bir sefere çıkıyor bir gemi, siz de içindesiniz. Zaten bir yazar, yazdıklarını hissettirebildiği ölçüde iyidir. Melville de sizi öyle bir yere götürüyor ki, gemiye dıştan bakan bir insan değil, geminin; Pequod'un içinde bir tayfa oluyorsunuz. Ahab'ın yaşadıklarına bizzat şahit oluyor, o Pasifik rüzgarlarını içinizde hissediyorsunuz.

Biraz da yayınevinden bahsetmek istiyorum. Yapı Kredi Yayınları işini gerçekten çok iyi yapıyor. Önsözlere verdiği önem olsun, kitap hakkında yazılan kimi yazıları da yayımlanması kalitesini artırıyor. Ayrıca okuyacaklara tavsiyem kimi kısaltılmış versiyonlarını değil, bizzat bu kitabı okumalarıdır. Sanıyorsam eserin en uzun, ayrıntılı çevrilmiş hali Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan bu kitaptır. Sizler de Kaptan Ahab ile tanışmak, serüvenlere atılan bir tayfa olmak istiyorsanız eğer Moby Dick'i bir an önce okumalısınız. Moby Dick yalnızca bir serüven romanı değil, psikolojik tahlilleri ve deliliğin tasvirini içeren bir incelemedir.

Aykut, Katip Bartleby'i inceledi.
 06 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Herman Melville'in psikolojik ve bilinçsel manada ne kadar etkili eserler bıraktığını her okuduğum eserinden sonra çok daha iyi anlıyorum. Bende birçok kişi gibi Melville'i Moby Dick eserinden tanımış bulundum. Aslında kitaptan sonra yazarı ile tanışmış oldum. Moby Dick ismi çocukluğumun sisli odalarından kalma bir isimdi; öyle ki, bunun bir kitap ismi olduğunun farkında idim, fakat yazarını bilmiyordum, eseri yıllar sonra tekrar okumam ile o güçlü kalemle de (belki de bir kez daha) tanışmış oldum.

Kendisinin güçlü kaleminin farkına varmam da üstte bahsini ettiğim eseri; Moby Dick'i okumam ile oldu. Psikolojik tahliller ve kişiliksel olarak bir derine inme beni en çok etkileyen etmenlerden biriydi. Kaptan Ahab ile tanıştıktan sonra da bunu ne kadar incelik ve ustalıkla yaptığını çok daha iyi gördüm. Bir romanda ya da öyküde birinin psikolojik derinliğine inmek ve kişilik tahlilini yapmak emek ve ustalık isteyen bir iştir. Yazar bu işi incelikle yapmazsa eğer, incelenen karakter anlaşılmaz hale gelebilir ya da okuyucu ulaşamayacağı beklentiler içerisine girebilir.

On dokuzuncu yüzyıl okurları onun deniz serüvenlerini ve de Güney Denizleri serüvenlerini keyifle okumuşlar ve onu kitabın önsözünde belirtildiği gibi "Yamyamlar arasında yaşayan adam" olarak nitelendirmişler. Fakat elbetteki bu nitelendirmelerdeki anlaşılmalar Melville'in yazılarının ilk tabakasını kapsıyor. İkinci tabakaya; eserlerindeki simgesel derinliklerin farkına uzun yıllar sonra varılabilmiştir. Bu açıdan Melville'in yapıtlarını çift tabakalı olarak değerlendirmek de mümkün. İlk tabaka kolaylıkla anlaşılan okuyucunun çaba harcamadan görebileceği ve o 'serüven' kısmını oluşturan kısım, ikinci tabaka ise üzerinde kafa yorularak ulaşılabilen ve yoğunluklu kısımdır.

Kitapta bir tanım daha geçiyor Melville için: Ruhu kara romantik, etik bir idealist. Bu tanımın yansımalarını eserlerindeki karakterlerde de görmüyor muyuz? Ahab'da, Billy'de ya da Barteby'de? Ayrıca buradan da yola çıkarak eserlerindeki karanlık ve dehşet veren havanın da ayırdına varılabilir. Gelin biraz da bu eserden bahsedelim.

Barteby, noterin yanında işe yeni girmiş bir katiptir. Kısaca özetlemek gerekirse, Barteby'i diğer insanlardan ayıran şey patronuna karşı verdiği cevaplardır diyebiliriz. Öyle ki patronunun ondan istediği şeyleri Barteby nazikçe ve vaziyetini bozmadan "Yapmamayı tercih ederim" diye geri çeviren biridir. Kitabın temeli ve geri kalanının tamamı da bu cevabın yaratmış olduğu dalgalanmalardır. Asla değişmeyecek şeyler ve bozulmayacak bir olaylar dizisi. Bir domino taşı dizisinin tetiklenmesi ya da bir dalgacığın upuzun bir nehir boyunca aşağı doğru hareket etme gibi. Öykü temelde (ilk tabakada göründüğü kadarıyla) basit gibi görünüyor ama aslında değil. Şöyle ki, Barteby'nin içinde bulunduğu durum varolan düzene karşı bir başkaldırı ve uyumsuz bir direniştir. Bir yabancılaşma süreci içinde kapitalist sistemi önce gözlemiş daha sonra da işini yapmamayı tercih etmiş sonrasında ise hayata ve kendi bedenine yabancılaşmıştır. Ayrıca Kafka'nın da etkilendiği yazarlardan biridir Melville. Bu 'kendi bedenine bile yabancılaşma' kavramı Kafka okuyanlara oldukça tanıdık gelecektir (Açlık Sanatçısı).

Yabancılaşma kavramı da bir anlamda varoluş kavramını destekler eserde. Vermiş olduğu acımasız ve soğuk cevap varoluşu için ölümü dahi göze alabilir nitelikte olduğunu ispatlar. Modern dünyada bu cevabı çalıştığımız ya da okuduğumuz yerlerde verdiğimizi düşünelim; "yapmamayı tercih ederim". Bu işin sonu nerede biterdi? Barteby'nin işi sonuna kadar götürüyor ve olanlar oluyor. Fakat bunu sonuna kadar götürmesinin de tek sebebi varoluşu için ölümü kabullenmesidir. Aslında bir açıdan da Barteby içimizdeki hep susturduğumuz genç değil midir? Bazı zamanlar içimizde susmak bilmeyen, canımızı acıtan kişidir o. Kitapta da denildiği gibi başkaldırının küstah bir zarafetidir bu.

O ruhu kara romantik yazarın trajik bir yücelik kazanan küçük insanlarından yalnızca bir tanesi aslında Barteby. Fakat belki de içlerinde en cesuru (Ahab'dan bile cesur bana göre). Sistemi hiçbir şey yapmamak ile tehdit edecek kadar cesur. Bu reddedişin sonucu da onun varoluşunu kanıtlayacak ve içinde bulunduğu sivil itaatsizlik kavramını yüceleştirecektir. Bu açıdan Barteby'nin öyküsü bizlerin; insanlığın acıklı durumunu da yüzümüze çarpıveriyor. Bizi tir tir titretiyor. Önsözde bahsedilen bir sözle bitirmek istiyorum; "Joe Orton'ın karakterlerinden birinin sözü Barteby'nin nihilizmini doğrular, onaylar: 'Akıldışılıklarla dolu bir dünyada, aklı başında olmaya çalışmanın kendisi akıldışı bir davranıştır.'"

Black Jack, Katip Bartleby'i inceledi.
24 Oca 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Herman Melville büyüleyici imgeleriyle bu kısa romana can vermiş. Yazarın diğer başyapıtlardan biri olan Moby Dick en iyi 10 roman arasında gösteriliyor. Moby Dick ve Billy Budd'ı okumadan Herman ile tanışmak istedim. Zweig'in kalemindeki o akıcı psikolojik tahlilleri Herman Melville'de de çok fazla gördüm. Bir Zweig sever olarak Herman'ı da çok sevdim. Bütün kitaplarını okumayı düşünüyorum. Hikaye oldukça yalın ama etkili tasvirlerle dolu. Mühürdarlık (noterlik) yapan anlatıcı yanına katip olarak aldığı Bartleby'nin tuhaf halleriyle karşı karşıya kalıyor. Kaldığı durumları çözmeye çalışan Noterimiz çetin bir mücadeleye girişiyor. Bakalım sonunda bu mücadelenin kazanını kim olacak? Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.

Rahime, Katip Bartleby'i inceledi.
28 Nis 13:03 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitap efsunlu...

Bu kitaba, kitabın kendi mottosuyla karşılık verip İnceleme "yazmamayı tercih ederim" çünkü, hislerimi yazmayı tercih ediyorum.

Aslında tercihlerimin adamı değilimdir. (Adam olmadı sanki, madâm mı deseydim acaba)
Çünkü çoğu yaşadığım şey, benim tercihim değildi. Kimi zaman iki seçenek arasında kalacak kadar bile bir tercih hakkım olmadı. İnsanın kendi hayatı ile alakalı karar vermesi bir ihtiyaçtır, lüks değildir. Hani şu varoluş lakırtısı vardır ya, işte insan varoluşunu sorguluyorsa şayet, kendi hayatında söz hakkı olmalı. İşte benim söz hakkım olmadı, su aktı yolunu buldu bu yüzdendir varoluşumu sorgulamayışım. Gelmişiz gidiyoruz işte...

Bunun için kimseyi suçlamıyorum. Kendim de arıyorum hatayı. Neden Katip Bartleby kadar cesur değildim ya da inatçı ya da arsız belki de yüzsüz... Hâlbuki amirim, görevim olmayan sorumlulukları üstüme yüklediğinde "yapmamayı tercih ederim" diyecek kadar cesaret ya da babam şehir dışına okula gidemezsin dediğinde "gitmeyi tercih ederim" diyecek kadar bir kararlılık ya da annem, bir gün evleneceksin, çift çizgi yapma, öğren artık ütü yapmayı dediğinde "öğrenmemeyi tercih ederim" diyecek kadar da yüzsüzlük yeterdi bana.
Katip Bartleby gibi pasif bir direniş yapmam lazımdı ama ben, pasif kısmını aldım direnmeyi unuttum ve amirimin angarya işlerini yapmaya devam ettim, şehir dışına okula gitmedim yaşadığım şehirde okul kazandım, ütü yapmaya gelince de hâlâ çift çizgi yapıyorum bazen üç çizgi olduğu bile oluyor. İnsan, tercih etmediği şeyleri yapmakta pek başarılı olamıyor sanırım. Belki yapmayı tercih ettiğim şeylerde de başarısız olacaktım ama en azından kendi tercihim olmuş olacaktı.

Bu kitap efsunlu demiştim. Öyle bir etki bıraktı ki ben de varoluş sancısı çekiyorum adeta. :) Daha ilk sayfasından büyüsüne kapılıyorsunuz kitabın. İnceden inceye ruhunuza bir şeyler işlendiğini hissediyorsunuz, bazen gülerken yakalıyorsunuz kendinizi, bazen de boğazınız düğümlenmişken suç üstü yapıyorsunuz kendinize. Bazen sinirleniyorsunuz bazen de çaresiz hissediyorsunuz. Ve bunların hepsini 50 sayfalık bir Novella'da yaşıyorsunuz. Bir hikâye kitabı, hayatımın biricik kitabı olmayı başarıyorsa bu kitap efsunlu olmalı diye düşündüm ben de.
Böyle bir etkiyi yıllar önce okuduğum Peyami Safa'nın Yalnızız romanında da yaşamıştım. Üzerimdeki tesiri geçmesin diye aylarca kitap okumamıştım onun üstüne. Şimdi Katip Bartleby'nin üstüne de kitap okumasam mı diye düşünmüyor değilim.

Kitapla alakalı tek pişmanlığım çabucak okuyarak bitirmiş olmam. Okuyacak arkadaşlar yavaş yavaş tadını çıkartarak okusunlar ve acele etmesinler. Aradığınız cevaplar kitabın sonun da sizi beklemiyor. Bu yüzden merakınızı gidermek adına bir an evvel sona gelmek için 1 saatte okuyup bitirmeyin kitabı. Size "yapmamayı" "etmemeyi" "çalışmamayı' " yaşamamayı" söyleyen Katip Bartleby'yi anlamaya çalışmayın, hissedin.

Bir taraftan herkese tavsiye etmek istiyorum bu kitabı diğer taraftan sadece kıymetini bilecekler okusun istiyorum. Kuytu köşelerde kalıp, küflenen kitaplardan olmasına yüreğim el vermez ama ele ayağa da düşmesin, hakkı verilsin Katip Bartleby'nin.

Herkese keyifli okumalar.

Melih Karaman, Katip Bartleby'i inceledi.
09 Şub 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Yazarın, kendisi ince fakat anlamı derin ve düşündürücü olan bu eserini kesinlikle okumalısınız. Okuduktan sonra yazarın "Pasif Direniş" felsefesini anlarsanız eğer; istemediğiniz durumlarda "yapmamayı tercih ederim" deme cesaretini bulacaksınız
İçeriğe gelecek olursak;
Kitabın ana karakteri Bartleby, kendisinden yapılması istenilenleri tepkisiz ve normal bir şekil de - yapmamayı tercih ederim - diyerek reddediyor. Sadece yapmak istediklerini yapıyor. Bartleby'nin patronu da bu tuhaf adamı anlamaya çalışıyor.
Fazla detaya gerek yok kısa kitap zaten. Bunların dışında bu kitapla ilgili yazar hakkında ilginç bir bilgi paylaşmak istiyorum...

Kitabın yazarı Herman Melvillen'in en çok bilinen eseri Moby Dick, okuyucular tarafından; kaptan ile balinanın savaşı olarak algılanır ve anlaşılmaz. Büyük bir ilgisizlikle karşılanır. Bu anlaşılamama nedeniyle yazar hayal kırıklığına uğrar ve hak ettiği değeri alamaz.Yayımcısı bir sonraki romanını da basmayı reddeder. Daha sonrasın da ise etrafındaki insanlar ona akıl vermeye başlar.
"Başka bir kitap yazmalısın"
"Akılcı davranmalısın"
"İlgi çekici şeyler bulmalısın"
gibi...
Yazarda, başarısızlığa rağmen inatla mücadele ederek çevresindekilere cevabı Bartleby üzerinden verir...
Özetle "Başkaldırı Kitabı" diyebiliriz.

Kitabı okumayı tercih ederseniz. Kara kedi yayınlarından almayı tercih etmelisiniz. Kaliteli ve ayraçlı fiyatı da ucuz denilebilir.

Cem, Katip Bartleby'i inceledi.
 30 Nis 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Melville'in eseri yalnız ve işlevi kalmamış, artık toplumdan kopmuş, kimsesiz bir insanı anlatıyor. Bartleby'nin bütün meselesi kitabın son sayfasında Sahipsiz Mektuplar olayında gizli; 1800'lerin sonunda ABD'de kurulan Sahipsiz Mektuplar Ofisi ("Ölü Mektuplar Ofisi") 2006 yılına dek 90 milyon mektuba ev sahipliği yapmış; buraya, gönderilenin bulunamadığı mektuplar gelmiş; mektupların içindeki eşyalar, paralar vb. alındıktan sonra mektuplar yakılmış. Bartleby de önceden burada çalışıyor ve ardından hikâyeyi anlatan karakterimizin yanında çalışmaya başlıyor... ama elbette çalışmak değil onunkisi: sadece yapmamayı, işlevsiz olmayı, dahil olmamayı tercih ediyor Bartleby, böylece giderek bozuluyor, sabitleşiyor. Tabii yazar Bartleby'nin yavaş yavaş bozulmasını ve artık "çalışmamasını" Wall Street'e yönelik bir eleştiri olarak görüyor; Bartleby çalışmıyor, çünkü yaşayamıyor; Bartleby dahil olmuyor, birşey yapmamayı tercih ediyor, çünkü o da aynen o sahipsiz, ölü mektuplar gibi kopuk, zamandan kopmuş, toplumun dışında kalmış bir dışlanmış...hasta olduğundan da değil üstelik, Bartleby kasıtlı olarak, bilerek yapıyor bunları; bilerek bu sistemden, yaşamdan kopuyor, böyle yapmayı tercih ediyor. Böyle yaparak belki de Melville giderek ağırlaşan kapitalist yaşam koşullarının insan ruhuna neler yapabileceğini, ince ve hassas ruhların bu katı ve rekabetçi ortamda Bartleby gibi darmadağın olacağını söylemek istiyor.

Melville'in sade anlatımı eserin tamamına yayılmış; rahat okunan ve kitabın ikinci kısmından sonra betimlemeleri daha derinleşen, dili daha bir edebi lezzet veren bir üslûpla yazılmış. Herkese öneriyorum.

insan_okur, Katip Bartleby'i inceledi.
 29 Eki 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

23.45 de başladığım bu kitap 01.00' e kadar beni başından kaldırtmadan okuttu. Çok harika bir çeviri, çok harika bir dil. Kırmızı Kedi Yayınlarına çok teşekkür ediyorum. Herman Melville'yi Moby Dick eserinden duymuşsunuzdur belki. Ama bu eserden başlamanızı kesinlikle tavsiye ederim. Çok akıcı ve 74 sayfalık bir eser.

Eseri hazırlayan Jorge Luis Borges yazar ise Herman Melville. Arka kapakta yazan bilgiler gerçekten çok önemli: Melville, yarım yüzyılı aşkın bir süre önce, yalnızca tüm mantık kurallarına aykırı hareket etmekle kalmayıp aynı zamanda çevresindekileri şaşkın suç ortakları olmak zorunda bırakan Bartleby’nin tuhaf davasını işlemiştir.
Bartleby, ustalığın ya da düşsel imgelemenin uçarılığının ötesindedir; her şeyden önce evrenin gündelik ironilerinden biri olan gerçek faydasızlığı gösteren üzücü ve gerçek bir kitaptır.

Kafka’dan Albert Camus’ye kadar önemli yazarlara esin kaynağı olan Kâtip Bartleby, absürd edebiyatın öncülerinden ve Amerikan edebiyatının kült yapıtlarından denmiş.

Kesinlikle farklı bir eser. Üzücü olmakla birlikte çok komik yönleri de oldu. Kahramanın devamlı yaptırılmak isteneni reddetmesi ve karşısındakinin buna sabrı muazzamdı.

Paragraflar arası verilen felsefik, düşünsel ve bilgi verici nasihatleri çok güzel. Alıntılarda da bunu paylaştım. " Pasif direniş " bu kitap için tam uygun isim. Karşısındakinin sabrı ve bunu bize yansıtması çok güzel. Toplumdaki belirli kurallara uymayınca nasıl başka biri olarak dışarıya itildiğini, itilen kişiye yardım elini uzatan kişinin bile zamanla baskıyla, zorla o kişiden uzaklaştırılmasını anlatmış yazar.

Umduğumdan çok daha fazla güzel buldum bu eseri. Tek sıkıntısı sonunun birazcık açık kalması oldu. Kesinlikle tavsiye ederim.

Bütün İncelemeleri Göster