Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar

YazarÇevirmen
7.9/10
4.232 Kişi
·
13.082
Okunma
·
667
Beğeni
·
20187
Gösterim
Adı:
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Unvan:
Türk Romancı
Doğum:
İstanbul, 17 Ağustos 1864
Ölüm:
İstanbul, 8 Mart 1944
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.
1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. İkinci Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. Bundan sonra çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa mezarlığına defnedildi.


Edebiyatımızdaki Yeri

Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasile anlatır. Servet-i Fünuncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar.

Edebi Kişiliği ve edebiyat anlayışı

Naturalist bir yazardır.
Ahmet Mithat Efendi'nin temsil ettiği edebi geleneği sürdürmüştür.
Romanları teknik açıdan kusurludur.
Dili sadedir. Eserlerindeki kişileri, yöresel şiveleriyle yansıtır.
Sokağı edebiyata getiren sanatçıdır.
Romanlarında sık sık olayla ilgisiz bilgiler verir ve olaya kendisini katar.
Yapıtlarında İstanbul halkının günlük yaşantısından bahseder; eski İstanbul hayatını son derece canlı tasvirlerle ve kıvrak bir üslupla hikâyeleştirir.
Eserlerinde 19 ve 20. yüzyılı gerçekçi ve yalın bir dil kullanarak betimlemiştir. Bundan dolayı halk tarafından sevilen bir yazar olmuştur.
Beynin de, kullanılmayan başka bir vücut organı gibi zayıflayacağını bilmeyerek bilgilerini genişletecek, zihinlerini kuvvetlendirecek bir ciddi şekilde okumaya üşeniyorlar.
160 syf.
·Puan vermedi
Kitap biraz sıkıcıydı biraz değil fazla sıkıcı. Mahalle kadınlarının car car dedikodularıyla kafam kazan oldu. Bu kadınlar nasıl bu kadar çok konuşabiliyor anlayamıyorum. Ve Hüseyin Rahmi Gürpınar ın kadın diyaloglarını böyle gerçekçi bir şekilde sentezleyebilmesine hayran kaldım. Ustalık bunu gerektirir zaten.

Kitabımızın konusu (spoiler) aşk, evlilik gibi gözükse de konu farklıdır. Kadınlardan intikam almak isteyen İrfan adında bilgili kültürlü bir adam, Halley kuyrukluyıldızının dünyaya çarpacağını ve her şeyin yok olacağını iddia ederek bir sürü kadını korkutarak kandırır. Mahalle birbirine girer. Ama her durumda olduğu gibi kadının fendi daima erkeği yener.
151 syf.
·3 günde
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Türk Edebiyatı Klasikleri (Serisi)
Yazardan başlamak istiyorum. Hüseyin Rahmi edebiyatımızın ilk romancılarından, ki bu romanı mesela 1910 senesinde yazmış, 108 yıl önce, Osmanlı Devleti zamanında, yani şu anki devletimizden daha eski bir kitap. Dönem olarak Tanzimattan hemen sonrasına denk geliyor. Fakat çok itibar görmeyen, unutulmuş bir yazar(idi), ta ki 2014 senesinde ölümünün üzerinden 70 yıl geçtiği için eserlerindeki telif kalkana kadar. Telif olmadığı için son yıllarda bir çok yayınevi kitaplarını basmaya başladı buda çok rastlanması ve rekabetten dolayı kitaplarının fiyatının düşmesine neden oldu. Bununla birlikte popülerlik, satış artışı nihayetinde okuyucuyla buluşma geliyor. Bu yayınevlerinde Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları önemli ona yeni bir paragraf açmak gerek.
Malum İş Bankası Yayınları Türkiye'nin en fazla satan, bilinen yayınevi, Hasan Ali Dünya Klasiklerinin ardından çıkardığı Modern Klasikler serisi (ki şuan 130 kitaba ulaştı) çok ilgi gördü, özellikle Zweig ismini parlatan, şuan Türkiye'de en fazla satan ve okunan yazar konumuna getiren bu seridir. Malum bankamız şimdide Türk Edebiyatı Klasikleri serisi çıkarmaya başladı. Şimdiden 6 kitaba ulaşan serinin ilk 3 kitabı Hüseyin Rahmi Gürpınar'a ait. Serinin önemi günümüz Türkçesine çevirip yayınlaması. Aslında daha önce de Türk Klasiklerini günümüz Türkçesiyle yayınlayan yayınevleri vardı ama ekseriyeti orjinal haliyle yayınlıyor ve malesef Osmanlı Türkçesinden çok uzaklaştığımız için eserdeki kelimelerin yüzde 20-30'unu anlayamıyorduk. Ben aslen orjinalini okumayı tercih etsem de İş Bankasının kitaplarını incelediğimde çok fazla değişiklik ve deformasyona maruz kalmadığı (şimdilik) ve böyle güzel bir serinin koleksiyonumu kitaplığımda görmek istediğim için kitapları 1. baskılarından (Bu çok önemli 1. Baskı takıntısı var bende, inşallah kaçırmadan serinin bütün kitaplarını 1. Baskısını alıcam) itibaren almaya ve okumaya niyet ettim. Serinin ilk kitanı da işte bu kitap. Bu seriyle beraber parlayan yazar da bence Hüseyin Rahmi Gürpınar olacak. Seri çıktığında en fazla okunan yazarlarda 250. iken şimdiden 215. sıraya yükseldi ileride daha yukarılarda görücez kendisini.
Ve kitaba gelirsek, önce Halley Kuyruklu yıldızından bahsedicem. eskiden teleskoplar olmadığı için gökyüzünde gördüğümüz herşeye yıldız demişiz göktaşlarının hareket etmeside yıldız kayması olarak adlandırılmış. Halley'de aslında bir göktaşı, yıldız değil. İsmini 1700'lü yıllarda bu göktaşını keşfeden ve her 76 yılda bir dünyanın yanından geçtiğini, bir sonraki geçişinde 1758 yılında olacağını ileri süren Edmund Halley'den almış ve harbiden de 1758'de bu göktaşı dünyamızın yanından geçmiş. Romanımızda da Halley'in bu sefer dünyamızın yanından geçerken dünyamıza çarpacağı dedikodusu var ve konu burdan başlıyor. Dedikodu daha çok mahalledeki kadınlar arasında abartılarak yayılıyor. Kitabın başı olan bu kadın diyaloglarına incelemelerde gördüğüm üzere çok sıkıcı bulunmuş ve kitap bunun üzerinden eleştirilmiş. Evet kitabın başı biraz sıkıcı ama kitap hep böyle gitmiyor. Kötü de değil bence. Esas oğlanımız İrfan ise bilgili, okumuş bir eleman. Ama kadınlardan nefret ediyor ve gazetelerde kadınlar aleyhine yazılar yazıyor. Ve bu Halley olayı en çok onu mutlu ediyor zira kadınları toplayıp konferanslar vererek Halleyden abartarak bahsediyor ve dünyamıza çarpacağını söylüyor. Böylece kadınları korkutup onlardan intikamını alıyor, kendince, mal. Neyse sonra esas kızımız çıkıyor ortaya, şey aslında çıkmıyor, mektup yazıyor İrfan'a onu kendine aşık edip oyunlar oynuyor, o da kendince. İrfan'ın platonik aşkı, kızımızın oyunları, kuyrukluyıldızın çarpma senaryosu falan derken kitap gidiyor işte. Daha fazla ayrıntıya girmeyelim, spoiler olmasın.
Kitabın ana temasına gelirsek, sonda bir sayfada yazarın yazdığı yazıda anlatmaya çalıştığı gibi, hurafelerin, dedikoduların saçmalık olduğu, insanları korkutup, yalan bilgi yaymaktan başka bir işe yaramadıkları anlatılıyor. Roman bizi 1910'lı yıllara götürüyor, mekansal olarak değil malesef, mekansal pek tasvir yok ama o dönemin toplumunu özellikle bu hurafe ve dedikodu, konuşmalar vs. iyi anlatıyor. Hurafe meselesine gelirsek bunun tek sebebi CE-HA-LET. Bakın size bir olay anlatayım bırakın 1910'u, yıl 2002 bilemedin 2003, ortaokulu okuduğum kasabada imamın işi çıkmış din hocamıza rica etmiş cumayı sen kıldırır mısın diye. Bizim hoca cumayı kıldırıp hutbeyi verdikten sonra cemaate, "Ey cemaati müslümin duydum ki ağacın birine çaput falan bağlayıp, dile diliyormuşsunuz bunlar hurafe inanmayın, yapmayın günahtır." dedi, demez olaydı adamı ilçe müftülüğüne şikayet etmişler. Ama bugün bakıyorum o kasabadaki ağaçta artık bir tane çaput yok, evet hala olan yerler olabilir ama o cahil insanlar ölüyor, ya da iletişim ve araçları arttıkça bilinçleniyor. Artık eskisi kadar yok bunlar şükür.
Neyse çok uzattık, şimdi bu halley 2060 yılında tekrar dünyamıza yakın geçecek o zaman yaşıyor olursak (ki pek zannetmiiyorum ben 69 yaşında olucam) o zaman bu incelememi tekrar paylaşıcam, 42 yıl sonra görüşmek üzere.
84 syf.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın okuduğum 3. kitabı oldu bu. Yine ince bir mizah, yer yer güldüren, yer yer düşündüren şeyler görüyorsunuz. Eski dile göre sadeleştirilmiş ama aslına sadık kalmak için de güzel bir dil yakalanmış, açıklamalar, yerel söyleyişler var. Hele ki Agop ve Kirkor’un Ermeni Türkçesi ile konuşmaları en keyifli yerleri :)

Ebulfazl Enveri adında bir Efsuncu Baba var; aşırı takıntıları, batıl inançları olan, büyüye, tılsıma inanan, eşyaların yerlerinden tutun bir işin yapılması için bile belli günü, saati bekleyen bir adam. Cahilliğin nasıl bi şey olduğunu yazar gayet iyi anlatıyor bu karakteri kullanarak.

Efsuncu Baba ile bu iki Ermeni genç Agop ve Kirkor’un karşılaşmalarından sonrasını gülerek okuyorsunuz :)

Aklın ve bilimin önemini daha iyi anlayıp, tılsımlardan uzak durmak dileğiyle Efsuncu Baba Hüseyin Rahmi Gürpınar
160 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Geçen yıl bu zamanlar okumuşum bu kitabı... Üzerine birkaç söz yazmak geldi içimden... Her şeyden önce ben çok eğlendim bu kitabı okurken. Çok farklı ve yerel bir durum komedisi. Bildiğim kadarıyla edebiyatta çok da örneği yok bu türün... Aynı zamanda çok başarılı bir hurafe eleştirisi, toplumsal hiciv örneği...

Pek çoğumuz Gulyabani karakteriyle sinema vasıtasıyla tanıştığımız için daha sonra kitabı okuduğumuzda ister istemez Adile Naşit'in gözlerinin fal taşı gibi açmasına, Ayşen Gruda'nın dilinin tutulmasına sebep olan o beyaz sakallı enteresan devasa yaratık canlanıveriyor gözümüzde... Ancak Süt Kardeşler filminin konusu birebir kitaptan alınma değil. Sadece Gulyabani detayı filme ilave edilmiş. Kitabın orjiinal hikayesi çok daha eğlenceli ve sürükleyici...

Yine de 1913 yılında yayımlanan bir eserin, 1976 yapımı bir filmde yeniden hayat bulması, sinema ile edebiyat arasındaki bu geçişkenlik ve işbirliği, doğru insanların elinde doğru bir şekilde uygulandığında çok anlamlı ve kalıcı sonuçlar verebiliyor.

Tekrar kitaba dönersek, hurafe ya da batıl baştan sona mizahi bir dille yerilmiş. Hurafe, bizim kültürümüzde, diğer kültürlere nazaran çok farklı çeşitlere sahip ve gündelik yaşam üzerinde çok daha etkin... Özellikle o dönem, bir yazara kitap yazdıracak kadar hayatın içindeymiş... Günümüzde de varlığını devam ettiriyor ama eski gücünde değil artık. Ya da biçim değiştirerek varlığını sürdürüyor dersek de yalan olmaz...

Eğer yeterli vaktiniz varsa bir günde, hatta yarım günde elinize alıp, bir solukta okuyup bitirebileceğiniz bir eser. Kitap bittiğinde yüzünüzde kocaman bir tebessüm bulacak, üretkenlikte eşi benzeri olmayan klasik Türk edebiyatına derin bir hayranlık duyacaksınız.

Herkese keyifli okumalar dilerim...
84 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Türk Edebiyatımızdaki Önemli Natüralizmin savunucularından olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Efsuncu Baba konu olarak cahilliğin olduğu bir dönemde hurafe inanışların sonucunda olanları mizahi bir dille anlatmış.Kitap karakter olarak Efsuncu baba,Agop,Kirkor yer almaktadır.Agop ve Kirkor arasındaki konuşmalar Hacivat ve Karagöz arasında geçen gibi şiveli ve mizahi konuşmalar yer almaktadır.Efsuncu Baba ise kendince simyacı biridir ve define bulmasıyla gelişen olaylara yer verilmiştir Kitabın en beğendiğim bölümü son kısımıydı çünkü çok düşündürücüydü.Okumak isteyenlere İş Bankası Kültür Yayınlarını tavsiye ederim.
Keyifli Okumalar Dilerim
172 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Edebiyatı Sokağa Taşıyan ve Natüralizmin en iyi temsilcilerinden olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Mürebbiye eserinde konu olarak Matmazel Anjel
Paris’in kenar mahalledeki hayatını bırakıp zengin olup evinin hanımı olmak istemektedir.Matmazel Angel’in başından geçen karanlık ve çıkılmaz olaylar ve Dehri Efendinin konağındaki entrikalı aşk maceraları ve konaktaki yaşam anlatılmaktadır.İlk defa Hüseyin Rahmi Gürpınar okuyacak olanlara akıcı gelmeye bilir ve sıkılabilirler.O dönemi daha iyi anlamak için okunması gereken bir kitap.
Keyifli okumalar dilerim
84 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
YAŞASIN LAİKLİK! YAŞASIN BİLİM! YAŞASIN ÇAĞDAŞ VE AYDIN İNSANLAR!

Bir saniye ya,kitabın bunlarla ne alakası var?
Hemen anlatmaya başlayacağım ama incelemeyi okumaya üşenenler için KİTABI ALIP OKUYUNUZ!

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın okuduğum ilk kitabı ama adama hayran kaldım!

Efsuncu Baba...
Efsuncu Baba büyülerle,simya,tılsım gibi saçma sapan şeylerle uğraşan bir zat. Tabii günümüzde bu kişi çok salak ya da budala gözükebilir ama değil.

Asıl salaklık bu olsa gerek ki o adam hala salak gözükmüyor!
Saçma sapan şeylere inanıyor, belli saatlerde yapmaya çalışıyor önemli işlerini, uğursuzluk vardır falan diyor.

Çok batıl inancı olan birisi.
Sonra da işte bir gün bi' kitap buluyor. Define kitabı güya.
Sonra da ona uyarak hazine aramaya başlıyor.
Güya 2 tane insan kılığında melek bulacak ve o meleklerde Efsuncu Baba'ya yardım edecek.

Sonraları kitap aşırı eğlenceli oluyor ki anlatmamak için kendimi zor tutuyorum :D

Kitap çok eğlenceli olmakla beraber çok bilgilendirici.

Peki,gelelim incelememin başına; neden Laiklik neden Bilim?

Şöyle açıklayayım, bizim insanımız aptal bunu herkes biliyor değil mi? Herhangi bir yüceltme çabasına girmeyelim abi işte, aptal...

Batıl şeylere inanır,dogmalara inanır. Felsefeyi öcü olarak görür. Güdülmek isteyen bir koyun misali kendisine birisinin önderlik etmesini bekler.

Sonra da başına her şey gelir.
Birisine yıllarca kölelik eder sonra da onu terör örgütü ilan eder.
Darbe yaptı der sonra da der ki kendimizi koruduk! Kahramanlarız biz!

Neyin kahramanı bi' sorayım. O adamı zaten sen oralara getirmedin mi :D

Neyse işte böyle konularda çok asabi olmakla beraber kalpleri kırmamak için susuyorum.
Efsuncu Baba bizleriz. Her şeye inanmak isteyen aciz yaratıklarız.

O yüzden tekrar ve tekrar diyorum ki YAŞASIN LAİKLİK!
YAŞASIN BİLİM,TEKNOLOJİ ve İNSANLIK!
YAŞASIN...

BU KİTABI KESİNLİKLE OKUMALISINIZ!

(İş Bankasının yeni serisi olan TÜRK EDEBİYATI KLASİKLERİNDEN çıktı zaten. 70 sayfa ve 3-4 tl bir şey,bence alıp hemen okumalısınız.)

Kitap için inceleme videom:https://www.youtube.com/watch?v=iWlTnHpUfJY

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
160 syf.
·3 günde·7/10
Kuyruklu yıldızın çarpacağı haberi mahalle kadınlarının dedikodularına dolanır ve heyecanlar, batıl inançlar, gıybetler, yalanlar gırla patlar.Yazar bunlara göndermeler yaparak okuyucuya ders verir.

Gürpınar'ın okuduğum ilk romanı dili çok sade akıp gidiyor ama konusunu biraz sıkıcı buldum hikayenin içine hemen giremiyorsunuz, tiyatro sahnesini izlemek daha zevkli.kitaba başlar başlamaz teyzeler hepsi bir ağızdan bıdı bıdı konuşuyor kim kim di, o nerede oturuyordu , o hangisine laf attı bunlar hep birbirine karıştı yer yer güldürdü.Yazar batıl inançlara,dedikoduya, pireyi deve yapmalara inceden göndermeler yapmış ama asıl teması;
" insanların yalan söylemekteki korkusuzlukları!"
184 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Çünkü insanlar her felakete bilgisizlikleri yüzünden uğramışlar ve hâlâ da uğramaktadır...
Hüseyin Rahmi Gürpınar, genel olarak yaşadığı çağdaki toplumun yobazlığına ve gericiliğine değinmiş.
Beni etkilen şey ise 1900'lü yılların başında bir erkek olarak kadın haklarını bu kadar savunması oldu. O zamanda yaşayan kadınlarımızın yaşadığı zorlukları çok güzel bir dille açıklamış, yetmemiş bunu eleştirmiş. Ayrıca çok da romantik bir yazar. O kadar güzel o kadar sade bir dille aşkı anlatmış ki insan hayran kalıyor.
İyi okurlar...
365 syf.
·2 günde·7/10
3-4yaşlarında öksüz ve yetim kalmış bir çocuk...

Teyzesinin konağında her sınıftan bolca kadın
arasında büyümüş.Evin büyük hanımları,küçük
hanımları,halayıkları,dadıları,hizmetçileri...
Hepsiyle de arası çok iyiydi sanırım. Belki de
daha çocuktur diye Hüseyin Rahmi'yi
önemsemiyorlar,yanında her türlü sırlarını açık
ediyorlardı.

Hüseyin Rahmi bütün bu kadınları giyimlerini süslenmelerini,kitap okumalarını,müzik aleti çalmalarını,dua okumalarını,dedikodu etmelerini,kendi aralarındaki iletişimlerini ve erkekler hakkındaki düşüncelerini izliyordu.
İleride yazacağı eserler için malzeme biriktiriyordu.

Yoksa kadınları nasıl böyle iyi anlatabilecekti?

Onun eserlerinde birçok kesimden erkekler de
var.Ama bana göre kadını anlatma becerisi
daha yüksek.Konaklarda,yalılarda,yoksul evlerinde kendilerine bir dünya kurmuş,
sürekli konuşup duran kadınları...


SOKAĞI EDEBİYATIMIZA TAŞIYAN YAZAR:


Hak edilmiş bir ünvan.Hüseyin Rahmi,
Namık Kemal'in başlattığı Ahmet Mithat
Efendi'nin başarıyla devam ettirdiği "Halk için
sanat"ekolüne bağlıdır.Bundan başka da hiçbir
gruba bağlı değildir.O yıllarda(19.yy sonu-20yy
başı)edebiyat dünyasında var olmak biraz da
belli bir çevreye dahil olmakla mümkündü.
Halka ulaşmak için eserlerinin yüksek tirajlı
gazete ve dergilerde basılması önemliydi.
Edebiyat grupları da belli dergiler ve gazeteler
etrafında şekillenirdi.Hüseyin Rahmi, çağdaşlarının oluşturduğu gruplara girmemiş
yoluna bir "bağımsız"olarak devam etmiş.
Sadece Ahmet Mithat Efendi'yi örnek almış
ve ondan da destek görmüştür.

Zaten çağdaşlarına göre farklı.Ona gelene
kadar henüz 40-50senelik bir roman ve öykü serüvenimiz var.Bu eserler de çoğunlukla üst
kesimden kişiler konu edinilmiş,alt kesimden
kişilere ise şöyle bir dokunulup geçilmiş.

Hüseyin Rahmi de ise herkes var:

İstanbul tek başına bir insan gibi bütün semtleriyle,çamurlarıyla,ürkütücü
mezarlıklarıyla,yangınlarıyla,koynunda
uyuttuğu dilencileriyle,satıcılarıyla sokak
sokak gözlerimizin önüne seriliyor...Hem de
o zamana göre görülmemiş bir gerçeklikle.

Sanatçının bütün çabası halk.Çağdaşlarına da
kızıyor"Siz edebiyat elit kesimin tekelinde
olsun "diyorsunuz diye.


#55424271

Hurafeler,din sömürüsü,kadının kapalı kapılar
ardındaki yaşamı,ahlaklı görünüp ahlaksız
olan aileler,yobazlık,kültürüne yabancılaşma
en çok işlediği konular.

Yazar,seksen yaşında ölmüş,Osmanlı'nın son
dönemlerini ve cumhuriyetin ilk yıllarını
yaşamış.Yaşadıgı dönem Batı etkisinin hızla
nüfuz ettiği ve çarpık uygulandığı yıllar...
Savaşlar,kıtlıklar hiç bitmiyor. Zor yıllar...
Hüseyin Rahmi bu yılları mizah unsurlarıyla
çok güzel anlatabilmiş.Okurken insanların
cahilliğine hem üzülüyor hem de tebessüm ediyorsunuz.

O, belki günümüzde yaşasaydı bu kadar dikkat
çekmezdi.Ama bir asırdan önce yazdığı
eserleri bir döneme gerçekçi şekilde tanıklık ettiği için çok mühim.Bunu nükteli bir şekilde başarması da bana göre takdir edilesi.

Eserlerini okuyanlar fark etmiştir ki kurgu
bozuklukları vardır:Tesadüfler,kaderin cilveleri
olayın akışını kesip ahlak dersi vermeler...

Bence bunları göz ardı edin.Kendinizi Hüseyin
Rahmi'nin küçük insalarıyla dolu eski İstanbul'una salın.

Hüseyin Rahminin eserleri bazen tek tek ,
bazen ikisi üçü bir arada türlü türlü yayınevinden çıkmış.Malesef bazılarının dili
sadeleştirilmiş.Ben diline müdahale edilmiş eserleri ruhunu bozacağı endişesi ile sevmiyorum.

Benim okuduğum eserde de müdahale vardı.

Nimetşinas,Hakka Sığındık romanları ile
Meyhanede Kadınlar başlığı altında topladığı
eserleri vardı yazarın.

Nimetşinas:

"Namus"kavramını irdeleyen bir eser. Bir insanın gerçekten dürüst ise her şartta bundan vazgeçmemesi gerektiğini vurguluyor. Erkeklerin çalıştığı, bazen de mirasyedi olup evini geçindirdiği bir dış dünya...Kadınların efendisinden hizmetçisine kendilerinin kurduğu bir iç dünya...Konuyu sevmedim, yazarın öykünün bitiminde bize açıklamalar yapmasını da.Keşke alacağımız dersi biz kendimiz düşünseydik. Ama insanları kafalarında dönen kırk tilki ile anlatışını çok sevdim...

Hakka Sığındık:

Hikayesi fazla acıklı fakat dönemine göre orijinal.Bir adam insanların dini anlayışlarını, hurafelerini sömürüyor ama bu sefer iyi bir niyetle...Yazarın insanların işine gelince ve dara düşünce nasıl inanır olduklarını anlatması eğlenceliydi.Kimisi de dinin görünen yüzüne öyle dalmıştı ki gerçek dünyayı unutmuş tu. Mesela her türlü borcunu dua yoluyla ödemeye çalışan Hacı Hurşit.

Eğer ilk defa Hüseyin Rahmi okuyacaksınız
bence bu eserlerle başlamayın.Gülyabani,
Şıpsevdi,Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç
gibi bana göre daha sağlam ve eğlendirici
kitaplarıyla başlayın.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Unvan:
Türk Romancı
Doğum:
İstanbul, 17 Ağustos 1864
Ölüm:
İstanbul, 8 Mart 1944
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.
1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. İkinci Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. Bundan sonra çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa mezarlığına defnedildi.


Edebiyatımızdaki Yeri

Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasile anlatır. Servet-i Fünuncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar.

Edebi Kişiliği ve edebiyat anlayışı

Naturalist bir yazardır.
Ahmet Mithat Efendi'nin temsil ettiği edebi geleneği sürdürmüştür.
Romanları teknik açıdan kusurludur.
Dili sadedir. Eserlerindeki kişileri, yöresel şiveleriyle yansıtır.
Sokağı edebiyata getiren sanatçıdır.
Romanlarında sık sık olayla ilgisiz bilgiler verir ve olaya kendisini katar.
Yapıtlarında İstanbul halkının günlük yaşantısından bahseder; eski İstanbul hayatını son derece canlı tasvirlerle ve kıvrak bir üslupla hikâyeleştirir.
Eserlerinde 19 ve 20. yüzyılı gerçekçi ve yalın bir dil kullanarak betimlemiştir. Bundan dolayı halk tarafından sevilen bir yazar olmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 667 okur beğendi.
  • 13.082 okur okudu.
  • 310 okur okuyor.
  • 4.325 okur okuyacak.
  • 167 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları