Geri Bildirim
Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar

8.0/10
613 Kişi
·
2.470
Okunma
·
223
Beğeni
·
8.256
Gösterim
Adı:
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Unvan:
Türk Romancı
Doğum:
İstanbul, 17.08.1864
Ölüm:
İstanbul, 08.03.1944
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.
1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. İkinci Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. Bundan sonra çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa mezarlığına defnedildi.


Edebiyatımızdaki Yeri

Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasile anlatır. Servet-i Fünuncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar.

Edebi Kişiliği ve edebiyat anlayışı

Naturalist bir yazardır.
Ahmet Mithat Efendi'nin temsil ettiği edebi geleneği sürdürmüştür.
Romanları teknik açıdan kusurludur.
Dili sadedir. Eserlerindeki kişileri, yöresel şiveleriyle yansıtır.
Sokağı edebiyata getiren sanatçıdır.
Romanlarında sık sık olayla ilgisiz bilgiler verir ve olaya kendisini katar.
Yapıtlarında İstanbul halkının günlük yaşantısından bahseder; eski İstanbul hayatını son derece canlı tasvirlerle ve kıvrak bir üslupla hikâyeleştirir.
Eserlerinde 19 ve 20. yüzyılı gerçekçi ve yalın bir dil kullanarak betimlemiştir. Bundan dolayı halk tarafından sevilen bir yazar olmuştur.
İnsanlar saçma inançlardan uzaklaşıp ne kadar az aldanırlarsa, insanlık şereflerine o kadar yaklaşmış olurlar.
Görünür mü gayri alem gözüme,
Ben elimle yare açtım sinemi.
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Sayfa 42 - atlas kitabevi
Duyduğunuz her yeni fikre kızmayınız. Onları iyi niyetle karşılamak için akıl fikir sahibi olmaya çalışınız.
Kitap biraz sıkıcıydı biraz değil fazla sıkıcı. Mahalle kadınlarının car car dedikodularıyla kafam kazan oldu. Bu kadınlar nasıl bu kadar çok konuşabiliyor anlayamıyorum. Ve Hüseyin Rahmi Gürpınar ın kadın diyaloglarını böyle gerçekçi bir şekilde sentezleyebilmesine hayran kaldım. Ustalıkta bunu gerektirir zaten.

Kitabımızın konusu aşk, evlilik gibi gözükse de konu farklıdır. Kadınlardan intikam almak isteyen İrfan adında bilgili kültürlü bir adam, Halley kuyrukluyıldızının dünyaya çarpacağını ve her şeyin yok olacağını iddia ederek bir sürü kadını korkutarak kandırır. Mahalle birbirine girer. Ama her durumda olduğu gibi kadının fendi daima erkeği yener.
Geçen yıl bu zamanlar okumuşum bu kitabı... Üzerine birkaç söz yazmak geldi içimden... Her şeyden önce ben çok eğlendim bu kitabı okurken. Çok farklı ve yerel bir durum komedisi. Bildiğim kadarıyla edebiyatta çok da örneği yok bu türün... Aynı zamanda çok başarılı bir hurafe eleştirisi, toplumsal hiciv örneği...

Pek çoğumuz Gulyabani karakteriyle sinema vasıtasıyla tanıştığımız için daha sonra kitabı okuduğumuzda ister istemez Adile Naşit'in gözlerinin fal taşı gibi açmasına, Ayşen Gruda'nın dilinin tutulmasına sebep olan o beyaz sakallı enteresan devasa yaratık canlanıveriyor gözümüzde... Ancak Süt Kardeşler filminin konusu birebir kitaptan alınma değil. Sadece Gulyabani detayı filme ilave edilmiş. Kitabın orjiinal hikayesi çok daha eğlenceli ve sürükleyici...

Yine de 1913 yılında yayımlanan bir eserin, 1976 yapımı bir filmde yeniden hayat bulması, sinema ile edebiyat arasındaki bu geçişkenlik ve işbirliği, doğru insanların elinde doğru bir şekilde uygulandığında çok anlamlı ve kalıcı sonuçlar verebiliyor.

Tekrar kitaba dönersek, hurafe ya da batıl baştan sona mizahi bir dille yerilmiş. Hurafe, bizim kültürümüzde, diğer kültürlere nazaran çok farklı çeşitlere sahip ve gündelik yaşam üzerinde çok daha etkin... Özellikle o dönem, bir yazara kitap yazdıracak kadar hayatın içindeymiş... Günümüzde de varlığını devam ettiriyor ama eski gücünde değil artık. Ya da biçim değiştirerek varlığını sürdürüyor dersek de yalan olmaz...

Eğer yeterli vaktiniz varsa bir günde, hatta yarım günde elinize alıp, bir solukta okuyup bitirebileceğiniz bir eser. Kitap bittiğinde yüzünüzde kocaman bir tebessüm bulacak, üretkenlikte eşi benzeri olmayan klasik Türk edebiyatına derin bir hayranlık duyacaksınız.

Herkese keyifli okumalar dilerim...
Edebiyat dünyasında romanları teknik açıdan hatalı bulunur diye biliyorum. Okuduğum ikinci romanıdır. İkisinde de mizah yönünün kuvvetli olduğunu gördüm. Ben deli miyim? romanını genel itibarıyla beğenmedim. Mizah ve aforizmalar tek tek ele alındığında bir değeri olduğunu söyleyebiliriz. Lakin romanı bütün olarak baktığımda ne yapmaya çalıştığını tam manasıyla anlayamadım. Ahlaksızlık ana tema olmasına karşın, neyi ne derece eleştiriyor yazarımız, gereksiz yerlere gidiyor mu, uzatıyor mu, sıkıyor mu vb. soruları sordum durdum okurken. Anlatım açısından ben doğru anladıysam teknik hatalar var. Özellikle bir karakterin başından geçen bir olayı gazeteden okuyarak okuyucuya aktarılan kısımda, gazetede olamayacak ancak bir kişinin olayı görüp anlatabilmesi gerekir şekilde anlatıldığını şaşırarak okudum. Dediğim gibi romandan kesitler alındığında, hatta alınan kesitlerle daha öz bir roman oluşturulduğunda belki zorlama olmaktan çıkıp daha farklı bir kitap olabilirdi. En ilginç olan ise, ülkem için ilginç sayılmaz aslın da romanın davalık olması, dava sonucu beraat kararı çıkmış lakin zaman içinde tefrika yapılan gazete bir şekilde kapatılmış... Dava süreci kitabın başında 45 sayfa olarak belgesel gibi verilmiş.
Behçet Necatigil'in Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü'nde Hüseyin Rahmi Gürpınar ile ilgili; ''1908 Meşrutiyetine kadar kısa süreli bir iki memurluğu bir yana bırakılırsa, hayatını hep kalemiyle kazandı.'' denilmekte.
.
Roman, hikaye ve oyun türünde 54 eser vermiş bir yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar..
.
Bunlardan biri de 1912'de yayımlanan Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç isimli romanı.
.
Romanın konusu 1910 Mayısında dünyaya Halley kuyruklu yıldızının çarpacağı haberleriyle birlikte yaşanan korku ve bilgi kaosunun güldürüsü...
.
Gürpınar, cahillik, batıl inançlarla alay ederken halkın içinden seçtiği insanları büyük bir başarıyla konuşturuyor.
Yoksul ve eğitimsiz mahalle kadınlarının diyalogları son derece gerçekçi ve akıcı...
.
Kadınlara karşı gönül kırgınlığı yaşayan İrfan Galip isimli okuma ve araştırma meraklısı bir gencin kuyruklu yıldız söylentilerinden istifade ederek kadınlardan intikam almak üzere düzenlediği ev konferansları bir aşk meyvesine dönüşüyor.
.
''Kadın doğduğuna pişman'' bir gizemli kadının attığı mektup İrfan Galip'in hayal dünyasını harekete geçirdiği gibi onu birtakım imtihanlara da sokuyor.
.
Kadınların cemiyet içindeki yeri ve eğitimi; geleneklerin dayatmalarını da sorgulayan Gürpınar kuyruklu yıldızın çarpma anına sımsıkı bağlanan bu aşk hikayesinde maşukun yüzüne konan buseyi de beklenen son güne bırakıyor.
.
Her 75 sene de aynı hadisenin yaşanacağı bu tabiat olayında okurlara kahkahalarını önsöz ve son sözde duyuran Hüseyin Rahmi, 100 yılı aşkın bir süre önce yazıp yayımladığı bu eseriyle, ''İnsanların korktuklarından ziyade, korkmadıklarından korkunuz'' diyor.
.
''Hayat yalan ... Ölüm hakikat... ''
Bir Hanımnine Hüseyin Rahmi Gürpınar'a mektup yazarak toplantılarında tandır başında kadınların okuyabileceği bir eser yazmasını rica ediyor.Lakin bu eser bilimsel,felsefi,teknik zeminden uzak olmasını çünkü cahil arkadaşlarının bunu anlayamayacağını,bunun yerine konusu cinler,periler,gulyabaniler olan masalla roman arası bir şey olmasını istiyor.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'da bu hanımnineyi kırmayıp onun istediği gibi gulyabanilerle,ecinnilerle,perilerle dolu bir hikaye veriyor onlara ve ortaya eğlencesi bol bir eser çıkıyor.Tabiki bunları Hüseyin Rahmice yapıyor.Batıl inançları çok güzel eleştiriyor.İncelememin sonunda Adile Naşit'e de Allah'tan gani gani rahmet diliyorum.Sebebini okuyan ve filmini defalarca izlemiş herkes anlamıştır. :)
Servet-i Fünun çağdaşı olduğu halde o topluluğa girmemiş olan Hüseyin Rahmi'nin eserlerinde natüralizm, realizm ve romantizmi bolca hissederiz.. Bu eserinde; dünyaya çarpacağı konuşulan Halley kuyruklu yıldız çevresinde gelişen olaylar anlatılıyor. Cehalet içerisindeki halk kulaktan dolma bilgilerle ve bir de bu bilgileri değiştirerek yaymakta.. Eski İstanbul'un günlük hayatından çok çok canlı sahneler canlandırıyor zihnimizde. Biraz ön yargıyla okumaya başladığım bir eser olmasına karşın keyifli geçti. Tasvirlerde ve olayları anlatırken zaman zaman dili ağır olsa da konuşma dili akıcı ve sade... Halk arasındaki diyaloglar en içten şekilde aktarılmış.... Her ne kadar bu incelemede her şeyden bahsetmek adına biraz dağınık yazmış olsam da siz anlamışsınızdır :) keyifli zaman geçirebileceğiniz bir kitap diye düşünüyorum.. :)
Hüseyin Rahmi Gürpınar es geçilmemesi gereken bir yazar diye düşünüyorum. Bu kitap bir kaç öyküden oluşmakta aslında. Ben esere adını veren "Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç" adlı uzun öyküsünden bahsedeceğim. (kitabın adı benim imgelerle yaşayan benliğimde fırtınalar kopardığı için uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı.)

#Öykümüzün baş kahramanı İrfan Galib,zengin okumuş,batı ilimlerine meraklı bir gençtir. Romantik hayalleri olan bu genç sık sık çeşitli dergi ve gazetelere yazılarını yollamaktadır ancak bir türlü meşhur olamamaktadır. Kendisini cevheri henüz anlaşılamamış bir değer olarak görmektedir. Onun bu halleri yazar tarafından o kadar iyi tasvir edilmiş ki, hikayeyi okurken yüzünüzde devamlı bir gülümseme oluşuyor.

# Esere ilham kaynağı olan haber ise 1910 yılının Mayıs ayında dünyaya Halley Kuyruklu yıldızı çarpacağı söylentisidir. Bu haber İstanbul'da halk arasında panik yaratır. Sık sık aşık olan ama kadınlardan yüz bulamayan karakterimiz İrfan, kadınları kuyruklu yıldız söylentisi ve kıyamet senaryolarıyla iyice korkutur. Bu da kadınlardan intikam almanın başka bir yoludur. Ev halkını da mahalleyi de kıyametin kopacağına inandırır. Bir gün gizemli genç bir kadından mektup alan İrfan, yeni bir melankolinin pençesine düşer. Bir dizi komik ve romantik olay birbirini izler...

# Yazarın mizahi ve akıcı üslubu dikkat çekiyor. Yazarın gündelik diyalogları gerçekçi bir şekilde eserine yansıtmış olması "aaa bu yazar bizden biri, bizim gibi biri" izlenimini veriyor. Elbette başarılı mizahçıların olmazsa olmazlarından biri olan "dönem ve toplum eleştirisi" eserde mevcut.

#Herkese iyi okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Unvan:
Türk Romancı
Doğum:
İstanbul, 17.08.1864
Ölüm:
İstanbul, 08.03.1944
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.
1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. İkinci Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. Bundan sonra çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa mezarlığına defnedildi.


Edebiyatımızdaki Yeri

Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasile anlatır. Servet-i Fünuncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar.

Edebi Kişiliği ve edebiyat anlayışı

Naturalist bir yazardır.
Ahmet Mithat Efendi'nin temsil ettiği edebi geleneği sürdürmüştür.
Romanları teknik açıdan kusurludur.
Dili sadedir. Eserlerindeki kişileri, yöresel şiveleriyle yansıtır.
Sokağı edebiyata getiren sanatçıdır.
Romanlarında sık sık olayla ilgisiz bilgiler verir ve olaya kendisini katar.
Yapıtlarında İstanbul halkının günlük yaşantısından bahseder; eski İstanbul hayatını son derece canlı tasvirlerle ve kıvrak bir üslupla hikâyeleştirir.
Eserlerinde 19 ve 20. yüzyılı gerçekçi ve yalın bir dil kullanarak betimlemiştir. Bundan dolayı halk tarafından sevilen bir yazar olmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 223 okur beğendi.
  • 2.470 okur okudu.
  • 42 okur okuyor.
  • 843 okur okuyacak.
  • 23 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları