Stephen King

Stephen King

Yazar
8.4/10
6.753 Kişi
·
20.041
Okunma
·
2.729
Beğeni
·
41.010
Gösterim
Adı:
Stephen King
Tam adı:
Stephen Edwin King
Unvan:
Abd'li Hikâye ve Roman Yazarı
Doğum:
Portland, Maine, 21 Eylül 1947
Stephen Edwin King (d. 21 Eylül 1947; Portland, Maine), ABD'li hikâye ve roman yazarı.

Genellikle gerilim ve korku türünde eserler vermiştir. Kitaplarının çoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayınlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp, 2005 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Pek çok kitabı senaryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır.

İlk profesyonel kısa öykü satışını "The Glass Floor" adlı öyküsüyle Starling Mystery Stories'e yapmıştır(1967). Kendisini tekrar ettiği gerekçesiyle 2002 yılında yazarlığı bıraktığını açıklamıştır. Ancak bu kitaptan sonra birçok yeni eser verdi. King’in en son romanı 2009 Kasımında yayımlanan Under the Dome (Kubbenin Altında) olup, New York Times En Çok Satanlar listesinde uzun süre 1 numarada kaldı. 2010’un Ocak ayında, King yazılmış halde olan ve basılmayı bekleyen iki kitabı daha bulunduğunu açıkladı
Öğretmenliğin en iyi tarafı ne biliyor musunuz? Bir çocuğun yeteneğini keşfettiği ana şahit olmak. Dünyada bununla karşılaştırılabilecek hiçbir şey yoktur.
Stephen King
Sayfa 316 - Altın Kitaplar
_ Dünyada taştan ibaret olmayan başka
yerlerin de olduğu bir şeyler vardır...
İçinden alamayacakları ve dokunamayacakları
bazı şeyler. O sana aittir.Ne yapsalar
alamazlar.
+Ne hakkında?
-Umut...
"Televizyon fena değil, ona karşı değilim, ama insanı dünyadan koparıp yalnızca kendi camına bağlamasını sevmiyorum. En azından o bakımdan radyo daha iyiydi."
Beklentilerimin çok çok üzerinde bir kitap oldu Medyum. King'i çok çok iyi tanımadığım için, O'yu okuduktan sonra bir daha hiçbir kitabında öyle bir tat alamayacağımı zannediyordum.
(Sen öyle san, daha yeni başlıyoruz.)
Bu düşüncelerimin üzerine Medyum'u okuyunca tokat yemiş kadar oldum. Bu adam harika!

Öncelikle ''The Shing''i ''Medyum'' olarak çevirmelerinde ki maksadı hala anlayamadım. The Shining; parıltı, ışıltı gibi anlamlara geliyor ve kitaptaki baş karakterimiz Danny Torrence'ın da özel yeteneği bu: Işıltı. Merak ediyorum, Medyum ne alaka ? Medyum'un ne olduğunu anlamak için internete baktım, önce ''Medyum'a gitmek caiz midir'' gibi Nihat Hatipoğlu'nun iftar programları çıkarken, sonradan kelime anlamını bulabildim. Medyum, ruhlar alemi ile iletişime geçebildiğini ve ölülerle canlılar arasında iletişim kurabildiğini iddia eden kişi. Danny, Overlook Otel'inde daha önceden ölüp ruhları hapsolmuş bir kaç kişiyi görebiliyor; herhalde buna güvenerekten adını Medyum koymuşlardır. Neyse burayı daha fazla uzatmayayım. Zaten bir King kitabının incelmesinde ne yazdımda Nihat Hatipoğlu'ndan bahsetmeye fırsat buldum farkında değilim. Kitaba geçelim en iyisi...

Jack Torrance bir oyun yazarıdır. Kendisi ''Overlook'' adında bir otelde kış zamanı işe başlıyor. Kış zamanı Overlook'a gelen giden yok, ailemle güzel vakit geçiririz hemde yarı kalmış oyunlarımı yazarım diye düşünüyor. Tabi bunu Jack Torrence düşünüyor. King ise '' Kışın adam olmaz bu yüzden onlara kimse yardım edemez, yollar kapalı olur kaçamazlar, rüzgar camı falan örter ortamı iyice gereriz, çok soğuk nasılsa dışarı çıkamazlar, ha birde o kadar karda arabayla da gidemezler '' diye düşünerek mekanı otel seçtiğinden kuşkum yok :D Bu arada böyle dediğime bakmayın, King'in bunları ayarlayıp bize bu kadar iyi bir şekilde aktarması mükemmel bir unsur bence. Bir kez daha saygı duydum Üstad. Her neyse, otele yerleşirler ve kısa zaman sonra otelin laneti Torrence ailesini bulur.

Kitabın baş karakteri Danny, 5 yaşındadır. Kendisinin çok yüksek düzeyde ''Işıltı'' gücü var. Işıltıya sahip olan insanlar, insanların zihninden neler geçtiğini okuyabiliyor. Ayrıca hayalet, kurt kafalı adam, 217 numaralı odadaki abla gibi arkadaşları da görebiliyor. Otel de bu yüzden lanetini bir anda belli ediyor. Yoksa mis gibi otel, 2 bahçesi var, mutfak var, son derece konforlu(!) 217 numaralı bir odası var, bir de dağ başında daha ne olsun! Otel, Danny Torrence'ın ışıltısını istiyor ve almak için her şeyi yapabilir; gerekirse siyah aslanları kullanır,gerekirse kafası kurt olan herifi kullanır, gerekirse 217 numaralı odadaki psikopat kadını kullanır, olmadı mı ? O zaman da babası Jack Torrence' ı kullanır...

Kitabın ilk 206 sayfasında güzel diyaloglar ve merak unsurları ağır basarken, devamında ekşın ve gerilim odaklı devam ediyor. Kesinlikle birbirlerini çok çok iyi tamamlayan bir ikili olmuş. Bayıldım!

Kitabın böyle yağ gibi aktığını görünce ara verdim ve Medyum'un devamı olan Doktor Uyku'u da hiç bekletmeden aldım. Danny Torrence'ın yine kitabın baş karakteri olduğunu ele alırsak, kitabın kötü olmasına ihtimal vermiyorum zaten.

Son olarak; Kitabı alıp, okumayı düşünmüyorsanız hala, bende reklam yeteneklerimi konuştururum:

- Danny Torrence gibi bir çocuğu tanıyamayacaksınız.

- Overlook Otel'inin büyüsünü hissedemezsiniz.

- 400 sayfalık güzel bir gerilim kitabı okuyamazsınız.

-''Işıltı''nın gücünü gerçek hayatta fark edemezsiniz.

- Medyum'u okumadan, Doktor Uyku'dan da çok zevk alacağınızı düşünmüyorum.

Daha saymama gerek var mı ? Bence yok. Kitabı okumak isterseniz Stephen King Etkinliğimize de bekleriz :#30096680. Zaten etkinlikte misiniz ? O zaman gözüm üzerinizde ! :D

Saygı ve Selametle
- İnsanın yüreğinin toprağı daha taşlıdır; insan yetiştirebildiğini yetiştirir ancak.

- Dr. Louis Creed'in ömrünü geçirdiği Chicago'dan Maine(Ludlow)'e ailesiyle birlikte(Eşi Louis, kızı Ellie ve oğlu Gage) taşınmasından sonra başına gelecek olanlardan habersizdir(Biz de öyle).

- Taşındıkları ilk günlerde başlarına gelen ufak bir talihsizlikle birlikte sonraları tılsımlı anları birlikte yaşayacağı ve belki de kaderini değiştireceği kişi 'Jud' ile tanışmış olacaklar.

- Zamanının büyük bölümünü komşusu Jud ile bira içerek geçiren doktorumuz gün geçtikçe daha bi samimi olacak ve belki de hayatında hiç yakalayamadığı kadar sıcak bir dostluğa adım atmış olacak. Dr. Louis bu komşusunun öğütlerini dinleyecek mi ? Yoksa başına buyruk mu hareket edecek?
Bu soruların cevapları kitabın ilerki sayfalarında okuyacak kişilerin merak konusu olarak kalmaya devam edecektir.

- Kitabın ilk sayfaları gayet akıcı bir halde şen şakrak aile ortamı, komşular, tanışma faslıyla geçerken doktorumuzun yeni taşındığı işyerindeki ilk gününde talihsiz bir olayla karşılaşmasıyla ortalık gerilmeye başlıyor. O sayfalar gerçekten beni de germeyi başardı doğrusu. Kitabın kalan bütün sayfalarını kapsayacak olan olaylar zincirinin her halkasında nefesinizi tutarak sayfaları çevireceğinizden emin olabilirsiniz. Zira ben öyle yaptım. Özellikle Hayvan Mezarlığında.

- Oraya gittiğim ilk zaman fazla etkilenmedim ama yine de içten içe bir ürperti hissettim. Taa ki kahramanlarımızın daha ilerisine, eski Kızılderili mezarlığına gitmeye cesaret edene kadar. Oralarda tamamen bir tırsma bana hakim oldu diyebilirim. Ormanda yürürkenki kuru otların çıkardığı sesi duyuyor, dallar benimde kollarıma çarpıyor gibi hissediyordum. Yazar kendi hayal dünyasının göbeğine bizi de çekmeyi başarıyor. Bazı yerlerde gecenin sadece sayfaların içinde değil de benim de içime çöktüğünü hissettim. Bir an önce karanlıktan kurtulmalıyım diye düşündüm.

- Kitabın son sayfalarına yaklaştığımızda finali getirecek olan olay bizi gerçekten derinden etkileyecek bir duygusallıkla işlenmiş. Böyle sayfaların olmasının, bende kitabı okurken daha fazla heyecan uyandırdığını fark ettim. Hiç beklemediğiniz bir anda bütün iskambil kağıtları yıkılıyor.

- Kitabın dili sade ve akıcı. Kitabın bendeki baskısının kapağı bile içimi ürpertmeye yetmişti zaten. Bununla birlikte yazar bizi tatmin edecek derecede duygusallık, heyecan, aksiyon, korku ve dostluk serpiştirmiş kitabın içine. Keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Herkese tavsiye ederim.

Bonus: İncelememi yazarken bir foto paylaşmak istedim.

https://i.hizliresim.com/mMl274.jpg
Okuma alışkanlığı kazanmama vesile olan bu kitaba inceleme yapmayı, bir borç değil de bir görev bilirim.

2017 yılıydı. Her sene çıkan John Flanagan'ın kitaplarını okumak dışında kitap okumakla uzaktan yakından hiçbir alakam yoktu. Kardeşim vizyona giren bir korku filmi olduğunu söyledi ve benim de gelmem için ısrar etti. Uyarlama filmin adı ''O'' ve kitabın yazarı ise Stephen King... Stephen King ismini çok fazla duyuyordum; malum Yeşil Yol, Esaretin Bedeli, Medyum, Mahşer, Hayvan Mezarlığı gibi kitapları yazan adam olması ve bu kitapların çoğunun filme veya diziye uyarlanmasından dolayı aklımda yer etmiş. Merak ettim ve ''tamam, arkadaşları da alıp geliyorum'' dedim. Vardık salona bizimkiler bana en köşedeki yeri ayarladı. Sinema ve film çok izlemediğimden ilk başta sebebini anlayamadım ama 5 dakika sonra film başlayınca oturduğum yerin hoparlörün hemen altı olduğunu çok acı bir şekilde anladım. Tabi bunun yanı sıra filmin korku-gerilim türünden kaynaklı olmasından dolayı önümde ve arkamda da sevgililer vardı da o konulara girmiyorum, sonra inanılmaz düzeyde konudan sapıyorum.

Film başladı ve ben nedense Pennywise'a karşı inanılmaz düzeyde bir samimiyet duydum. Neden bilmiyorum, oldum olası palyaçolardan nefret etmişimdir ve Pennywise sayesinde bu nefret kat kat arttı; ama Pennywise'a karşı nefretten doğan bir sempati duydum. Filmin konusu da fena olmayınca ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti ve 2019 yılında çıkacak olan devam filmine kadar kitabı okuma kararı aldım.

Yanlışlıkla aldığım en güzel karardır diyebilirim. Bir yerden kitap okumaya başladığınız an bahaneler çerçevesinde bu durum git gide ilerliyor; ama bu bahaneler sizi olumlu yönde ilerletiyor, nasıl mı ?

Aklımda sadece bu kitabı okumak vardı. Yakınlardaki bütün kitapçılara gittim ve öncelikle kitap var mı diye aradım durdum. Tabi ki bulamadım ve bende sipariş ettim. Tam sipariş ettiğim gün 6 yıldır hiçbir sıkıntı olmadan site içinde duran ''O''nun temin edilememe durumu oldu maalesef ki, bende gittim kitapçı da çalışan abilerden birine kitabı getirtmeleri rica ettim. Kitap geldi ve geldiği gibi arkadaşın teki benden önce almış. Kafayı sıyırmak üzereydim artık. Yeniden getirmeleri için rica ettim ve 2 gün sonra tekrardan gittim. Bu sefer de ciltsiz versiyonu kalmamış. ''Abi tamam, hangi versiyonu varsa ondan istiyorum ve rica ederim kitap geldiğinde gerekirse kimsenin almaması için Fizik kitaplarının arasına saklayın, lütfen benim için çok önemli''. Kitabın temin edilmesi biraz uzun sürdüğünden ve ''O'' çok uzun bir kitap olduğundan gelirken rastgele bir King kitabı aldım: Hayvan Mezarlığı. Bana kalırsa çok çok güzel bir kitaptı ve yazarın diline aşina olmamı sağladı.

Her neyse kitabım sonunda geldi ve okumaya başladım. 1200 sayfa... Çok uzun duruyor sanki ? Ama göründüğü gibi değil... Ne zaman çocuklar bir araya geldi, Pennywise tatliş tatliş çocukları korkutmaya başladı kitap benim için efsaneleşti. Mükemmel bir kurgu; özellikle birçok insanın sevmediği ve gerçek hayatta sevenlerin onda ne bulduğuna anlam getiremediği palyaço fikrini korku unsuru olarak seçmek ve buna karşılık, Derry'de ''Kaybedenler'' isimli 7 çocuktan oluşan ve her birinin belli bir sembolü ifade ettiği çocukların (kekeme, şişko, zenci, yahudi, gözlüklü, astım hastası ve 7 kişilik gruptaki tek kız olan Beverly) arkadaşlıklarını kullanarak ''O'' isimli isimsiz şahsa karşı mücadele etmeleri beni derinden etkiledi. O kadar etkiledi ki, balık hafızalı olmama rağmen hala çoğu yeri hatırlıyorum ve ara ara dönüp baktığımda büyük bir tebessümle ayrılıyorum.

''O'' dan sonra Sefiller, Beyaz Diş, Suç Ve Ceza, Anna Kararina ve Yüzüklerin Efendisi gibi hayatımda büyük bir yer etmiş olan kitapları da okuduktan sonra tam bir kitap kurdu oldum ve o gün bugündür, her geçen gün daha da tat alarak okumaya devam ediyorum.

Bana bu alışkanlığı kazanmama vesile olan dostum King'e, Pennywise'a ve kaybedenler grubundaki bütün kankilerime teşekkür ediyorum.
Çok fazla King kitabı okumadım ama okuduğum her bir King kitabını okuduktan sonra kurduğum cümleler, “bu adam manyak” ya da “bu adamda nasıl bir kafa var” tarzında oluyor. Kitap ne klasikleşmiş bir bilim kurgu kitabı ne de klasikleşmiş bir gerilim kitabı, kitap baştan sona karakterlerle bizi bir yapan, onları bizimle beraber yaşattıran duygu yüklü bir kitap. Klasik bir bilim kurgu kitabı olsa kitap içinde zamanda yolculuk kavramları daha çok ön plana çıkardı, klasik bir gerilim kitabı olsa JFK’nın suikast olayına daha çok yoğunlaşırdı; ama bu iki unsur kitabın alt yapısını ve temelini oluşturan kavramlar, unsurlar olsa da kitabı esas bir kitap yapan baş unsur kesinlikle içinde fazlası ile barındırdığı duygudur. Kitabın başlarında okura verdiği duygu pek olmasa da sayfalar okundukça kitabın okura verdiği his ne bir bilim kurgu oluyor, ne de bir gerilim oluyor, aksine King’ten hiç beklenmeyecek şekilde yüklü bir şekilde duygusallık oluyor, tamam, tabii ki de kitabın içinde bilim kurgu ve gerilim hâlâ bir King kitabından beklenildiği gibi çok kaliteli olarak biz okura yansıyor ama duygusallık kesinlikle çok daha fazla. King’i bu yönü ile hiç tanımamıştım, bir tanıdığım, bir King romanını okuduktan sonra boğazının düğümlendiğini ve duygusallaştığını söylese ve bu kitabı okuduktan sonra aynı hisler sende de olacak diye söylese cevabım şüphesiz King böyle bir şey yapmaz ama sen de beni bu sözünle bir güzelce güldürdün demek olurdu. Bu hislerin yanında kitap kesinlikle de Amerika’nın yakın tarihine, JFK’ya içinizde bir merak uyandırıyor, hele ki de benim gibi 1950 ve 1960 Amerika’sını çok seviyorsanız bu ilgi ve merak sizi kitaba daha çok bağlayacak.

Jake Epping ve Sadie karakterleri kesinlikle çok sevilesiceler. Kedisi olmasından ve verdiği tepkiler ile cevaplarından dolayı Jake’i kendime çok yakın hissettim ama bir de Sadie var ki ayrı bir hoşuma gitti. Yaptığı sakarlıklar mı desem, baş belası gibi bazı şeyleri arka arkaya sorması mı desem yoksa tez canlılığı mı desem bilemedim ama kesinlikle bunların hepsi Saide’yi âşık olunası bir karakter yapmış. Bilim kurgu ve gerilim iki unsurunun yanında bunun gibi kısımlar kitabı en azından benim için daha üst boyutlara çıkardı. Kitabın içinde bir konu, bir olay örgüsü tabii ki var ama bu konunun yanında da Jake’in geçmişte kurduğu bir yaşamı var, gündelik olayları var. Şüphesiz ana konudan daha çok Jake’in gündelik hayatını okuyoruz (kitabı okuyanlar sebebini bilir). Bu normal gündelik yaşamı okurken (en azından beni) ne kitaptan sıktı ne de herhangi bir derecede en ufak bir şekilde kitaptan soğuma oldu, aksine kitabın içine beni bu kısımlar daha çok çekti. Jake’in normal sürecini okurken onu daha çok yaşıyoruz, onunla daha çok özdeşleşiyoruz. Hani olur ya güzel bir kitap okurken kitabın karakteri artık bizim arkadaşımız olur, kitap bittikten sonra da o karakteri özleriz, onunla beraber yine bir şeyler yapmak isteriz ya da biz kendimiz bir şeyler yaparken acaba o olsaydı ne derdi veya nasıl tepki verirdi diye düşünür ve kendimize sorarız, işte böyle bir kitaba en güzel örneklerden biri 22/11/63.


Farklı bir, zamanda yolculuk hikâyesi. Zamanda yolculuk kitaplarında ya da filmlerinde en çok hoşuma giden kısımları zaman değişikliğine dair en ufak ayrıntıların verilmesidir. Aynı tarihe gidip, aynı tarihte aynı kişi ile her seferinde aynı cümleler ile tarihte, evrende yer almaları, karşılaştığı kişiden her seferinde aynı bir şeyi istemesi, aynı cevabı alması, her seferinde aynı şeylerin tekrarı olması gibi ince ve küçük ayrıntıların yer verilmesi çok güzel ayrıntılardı. Yapılan zaman yolculuğunda karakterin gittiği yıla göre etrafındaki insanların giyim şekillerine göre kendi üzerindeki elbiseleri düşünmesi, daha ilk başlarda o zamana göre giyinme isteği ve aklında oluşan düşüncelerini okumak kitabın güzel ince ayrıntılarından bir başkasıydı.

Kitap malum Stephen King’in hemen hemen tüm romanlarında kullandığı Derry Kasabası’nda geçiyor, en azından bir kısmı. E geçmişe yolculuk olduğu için de ve geçmişe gidilen yıl da 1958 olduğu için de King’in en büyük ve en önemli romanlarından biri olan O’ya kitabın içinde göndermeler yapılmadan olmazdı. Yapılan göndermeleri, kurulan cümleleri okumanın keyfi de çok güzeldi. Göndermeleri okudukça yüzde istemsizce oluşan gülücükler eşliğinde, havada bir cisim varmış gibi elimin o cismi yakalaması ve “aha göndermeyi yakaladım” gibi cümleler kurarak göndermeyi yakaladığımı defalarca belli etmek istedim. Kitabı okuyacak arkadaşlara tavsiyem bu kitabı lütfen ama lütfen O kitabından sonra okuyun, o zaman emin olun ki bu güzel kitaptan alacağınız keyfin üzerine kat kat daha fazla keyifler eklersiniz; çünkü bazı göndermeler bayağı bayağı O kitabı için çok önemli olan gelişmeler, haliyle de 22/11/63 için de çok önemli gelişmeler. Sonuçta Stephen King, Jake Epping ile biz okurlarına da zaman yolculuğu yaptırıyor. Derry’e, Çorak Topraklar’a, O kitabının 6 kafadarının bulunduğu yerlere bizleri götürüyor. Yapılan tüm göndermeleri yakalamak ve tadını almak için yazarın bir başka harika kitabı O’yu öncelikli olarak okumak onun için çok önemli.

Stephen King’in müziğe olan tutkusunu hemen hemen hepimiz biliyoruzdur, özellikle de başta Greg Iles olmak üzere ve birçok yazar ile oluşturdukları The Rock Bottom Remainders adında efsanevi bir müzik grupları da var malum. King bizlere bu kitabında birçok müzik hediye ediyor, ama iki tanesi var ki onlar şüphesiz en iyileri. Birincisi çoğunluğumuzun bildiği Dean Martin’den That’s Amore, ikincisi ise Green Miller’dan In The Mood. Şarkıların geçtiği bölümleri, sayfaları o şarkıları dinleyerek okuyunca 50 – 60 senelerinin havası, kitabın atmosferi daha da güzel yakalanıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=OnFlx2Lnr9Q
https://www.youtube.com/watch?v=XElwAwS0GvE


Okuma sürem boyunca 50’lilerin, 60’lıların Amerika’sında yaşadım resmen. Uyumlu bir şekilde yaşamımı devam ettirebilmek için de bilgisayarda L.A. Noire oynadım. Cole Phelps ile Dallas ya da Derry olmasa da Los Angeles sokaklarında gezdim, suçluların, katillerin bıraktığı izlerin peşinden gittim. Caz ve blues müziğin tadını aldım. Jake gibi fötr şapkayı kafaya tam düz şekilde takmak ile şapkayı hafiften eğik takmanın ince ama büyük farkını keşfettim. O senelerdeki kadınların zarif güzelliklerini gördüm tekrardan. Alice Harikalar Diyarı’nı şu an ki aklım ile okumam lazım dedim ve tavşam deliğim olan 22/11/63 etkisinde Alice’in tavşan deliği ile tanışmak için heyecanlandım.


King’in öğütünü ve tavsiyesini dinleyip politik fanatizmin nelere yol açabileceğini görmek, öğrenmek istemeliyiz. Politik fanatizmin yol açtıklarını görmek için en azından Zapruder’in filminin 313. Karesini izlemek yeterli olacaktır.
https://www.youtube.com/watch?v=iU83R7rpXQY

Dans Etmek Hayattır
Ba-da-da… Ba-da-da-di-dam…
https://youtu.be/8Tc3qscjjsc
O, ilk sayfada okuyucuları etkisi altına alan, 1216 sayfa boyunca etkisinde tutan, hatta kitap bittikten sonra da etkisinde kalmasına sebebiyet veren harika bir korku/gerilim romanı...
Kitabı, Mahşer'i okumamdan sonra sitedeki dostlarımın "O'yu da oku, literatürde çok kapıştırılır" demeleri ile okudum. Dolayısıyla öncelikle bu karşılaştırma hakkında bir kaç kelime edeyim. Kıyaslayamıyorum... İkisi de gerilimin had safhada aktarıldığı mükemmel edebiyat ürünleri ancak Mahşer her ne kadar gerçek olabilecek bir kurguysa, ve insanı aslında olabilirliği geriyorsa; O da bir o kadar imkansız bir hikaye (Ya da imkansız olduğunu düşünecek kadar yaşlı mıyım yoksa), ve doğa üstü varlıkların ve olayların korkusu hakim hikayeye... O yüzden ikisi de kendi kulvarlarında birer şaheser...
Gelelim O'ya... Hikaye, Derry isimli küçük bir kasabada iki farklı zamanda geçmekte.. 1958'de 7 küçük kahramanımızın 10- 12 yaşlarındaki haliyle başlamış ve tam 27 yıl sonra, 1985'de devam etmiştir. Derry, nehirler ve su kanallarıyla dolu şirin mi şirin ama bir o kadar da tehlikeli bir yerdir. Tehlikeyi yaratan da çoğu kişide "palyaço korkusu" yaratmış olan sevgili, sevimli, çocukların dostu Pennywise'dır...
(Sonrası spoiler:))
Pennywise biçimsizdir, kişinin korkusuyla beslenip şekillenir. En çok korktuğundur. Bu şekilde biçimsiz bir varlık yaratabilmek tam bir ustalık işi... Aynı paragrafta iki kişinin aynı şeye bakarak farklı şeyler görmesini hiç kafa karışıklığına sebebiyet vermeden aktarabilmek, Stephen King'in ustalığının basit bir işareti aslında...
Öte yandan 7 kahramanımıza gelelim... Kendilerine Kaybedenler Kulübü demiş bu 7 çocuğumuzun ortak özelliği, bir şekilde ve bir nedenden dışlanmış olmaları. Birinin aşırı kiloları, diğerinin teninin rengi, bir diğerinin dini inancı, bir diğerinin cinsiyeti, ötekinin sağlık sorunları, başkasının esprileri ve esas oğlanımızın başından geçen bir olay hepsinin toplumdan dışlanmasına ve birbirini bulmasına sebebiyet vermiştir.
King'İn bu kitaptaki en beğendiğim şey, bölüm geçişleri olmuştur. 7 kişinin bakış açısı ve 2 farklı zamanı hesaba katarsak toplamda 14 boyutlu bir hikaye... 14 boyut arasındaki geçişler, cümlenin ortasındaki bir kelimeyle sağlanıyor. Tabi bunda sanırım King kadar sevgili çevirmenin de başarısı büyük.
Yine kitabı okurken sürekli olarak çocuklara ve çocukluğa övgünün olması yüzümü hep gülümsetti... Çocukken sınır tanımayan bir hayal gücümüz var, "imkansızlık" diye adlandırılan kavramı inanç ile yıkabiliyoruz. Ancak büyüdükçe kalıplara giriyoruz, mantık ise içimizdeki pek çok şeyi öldürüyor. Ve aslına bizi güçsüz kılıyor...
Özetle... 10/10'u rahat rahat hak etmiş bir kitap... Okuyun okutun:)
Vokalist üçten geriye saydı ve müzisyenler hâla rüyalarıma giren melodiyi çalmaya başladı.

Ba-da-da-da... ba-da-da-di dam.

https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Hani bazı kitaplar vardır; anlatmak için ''hani'' ile başlayan cümleler kurup, edebiyatın dibine vurur ve Shakespeare tarzı bir şeyler söylemeye çalışırsınız. İşin sonunda cümlede en ufak elle tutulur, anlaşılabilecek bir kelime yoktur; ama anlatırken yaşadığınız o heyecan ve yüzünüzdeki tebessümle aslında her şeyi anlatmışsınızdır.

Şuan yaşadığım durum sanırsam bu. Kitap bittiği an ne yapacağımı bilemedim; neden bu kadar vurucu bir sonla bitmek zorunda ? Neden karakterler artık ailem kadar bana yakın ? Sadie ve Jack sizleri niye bu kadar sevdim ? Neden kitap bittikten sonra sırf sigara kullanmadığımdan dolayı içimde biriken efkarı kahve ve patatesli et eşliğinde, bir yandan ''Boş Ders Şarkısı'' dinlerken, bir yandan soru çözerek atmaya çalışıyorum. Ama yok, maalesef bu sefer işe yaramıyor :D

Şimdi saçma sapan duygusal anlarımı geçtikten sonra biraz daha kendi tarzıma dönüyorum. Kesinlikle Yaz boyu okuduğum inanılmaz açık ara fark en iyi kitaptı. Stephen King kitapları içinde değerlendirmek gerekirse eğer, ''O'' ile eşdeğer düzeyde olduğunu söyleyebilirim; ama bu ikisi inanılmaz farklı türde kitaplar. Korku gerilim zaten çok sevdiğim bir tür, o yüzden ''O''yu sevmem çok anormal bir durum değil; ama genel olarak duygusal yüklü bir kitap bende nasıl bu kadar iz bırakabilir ? Hemde aşk denen çocuğa yüksek dozojda alerjim varken... Kusura bakma kankitom Stephen, ama senden bile bu düzeyde sağlam bir kitap beklemezdim.

Kafanızda biraz fikir oluşması için kitabın ilk 30 sayfasını baz alarak olayın ne olduğunu anlatıyorum izninizle, tabi bu kadarcık bile spoiler istemiyorsanız yıldızlar içinde kalan bölümleri atlayın lütfen ( Ama bence okuyun. Az bir şey spoiler okuma zevkinizi azaltmaz, aksine kitaba merakınızı uyandırır. Hem yazasıya kadar canım çıktı )

************************************************

Hamburger dükkanının sahibi Al isminde bir kankimiz var. Kendisinin dükkanının içinin arka tarafında bir dolap var, dolaba girdiğiniz an 1958 yılına gidiyorsunuz. İstediğiniz kadar takılın, geri döndüğünüz an yaşadığınız andan en fazla 2 dakika geçmiş oluyor. Al Jackie Kennedy süikastini engellemek için geçmişe gidiyor, ama başaramıyor. Bizim başkarakterimiz Jake Epping'den geçmişe gidip, süikastı önlemesi için rica ediyor. Bana kalırsa kitabın tek zayıf noktası bu, kendi tarzımla aradaki geçen konuşmayı anlatıyorum:

-Al yapamam. İşim, evim, arabam, okulum her şeyim burada.

-Jack beni mi kıracaksın seni ahmak!

Öteki gün...

-Tamam Al, fikrin çok cazip geldi. Hem benim öğrencilerden birine babası yamuk yapmış, gitmişken onu da öldürürüm; hem de Stephen King geçmişe yolculuk için bahane bulmuş olur, kötü mü olur canım...

Evet, kitapta fantastik öge olarak zamanda yolculuk var; peki bundan daha büyük bir fantastik öge yok mu ? Hepsi bu mu ? Hayır değil. Çok çok daha büyük bir fantastik öge var, o da geçmişe gidip sevgili yapmaktır sanırsam. Her ne kadar kitaptaki olay Jackie Kennedy'yi kurtarmak için geçmişe yapılan bir seyahat olsa da, bu belli bir yerden sonra Sadie ve Jack'in macera ve gerilim eşliğindeki aşk hikayesine dönüşüyor.

*****************************************************

Tabi kitapta belli başlı yerlerde fazladan tebessüm ettim. Bu yerler ''O''ya inanılmaz miktarda gönderme olan 6.bölüm ve Stephen King'in her seferinde Scarlett (Rüzgar Gibi Geçti) karakterini kullanarak benzetmeler yaptığı yerler. Ya bir insanı bundan daha çok ne mutlu edebilir ? Dünyanın %99.9'unda çağrışım yapmayan ''Bip Bip Richie'' sözünü gördüğüm an kitabı yiyecek kadar mutluluktan ağzımı sonuna kadar açtım. Bundan da daha ilerisi olamaz ve Richie'nin ağzından Beverly'ye şu sözler çıktı :

''Özür dilerim Bayan Scağlett!" diye bağırdı oğlan cırtlak bir sesle. Herkesin ırk konularında aşırı dikkatli davrandığı yirmi birinci yüzyılda insanların size ters ters bakışlar fırlatmasına yol açacak bir Rüzgar Gibi Gecti taklidiydi. "Ben taşralı bir çocuğum ama ölsem bile bu dansın adımlarını öğreneceğim!"

Bu nasıl bir mutluluktur! Okumaya devam etti ve Jack Derry ile ilgili dedikoduları dinlerken şu sözü duyuyor:

"Kimse palyaço kıyafeti giyip kırmızı burun takmış birinin gerçek yüzünü bilemez."

Yapma, bu kadar mutluluk benim için çok fazla :D

Konusu açılmışken şunu da söyleyim: King'e bu kitapla başlarsanız ömür boyu bu yazarı bırakamazsınız; ama bu kitapla başlarsanız da 6.bölümde geçen 30 sayfalık bölümü anlamazsınız. Seçim sizin, keyfinize göre okuyun.

Peki neden bu kadar başarılı oldu ? Kitabın bu kadar başarılı olmasındaki asıl sebep sadece King'in inanılmaz hayal gücü ve istediğini sorun yaratmadan anlatabilme yeteneği mi ? Hayır. Kitabın 2011 yılında yazılmış olmasının belli bir sebebi var. King kitabı ilk olarak 1972 yılında yazmayı düşünüyor, ama tam zamanlı bir öğretmen olduğundan dolayı projeyi erteliyor. 2011 yılında tecrübeli bir yazar oldugundan ve boş vaktinin çokluğundan yararlanarak yeniden kollarını sıvıyor. Jfk'ye düzenlenen süikast girişimiyle ilgili, kendisinin terimiyle, ''üst üste koysanız boyunu geçecek'' kadar kitap okuyor. Bununla da kalmıyor ve işin profesörleriyle uzun uzun konuşmalar yapıor ve onlardan saatler boyunca ders alıyor; Kolay mı bir King olmak ?

Çenem düştü biliyorum ama dizi hakkında da bir şeyler söylemek isterim. Genel olarak dizi izleyen birisi değilim, ama diziyi de çok sevdim. Kitabın hikayesi baz alınarak uyarlansada belli yerlerde ciddi miktarda değişiklik gösteriyor. Benim için çok çok daha iyi; okuduğum kitabın aynısının görüntülenmiş versiyonunu izlemektense (o ne öyle, sanki manga animeye uyarlancak) , biraz değişiklik olan versiyonunu tadını çıkarta çıkarta izlemeyi tercih ederim. Mutlaka izleyin.


Aslında kitabı King serüvenimin sonlarını doğru saklamayı düşünüyordum. Ama Samet Hızır'ın reklam yeteneklerine daha fazla dayanamadım. Bu çocuk Metro okumuş, mutlaka bir bildiği vardır. Aynı gün en yakın arkadaşlarımdan Saf papatya ve Nausicaä'ı ikna etmeyi de başardım :D Olay yerine benden önce geldiler. Sonuç olarak birisinin kuzeni doğdu, birisi kardeşinden uçan tekme yedi ama olsun öyle böyle 17 gün boyu bu güzel kitabı tadını çıkara çıkara okuduk ve en sonunda 9 puan verdiklerinden dolayı aramız şuan bozuk :D (Gerçi Kübra benim zorumla sonradan 10 yaptı sanırım)

Son sözümü kitabın vurucu sözüyle bitirmek istiyorum. Bu söz, ergence bir sözün doğru yer ve zamanda kullanıldığında insanı ne kadar etkileyebileceğinin en büyük kanıtıdır:

''Elveda Sadie. Sen beni hiç tanımadın ama ben seni hep sevdim...''

Kendinize iyi bakın :D







Dipnot: Her gidiş, ilk gidiş unuttun mu?
Stephen King ve oğlu Owen King’in birlikte kaleme almış olduğu eserde olaylar Dooling adlı küçük bir kasabada ve hapishanesinde gelişmektedir ve kısa bir zamanda tüm Dünya’ya yayılmaktadır.

Kitapta oldukça fazla karakter var. Bunun için kitabın başında bir karakter listesi verilmiş. Kitap sizi o kadar içine çekiyor ki listeye bakma ihtiyacı duymuyorsunuz ve bu karakter çokluğunda bile sıkılmıyorsunuz.

Kitabın ana karakteri ise Evie!

Yazarın kitabın merkezine koyduğu Evie karakteri, güve yoldaşlarıyla beraber başka bir boyuttan dünyaya ayak basıyor ve Dünya’nın dengesini alt üst edecek bir güce sahip. Kadınlar uyudukları sırada güveler vücutlarını saran örümcek ağına benzeyen koza meydana getiriyorlar ve bir daha uyanamıyorlar. Kozalar yırtılarak uyandırılmak istenilirse kadınlar son derece ölümcül hale gelebiliyorlar.

Kadınlar uykularında başka bir yere , erkek şiddeti ve nefretinden arınmış olarak başka bir dünyaya adım atıyorlar. Fakat yakında tek cinsiyet kalacak olan erkekler için ilerleyen günler tam bir kabus olur. Eşleri ve kız çocuklarının uyumaması için denemedikleri şey kalmaz. Düşünsenize er ya da geç soyunuz tükenecek! Zaten Kadınsız bir dünya istemek ‘’akıl sağlığını yitirmiş insan idealidir.’’ Olayı tam tersinden ele alırsak kadınlar insan soyunu devam ettirebilirler miydi ? O da bir muamma.

Stephen King ve Owen King’in kadının toplumdaki yerini ve önemini bize düşündürmesi, bu mesajı bir fantastik gerilim kitabında vermesi türünün tek örneği galiba :)

Kitaba başlamadan şöyle bir şarkıyla karşılaşıyorsunuz

Zengin ya da fakir, akıllı veya aptal
Olman hiç farketmez.
Bu köhne dünyada bir kadının yeri
Bir erkeğin parmak ucundadır.
Kadın olarak doğmuşsan
Kaderinde incinmek vardır.
Çiğnenmek için, yalan söylenmek için
Aldatılmak için
Ve pislik muamelesi görmek için
Yaratılmışsındır.
Sandy Posey ‘’Born a Woman’’

Son olarak kitap akıcı bir anlatıma sahip ama alıntı olarak paylaşılamayacak sözler var. Roland Deschain’le çok düşündük ama paylaşamadık :)

Keyifli okumalar dilerim .
Merhaba Sevgili dostlarım, hayatımda bu kitap kadar heyecan vermeyen, sıkıcı, hiç mi hiç merak uyandırmayan bir kitap görmedim ve içinde aşk bile yok inanabiliyor musunuz?

Dememi bekliyorsanız gözlerini bu satırlara dikmiş, olumsuz anlam içeren cümleleri görür görmez belki ilgisini çekmiş, belki de ciddi olamazsın deyip şaşırmış olan sen sevgili okur çok yanılıyorsunuz. Zira tam aksine bu kitabı okudukça bıraktığı soru işaretlerini çözebilmek için merak uyandırıcı bir biçimde ilerlerken heyecan ve aşk dolu bir hikâyenin içinde buluyorsunuz kendinizi.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu kitabı çok sevgili dostlarım Hakan Arık ve Nausicaä'mla birlikte okumuş olmam şüphesiz ki kitabı benim için daha güzel hâle getirdi. O yüzden onlara çok teşekkür ediyorum ve bu incelemeyi de onlara ithafen yapıyorum :))

SPOİLER'sız olmaz ki!
Kitaba dönecek olursak adından başlamak istiyorum. "22/11/63" güzel bir tarih değil mi? Kitabı bu tarihte okusak belki daha manidar olabilirdi. Ama daha çok vardı ve bu kitap o kadar zaman bekletilmeyi hak etmiyor bence. :)
Kitabımızın ana karakteri Jake Epping bir öğretmendir, gayet sıradan bir şekilde hayatına devam ederken bir gün çok önemli bir karar vermek zorunda kalıyor. Üstelik bu karar sadece onun hayatı için değil belki de tüm dünyayı etkileyecek kadar ehemmiyet arz ediyor. Bir hamburger dükkanının sahibi olan Al Templeton'un onu geçmişe açılan bir delikle tanıştırmasıyla hikâyemiz başlıyor. Al hastalanınca, Jake'den geçmişe gidip John Fitzgerald Kennedy'ye yapılan suikasti önlemesini istiyor. Tabi ki geçmişte yapılacak bu büyük değişikliğin iyi şeylere sebep olacağını düşünürek ama aynı zamanda bunun kötü şeylere de sebep olabileceğini aklından geçirmeyi unutuyor Al. Çünkü bir kelebek kanat çırpar ve bu koca bir dünyayı allak bullak da edebilir. Cennete de çevirebilir. Bilemeyiz değil mi? Bizim yaptığımız ufacık bir şey çok büyük bir şeye sebep oluyordur dünyanın başka bir yerinde ki buna kelebek etkisi denir.

Hadi gelin kitaba kaldığımız yerden devam edelim dostlarım. Bugünün Jake Epping'i, geçmişin George Amberson'u oluverir. Geçmişte yaptığı değişikliğin gelecekte neye sebep olduğunu görmek için ilk olarak öğrencisi üzerinde deneme yapar. Harry Dunning adlı öğrencisi yazdığı kompozisyonda geçmişte babasının, annesini ve kardeşlerini nasıl öldürdüğünü ve kendisinin yaralı olarak kurtulduğunu anlatmaktadır. Acaba Jake'miz (onu sahiplendim malum 17 gün boyunca benimleydi :)) bu duruma engel olabilecek mi? Peki bunun sonucunda neler değişecek? Değiştiğinde her şey daha mı güzel olacak ki yoksa... Unutmadan bir şey daha geçmiş inatçıdır ve değişmek istemez Jake için bu hiç kolay olmayacak zira. Geçmiş onun, kendisini değiştirmesine engel olabilecek mi? Jake, Lee Oswald'ı da durdurabilecek mi? Kennedy'i öldürmesine engel olabilecek mi? Peki bunun sonucunda dünya gerçekten daha güzel bir yer mi olacak yoksa.. Üzgünüm size söyleyemem cevaplar kitapta gizli :) Peki ya aşk? İşte Jake geçmişte güzeller güzeli Sadie'yle karşılaşır. Sakar Sadie'miz ama tatlı Sadie'mizle. Geçmiş artık Jake için Sadie'yle anlamlıdır. Peki Sadie'nin başına neler gelecek? Jake, Sadie'sini kurtarabilecek mi? Ona gelecekten geldiğini ve diğer tüm gerçekleri anlatacak mı? Sadie'yle kavuşabilecekler mi? Unutmadan söyleyeyim geçmişte yaptığı değişikliklerden sonra delikten geçen kişi tekrar geleceğe dönüp sonra yine delikten geçmişe gittiğinde her defasında aynı tarihe gidiyor yani yaptıkları sıfırlanıyor kısmen. Ve geleceğe döndüğünde ise sadece gittiği anın üzerinden 2 dk geçmiş oluyor. Peki Jake geçmişteki kötü şeyleri düzeltebilecek mi? Ya Sadie'si ne olacak, onunla olmamak pahasına belki, bunu göze alabilecek mi? Çok soru sordum biliyorum bunlar hep merak edip okuyun diye. "Geçmiş uyumu, benzerlikleri sever." Jake buna yankı demeyi tercih ediyor. Bugün tarihlerden 12/09/18! Kim bilir belki 12/09/... ve başka bir yılda başka bir okur arkadaşım bu kitabı inceler. Geçmiş işte benzerlikleri seviyor malum. Ve kitapta dendiği gibi "Tarih tekerrürden ibarettir."

Kitapta Stephen King'in O kitabına epey gönderme yapılmış, bu kitabı okumasam da göndermeleri az buçuk anlayabilmem için Hakan filmini izlememi tavsiye etti, iyi de yaptı ona tekrar teşekkür ediyorum. O sayfaları okurken anlayabilmeniz adına siz de benim gibi O kitabını okumamışsanız en azından filmini izlemenizi tavsiye ediyorum. Sadece bu kitaba değil;

Rüzgar Gibi Geçti

Fareler ve İnsanlar ve

Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabındaki bazı karakterlere de göndermeler vardı. Yani aslında düşünüyorum da bu kitapta daha ne yoktu ki? :)) Çok şey var yazılacak, sizi yormak istemiyorum daha fazla.

Son olarak sevgili okurlar bizce de dans hayattır. Biz belki bir Bayan D, veya Bay A olmayabiliriz. Ama yine de dans edebiliriz :D
Kitabı okuyup en sonda "Ne güzel dans ettik değil mi?" demek istemez misiniz?
Şu an bu cümle sizin için bir anlam ifade etmiyor belki. Kitap bittiğinde benim kalbimi sızlattı :(

Bu arada kitap içinde ara ara hoş olmayan sözcükler var. Ve müstehcen şeyler. O yüzden 1 puan kırmıştım. Ama sağolsun Hakan Arık ve Samet Hızır zorla 10 yaptırttılar, kıramadım. :)

Dilerim ki tebessümle ve sevgiyle kalın..

Siz daha burada mısınız yoksa bu kitabı hâlâ okuma listenize almadınız mı? O kadar anlattım ama hiç merak etmediniz mi? Ettiniz öyle hissediyorum, beni kıracak mısınız? Sanmıyorum...

Görüşmek dileğiyle, Jimlaaaa! (Bu kelimenin ifade ettiği anlam yine kitapta saklı) Hoşçakalın dostlarım :)
Bir Stephan King efsanesi!

Amerika'da bir biyolojik silah üretimi tesisinde gerçekleşen küçük bir kaza ve güvenlik zaafiyeti sebebiyle %99 bulaşıcı ve % 99 da öldürücü bir grip mikrobu tesisden yayılır. Kısa bir sürede tüm Amerika'yı etkisine alarak toplu bir ölüm gerçekleşir. Hİkaye buraya kadar çok klişe aslında... Ama bu kitap tam da bu noktada benzerlerinden ayrışıyor.

Öncelikle kitabın "Önsöz"ünden bahsetmek istiyorum. Kitapta 2 adet önsöz yazılmış. Biri; kitabı henüz almamış olan, kitapçıdaki okuyucuya hitaben, ikincisi ise kitabı almış olan ve okuma hazırlığındaki kullanıcıya hitaben kaleme alınmış. İkisinde de verdiği ana mesaj şu aslında: "400 sayfalık kısa versiyonu okuduysanız farklı bir akış bulmayacaksınız, sadece sahneler daha detaylı"... Önsözde neden iki versiyon olduğunu da kısaca yazmış. Kİtabı ilk olarak 1200 sayfalık şeklinde yazmış, ama yayıncıya sunduğunda bir maliyet analizi yapılmış ve 1200 sayfanın iyi kar getiremeyeceği hesaplanmış. "Git bunu kısalt da gel" demişler. Bunun üzerine King, uğraşmış didinmiş ve 400 sayfalık versiyona indirerek yayımlamış. Ama yıllar geçmiş, Stephen King ün kazanmış, para kazanmış, ve şimdi "Artık hepsinin basılmasını istiyorum" diyebilmiş. İyi ki de demiş :)

Gelelim kitaba. (DİKKAT: Bundan sonrası biraz spoiler içerebilir.)
Kitap 3 bölümden oluşmakta.

1. Bölüm, hastalığın ortaya çıkması ve yayılmasını, tüm ülkenin korkunç bir hastalığa kurban gitmesini anlatmakta. Bu bölüm oldukça sinirimi bozdu açıkçası. Özellikle ocak ayının ilk günlerine okuduğum ve "domuz gribi salgını"nın tüm basında yer aldığı günlerde dışarda kim hapşırsa ya da burnunu silse, istemsizce irkildim, hastalık kapıp öleceğimi sandım bir an. Bu bölümde ülkenin farklı kısımlarında birbirinden çok farklı sosyal, kültürel ve ekonomik sınıflarından pek çok insanın hikayesini ve hayatta kalma çabasını gördük. Çok fazla isim geçmesi ve kitabın tek bir baş karakter üzerine kurulmamış olması takibimi zorlaştırdı. Çoğu bölüme başlarken "bu kimdi ki?" diyerek başladım. Yine 1. bölümdeki beni en çok etkileyen bölüm 38. kısımdı. Hani bilirsiniz, 1000 kişi öldü demek dile kolaydır çoğu zaman, ama o 1000 kişinin her birinin "birey" olduğunu farketmek ve hikayesini öğrenmek daha bir etkiler insanı... Bu 38.bölüm de, pek çok insanın ölümlerini anlatan kitap içindeki ayrı bir kitaptı ve tüyleri diken diken etmeye yetti.

2. Bölüm, 1. bölümde bir şekilde hayatta kalan insanların yavaş yavaş toplanmaya başladığı kısımdı. İlk bölümde bahsi geçen tüm karakterler bir şekilde bir araya gelmeye başladılar. Bir araya geldikçe kıskançlıklar, ikili ilişkiler, aşklar nefretler doğmaya başladı. Ve bir anda kişilerin rüyalarına giren iki doğa üstü oluşum dahil oldu kitaba...Biri iyiliğin temsili Abagail ana ve diğeri ise şeytanın ve kötülüğün temsilcisi Kara Adam... İnsanlar rüyaları aracılığıyla bu iki ezeli düşmanın etrafında toplanmaya başlarlar bu bölümde. Kitabın gercekten akıcılaştığı, karakterlerin gerçekten oturduğu, siz okurken karakterilerin de geliştiği çok etkileyici bir bölüm. Yine bu bölümde yavaş yavaş "toplum" olma adımını görmekteyiz. Kitabın ana karakterlerinden bir sosyologun bilimsel açıklamaları ve öngörüleri ile "toplum" kavramı üzerinde gerçekten çok başarılı tespitler buldum kendi adıma.

3. Ve son bölüm ise iyi ve kötünün engellenemez savaşı. Bu kısım adrenalin en üst düzeyde olduğu bölümdü. İlk iki kısımda olaydan çok tasvir ağır basarken bu kısım, tasvirin minimum düzeyde tutulduğu bolca aksiyona yer verildiği bir bölüm oldu. Kİşisel yorumum şu ki, ilk iki bölümdeki derin tasvirlerden sonra bu bölüm biraz aceleye gelmiş. En az 200-300 sayfa daha olsaydı son bölüm çok daha keyifli olabilirdi. Kitabın sonunda her şey yerli yerine oturduktan sonra ise gelinen nokta "toplum"un yavaş yavaş "devletleşme" sürecine girmesi. Oldukça kısa anlatılmış ve bir kaç sayfada geçilmiş bir bölüm olmasına rağmen (ve keşke çok daha detaylı işlenseymiş) satır aralarından çok güzel mesajlar aldığım bir kısım oldu.

Ve sonuç...

Tanrı ve şeytanın ezeli savaşı bitmez, sadece boyut değiştirir. Ve insan oğlu? Hatalarından ders çıkardığı ne zaman görülmüş ki?

NOT: Kitap bitince karakterlere çok bağlanmış olduğumu farkettim. Bitimin ardından henüz 24 saat geçmemiş ve üstüne bir kitap daha okumuş olmama rağmen hepsini özlüyorum.. Kitabın bitişi bir depresyon sebebi oldu bende)
Her gidiş, ilk gidiş unuttun mu?

Farklı bir yolculuktu kitabı iki güzel insanla okudum ve bu incelememi onlara hediye ediyorum. Saf papatya ve Hakan Arık . Muhteşem bir üçlü olduk bu yolculuk için ne kadar teşekkür etsem az.

Okuduğum öyle bir kitaptı ki bissürü kitaba gönderme vardı. Ve en önemlisi King'in korku kitaplarından biri olan O ya. Palyaçoları oldum olası sevmem ve bu kitabı anlamam için okumam gerekmiş. Jet hızı ile okuyamacağıma göre filmini izledim. Yalnız filmi izlerken Hakan'ın kulağını epey çınlattım. Allah affetsin.
Neyse..

Kitabımıza gelelim Jake benim iyi yürekli koruyucu meleğim. Düşünceli bir öğretmen .Mutsuz bir evlilikten yeni çıkan Jake geçmişe açılan bir tavşan deliği bulur. Şahsen ben Alice in bulduğu o tavşan deliğini günümüz dünyasında bulmak için neler vermezdim. Tabi her şeyin bir bedeli var.Zaman tünelini buldu ama ne olacak? Jake'in arkadaşı Al ondan geçmişte yaşanan bir suikastı engellemesi istiyor. Zaten Jake de bu tavşan deliğini Al sayesinde bulmuştu. Ve arkadaşına yardımcı olmaya gönüllü oluyor.

E peki şimdi bu adam gidecek ama buradaki işleri ne olacak?
Bakın şimdi orada durun geçmişte ne kadar kalırsanız kalın geri dönüldüğünde aradaki zaman farkı sadece 2 dk dır. Ve her gidiş ilk gidiştir. Daha oncekileri sıfırlar.

Yolculuğumuz başlar. Ve hayatının aşkını geçmişte bulan adamımız, sorumluluğu ile çelişen, yerini yurdunu en önemlisi kimliğini yitiren Jake'miz. Sonralara doğru gözlerim dolmadı desem yalan olur. Geçmiş nasıl bir silsiledir ki bizi bize yabancı eder. Hatıralar bazen bir kor gibi cana değer.Ayrıntıları vermek istemiyorum zira King bu yolculuğu 816 sayfada nabizlari tuta tuta geldi. Bende ayrıntıları vererek olayların büyüsünü bozmak istemiyorum. Okunması gereken gizem dolu bir roman.

Bu arada bu benim ilk King kitabım ve onunla bu güzel kitapla tanıştığım için mutluyum :))

Yazarın biyografisi

Adı:
Stephen King
Tam adı:
Stephen Edwin King
Unvan:
Abd'li Hikâye ve Roman Yazarı
Doğum:
Portland, Maine, 21 Eylül 1947
Stephen Edwin King (d. 21 Eylül 1947; Portland, Maine), ABD'li hikâye ve roman yazarı.

Genellikle gerilim ve korku türünde eserler vermiştir. Kitaplarının çoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayınlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp, 2005 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Pek çok kitabı senaryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır.

İlk profesyonel kısa öykü satışını "The Glass Floor" adlı öyküsüyle Starling Mystery Stories'e yapmıştır(1967). Kendisini tekrar ettiği gerekçesiyle 2002 yılında yazarlığı bıraktığını açıklamıştır. Ancak bu kitaptan sonra birçok yeni eser verdi. King’in en son romanı 2009 Kasımında yayımlanan Under the Dome (Kubbenin Altında) olup, New York Times En Çok Satanlar listesinde uzun süre 1 numarada kaldı. 2010’un Ocak ayında, King yazılmış halde olan ve basılmayı bekleyen iki kitabı daha bulunduğunu açıkladı

Yazar istatistikleri

  • 2.729 okur beğendi.
  • 20.041 okur okudu.
  • 411 okur okuyor.
  • 12.903 okur okuyacak.
  • 376 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları