Stephen King Stephen Edwin King

Yazar 8,4/10 · 4945 Oy · 89 kitap · 14924 okunma ·  2187 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

2.187 okur beğendi.
4.945 puanlama · 1.926 alıntı
10 haber · 29.862 gösterim
14.924 okur kitaplarını okudu.
9.935 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
272 okur kitaplarını şu anda okuyor.
268 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Stephen King'in Biyografisi

Stephen Edwin King (d. 21 Eylül 1947; Portland, Maine), ABD'li hikâye ve roman yazarı.

Genellikle gerilim ve korku türünde eserler vermiştir. Kitaplarının çoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayınlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp, 2005 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Pek çok kitabı senaryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır.

İlk profesyonel kısa öykü satışını "The Glass Floor" adlı öyküsüyle Starling Mystery Stories'e yapmıştır(1967). Kendisini tekrar ettiği gerekçesiyle 2002 yılında yazarlığı bıraktığını açıklamıştır. Ancak bu kitaptan sonra birçok yeni eser verdi. King’in en son romanı 2009 Kasımında yayımlanan Under the Dome (Kubbenin Altında) olup, New York Times En Çok Satanlar listesinde uzun süre 1 numarada kaldı. 2010’un Ocak ayında, King yazılmış halde olan ve basılmayı bekleyen iki kitabı daha bulunduğunu açıkladı

Stephen King'in Kitapları Kitap Ekle

9,2/ 10  (422 Oy) ·  1.557 Okunma
2. Hayvan Mezarlığı (Gecenin Pençesi)
8,4/ 10  (425 Oy) ·  1.441 Okunma
8,0/ 10  (262 Oy) ·  841 Okunma
4. O (Sansürsüz Tam Metin)
8,9/ 10  (286 Oy) ·  822 Okunma
8,5/ 10  (195 Oy) ·  636 Okunma
7,7/ 10  (138 Oy) ·  515 Okunma
8,7/ 10  (169 Oy) ·  483 Okunma
8. Mahşer (Sansürsüz Tam Metin)
8,7/ 10  (171 Oy) ·  461 Okunma
8,1/ 10  (108 Oy) ·  405 Okunma
8,3/ 10  (92 Oy) ·  329 Okunma
8,7/ 10  (86 Oy) ·  267 Okunma
8,9/ 10  (137 Oy) ·  262 Okunma
7,9/ 10  (85 Oy) ·  241 Okunma
8,3/ 10  (89 Oy) ·  235 Okunma
8,4/ 10  (83 Oy) ·  235 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
10 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Öğretmenliğin en iyi tarafı ne biliyor musunuz? Bir çocuğun yeteneğini keşfettiği ana şahit olmak. Dünyada bununla karşılaştırılabilecek hiçbir şey yoktur.

22/11/63, Stephen King (Sayfa 316 - Altın Kitaplar)22/11/63, Stephen King (Sayfa 316 - Altın Kitaplar)
mithrandir21 | Uğur, bir alıntı ekledi.
09 Nis 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

fikir denilen şey kıç gibidir, herkeste bir tane vardır.

22/11/63, Stephen King (Sayfa 316 - Altın Kitaplar)22/11/63, Stephen King (Sayfa 316 - Altın Kitaplar)
Muhammed Aktaş, bir alıntı ekledi.
 29 Ara 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

_ Dünyada taştan ibaret olmayan başka
yerlerin de olduğu bir şeyler vardır...
İçinden alamayacakları ve dokunamayacakları
bazı şeyler. O sana aittir.Ne yapsalar
alamazlar.
+Ne hakkında?
-Umut...

Kuşku Mevsimi ve Esaretin Bedeli, Stephen King (undefined)Kuşku Mevsimi ve Esaretin Bedeli, Stephen King (undefined)
Aysel, bir alıntı ekledi.
03 Kas 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

"Televizyon fena değil, ona karşı değilim, ama insanı dünyadan koparıp yalnızca kendi camına bağlamasını sevmiyorum. En azından o bakımdan radyo daha iyiydi."

Yeşil Yol, Stephen KingYeşil Yol, Stephen King
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
15 May 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Nietzsche
Dipsiz bir uçurumun içine baktığınız zaman, o da sizin içinize bakar.

Sadist, Stephen King (Sayfa 5 - Altın Kitaplar 4.basım)Sadist, Stephen King (Sayfa 5 - Altın Kitaplar 4.basım)
Aysel, bir alıntı ekledi.
25 Eki 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

"TV seyretmiyorum. Bazen yürüyüşe çıkıyorum; bazen kitap okuyorum."

Yeşil Yol, Stephen KingYeşil Yol, Stephen King
Rabia, bir alıntı ekledi.
08 Nis 2017 · Kitabı okudu

Dünyadaki dertlerin yarısı, insanların benim demesinden kaynaklanıyor.

Diriliş, Stephen KingDiriliş, Stephen King
Bütün Alıntıları Göster
Mithril / Danny, O'yu inceledi.
 30 May 2016 · Kitabı okudu · 37 günde · Beğendi · 10/10 puan

O, ilk sayfada okuyucuları etkisi altına alan, 1216 sayfa boyunca etkisinde tutan, hatta kitap bittikten sonra da etkisinde kalmasına sebebiyet veren harika bir korku/gerilim romanı...
Kitabı, Mahşer'i okumamdan sonra sitedeki dostlarımın "O'yu da oku, literatürde çok kapıştırılır" demeleri ile okudum. Dolayısıyla öncelikle bu karşılaştırma hakkında bir kaç kelime edeyim. Kıyaslayamıyorum... İkisi de gerilimin had safhada aktarıldığı mükemmel edebiyat ürünleri ancak Mahşer her ne kadar gerçek olabilecek bir kurguysa, ve insanı aslında olabilirliği geriyorsa; O da bir o kadar imkansız bir hikaye (Ya da imkansız olduğunu düşünecek kadar yaşlı mıyım yoksa), ve doğa üstü varlıkların ve olayların korkusu hakim hikayeye... O yüzden ikisi de kendi kulvarlarında birer şaheser...
Gelelim O'ya... Hikaye, Derry isimli küçük bir kasabada iki farklı zamanda geçmekte.. 1958'de 7 küçük kahramanımızın 10- 12 yaşlarındaki haliyle başlamış ve tam 27 yıl sonra, 1985'de devam etmiştir. Derry, nehirler ve su kanallarıyla dolu şirin mi şirin ama bir o kadar da tehlikeli bir yerdir. Tehlikeyi yaratan da çoğu kişide "palyaço korkusu" yaratmış olan sevgili, sevimli, çocukların dostu Pennywise'dır...
(Sonrası spoiler:))
Pennywise biçimsizdir, kişinin korkusuyla beslenip şekillenir. En çok korktuğundur. Bu şekilde biçimsiz bir varlık yaratabilmek tam bir ustalık işi... Aynı paragrafta iki kişinin aynı şeye bakarak farklı şeyler görmesini hiç kafa karışıklığına sebebiyet vermeden aktarabilmek, Stephen King'in ustalığının basit bir işareti aslında...
Öte yandan 7 kahramanımıza gelelim... Kendilerine Kaybedenler Kulübü demiş bu 7 çocuğumuzun ortak özelliği, bir şekilde ve bir nedenden dışlanmış olmaları. Birinin aşırı kiloları, diğerinin teninin rengi, bir diğerinin dini inancı, bir diğerinin cinsiyeti, ötekinin sağlık sorunları, başkasının esprileri ve esas oğlanımızın başından geçen bir olay hepsinin toplumdan dışlanmasına ve birbirini bulmasına sebebiyet vermiştir.
King'İn bu kitaptaki en beğendiğim şey, bölüm geçişleri olmuştur. 7 kişinin bakış açısı ve 2 farklı zamanı hesaba katarsak toplamda 14 boyutlu bir hikaye... 14 boyut arasındaki geçişler, cümlenin ortasındaki bir kelimeyle sağlanıyor. Tabi bunda sanırım King kadar sevgili çevirmenin de başarısı büyük.
Yine kitabı okurken sürekli olarak çocuklara ve çocukluğa övgünün olması yüzümü hep gülümsetti... Çocukken sınır tanımayan bir hayal gücümüz var, "imkansızlık" diye adlandırılan kavramı inanç ile yıkabiliyoruz. Ancak büyüdükçe kalıplara giriyoruz, mantık ise içimizdeki pek çok şeyi öldürüyor. Ve aslına bizi güçsüz kılıyor...
Özetle... 10/10'u rahat rahat hak etmiş bir kitap... Okuyun okutun:)

mithrandir21 | Uğur, 22/11/63 inceledi.
 17 Nis 2017 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çok fazla King kitabı okumadım ama okuduğum her bir King kitabını okuduktan sonra kurduğum cümleler, “bu adam manyak” ya da “bu adamda nasıl bir kafa var” tarzında oluyor. Kitap ne klasikleşmiş bir bilim kurgu kitabı ne de klasikleşmiş bir gerilim kitabı, kitap baştan sona karakterlerle bizi bir yapan, onları bizimle beraber yaşattıran duygu yüklü bir kitap. Klasik bir bilim kurgu kitabı olsa kitap içinde zamanda yolculuk kavramları daha çok ön plana çıkardı, klasik bir gerilim kitabı olsa JFK’nın suikast olayına daha çok yoğunlaşırdı; ama bu iki unsur kitabın alt yapısını ve temelini oluşturan kavramlar, unsurlar olsa da kitabı esas bir kitap yapan baş unsur kesinlikle içinde fazlası ile barındırdığı duygudur. Kitabın başlarında okura verdiği duygu pek olmasa da sayfalar okundukça kitabın okura verdiği his ne bir bilim kurgu oluyor, ne de bir gerilim oluyor, aksine King’ten hiç beklenmeyecek şekilde yüklü bir şekilde duygusallık oluyor, tamam, tabii ki de kitabın içinde bilim kurgu ve gerilim hâlâ bir King kitabından beklenildiği gibi çok kaliteli olarak biz okura yansıyor ama duygusallık kesinlikle çok daha fazla. King’i bu yönü ile hiç tanımamıştım, bir tanıdığım, bir King romanını okuduktan sonra boğazının düğümlendiğini ve duygusallaştığını söylese ve bu kitabı okuduktan sonra aynı hisler sende de olacak diye söylese cevabım şüphesiz King böyle bir şey yapmaz ama sen de beni bu sözünle bir güzelce güldürdün demek olurdu. Bu hislerin yanında kitap kesinlikle de Amerika’nın yakın tarihine, JFK’ya içinizde bir merak uyandırıyor, hele ki de benim gibi 1950 ve 1960 Amerika’sını çok seviyorsanız bu ilgi ve merak sizi kitaba daha çok bağlayacak.

Jake Epping ve Sadie karakterleri kesinlikle çok sevilesiceler. Kedisi olmasından ve verdiği tepkiler ile cevaplarından dolayı Jake’i kendime çok yakın hissettim ama bir de Sadie var ki ayrı bir hoşuma gitti. Yaptığı sakarlıklar mı desem, baş belası gibi bazı şeyleri arka arkaya sorması mı desem yoksa tez canlılığı mı desem bilemedim ama kesinlikle bunların hepsi Saide’yi âşık olunası bir karakter yapmış. Bilim kurgu ve gerilim iki unsurunun yanında bunun gibi kısımlar kitabı en azından benim için daha üst boyutlara çıkardı. Kitabın içinde bir konu, bir olay örgüsü tabii ki var ama bu konunun yanında da Jake’in geçmişte kurduğu bir yaşamı var, gündelik olayları var. Şüphesiz ana konudan daha çok Jake’in gündelik hayatını okuyoruz (kitabı okuyanlar sebebini bilir). Bu normal gündelik yaşamı okurken (en azından beni) ne kitaptan sıktı ne de herhangi bir derecede en ufak bir şekilde kitaptan soğuma oldu, aksine kitabın içine beni bu kısımlar daha çok çekti. Jake’in normal sürecini okurken onu daha çok yaşıyoruz, onunla daha çok özdeşleşiyoruz. Hani olur ya güzel bir kitap okurken kitabın karakteri artık bizim arkadaşımız olur, kitap bittikten sonra da o karakteri özleriz, onunla beraber yine bir şeyler yapmak isteriz ya da biz kendimiz bir şeyler yaparken acaba o olsaydı ne derdi veya nasıl tepki verirdi diye düşünür ve kendimize sorarız, işte böyle bir kitaba en güzel örneklerden biri 22/11/63.


Farklı bir, zamanda yolculuk hikâyesi. Zamanda yolculuk kitaplarında ya da filmlerinde en çok hoşuma giden kısımları zaman değişikliğine dair en ufak ayrıntıların verilmesidir. Aynı tarihe gidip, aynı tarihte aynı kişi ile her seferinde aynı cümleler ile tarihte, evrende yer almaları, karşılaştığı kişiden her seferinde aynı bir şeyi istemesi, aynı cevabı alması, her seferinde aynı şeylerin tekrarı olması gibi ince ve küçük ayrıntıların yer verilmesi çok güzel ayrıntılardı. Yapılan zaman yolculuğunda karakterin gittiği yıla göre etrafındaki insanların giyim şekillerine göre kendi üzerindeki elbiseleri düşünmesi, daha ilk başlarda o zamana göre giyinme isteği ve aklında oluşan düşüncelerini okumak kitabın güzel ince ayrıntılarından bir başkasıydı.

Kitap malum Stephen King’in hemen hemen tüm romanlarında kullandığı Derry Kasabası’nda geçiyor, en azından bir kısmı. E geçmişe yolculuk olduğu için de ve geçmişe gidilen yıl da 1958 olduğu için de King’in en büyük ve en önemli romanlarından biri olan O’ya kitabın içinde göndermeler yapılmadan olmazdı. Yapılan göndermeleri, kurulan cümleleri okumanın keyfi de çok güzeldi. Göndermeleri okudukça yüzde istemsizce oluşan gülücükler eşliğinde, havada bir cisim varmış gibi elimin o cismi yakalaması ve “aha göndermeyi yakaladım” gibi cümleler kurarak göndermeyi yakaladığımı defalarca belli etmek istedim. Kitabı okuyacak arkadaşlara tavsiyem bu kitabı lütfen ama lütfen O kitabından sonra okuyun, o zaman emin olun ki bu güzel kitaptan alacağınız keyfin üzerine kat kat daha fazla keyifler eklersiniz; çünkü bazı göndermeler bayağı bayağı O kitabı için çok önemli olan gelişmeler, haliyle de 22/11/63 için de çok önemli gelişmeler. Sonuçta Stephen King, Jake Epping ile biz okurlarına da zaman yolculuğu yaptırıyor. Derry’e, Çorak Topraklar’a, O kitabının 6 kafadarının bulunduğu yerlere bizleri götürüyor. Yapılan tüm göndermeleri yakalamak ve tadını almak için yazarın bir başka harika kitabı O’yu öncelikli olarak okumak onun için çok önemli.

Stephen King’in müziğe olan tutkusunu hemen hemen hepimiz biliyoruzdur, özellikle de başta Greg Iles olmak üzere ve birçok yazar ile oluşturdukları The Rock Bottom Remainders adında efsanevi bir müzik grupları da var malum. King bizlere bu kitabında birçok müzik hediye ediyor, ama iki tanesi var ki onlar şüphesiz en iyileri. Birincisi çoğunluğumuzun bildiği Dean Martin’den That’s Amore, ikincisi ise Green Miller’dan In The Mood. Şarkıların geçtiği bölümleri, sayfaları o şarkıları dinleyerek okuyunca 50 – 60 senelerinin havası, kitabın atmosferi daha da güzel yakalanıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=OnFlx2Lnr9Q
https://www.youtube.com/watch?v=XElwAwS0GvE


Okuma sürem boyunca 50’lilerin, 60’lıların Amerika’sında yaşadım resmen. Uyumlu bir şekilde yaşamımı devam ettirebilmek için de bilgisayarda L.A. Noire oynadım. Cole Phelps ile Dallas ya da Derry olmasa da Los Angeles sokaklarında gezdim, suçluların, katillerin bıraktığı izlerin peşinden gittim. Caz ve blues müziğin tadını aldım. Jake gibi fötr şapkayı kafaya tam düz şekilde takmak ile şapkayı hafiften eğik takmanın ince ama büyük farkını keşfettim. O senelerdeki kadınların zarif güzelliklerini gördüm tekrardan. Alice Harikalar Diyarı’nı şu an ki aklım ile okumam lazım dedim ve tavşam deliğim olan 22/11/63 etkisinde Alice’in tavşan deliği ile tanışmak için heyecanlandım.


King’in öğütünü ve tavsiyesini dinleyip politik fanatizmin nelere yol açabileceğini görmek, öğrenmek istemeliyiz. Politik fanatizmin yol açtıklarını görmek için en azından Zapruder’in filminin 313. Karesini izlemek yeterli olacaktır.
https://www.youtube.com/watch?v=iU83R7rpXQY

Dans Etmek Hayattır
Ba-da-da… Ba-da-da-di-dam…
https://youtu.be/8Tc3qscjjsc

Damla Köseoğlu | Jan Forstner, Hayvan Mezarlığı'ı inceledi.
10 May 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · 5/10 puan

Bir Stephen King kitabı daha bitti. İlk olarak söylemek istediğim şey bu kitaba on puan vermenin veya mükemmel bir kitap olduğunu söylemenin, bu türde gerçek anlamda çok iyi olan kitaplara büyük bir haksızlık olacağı. Hayvan Mezarlığı'nı okumadan önce üç Stephen King kitabı okumuştum: O, 22/11/1963 ve Sadist. İkisini beğenmiş Sadist'te ise hayal kırıklığına uğramış ve okurken sıkılmıştım. Hayvan Mezarlığı'nı okurken de Sadist'te olduğu gibi hissettiğimi  söyleyebilirim.  İlgi çekici konu, iyi bir giriş ancak devamında beklentilerin çok altında kalan bir kitap. Korku-gerilim ustası olarak bilinen bir yazarın en beğendiğim eserinin, içinde hiçbir korku öğesi barındırmayan 22/11/1963 olması da işin ayrı bir ironisi.

Kısaca konudan bahsedecek olursam; Doktor Louis Creed ve ailesi kırsal bir bölgedeki büyük ve eski bir eve taşınırlar. Doktor Louis, eşi Rachel, küçük kızları Eileen ve bebekleri Gage ile Creed ailesi için her şey yolunda gitmektedir. Ta ki komşuları Jud, Creed ailesinin evine yakın bir bölgedeki evcil hayvan mezarlığını onlara gösterene kadar. Geçmişten o güne bu mezarlığın taşıdığı sır, Creed ailesi ve komşularının hayatını tamamıyla değiştirecektir.

Hayvan Mezarlığı'nın başlangıcı benim için iyiydi. Klasik bir giriş olarak görünse de kırsal bir bölge, eski büyük bir ev, mükemmel aile benim sevdiğim unsurlar. Kitap üç bölümden oluşuyor ve ilk bölüm bana göre çok durağan. Olaylar ağırlıklı olarak ikinci ve üçüncü bölümlerde yaşanıyor, ama bu bölümlerde de sıkıntılı bir nokta var: Bu nokta da, yazarın oluşturmaya çalıştığı korku-gerilim ortamının beni içine çekememesi. Kitabı okurken heyecanlandığımı ya da gerildiğimi hatırlamıyorum desem yeridir. Stephen King'in korku-gerilim türünde okuduğum üç eserinin hiçbiri beni tam anlamıyla bu gerginliğe sürükleyemedi. Okura ulaştırılmak istenen korku öğeleri fantastik unsurlarla birleştiriliyor ve bence bu, olayı korkunç ya da gerilim dolu yapmıyor aksine zaman zaman komik bir hale getiriyor. Farklı yazarlarını aynı türde eserlerini okuduğumda oldukça gerildiğimi hatırlıyorum ama King şu ana kadar bende bunu başaramadı.

Bir de şu durum var: Örneğin Hayvan Mezarlığı'nın yorumları genel olarak çok iyidir ve okur bunun baskısını üstünde hissedebilir. "Acaba sorun bende mi," diye düşünür, "Herkes beğeniyor hadi ben de beğendim," der. Şu da olabilir: "Kitabın yazarı Stephen King, oldukça tanınan, ünlü, verimli ve belli ki çok iyi bir yazar, o halde ben bu kitabı eleştiremem." Bu bana göre oldukça gereksiz ve saçma bir bakış açısı. Bu türde kitaplara oldukça alışkınım ve bana göre bu kitabın çok iyi olduğunu söyleyen biri kesinlikle bu türe alışkın değildir veya yukarda söylediğim nedenlerden beğenmiş gibi görünür. Abarttığımı düşünenler olabilir ama ben kesinlikle abarttığımı düşünmüyorum. Hayvan Mezarlığı çok iyi, mükemmel, gerilim dolu kategorileri altına girebilecek bir kitap değil. Kitabın yorumlarına bakarken şöyle bir yorum görmüştüm: "Aynı kitabı başka (meşhur olmayan) biri yazmış olsaydı haberimizin dahi olmayacağı bir kitap." Kesinlikle katılıyorum. Kapağında Stephen King veya herhangi çok tanınan bir yazarın ismi yazıyor diye o kitabın mükemmel olduğunu söylemek veya kitabı eleştirmekten kaçınmak zorunda değilsiniz.

Sonuç olarak; yazarın o bahsedilen gerilim duygusunu bana bir türlü geçiremeyişi, kurgunun basitliği, yer verilen korku öğelerinin neredeyse komik gelecek kadar zorlama olması, kitabın bana yavan gelmesine ve yine hayal kırıklığına uğramama neden oldu. Stephen King okumaya tabii ki devam edeceğim. Bir sonraki King kitabım ne olur bilmiyorum ama Mahşer dışındaki herhangi bir kitabına çok büyük beklentilerle başlamayacağım. Hayvan Mezarlığı'nı çok iyi olduğu için tavsiye edemeyeceğim maalesef. Bu kitabı ancak, Stephen King kitaplarının büyük çoğunluğunu okumak ve kitap hakkında fikir sahibi olmak isteyenlere tavsiye edebilirim. Keyifli okumalar.

Muzaffer Akar, 22/11/63 inceledi.
 08 May 2017 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 10/10 puan

Şu an yaşadığımız zamandan bir yol bulup 53 yıl geriye gidip tekrar geri gelme şansınız olsaydı ne yapardınız? Kahramanımız King’in kitabı yayınladığı 2011 yılından hesaplarsak 1958 yılına dönüş yapıyor ve bazı olayları değiştiriyor, sonra büyük bir değişiklik yapmaya karar veriyor. Kitabın ön kapağı JF Kennedy’nin meşhur Dallas gezisindeki vurulmadan hemen önceki resmi var, arka kapağında resimde bir sonraki gün gazete manşetindeki haber ise JF Kennedy’nin suikastten kıl payı kurtulduğunu söylüyor??? Yazarın verdiği ip uçlarından başka ip ucu verip okuyucuya sürpriz yapmayalım. Bundan sonraki konu King’in ustalığıyla işlenip okuyucuyu müthiş bir yolculuğa çıkarıyor. King okuyanlar iyi bilir; romanında okuyucuyu sıkıca sarsmadan bırakmaz yazar, hazırlıklı olun.
Benim anlatacağım kitaptan bağımsız olarak King’in yazarlığı üzerine olacak. King korku-gerilim ve bilim kurgu kitaplarını 1970-80’ li yıllarda verdi sonra tarzı biraz değişmeye başladı. Özellikle bu kitabında yazar müthiş kurguyu edebi bir lezzetle okuyucuya sunuyor. Yazarın bu romanında karakterler çok iyi tasarlanmış, hayatın içinden “bizden” biri oluyor, duygu yoğunluğu daha çok öne çıkıyor ve okuyucu olaylarla hayatı, yaşamı sorgulamaya itiliyor. King’e önyargıyla yaklaşanlara tavsiyem bu kitabı önyargısız ve yazarla boğuşmadan okumaları olacaktır.
King 1999 yılında çok önemli bir trafik kazası geçirmişti ve biz King severler bu duruma çok üzülmüştük. O zamanlar Kara Kule serisini tamamlamamıştı. Serinin sonunda yazar bu kazayı da öykünün içine alarak bence muhteşem bir final yaptı. O kazanın yazarın ruh dünyasında çok değişiklikler yaptığını, kaza sonrası yazdığı kitaplardan anlıyorum.
Şöyle diyor yazar “ Geri dönüp baktığımızda en net gördüğümüz şeylerden biri aptallımız değil midir? Bir diğeriyse kaçırılan fırsatlar.” Ön yargıyı bırakalım, onlarca kitabı film olmuş, kitapları onlarca dile çevrilmiş bir yazarda kesinlikle birşeyler vardır. Geç kalmadan okuyalım.

Mithril / Danny, Mahşer'i inceledi.
 05 Şub 2016 · Kitabı okudu · 30 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir Stephan King efsanesi!

Amerika'da bir biyolojik silah üretimi tesisinde gerçekleşen küçük bir kaza ve güvenlik zaafiyeti sebebiyle %99 bulaşıcı ve % 99 da öldürücü bir grip mikrobu tesisden yayılır. Kısa bir sürede tüm Amerika'yı etkisine alarak toplu bir ölüm gerçekleşir. Hİkaye buraya kadar çok klişe aslında... Ama bu kitap tam da bu noktada benzerlerinden ayrışıyor.

Öncelikle kitabın "Önsöz"ünden bahsetmek istiyorum. Kitapta 2 adet önsöz yazılmış. Biri; kitabı henüz almamış olan, kitapçıdaki okuyucuya hitaben, ikincisi ise kitabı almış olan ve okuma hazırlığındaki kullanıcıya hitaben kaleme alınmış. İkisinde de verdiği ana mesaj şu aslında: "400 sayfalık kısa versiyonu okuduysanız farklı bir akış bulmayacaksınız, sadece sahneler daha detaylı"... Önsözde neden iki versiyon olduğunu da kısaca yazmış. Kİtabı ilk olarak 1200 sayfalık şeklinde yazmış, ama yayıncıya sunduğunda bir maliyet analizi yapılmış ve 1200 sayfanın iyi kar getiremeyeceği hesaplanmış. "Git bunu kısalt da gel" demişler. Bunun üzerine King, uğraşmış didinmiş ve 400 sayfalık versiyona indirerek yayımlamış. Ama yıllar geçmiş, Stephen King ün kazanmış, para kazanmış, ve şimdi "Artık hepsinin basılmasını istiyorum" diyebilmiş. İyi ki de demiş :)

Gelelim kitaba. (DİKKAT: Bundan sonrası biraz spoiler içerebilir.)
Kitap 3 bölümden oluşmakta.

1. Bölüm, hastalığın ortaya çıkması ve yayılmasını, tüm ülkenin korkunç bir hastalığa kurban gitmesini anlatmakta. Bu bölüm oldukça sinirimi bozdu açıkçası. Özellikle ocak ayının ilk günlerine okuduğum ve "domuz gribi salgını"nın tüm basında yer aldığı günlerde dışarda kim hapşırsa ya da burnunu silse, istemsizce irkildim, hastalık kapıp öleceğimi sandım bir an. Bu bölümde ülkenin farklı kısımlarında birbirinden çok farklı sosyal, kültürel ve ekonomik sınıflarından pek çok insanın hikayesini ve hayatta kalma çabasını gördük. Çok fazla isim geçmesi ve kitabın tek bir baş karakter üzerine kurulmamış olması takibimi zorlaştırdı. Çoğu bölüme başlarken "bu kimdi ki?" diyerek başladım. Yine 1. bölümdeki beni en çok etkileyen bölüm 38. kısımdı. Hani bilirsiniz, 1000 kişi öldü demek dile kolaydır çoğu zaman, ama o 1000 kişinin her birinin "birey" olduğunu farketmek ve hikayesini öğrenmek daha bir etkiler insanı... Bu 38.bölüm de, pek çok insanın ölümlerini anlatan kitap içindeki ayrı bir kitaptı ve tüyleri diken diken etmeye yetti.

2. Bölüm, 1. bölümde bir şekilde hayatta kalan insanların yavaş yavaş toplanmaya başladığı kısımdı. İlk bölümde bahsi geçen tüm karakterler bir şekilde bir araya gelmeye başladılar. Bir araya geldikçe kıskançlıklar, ikili ilişkiler, aşklar nefretler doğmaya başladı. Ve bir anda kişilerin rüyalarına giren iki doğa üstü oluşum dahil oldu kitaba...Biri iyiliğin temsili Abagail ana ve diğeri ise şeytanın ve kötülüğün temsilcisi Kara Adam... İnsanlar rüyaları aracılığıyla bu iki ezeli düşmanın etrafında toplanmaya başlarlar bu bölümde. Kitabın gercekten akıcılaştığı, karakterlerin gerçekten oturduğu, siz okurken karakterilerin de geliştiği çok etkileyici bir bölüm. Yine bu bölümde yavaş yavaş "toplum" olma adımını görmekteyiz. Kitabın ana karakterlerinden bir sosyologun bilimsel açıklamaları ve öngörüleri ile "toplum" kavramı üzerinde gerçekten çok başarılı tespitler buldum kendi adıma.

3. Ve son bölüm ise iyi ve kötünün engellenemez savaşı. Bu kısım adrenalin en üst düzeyde olduğu bölümdü. İlk iki kısımda olaydan çok tasvir ağır basarken bu kısım, tasvirin minimum düzeyde tutulduğu bolca aksiyona yer verildiği bir bölüm oldu. Kİşisel yorumum şu ki, ilk iki bölümdeki derin tasvirlerden sonra bu bölüm biraz aceleye gelmiş. En az 200-300 sayfa daha olsaydı son bölüm çok daha keyifli olabilirdi. Kitabın sonunda her şey yerli yerine oturduktan sonra ise gelinen nokta "toplum"un yavaş yavaş "devletleşme" sürecine girmesi. Oldukça kısa anlatılmış ve bir kaç sayfada geçilmiş bir bölüm olmasına rağmen (ve keşke çok daha detaylı işlenseymiş) satır aralarından çok güzel mesajlar aldığım bir kısım oldu.

Ve sonuç...

Tanrı ve şeytanın ezeli savaşı bitmez, sadece boyut değiştirir. Ve insan oğlu? Hatalarından ders çıkardığı ne zaman görülmüş ki?

NOT: Kitap bitince karakterlere çok bağlanmış olduğumu farkettim. Bitimin ardından henüz 24 saat geçmemiş ve üstüne bir kitap daha okumuş olmama rağmen hepsini özlüyorum.. Kitabın bitişi bir depresyon sebebi oldu bende)

mithrandir21 | Uğur, O'yu inceledi.
 23 May 2016 · Kitabı okudu · 29 günde · Beğendi · 9/10 puan

King insanı gerçekten de nasıl korkutabileceğini nasıl gerebileceğini çok iyi biliyor. Bu eserinde de okurlarını 1216 sayfa boyunca bir kere bile "kuolrofobi" nin adını anmadan bu fobi sınıfında korkusu olanların belki kitabını okumalarını imkansız hale getirip, kuolrofobisi olmayanlar ile de adeta dalga geçip bu sınıfın içinde yer almalarının aslında ne kadar da kolay olduklarını göstermekte; ama korku dediğimde de hani böyle korkudan "yok ben bu kitabı okuyamıyorum, okurken çığlık attım" seviyesinde anlamamak lazım tabii ki, okurken gerilecek hatta bu uzun soluklu eserde olayların içine o kadar çok gireceksiniz ki kesinlikle öyle veya böyle bir şekilde gece rüyanlarınıza işleyecek kalitede bir eser.

King bu külliyatında kaleminin sihirini resmen konuşturmuş; bölümleri birbirine aynı cümle içinde ortak kelimeler ile bağlaması, iki farklı karakterin gözünden bir cisimi farklı farklı görüp, aynı cümle içinde kafamızı karıştırmadan bize tek bir cisim gibi okutabilmesi (çevirmenin de büyük büyük payı var) ve yaptığı "flashback" ve "flashforwardler" ile dediğim o birbirine bağlamaları filan o kadar güzel, o kadar sorunsuz ki 1216 sayfa boyunca aksiyon filmi havasında sürekli geçişler ile beynimize oyun oynatıyor. Bir yazar düşünün daha kitabın başlarında bir karakter barda içki içsin ve o karakterin kadehleri arka arkaya devirmesini sanki kitabın finali havasında bize soluksuz okutabilsin.

Kitap içinde karakterlerin hepsini artık o kadar iyi tanıyoruz ki, Richie'yi okurken "Bip Bip Richie", Ben'i okurken "Saman Kafa" veya Bill'i okurken "Koca Bill" dememek zor oluyor ya da Beverly'i okurken de aşık olmamak elde değil, Kral bizi bu duruma sokuyor çünkü; ve karakterlerin aslında hepsinin de ayrı ayrı, uzun uzadıya incelenmesi gereken karakterler. Hepsinin bir kusuru var ve hepsinin de belli bir kesimi temsil ettiğini düşünüyorum (kadın, şişko, yahudi, kekeme, siyahi vs.).

Kitap sonrası filmini de seyrettim ve özellikle ilk 2 saat boyunca müziklerin kalitesizliği haricinde bir sorun görmemiş, kitabın havasını güzel bir şekilde verdiğini düşündüm. Tek sorun müziklerin kalitesizliği ve finalin teknolojik imkanlar yüzünden yetersiz ve günümüz şartlarına göre çok kötü olması. Gerçi kitapta da tek hoşuma gitmeyen taraf da finali idi daha doğrusu daha farklı bekliyordum.

1990 Yapımı Filmi
http://www.imdb.com/...864/?ref_=ttmd_md_nm

2017 Yılında Gösterime Girecek Filmin Prodüksiyon Bilgisi
http://www.imdb.com/title/tt1396484/

Dilanur, Mahşer'i inceledi.
 06 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 18 günde · Beğendi · 10/10 puan

Uzun bir okuma süreci sonunda bitirdim kitabı ve kendimi buruk hissediyorum. Çok alışmışım kitaba, karakterlere. Sanki 9 10 sezonluk bir diziyi kısa sürede izleyip bitirmiş gibiyim.

Stephen King okumaya, cok uzun yıllar önce kitap okuma alışkanlığı yeni yeni kazandığım zamanlar başlamıştım. Onun heyecanlı sürükleyici anlatımı, enteresan ve kimi zamanda bir hayli ürkütücü olan kurguları beni kitap okumanın büyülü dünyasına iterdi her seferinde.
King okumaya uzun bir ara verdiğimi düşünüp ne okusam acaba diye araştırmaya başladım. En iyi kitapları listelerinde yer alan 400  ve 1216 sayfalik 2 farklı çevirisi bulunan Mahşer ilgimi çekti. Sansürsüz tam metni bulunurken diğerini okumak istemedim yavan, eksik bir tat vereceğini düşündüm. Orjinal hali biraz gözümü korkutsada, Stephen King 'in beni hayal kırıklığına uğratmayacağını biliyordum. Nitekim düşündüğüm gibi de oldu. Hatta kendime kızdım uzun süredir okumadiğim için King'i.

Kısaca anlatmak gerekirse ölümcül bir grip mikrobunun aniden yayılmaya başlamasıyla insanlar çok kısa sürede ölmeye başlıyor. Mikrobun yayılma oranı ise %99. Şehir hızla ölüden geçilmez bir hale gelirken arada hastalığa hiç yakalanmayan insanlarda çıkıyor. Bu şanslı insanlar terk edilmiş ıssız yerlerde kendileri gibi hayatta kalmış kişileri aramaya başlıyorlar. Olaylar bu şekilde hızlanıyor diyip daha fazla spoi vermeyelim.
Kitapta çok fazla karakter var ama kafa karıştırıcı değil bana göre. Çünkü bir süre sonra karakterleri isimlerini hatta kişiliklerini tanımaya başlıyorsunuz.  Meleği simgeleyen kişi  Abagail Ana, şeytanı ise Randall Flagg. Mikrobun geride bıraktığı insanlar birinin yolundan gitmeyi seçiyorlar.

Kitap 3 ana bölümden oluşuyor. 1. Kitap giriş 2. kitap gelişme 3. kitap da sonuç bölümü gibi. Yani anlayacağınız 2. ve 3. kitap kısımları daha da sürükleyici heyecan uyandırıcı. Çok fazla uzatmak istemiyorum çünkü yoğun bir kitaptı düşüncelerimi çok fazla toparlayamadim ama yinede umarım bir nebze olsun yansıtabilmişimdir hislerimi.

Eğer uzun maceralı bir kitap okumak istiyorsanız Mahşer'in orjinal metinli hali tam size göre. Bence diğer 400 sayfalik olanı okumaya hiç yeltenmeyin kitabın ruhunu tam yansıtmış  olabileceğini hiç sanmıyorum.  Çünkü benim okuduğum, dolu dolu ne eksiği ne fazlası bulunan mükemmel doyurucu bir kitaptı. Sizede iyi okumalar dilerim. :)

Mithril / Danny, Oyun'u inceledi.
19 Nis 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Çok güzeldi...
Açıkçası kitabı çok merak ederek almıştım. Beni kitaba çeken şey konusu değildi, sadece yazarın bu kadar kısır malzeme ile 400 sayfalık bir kitabı nasıl yazabilmiş olduğunu merak etmiştim.
Çünkü (kitap tanıtımında, arka kapağında da var o yüzden süprizbozan sayılmaz) kitap genç bir kadının eşiyle bir seks oyunu oynarken kocasının kalp krizi geçirerek ölmesi ile başlar. Ve kadın elleri kelepçeli yatağa başlı kalır. Yani düşününce 400 sayfa içerisinde tüm mekan yatağın yaklaşık 3 metre karelik alanı ile ve karakterimiz de Jessie isimli bu kadından ibarettir.
Ustanın yazısına söylenebilecek bir lafım yok. Kadının o çaresizliği, bıkkınlığı, korkusu, krampları, fiziksel ve ruhsal çöküşü o kadar güzel verilmişti ki, okuduğum süre boyunca kelepçelerin soğunu bileklerimde, zincirinin tahtaya vuruşlarıyla çıkan iç karartıcı sesi kulaklarımda hissettim...
Her ne kadar usta bir gerilim kitabı olsa da beni asıl etkileyen şey, allta verilen hikayeydi aslında. Jessie kırılmış, yıkılmış bir kadın, parçalanmış bir kişilik. İçindeki farklı alt kişiliklerin sürekli tartışmasına ve çözüm aramasına şahit oluyoruz. Bunlardan biri "iyi-eş"... İyi-eş, neredeyse "kadın, cinsel organını yaşatma merkezidir" diye düşünen seksist erkekleri bile haklı görebilecek seviyede kendini aşağılık gören bir kadın. Başına gelen her felaketi erkeğe itaatsizlik ile yorumlayan, kadının görevi erkeğinin sözünden çıkmamaktır diyen biri... Kendine saygı duymayan, bedenini küçümseyen biri... İkinci karakterimiz Ruth, bu iyi eşle hiç anlaşamayan bir feministimiz. Arada dengeyi bulmaya çalışan psikolog Nora ve Jessie'mizin "babasının kızı" zamanlarından kalma çocukluğu, "Punkin"...

Aslında benim bu kitapta okuduğum, bir kadının yataktaki kelepçelerinden kurtulma çabasının hikayesi değildi. Benim okuduğum, kadınlığın, erkek hegomanyasındaki tüm kelepçelerinden kurtularak özgürlüğe ulaşabilmesi hikayesiydi...

Aysel, Yeşil Yol'u inceledi.
 25 Eki 2015 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Cüssesi kadar kocaman yüreğe, cüssesine ters olan korkuya sahip John Coffey'nin ( coffee gibi söyleniyor ama farklı ) Yeşil Yol`a doğru attığı ürkek adımların şahidi olacaksınız.

Kitabı E bloğunun baş gardiyanı Paul`ün dilinden dinliyorsunuz. İlk başta biraz sıkıcılık yarata bilir ama ortalara doğru kesinlikle kendinize hakim olamıyorsunuz.
İnsanın kitabın içine girip, o kocaman devi kucaklayası, "yalnız değilsin John." diyesi geliyor.
İyinin bazen ne kadar kötü, kötünün bazen ne kadar iyi olabileceği, görünüşün aldatıcı kısımlarına takılmamamızı, insanın tüm ürkütücülüğüne rağmen saf kalabileceğini açıklıyor bize Kocaoğlan..

Sonunun bildiğim gibi bitmemesi için, geriye kalan 10 sayfayı 3 gün erteledim.
Hayatıma yeşil ve siyah bir renk katan gözü yaşlı dev seni özleyeceğim...

Sonunda büyükten küçüğe her insanın duyduğu, duymasa bile bir yerden kulağına çalındığı o efsane kapanış söz:

"Yoruldum, patron.Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum.Yanımda hiç arkadaş olmamasından bıktım. Nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söyleyecek biri. İnsanların birbirine kötü davranmasından bıktım. Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım. Çok fazla var, sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. Anlıyor musun?
Karanlıktan korkuyorum patron lütfen ışığı kapatma…”

Kesinlikle okuyun..

Nesli, 22/11/63 inceledi.
 18 Nis 2017 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

Şuan hala kitabın etkisinde kalarak Kıng’in okkalı bir tokadını yemiş naçizane, kendi çapında yazar-kitap takıntısı olmayan bir okur olarak yoluma devam ederken, bu kitaptan sonra King delisi olmaya karar vermiş bir Nesli’nin kaleminden 22/11 yorumu. Ayrıca bu tarihi çok severim. Çok doğulası bir gün ve ay :)

Daha önce’’ O’’ kitabını okumuş çok farklı bir yolculukta farklı bir maceradaydım ki iyi ki önceden O yu okumuşum göndermeleri yakaladıkça yeppp!!! diye cebime attım. Her sayfasında bir kere bile olsa heyecanın dozu düşmedi, olay örüntüleri, her çevirdiğim sayfada başka bir şok etkisi , benzetmeler ,polisiye ,derken bilim kurgu, evet evet kesin bilim kurgu derken aşk, tam aşk olduğuna karar verdim derken başka başka evrenlere geçişler...
Kitabın kapağını gördüğümde baştan sona John Kennedy suikastini , suikasti engellemeye çalışan adamları, klasik polisiye tadında bir kitap okuyacağımı düşünmüştüm ,ama yanılmışım.
Çıkmış olduğum bir yolculukta hayatıma birden Jake Epping girdi bir diğer adıyla George Amberson ve karşısına Sadie çıktı. Bu ikili evrene karşı koymayı değil, kendilerini suyun akışına , evrenin şefkatli ama bir o kadar yaralayıcı kollarına bırakmaya karar verdiler. Biliyorlardı ki bu hiç kolay olmayacaktı. Ama zor olanı yaşamak değil midir zaten aşk?

..Spoiler İçerir..
Siz hiç bir gecede hastalıktan çöken bir adam gördünüz mü? Görmediyseniz Stephen amca süper betimlemeleriyle bir gecede nasıl çökülür bana yaşattı. Hatta ve hatta insan nasıl hayalinde buz gibi kök birası içip, içinin üşüdüğünü hisseder onu da yaşattı .Her şey şişkoburger ,aslında benim deyimimle müptelası olduğum ‘’zilli öküz’’ün muhteşem hamburgerlerinin sahibi Al Templeton’ın hastalık sebebi ile ,yarım bıraktığı bu suikastı engelleme çabasını Jake’e devretmesi ile başladı. Nasıl mı? O hamburgercinin kilerinde, görünmeyen ama gözlerimizi kapattığımızda hissettiğimiz bir basamak var ki, bulduğumuz anda tavşan deliğinden hoop 1958’e işimizi bitirince tekrar o delikten hoop 2011’e geçiş yapıyoruz. Yapıyoruz dedim çünkü istemsiz olarak o basamağı yakalamak adına gözlerimi kapadığımı fark ettim. Jake’in geçide yaptığı her ziyaret, bir önceki ziyaretini sıfırlamaktadır. Ayrıca geçmişte ne kadar vakit geçirirse geçirsin 2011 yılında sadece 2 dakikalık bir zaman geçiyor.

2011’ i görmüş birinin birden 1958 ve 1963 arası yaşama tekrar geri dönünce yaşanılan zorlukları Cumhuriyet döneminden Osmanlı dönemine geçiş yapan ülkenin dramı olarak benzetsem yanlış olmaz sanırım. Müziklerden giyimlere, konuşulan kelimelere kadar en ince detayına kadar düşünüp öyle hareket etmeliydi Jake . Tek kişi bu sırrı bilecekti ve o da aşık olduğu Sadie. Suikast gününe kadar onu bu tehlikeden uzak tutmaya çalışması gerekirdi, ama kadın her yerde kadın olunca laf söz dinler mi ? Hayır. Ancak her laf söz dinlemeyişlerimizin sonunda hem iyi ki lerimiz hem de keşkelerimiz olur. Kısacası iyi ki Sadie Jake (George)’in peşinden giderek doğru zamanda uykudan uyandırması ile suikastın engellenmesini sağladı,ama keşke Suikastı engelleme çabaları sırasında Sadie Jake(George)’in kollarında can vermeseydi.

Sonunda ise beklenmeyen bir anda beklenmeyen bir karşılaşma ve boğazda koskoca bir düğüm.Merhaba ben Jake Epping!!!

Bütün İncelemeleri Göster