Sabahattin Ali

Sabahattin Ali

YazarÇevirmen
8.7/10
35.352 Kişi
·
112.162
Okunma
·
12.157
Beğeni
·
228.187
Gösterim
Adı:
Sabahattin Ali
Unvan:
Türk Öğretmen, Gazeteci, Şair, Çevirmen, Yazar
Doğum:
Edirne, Türkiye, 25 Şubat 1907
Ölüm:
Bulgaristan, 2 Nisan 1948
Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere kazasında doğmuştur.

Babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısiyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır.

Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olmuştur (1926). Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl orada okumuştur (1928 - 1930).

Yurda döndükten sonra Sabahattin Ali, Orhaneli’nde ilkokul öğretmenliğine atandı. Aydın ve sonra Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapmıştır.

Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış (1932), bir yıla mahkûm olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur (1933). Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalışmıştır. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Ortaokul'da öğretmenlik yapmıştır.

16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenmiş, 1936'da askere alınmış, 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir.

Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır.

1940 yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır (1941 - 1945).

"İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplamıştır. Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açmış, dava sırasında çok sıkıntı çekmiştir. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır (1945). Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946 - 1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, dergilerin isimlerindeki Paşa ifadesiyle "Milli Şef" İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatılmış, yazılar ve yazarları hakkında kovuşturmalar açılmıştır.

Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?"

Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş fakat para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından Jandarma karakolunda katledilmiş daha sonra da cesedi 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunmuştur.

Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştır.

Bulgaristan’ın Eğridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. doğum yılı kutlandı. 31 Mart 2007 günü gerçekleşen toplantıya, başta Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’ın çeşitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, şairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali katıldı. Bütün eserleri 1950’li yıllardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulduğundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok tanınan bir yazardır.

Sabahattin Ali yazı yaşamına şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini Balıkesir'de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır (1926).

Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya başlamış, ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi" Resimli Ay'da yayımlanmıştır (30 Eylül 1930).

Toplumsal eğilimli bu öyküyü Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur: "Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazekâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz".

Sabahattin Ali, af yasasından yararlanarak hapisten çıktıktan sonra, özellikle Varlık dergisinde yayımladığı "Kanal", "Kırlangıçlar", "Arap Hayri", "Pazarcı", "Kağnı" (1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmiştir.

Sabahattin Ali Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir.

1937'de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir.

Sabahattin Ali'nin halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren Dağlar ve Rüzgâr (1934) adlı kitabı yazın çevrelerinde ilgi uyandırmış, örneğin Yaşar Nabi, Hakimiyeti Milliye'de şu övücü satırları yazmıştır: "Bu kitabın mümeyyiz vasfı halk edebiyatı tarzında bir deneme teşkil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak neticeler vermiş. Ve bize, şiirleri doğrudan doğruya bir halk şairi elinden çıkmamış olduklarını hissetirmekle beraber, o tanıdığımız ve sevdiğimiz samimi edayı tattırabiliyor. Komplike imajlardan kaçınılmış olması, bu şiirlere büyük bir sadelik vermiş." Ancak, Sabahattin Ali, bu kitabından sonra şiirle ilgilenmemiş, sadece öykü ve roman yazmıştır.

'Leylim Ley', 'Aldırma Gönül' gibi halk dilinden yararlanarak yazdığı şiirler herkes tarafından bilinir.

Sabahattin Ali, Varlık'ta Esirler adlı üç perdelik bir oyun da yazmış (1936), ancak bu türü de bir daha denememiştir.
"....Pencere genişliğe ve sonsuzluğa değil, bir kuyu ağzı gibi daha karanlık ve boğucu yerlere açılıyordu..."
Fakat içimizde, bizim "ahlak" tarafımızda hiçbir şekilde münasebete geçmeyecek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir "hesabi" tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu.
Düşün ki şu anda çehresini hatırlamıyorum bile, fakat hafızamdan daha derin bir yerde onun bir taşa hakkedilmiş kadar keskin bir tasvirinin, akılların almayacağı kadar eski zamanlardan beri mevcut olduğuna eminim.
Günün birinde ya çıldıracağız, ya dünyaya hâkim olacağız. Şimdilik bir rakı parası bulmaya çalışalım ve parlak istikbalimizin şerefine birkaç kadeh içelim.
Fakat içimizde, bizim "ahlak" tarafımızda hiçbir şekilde münasebete geçmeyecek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir "hesabi" tarafımız vardır ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onu dediği oluyor.
Vazife diye başlamışlar... Ruhunu ekmek parasına satan her insan gibi yavaş yavaş alışmışlar, birer makine haline gelmişler.
İşte bu adam
ayrıldıkları günün ertesi
Bir not bırakarak gitti.
"Uğruna öldüğüm kadın,cenazeme gelmedi."
Merak etme, milletin eline bir şey geçmedi; ovalar, dağlar üç beş fırsat düşkününün elinde toplandı... İşte o kadar..."
164 syf.
·Beğendi·9/10
Sabahattin Ali’nin eserlerinde okuyucu etkileyen en önemli detayın gerçek hayatta insanın içinde yaşadığı,bir başkasına anlatamadığı duyguları kelimelere dökmesidir.Okuyucu bir nevi kelimeler arasında kendini görüyor kelimeleri kendine sırdaş seçiyor.Yazarın,okuyucu ile bir nevi de yıllar sonrasında oturup iki çift muhabbet etmesini sağlıyor bu duygu aktarımı.Nasıl ki Abdurrahim Karakoç’un Mihriban’ı gibi herkesin bir Mihriban’ı var hakeza bir çoğunun hayalinde Maria Puder’i vardır daha doğrusu o duygular vardır.Sabahattin Ali gibi kalemi kuvvetli birinin esrarengiz bir şekilde katledilmesi de ayrı bir üzüntü kaynağı.Aşk,sevgi,merhamet bu duygular yaratıcının lütfudur bizlere yaşamak lazım bu hayatı.
164 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan derken Sabahattin Ali'nin son romanı olan Kürk Mantolu Madonna'yı da okuma şerefine nail olabildim. Sabahattin Ali bu romanıyla nirvanaya ulaştı benim gözümde. Raif Efendi ve Maria Puder aşkının akıl ve tutku ikilemde muhteşem işlenişi, sarsıcı psikolojik analizleri, hayat şartları, önyargılar ve bunun sonuçlarının ağırlığı ve daha bir sürü şeyleri bulabileceğiniz şahane bir eser bırakmış bize yazar. İkinci kez okudum ve ikincisinde daha da haz alarak bitirdim kitabı. Başka bir şey "Kürk Mantolu Madonna" okuyan ne demek istediğimi anlar. İyi okumalar dilerim.
128 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Sabahattin Ali’nin bu eseri 13 öykü 4 masaldan oluşuyor.Öykülerin yazılan dönemi ve devlet için kendi bağlamında başkaldırı niteliğinde olmasıyla birlikte yarattığı tepkilerle yasaklanmış acı bir gerçek.Okuduğunuzda kitabın neden yasaklandığını net bir şekilde anlayacaksınız.Dönemin toplumsal sorunları diyaloglarla çok güzel kurgulanmış hikayeler ve masallarla okuyucuya ulaştırılmış.Düzen,yönetim ve sistemsizliği ironik bir bakış açısı okuyucuya aktarmış.Hikayeler ne kadar kendi dönemini,o dönemin insanlarını,olaylarını ele alsa da o günlerden bu günlere birçok şeyin değişmediğini görüyoruz.En kavramına girmek istemiyorum tüm hikayeler birbirinden güzeldi.Ama “Böbrek”,”Cankurtaran” ve “Bahtiyar Köpek” bir adım öne çıktı.Masallarda ise tartışmasız kitaba ismini veren “Sırça Köşk” oldu.Günümüzde neyi resmettiği apaçık ortada.”Koyun”masalı ise “Hayvan Çiftliği”ni okurken hissettiğim herşeyi yeniden hissettirdi.Mutlaka okunulması gereken bir eser.Şiddetle tavsiye ediyorum.
164 syf.
·Beğendi·10/10
Sadece ülkemiz için değil, tüm dünya için çok büyük değer Sabahattin Ali. Kürk Mantolu Madonna ise bir baş yapıt. Akıldan hiç çıkmayacak, etkileyici ve olağanüstü bir roman. Herkes okumalı mutlaka. Kitap için söyleyecek çok fazla söz yok.
268 syf.
·7 günde·Beğendi·6/10
Sanırım Sabahattin Ali, Milliyetçi çizgide olan aydın çevresine yönelik bir eleştiri çıkarıyor. Onların çokça entelektüel züppelik yapıp hayat karşısında tırsak tutumlarını yeriyor. Hayat ve düşünce alanında şık cafcaflı sözlerle nutuklar atıp hayaller kurarken, küçük bir sıkıntıda arkadaşlarını ele veren duruş içine düşen bir duruşla sunuluyor bu münevver (aydın) çevre.

Kararsızlık, belli bir süredir bağlılığın verdiği çevreden kopamama hali içindeki Ömer ve henüz bir aydın entelektüelliğinden nasiplenmemiş Macide'nin merkezde anlatıldığı hikayede memleketimizin okumuş kesiminin haline bir yansıma tutuluyor.

Sabahattin Ali belki karşı cenahta olanlara yönelik bir yergi olarak kurgulamış olsa da ona ne denebilir: "Bu sizin şehrinizde de işlenen bir günahtır"

Kitap için son tahlilde şunu diyebilirim: Çok çarpıcı ,etkili bir metin değildi. İnsanın metafizik hadi onların istediği taraftan bakalım ontolojik açmaz ve sorun ve sorularına hiçbir cevap vermediği gibi içimizdeki salaklığa nasıl çözüm bulacağımıza yönelik işaretini de tam anlamadım. Bu karşın sıcak bir metindi, karakterler ayan beyan gözümde canlanıyor, hikayenin içinde yer almakta zorlanmıyordum.
268 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sabahattin Ali'nin Kurk mantolu Madonna ve kuyucakli Yusuf romanlarından sonra okuduğum üçüncü eseri..

İçimizdeki şeytanı yazarken yazar,oluşturduğu olay örgüsüyle yaşadığı dönemi yermek istemiş .

Okumadan önce araştırma yapmamış olsaydım romanda geçen karakterlerin döneminde yaşayan bazı kişileri temsil ettiğini tahmin edemezdim.
Nihal Atsiz'a göre Sabahattin Ali başlarda milliyetçi olup Almanya 'ya tahsile gittikten sonra fikirleri değiştirip milliyetçi kesime ateş püsküren bir komünist olmuştur (böyle komünistliğe can kurban:) )

Romanda baş karakter Ömer büyük ihtimalle Sabahattin Ali'dir. Ömer herkesle arkadaşlık eden fikirlerini beğenmediği önemsemediği insanlarla aynı ortamlarda bulunur.

Ömer'in en yakın arkadaşı Nihat'tır ve maddiyatcı,bencil bir adam olarak öne çıkarılır.
Gerçekte Nihat ,Nihal Atsız imiş
Romanda Nihat, idealist gençlere hakaret eden sert bir usuba sahip.Yine Nihat'ın yakın arkadaşı İsmet şerif'in Peyami Safa ,Emin kâmil in ise Necip Fazıl Kısakürek olduğu anlaşılıyor.

Yazar Emin kâmil 'i anlatırken "...şair Emin kâmil iş güç sahibi olmayan bir mirasyedidir. Ömrünün büyük bir kısmını babasının Yeşilköy civarindaki evinde oturup avlanmak,köpek beslemek ve senede birkaç derin manalı şiir yazarak edebiyat meraklılarını mesut etmekle geçiriyor." der.
Velhasıl Sabahattin Ali döneminin aydınlarını bu kitapla yerden yere vurmuş meğerse..

"Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle, hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir."

Gerçek yaşamında da alçak bir cinayetin kurbanı olmuştur Sabahattin Ali.

Güzel roman,güzel adam okuyun derim..
140 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Korkuyu, ümitsizliği, masumiyeti, aşkı ve sevgiyi barındıran bir insan profili anlatılmaya çalışılmış. Kısacası Anadolu insanı vurgulanmış... Okuyucunun içini ısıtacak bir şeyler bulmak mümkün ve belki de tanıdık birilerini görmekte mümkün... Çok sevdiğimi söyleyemem yazarı fakat Değirmen kitabını beğendiğimi söyleyebilirim.
180 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Yusuf ile Züleyha Leyla ile mecnun kerem ile Aslı ve işte Sabahattin Ali den Raif ile maria müthiş bir aşk hikayesi daha ..okuyun okuyun ki içinizdeki aşk filizlensin
252 syf.
·Puan vermedi
Yine bir aşk hikayesi bu sefer toplumdaki çirkefliklerden sıyrılış ama elde kalan bir hiç insanın kendini bir başkası için tüketmesi büyük bir ustalıkla ele alınmış toplumsal yaralarımız
164 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... biz ancak o zaman sahiden yaşamaya ruhumuzla yaşamaya başlıyorduk.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sabahattin Ali
Unvan:
Türk Öğretmen, Gazeteci, Şair, Çevirmen, Yazar
Doğum:
Edirne, Türkiye, 25 Şubat 1907
Ölüm:
Bulgaristan, 2 Nisan 1948
Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere kazasında doğmuştur.

Babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısiyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır.

Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olmuştur (1926). Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl orada okumuştur (1928 - 1930).

Yurda döndükten sonra Sabahattin Ali, Orhaneli’nde ilkokul öğretmenliğine atandı. Aydın ve sonra Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapmıştır.

Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış (1932), bir yıla mahkûm olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur (1933). Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalışmıştır. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Ortaokul'da öğretmenlik yapmıştır.

16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenmiş, 1936'da askere alınmış, 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir.

Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır.

1940 yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır (1941 - 1945).

"İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplamıştır. Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açmış, dava sırasında çok sıkıntı çekmiştir. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır (1945). Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946 - 1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, dergilerin isimlerindeki Paşa ifadesiyle "Milli Şef" İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatılmış, yazılar ve yazarları hakkında kovuşturmalar açılmıştır.

Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?"

Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş fakat para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından Jandarma karakolunda katledilmiş daha sonra da cesedi 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunmuştur.

Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştır.

Bulgaristan’ın Eğridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. doğum yılı kutlandı. 31 Mart 2007 günü gerçekleşen toplantıya, başta Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’ın çeşitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, şairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali katıldı. Bütün eserleri 1950’li yıllardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulduğundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok tanınan bir yazardır.

Sabahattin Ali yazı yaşamına şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini Balıkesir'de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır (1926).

Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya başlamış, ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi" Resimli Ay'da yayımlanmıştır (30 Eylül 1930).

Toplumsal eğilimli bu öyküyü Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur: "Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazekâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz".

Sabahattin Ali, af yasasından yararlanarak hapisten çıktıktan sonra, özellikle Varlık dergisinde yayımladığı "Kanal", "Kırlangıçlar", "Arap Hayri", "Pazarcı", "Kağnı" (1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmiştir.

Sabahattin Ali Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir.

1937'de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir.

Sabahattin Ali'nin halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren Dağlar ve Rüzgâr (1934) adlı kitabı yazın çevrelerinde ilgi uyandırmış, örneğin Yaşar Nabi, Hakimiyeti Milliye'de şu övücü satırları yazmıştır: "Bu kitabın mümeyyiz vasfı halk edebiyatı tarzında bir deneme teşkil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak neticeler vermiş. Ve bize, şiirleri doğrudan doğruya bir halk şairi elinden çıkmamış olduklarını hissetirmekle beraber, o tanıdığımız ve sevdiğimiz samimi edayı tattırabiliyor. Komplike imajlardan kaçınılmış olması, bu şiirlere büyük bir sadelik vermiş." Ancak, Sabahattin Ali, bu kitabından sonra şiirle ilgilenmemiş, sadece öykü ve roman yazmıştır.

'Leylim Ley', 'Aldırma Gönül' gibi halk dilinden yararlanarak yazdığı şiirler herkes tarafından bilinir.

Sabahattin Ali, Varlık'ta Esirler adlı üç perdelik bir oyun da yazmış (1936), ancak bu türü de bir daha denememiştir.

Yazar istatistikleri

  • 12.157 okur beğendi.
  • 112.162 okur okudu.
  • 3.910 okur okuyor.
  • 51.271 okur okuyacak.
  • 1.470 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları