Kendisini odaya kapatmış, televizyonun sesini iyice açmıştı. Akşam haberleri vardı. Ama dinlemiyordu. Televizyonun yüksek sesi sanki bütün sesleri bastırıyordu. Kendini bile duymak istemiyordu. Böyle sesler altında boğulası vardı.
Kendine bile dayanamıyordu.
Mazotçuyu ve elden aldıklarını dağıtmıştı.
Askerdeki oğluna üç ay yetecek kadar ayırdı.
Karısına ayırdığı kadının yevmiyesi bile değildi, olsun, beklerdi şimdi kadıncağız.
Asker yolu gözleyen gelinine... Henüz okul çağı gelmemiş torunlarına...
Gönen’den dönerken, pazar alışverişi için...
Kendisine... Çay parası kadar...
Kalanını saydı. Beşbin küsur. Bu seneki borcunun yarısını karşılıyordu. Küsurlarıda kasabaya gelin giden kızına ayırdı. Beşbini sarıp sarmalayıp ceketinin iç cebine koydu.
Şimdi, biliyordu, sabah olmayacaktı.
Dünya bir genişleyip bir daralmaktan ibaretmiş, diye düşündü.