Her şey ‘Bir’. Gerçek ‘Bir’. Bu dünya, dünyada karşılaştığım her şey benim bilimcimin bir yansıması ise gördüğüm her şey de ‘Ben’im işte. Gördüğüm dünyanın kurbanı değil, bilakis onu oluşturanım. Ben bilincim. İşte bilinci her uyku katmanından biraz temizleyebildiğimde de, yaşam bunun yansıması olarak biraz daha aydınlanıyor.
Sanırım, insanlar çoğu zaman mutluluk ile hazzı birbirine karıştırıp, kendilerine haz veren yaşantıları mutluluk diye adlandırıyorlar. Çünkü bana göre mutluluk bir durum değil, süreç; dış etkenlere doğrudan bağımlı olmayan, iç dünyamızın derinliklerinden gelen ve zaman zaman buluşabildiğimiz bir yaşantı. Kendimizi bir diğer insanla ya da evrenle bir "bütün" olarak yaşayabildiğimiz bazen de sadece yaşıyor olmanın bize sevinç verdiği anlarda, bir başka deyişle kendimizi ve dünyamızı gözlemlemekten özgürleşebildiğimiz zamanlarda bizi sarıveren bir duygu, ısmarlanması mümkün olmayan. Ancak buna rağmen, zaman zaman yine de bizi memnun eden ya da bize haz veren yaşantılar için de "Mutlu oldum" ya da "Beni mutlu etti" gibi ifadeler kullanıyoruz, mutluluğun adını koyduğumuz an, onun zaten başka bir yaşantıya dönüşeceğini düşünemeden.
Anne-baba olmak, korumak demekti.Açlıktan,soğuktan,mikroptan,pasaklıktan,kötülükten,bilgisizlikten,ve daha onlarca şeyden,çocuk kendisini korur hale gelene dek,korumak demekti.Çocuğu herkesten,hatta gerekirse kendi annenizden,kendi kardeşinizden,hatta gerekirse diğer çocuğunuzdan ,hatta gerekirse kendinizden, korumak demekti.Çocuğu bir gün,kendisini gerekirse size karşı dahi koruyabileceği hale getirmek demekti.Çocuğun kanatlarını kırmak değil,güçlendirmek demekti.
Hiçbirimiz, şu an olduğumuz insan değiliz sadece Bay Paf. Olma ihtimalimiz olan insanı da içimizde taşıyoruz her birimiz. İşte bize çocuklar ve çocuklar suretiyle görünen bu ikinci insanı kendimizden doğurmamız, bizi sis gibi çevreleyen o sonsuz ruhla kurabildiğimiz irtibata bağlı.