• Dinde bulunmadığı halde ona sonradan giren aşırı inanış ve uygulamalar tamamıyla, imanı akla aykırı bir alan olarak kabul etmenin bir sonucuydu.
  • İncelemeye başlamadan önce belirtmek isterim ki kitapta ilginç bulduğum kısımları birkaç başlık altında topladım ve bazı bölümlerde kitaptan alıntılar yaptım.
    Şamanizm; kimilerine göre bir din kimilerine göre ise çeşitli ritüellerden oluşan inanış biçimi ya da trans tekniğidir. Bazı kaynaklara göre Türklerin İslamiyet öncesinde mensubu oldukları din olarak yazılsa da bazı kaynaklarda ise bu tam tersidir. Örneğin Doğu Perinçek’in "Og'dan Oğur'a - devletin oluşması sürecinin Türkçe’deki izleri" adlı çalışmasında Şamanizmin bir din olmadığını ve Türklerin Şamanizme inanmadığını savunmuştur. Eski Türklerin dininden söz edilecekse bu dine “tanrıcılık ya da tengricilik” adının verilebileceğini dile getirmiştir. Her ne kadar iki farklı görüş olsa da bugün özellikle “batıl inanç” adı altında yaptığımız birçok davranış biçimi Şamanların ritüellerine oldukça benzemektedir.
    Kitaba dönecek olursak; kitabı diğer okuduğum kitaplardan ayıran en önemli özelliği gerçek bir Şaman’ın gözünden Şamanizm ve ritüellerini anlatmasıdır. Kitabı okurken bir Şaman’ın gözünden hayata bakıldığında ortaya bambaşka bir görüntü çıktığını göreceksiniz. Kitabın giriş kısmında belirttiği gibi “Şaman” yerine “Kham” sözü kullanılmıştır. Bunun nedeninin ise yazar; Geleneksel Türk Khamlığı’nı dünya genelindeki Şamanizm kavramından ayıran kasıtlı bir yaklaşım olduğunu ve aralarındaki farkın Geleneksel Türk Khamlığı’nın bir din olmayışı, dinin uygulanış biçimi oluşudur şeklinde ifade etmiştir.
    Bence Şamanizm’in en belirgin özelliği ruh ve beden arasındaki ilişkiye yönelik ritüellerinin olması ve doğayı, hayvanları ruhun ve bedenin sağlığı için önemli birer etken görmesidir.
    Kitap 10 bölümden oluşmaktadır. Bölümün başlıkları aşağıdaki gibidir.
    I.BÖLÜM – ÜÇ RUH
    II. BÖLÜM – DOĞADAKİ TILSIM
    III. BÖLÜM – DOĞUM VE ÖLÜM GELENEKLERİ
    IV. BÖLÜM – NAZAR (KÖZ) DEĞMESİ, NAZAR BONCUKLARI VE TÜTSÜLER
    V. BÖLÜM – BÜYÜ VE SİHİR
    VI. BÖLÜM – TÖLGE
    VII. BÖLÜM – NESNEYE BİLİNÇ VEREREK DESTEKÇİ TILSIMLAR YAPMAK
    VIII. BÖLÜM – DUYULARIN ORUCU
    IX. BÖLÜM – RÜYA
    X. BÖLÜM – ŞAMAN’IN ŞAHSİ İLAÇ DOLABI
    İncelemenin fazla uzun olmaması için ilgimi çeken bölümleri aşağıda açıkladım.
    -İlk bölümde Geleneksel Türk Khamlığı’na göre insanların üç ruhunun bulunduğu ( Sülde, Süne ve Özüt) ve bu üç ruhtan biri bedenden uzaklaştığında kişinin bedeninde ve ruhunda birtakım değişmeler olabileceği vurgulanmıştır.
    Sülde: Beynin tam ortasında bulunan bilincin kendisidir.( Üç ruh arasındaki en önemlisi.)
    Süne: Sezgi gücü ve hisler. Süne sayesinde kişi, tehlikeleri sezebilir ve öngörülerde bulunabilir.
    Özüt: Bu ruh batın bölgesinde, iki leğen kemiğinin arasında bulunur. Bedenin yaşamsal işlevini yerine getirir.
    Bu bölümde bu üç ruhun tanımını yaparken, süne kaçtığında oluşan belirtiler, nasıl geri çağırıldığı, özütü güçlendirmek için neler yapılması gerektiği hakkında bilgiler yer alıyor. Belirtiler arasında bazı psikolojik rahatsızlıkların yer alması ve geri çağırmak için kişinin geçmişini ve bilinç altını temizlemesi, daha çok iyilik yapması gibi yöntemler bulunuyor.
    İkinci bölüm benim için kitabın ilginç kısımlarından biriydi. Çünkü 12 Hayvanlı Türk Takvimi’ne göre bir kişilik analizi yapılıyor.
    12 Hayvanlı Türk Takvimi’nde mengi (bengü/ebedi) sistemi:
    Mengi: karakteristik yapıdaki zayıflık.
    Kişi mengisini bilip hayatı süresince her zaman bu eksik yanına dikkat etmeli ve onu bir güce çevirmelidir.
    Mengi çeşitleri:
    1= Ak
    2= Kara
    3= Kök( mavi )
    4= Nogaan (yeşil)
    5= Sarı
    6 = Ak
    7= Kızıl
    8 = Ak
    9 = Kızıl
    ( Bu sayılar menginin şiddetini yani yoğunluğunu göstermektedir.)
    Mengi nasıl hesaplanır?
    Doğum tarihinin son iki rakamı toplanır ve çıkan sonuç tekrar toplanır ve 10’a tamamlanır.
    Çıkan sonuca göre de her bir mengi o kişinin karakterindeki ve bedenindeki rahatsızlığı ifade eder.
    Örneğin sonuç 4 ise;
    Nogaan: Aktif ya da pasif agresifliğe, kuşkuculuğa karaciğer rahatsızlıklarına, göz bozukluklarına ve gerginliğe işaret eder. /Asidik bir beden.
    Bu sonuca göre kişi mengisini hesapladıktan sonra çıkan sonuca göre kusurunu bulup onu tedavi etmeye çalışmalıdır.
    -Şamanlar her zaman doğaya ve hayvanlara değer vermişler, günlük hayattaki birçok sorunu çözmek için yaptıkları ritüellerde doğanın enerjisinden ve hayvanlardan yararlanmışlardır.
    Örneğin; arıların çok kutsal ve hassas varlıklar olduğunu düşünmüşlerdir.
    “ Arıların çıkardığı ses büyük kitlelerin dua ettiğinde çıkardığı sesle aynıdır. Bu ses işitildiğinde dua etmek, duanın gücünü arttırır. Bu nedenle arı kovanlarının yanında dua etmek bereketlidir.”
    Günümüzde halk arasında yaygın olarak kullanılan “Başına talih kuşu kondu” deyimi de arılar için söylenmiştir.
    Şamanların doğaya değer vermelerinin bir diğer ispatı da ormana girmeden önce ormanın iyesinden izin istenir ve şu sözleri tekrar ederler:
    “ Ulu Kayra Han’ın adıyla. Ey ormanın iyesi... Ey ağaçların hanı... Ey kardeşim. Benim soluduğum senindir, senin soluduğun benim. Biz bir aileyiz. Aile saygı ister, bilirim. O nedenle evine girmek için izin isterim.”
    -Üçüncü bölümde yer alan doğum ve ölüm ritüellerinden bazıları oldukça ilginçti.
    Örneğin; çocuk eğer yemek yemiyorsa babanın dizlerinin üzerine yatırılır ve sırtı tahta bir kapla kapatılır. Baba bir eline balta alır ve şu sözleri tekrar eder:
    “Kün Keje’yi kesgen. Keje Kün’ü kesgen. Bo baltı urugtan tırıkkesgen.” (Gün günü kesti, gece geceyi kesti. Bu balta çocuğun tokluğunu kesti.)
    Bu sözleri söylerken kesme işleminin çocuğa değil tokluk hissine yönelik yapılması gerekir ki uygulamadan beklenen sonuç alınsın.
    Yani; yapılan birçok ritüelde somut nesneler kullanılırken hedef her zaman hisler aracılığıyla ruha yönelik olmuştur.
    Bir diğer ritüel ise; bebeğin şekillendirilmesi.
    Çocuk dünyaya geldiğinde ana karnındaki gelişimi tamamlanmış sayılmaz ve devam eden gelişimi tamamlamak ebeveynin görevidir. Bunu yapmak için ayda bir dolunay gecelerinde, bebek ay ışığını görebilecek bir yere yatırılır ve anne bebeğin her uzvu için bir dua eder.
    Örneğin;
    Başı için: “ Başın hafif olsun. Sülden olgun olsun. Onu nereye çevirirsen, sana hayır olsun.”
    Omuzlar için: “ Erkek bebeğe: “ Omuzların sağlam olsun. Ona yaslanan ak olsun. “ Kız bebeğe: “ Omuzların sağlam olsun. Onu yasladığın ak olsun.”
    Kulaklar için: “Kötü söze sağır olasın. İyi söze kulak veresin. Duyulmayanı duyasın.”
    -Bir başka ilginç ritüel ise göç eden ruhlara yapılanlar. Göçü yaklaşan “yolcu” ne şekilde ve nereye gömülmek istediğini belirtir. Yakınları da bu isteklerini kaydederler. Fakat bu bir tören şeklinde yapılır. Tören bittikten sonra herkes birbiriyle vedalaşır ve iyi yolculuklar diler. Bu durum bir tanıdık uzak bir ülkeye yolcu edildiğinde de ve dünyadan göç edecek olan kişi ile yakınları arasında da geçerlidir. Bu bölümde dikkatimi çeken bir diğer nokta ölü ve ölüm kelimesinin kullanılmamasıydı.
    Ölüm yerine göç etmek, ölü yerine ise göç eden ruh veya yolcu kelimeleri kullanılmış. Çünkü Şamanlar; ölümü ruhun bedenden ayrılıp göç etmesi olarak tanımlamışlardır.
    Ayrıca şamanların intihar eden kişiler hakkındaki yorumları ise şöyle:
    “İntihar etmiş olanların ruhu, gözün görebildiği yere kadar kupkuru bir çölde durur. Ne bir adım öne, ne yana, ne geriye adım atabilir ve bu sonsuza dek bu şekilde sürüp gidebilir.”
    Yani; intihar edenlerin iki kez ölmüş oldukları ve bu yüzden onların ara boyutta kaldıkları söylenir. Ne bu dünyada işlerini tamamlamışlardır ne de atalarının katına geçmeye hazırdırlar, onlar arada kalmışlardır.
    -Bu kitap şimdiye kadar okuduğum Şamanizm hakkında en detaylı ve en iyi kitaplar arasında yer aldı. Eğer Şamanizm hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız sizin için oldukça iyi bir başlangıç olabilir.
    Ayrıca; Şamanizm’e ilgi duyuyorsanız, Şaman ve Sufi olan Bifatima Apa ile tanışın derim. Kendisinin oldukça ilginç bir hikayesi var. 11 yaşında ruhlarla konuşmaya ve 13 yaşında Kazakistan’ı gezmeye başlamış ve şu an yaşadığı Urguntas köyüne taşınmış. Bu köyü seçmesinin sebebi gezisi sırasında bu köye geldiğinde kendisini farklı hissetmesi ve köyün enerjisinin diğer yerlere oranla yüksek olması. (Dünyanın Enerji Merkezi). Urguntas köyünün çıkışında yer alan evinde dünyanın birçok yerinden gelerek ondan şifa arayan kişilere farklı ritüellerle yardım ediyor. (Sanırım evin köydeki diğer insanlardan uzakta olmasının nedeni Şamanların kendilerini toplumdan soyutlayarak yaşamasından kaynaklanıyor.) Kendisi hakkında ne yazık ki Türkçe kaynaklar mevcut değil. Fakat bazı Türk gezginlerin onunla tanışıp deneyimlerini paylaştığı video ve yazılar mevcut. Dilerseniz onlara buradan bakabilirsiniz:
    https://dunyaninduraklari.com/kazakistanda-bir-saman/
    https://www.youtube.com/watch?v=pnIKezGnHNQ
    Ek olarak;
    https://www.youtube.com/watch?v=bIn8-P9N9pw

    Keyifli okumalar.
  • Günümüzde insanların çoğu düğüm atmanın bir şeyi hatırlatmaya yardımcı olduğu fikrine aşinadır. Ancak daha eski bir batıl inanca göre düğüm atılmış bir mendil sihir işlevi görebilirdi ve onu yanında taşıyan kişi şeytani etkilerden korunmuş olurdu. Bu inanış en az 14. yüzyıldan beri mevcuttur ve şeytanların ve ifritlerin düğümün karmaşıklığına aldanacakları, onu çözmeye çakşırken yapmayı planladıkları kötülükleri bile unutacakları düşüncesine dayanır.
  • Dünya'ya yeni inmiş ve çocuklarımıza televizyon, radyo, sinema, gazete, dergi, çizgi roman ve kitap yoluyla neler sunduğumuzu araştırmaya girişmiş bir uzaylı, onlara cinayet, tecavüz, acımasızlık, batıl inanış, budalalık ve tüketim öğretme kararı aldığımızı düşünecektir. Doğrusu bu çabayı gerçekten gösteriyor, büyük ölçüde de başarılı oluyoruz. Çocuklara bilimsel düşünce ve umut aşılamaya çalışsaydık nasıl bir toplum olurduk?
  • Bu inanış özellikle mezarın üstünde doğal olarak büyüyen çiçekler söz konusu olduğunda daha da güçlüdür, çünkü bu çiçeklerin gömülen kişinin iyi bir insan olduğunun göstergesi olduğu söylenir. Yabani otlar ise tam tersi anlama gelir. Bu nedenledir ki birçok batıl inançlı kişi sevdiklerinin mezarlarına özen gösterir.
  • Ortadoğu ve bazı Akdeniz ülkelerinde, kem gözlerin zararlarını savuşturma amacıyla, içinde mavi göz olan cam nazarlıklar takıların içine yerleştirilir ya da kapılara asılır. Bu ülkelerde mavi göz, yerel halk arasında pek rastlanmadığından, kötülüğü simgeler.

    Ve bu inanış büyük İhtimalle, bu bölgelerde çocukların fotoğrafını çekme ya da onları övmenin hoş karşılanmadığını bir türlü fark edemeyen mavi gözlü turistler yüzünden yerleşmiştir.
  • Dünya'ya yeni inmiş ve çocuklarımıza televizyon, radyo, sinema, gazete, dergi, çizgi roman ve kitap yoluyla neler sunduğumuzu araştırmaya girişmiş bir uzaylı, onlara cinayet, tecavüz, acımasızlık, batıl inanış, budalalık ve tüketim öğretme kararı aldığımızı düşünecektir. Doğrusu bu çabayı gerçekten gösteriyor, büyük ölçüde de başarılı oluyoruz. Çocuklara bilimsel düşünce ve umut aşılamaya çalışsaydık nasıl bir toplum olurduk?