• Günümüzde insanların çoğu düğüm atmanın bir şeyi hatırlatmaya yardımcı olduğu fikrine aşinadır. Ancak daha eski bir batıl inanca göre düğüm atılmış bir mendil sihir işlevi görebilirdi ve onu yanında taşıyan kişi şeytani etkilerden korunmuş olurdu. Bu inanış en az 14. yüzyıldan beri mevcuttur ve şeytanların ve ifritlerin düğümün karmaşıklığına aldanacakları, onu çözmeye çakşırken yapmayı planladıkları kötülükleri bile unutacakları düşüncesine dayanır.
  • Okumak üç türlüdür: dilin okuması kıraat, aklın okuması tefekkür, kalbin okuması hayattır.
    (İmam Gazali)

    İmam Gazali'nin de dediği gibi inşAllah kalbin okumasını görenlerden oluruz.

    Gazzali 1058 yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuş, buhranlı dönemlerinden sonra tasavvufa yönelmiştir.

    Bu nedenle İmam Gazali
    'Şüphe duymayan hakikati bulamaz.'
    der şüphenin hakikati bulduran bir araç olduğunu düşünür.
    Ve yine aynı şekide bu imam 1111 yılında doğum yeri olan İran'ın Tus şehrinde gerçek hayata gözlerini açmıştır.

    İmam Gazali'nin ilk okuduğum kitabı olmasına rağmen dili gayet akıcı ve anlaşılır.
    Kitabın tam adı'Yola Gidenlerin Klavuzu ve Arayanların Bahçesi'.

    Ayrıca yazılmış bir eser de olabilir çünkü yazara ait 500 eser(Ancak günümüze sadece 75 eser ulaşabilmiştir) var veya İhya-u Ulumi'd-din'in bir parçası da olabilir.

    Kitap bu konu hakkında pek bilgi verilmemiş.
    Sadece üçüncü risale olduğu belirtimiş.

    Kitap önsözünden sonra 39 fasıldan oluşuyor.Fasılların her biri ayetlerle, güçlü hadislerle desteklenmiş ve yıllar öncesinde yazılmasına rağmen yaşadığımız sorunların,işlediğimiz günahların,aklımızdaki sorunların birebir cevabını veriyor.

    İmanın temellerinden, 'Vusul,Visal,Kalp,Ruh,Nefes' gibi
    ramazan programlarında veya "sorularla bilmem ne" gibi entrasan soruların sorulduğu platformlara benzemiyor.

    Beni en çok etkileyen bölüm 'Dil Afetleri' oldu.

    İmam Gazali'de bir zamanlar şüpheye düşmüş, hakikatı aramak için yollara düşmüş,felseye göz kırpan eserleri de okuyan biri olarak çoğu insanın inanmadığı veya aklında şüphe duyduğu soruları 'samanlıkta iğne arar gibi' incelemiş ama yazıya dökerken gayet de 'halk dilinde' anlaşılır bir eser ortaya koymuş.

    Hatta bir sözünde şöyle söylemiş:

    'Gençliğimden itibaren 50 yaşımı aştığım bu ana gelinceye kadar, bu engin denizlerin derinliklerine dalmaktan hiç geri durmadım.

    Coşkulu denizlere çekingen korkaklar gibi değil, cesur kimselerin dalışı gibi daldım, gördüğüm her meselenin üzerine atladım. Her fırkanın inanış ve fikirlerini inceliyor, her grubun tuttuğu yolun inceliklerini ortaya çıkarmaya çalışıyordum.

    Araştırdığım fırkaların hak veya batıl, sünnete uygun veya bidat sahibi olmaları konusunda ayrım yapmıyordum.
    Felsefe yolunu tutmuş olanların, sahip oldukları felsefeyi bütün esaslarıyla öğrenmeye özen gösterdim.
    Hiçbir kelâm âlimini dışarıda bırakmadan kelamdaki yöntemini ve mücadelesini öğrenmeye çaba gösterdim.
    Bütün gücümle ne kadar sufi var ise onun sufiliğindeki sırları öğrenmeye, ne kadar abid var ise bu ibadetleriyle neler kazandığını araştırmaya çalıştım.

    Bütün zındıkların, Allah’ın varlığını ve sıfatlarını kabul etmeyenlerin, bu inanış veya inkarlarının arkasında yatan sebepleri titizlikle araştırdım. Her şeyin hakikatini öğrenmeye karşı duyduğum susamışlık; baştan ve gençliğimden beri tuttuğum yol ve benim bir hasletim olmuştur.

    Bunun sonucunda çocukluğumun coşkulu çağlarından itibaren taklit bağlarından sıyrıldım ve büyüklerimizden miras kalan sırf taklide dayalı inanç esaslarından koptum.

    Çünkü Hristiyan çocuklarının hepsi bu din üzere yetiştiklerini, Yahudi çocuklarının sürekli bu dinin esaslarına göre büyüdüklerini, Müslüman çocuklarında istisnasız İslam dini üzere yetişmekte olduklarını görmekteydim.
    Yaratılıştan gelen asli hakikati ve ana baba ile hocalar aracılığıyla kazanılan sonraki inanç esasları ve taklit unsurlarının hakikatini öğrenme konusunda içimde büyük
    bir istek oluştu. Taklit, başlangıçta birtakım telkinlere dayanmaktaydı. Bunların da hangilerinin hak ve batıl olduğu konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktaydı.

    Kendime şöyle dedim: Benim istediğim, her şeyin gerçek yüzünü öğrenmektir. Öyleyse önce bilginin gerçek yüzünün ne olduğunu öğrenmekle işe başlamam gerekir.'

    demiş ne kadar da güzel anlatmış hakikati bulmanın özetini...

    İslamiyet, bizim önümüze altın tepsiyle geldiği için çoğu kez araştırmıyoruz araştıranlar ise ilk şüphesinde 'ateist' olmak daha kolaylarına geldiği için veya hakikate ulaşmanın veya ulaşamanın iki-üç tane saçma temeller üzerine yazılmış tez veya kitap okuyarak her şeyi çözdüğünü sanarak yoldan çıkıyorlar.

    Kısacası:

    'Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür.' diyor yine Gazali yani inkar etmek ne o kadar 'dil' ile kolaysa da 'kalp' ile bu kadar kolay olmamalı.

    Hiçbir şey diyemem 'kalpler Allah'ın elinde' ama İmam Gazali gerçekleri ölünceye kadar araştırmış bu işe ömrünü vermiş

    'Allah da yok Kuran da, müslümanlar böyleyse dinleri nasıldır?'gibi bir sürü mazeret cümleleri kurabilecekken bize 500 tane muhteşem eser yazmayı tercih etmiş.Lakin günümüze 75 eser kalmış.

    Allah ondan ebeden razı olsun.

    Kısacası eğer şüpheleriniz varsa kolaya kaçmak istemiyorsanız,hakikate gerçekten merak duyup gerçekleri ayetlerle,hadislerle, muhteşem örneklerle görmek istiyorsanız,
    veya unuttuklarınızı hatırlamak,imanınızı güçlendirmek istiyorsanız,

    mutlaka bu kitabı ve diğer 75 eseri okuyun.
  • Dünya'ya yeni inmiş ve çocuklarımıza televizyon, radyo, sinema, gazete, dergi, çizgi roman ve kitap yoluyla neler sunduğumuzu araştırmaya girişmiş bir uzaylı, onlara cinayet, tecavüz, acımasızlık, batıl inanış, budalalık ve tüketim öğretme kararı aldığımızı düşünecektir. Doğrusu bu çabayı gerçekten gösteriyor, büyük ölçüde de başarılı oluyoruz. Çocuklara bilimsel düşünce ve umut aşılamaya çalışsaydık nasıl bir toplum olurduk?
  • Bu inanış özellikle mezarın üstünde doğal olarak büyüyen çiçekler söz konusu olduğunda daha da güçlüdür, çünkü bu çiçeklerin gömülen kişinin iyi bir insan olduğunun göstergesi olduğu söylenir. Yabani otlar ise tam tersi anlama gelir. Bu nedenledir ki birçok batıl inançlı kişi sevdiklerinin mezarlarına özen gösterir.
  • Ortadoğu ve bazı Akdeniz ülkelerinde, kem gözlerin zararlarını savuşturma amacıyla, içinde mavi göz olan cam nazarlıklar takıların içine yerleştirilir ya da kapılara asılır. Bu ülkelerde mavi göz, yerel halk arasında pek rastlanmadığından, kötülüğü simgeler.

    Ve bu inanış büyük İhtimalle, bu bölgelerde çocukların fotoğrafını çekme ya da onları övmenin hoş karşılanmadığını bir türlü fark edemeyen mavi gözlü turistler yüzünden yerleşmiştir.
  • Dünya'ya yeni inmiş ve çocuklarımıza televizyon, radyo, sinema, gazete, dergi, çizgi roman ve kitap yoluyla neler sunduğumuzu araştırmaya girişmiş bir uzaylı, onlara cinayet, tecavüz, acımasızlık, batıl inanış, budalalık ve tüketim öğretme kararı aldığımızı düşünecektir. Doğrusu bu çabayı gerçekten gösteriyor, büyük ölçüde de başarılı oluyoruz. Çocuklara bilimsel düşünce ve umut aşılamaya çalışsaydık nasıl bir toplum olurduk?
  • O halde, tarihçi ve sosyologların, Allah'ın koyduğu, mutlak ölçüye uygun olarak, islâmı bir din saymaları doğrudur. Onlar bu noktada aldanmamışlardır. Fakat, onların aldandgığı nokta bundan sonra başlar. Onlar, İslama
    din demekle yetinmemişler, din olmayan, belki dine benzeyen, şüphesiz insan ruhundaki dine mahsus yeri haksız olarak zapt ve gasp etmiş bir takım bâtıl inanış sistemlerine din adını vermişlerdir, işte yanıldıkları nokta buradadır.