• Evet, okuyup aşık olduğum kitapları tekrar tekrar paylaşıp insanları bıktırıyorum kabul :D
    Bu iletinin altında da çok sevdiğim kitapları ama en çok sevdiğim ve mükemmel olanları yazacağım.
    Tabi hepsi faydalı kitaplardır okuyanlara bir şey katar ve tek tek hangi konuda iyi olduklarıyla beraber buraya ekleyeceğim :)

    Okumak isteyenler için bir de benim için de arşiv olur.
    Şunu da oku çok hoşuna gidecek derseniz okuyayım hemencecik ve hoşuma giderse ekleyeyim buraya :D

    Herkese İyi Okumalar :)
    Lütfen buradan bi' kitabı okumaya karar verdiğinizde bana haber verin yorum falan atın ki birisine daha güzel bir kitap kazandırdığım için çoooook mutlu olayım :)

    Kütüphanem:

    Dünyanın En Melankolik Kitabı: Yaşamın Ucuna Yolculuk: (Melankoli)
    #30474238
    Özelliği: İntihara meyilli kişiler okumasın :)

    1-)Spinoza'nın Sevinci Nereden Geliyor: (Felsefe)
    #31153646
    Özelliği: Bugüne kadar okuduğun en anlaşılır ve en çarpıcı felsefi kitap!

    2-)Profesör Dowell'in Başı: (Bilim Kurgu)
    #31135594
    Özelliği: Okuduğum en güzel bilim-kurgu kitaplardan

    3-)Frida Kahlo: (Biyografi)
    #31097700
    Özelliği: En güzel Biyografi kitaplarından olması ve insanın acılara ve hayata katlanabilmesini en güzel öğreten kitap.

    4-)Onüç Günün Mektupları: (Mektup)
    #30935096
    Özelliği: Cemal Süreya aşıkları için Süreya'nın özel hayatını anlatan çok ama çok güzel kitap :)

    5-)Kalanlar: (Melankoli)
    #30927620
    Özelliği: Tezer Özlü'nün bütün kitapları gibi çok güzel olması. Ama deprsif bir kitaptır bu tarz sevmeyenlere tavsiye etmem.

    6-)Toplumun Mcdonaldlaştırılması: (Sosyoloji)
    #30915294
    Özelliği: Sosyolojik kitap ve fast food ile beraber modern toplumu felaket bir biçimde ortaya döküyor. Okuyup üstüne de Food Inc. filmini izlerseniz kralsınız :D

    7-)Kapital Manga 1. ve 2. Cilt: (Akımlar)
    #30773654 ve #30777094
    Özelliği: Dünya çapında bilinen Kapital'in manga şeklinde eğlenceli ve bilgilendirici anlatımına sahiptir.

    8-)Komünist Manifesto: (Akımlar)
    #30508102
    Özelliği: Komünizmi sağdan soldan duymak yerine güzelce öğrenebileceğiniz kitap. İncelemedeki yayın evinden alınması daha güzel olur :)

    9-)Geçmişe Yolculuk: (Hüzün,Aşk)
    #30465721
    Özelliği: Bu kadar kısa yazıp bu kadar çok şey anlatmayı başarabilmesi...

    10-)Theo'ya Mektuplar: (Mektup)
    #30189568
    Özelliği: Vincent Van Gogh'un hayatını, acılarını ve mutluluklarını daha yakında görmemizi ve hissetmemizi sağlayan mükemmel bir kitaptır.

    11-)Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar: (Felsefe)
    #29929405
    Özelliği: Dünyaya gelmiş en bilge adamlardan birisinin aforizmaları. Başka özelliğe gerek var mı?

    12-) Kör Baykuş: (Ağır Melankoli)
    #29703410
    Özelliği: En ağır kitaplardan birisidir. Çok karmaşık olmasının yanında intihara meyilli olanların okumasını tavsiye etmem.

    13-) Karamazov Kardeşler: (Roman-Klasik)
    #29599748
    Özelliği: Bu kitabı incelemede de övemedim zaten Dostoyevski demem yeterli olur :D

    14-) Kuklanın Ruhu: (Sosyoloji)
    #29519355
    Özelliği: Sosyoloji diye korkmayın hemen, okuduğum en iyi kitaplardandı. İnsanın özgürlüğünü konu alan bir kitap.

    15-)Sisifos Söyleni: (Felsefe)
    #29363093
    Özelliği: Yabancı kitabını okumanızın ardından okumanızı öneririm. Camus'un felsefesini tanımlayan ve anlatan ağır ve sarsıcı kitap.

    16-)Doktor Ox'un Deneyi: (Komedi)
    #31269978
    Özelliği: Kitap bana çok komik geldi. İlginç bir hikayesi var ve olaylar tuhaf şekilde komik.

    17-)Altıncı Koğuş: (Felsefe-Klasik)
    #31263736
    Özelliği: Bu kitap felsefe olarak geçmiyor ama diyaloglar çok bilgilendirici ve düşündürücü.

    18-)Beyaz Diş: (Roman)
    #31257223
    Özelliği: Mükemmel kitap. Kurdun gözünden yaşıyorsunuz her şeyi. Vahşetin Çağrısından sonra okumanızı tavsiye ederim devamı niteliğinde.

    19-)Leonardo'nun Yahuda’sı: (Sanat-Hikaye)
    #29164304
    Özelliği: Sanatla ilgilenenler hemen alıp okumalı. Da vinci'nin Son Akşam Yemeğini çizmesini anlatan bir hikaye.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...wI9v6UAwIgc&t=3s

    20-)Şato: (Roman-Eleştiri)
    #29062979
    Özelliği: Franz Kafka'nın mükemmel yapıtlarından bir tanesi. Bürokrasiyi yeren bir baş yapıt!

    21-)Erken Kaybedenler: (Hikaye-Melankoli)
    #28911286
    Özelliği: Emrah Serbes'in güzel kitaplarından bir tanesi. Farklı farklı ve kısa kısa hikayelerden oluşuyor.

    22-)Aylak Adam: (Roman-Melankoli)
    #28793095
    Özelliği: Yusuf Atılgan okunması gereken yazarlarımızdandır. Bu kitapta kesinlikle okunmalıdır. Bana göre Sartre ve Camus neyse Atılgan'da Türkiye için odur.

    23-)Salkım Salkım Asılacak Adamlar: (Komedi-Anı)
    #28789231
    Özelliği: Aziz Nesin'in bütün kitapları okunmalıdır. Ülke ve toplum için gereklidir!

    24-)Küçük Prens: (Hikaye)
    #28617768
    Özelliği: Bu kitabı küçük ya da büyük demeden herkes okumalıdır.

    25-)Zaman Makinesi: (Hikaye-Bilim Kurgu)
    #28589564
    Özelliği: H. G. Wells'ten mükemmel bir hikaye. Şaşıracaksınız, üzüleceksiniz ve bazı yerlerde de güleceksiniz.

    26-)Komünist Manifesto Manga: (Akımlar)
    #28465903
    Özelliği: Akımlardan birisi olan Komünizm'i anlatan herkesin okuyabileceği seviyede bir mangadır.

    27-)Mutlu Prens: (Hikaye)
    #28368775
    Özelliği: Küçük Prens gibi bir kitaptır. Çok güzel hikayeler barındırır.

    28-)Bir Kuzey Macerası: (Hikaye)
    #28366630
    Özelliği: Çok güzel bir hikayesi var.

    29-)Üstü Kalsın: (Şiir)
    #28328776
    Özelliği: Dünyanın en iyi şiirlerinin olduğu kitaplardan birisi :)

    30-)Bir Bilim Adamının Romanı: (Biyografi)
    #28114735
    Özelliği: Biyografi diye sıkıcı sanmayınız, Oğuz Atay yazmıştır, her genç okumalıdır!

    31-)Sofie'nin Dünyası: (Felsefe)
    #28043482
    Özelliği: Felsefeye başlamak isteyenler için güzel bir başlangıç kitabıdır. Felsefe ve filozoflar hakkında bilgi birikimi elde etmenizi sağlar.

    32-)Köpek Kalbi: (Roman-Komedi)
    #26926216
    Özelliği: Bana çok komik geldi köpeğin konuşması falan :D

    33-)Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi: (Felsefe-Sosyoloji- Her şey)
    #26658022
    Özelliği: Homo Sapiens adlı kitabını okumanızın ardından tavsiye ederim. herkesin okuması gerekir!

    34-)Hamlet: (Hikaye)
    #26322714
    Özelliği: Sheakspeare'in en iyi kitaplarından birisi değildir. Çünkü bütün kitapları en iyidir!
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=PZTVcKTLDjk

    35-)Vahşetin Çağrısı: (Roman)
    #26322714
    Özelliği: Beyaz Diş kitabından önce bunu okumanızı sonra da Beyaz Diş'i okumanızı tavsiye ederim.

    36-)Canım Aliye,Ruhum Filiz: (Mektuplar)
    #25621541
    Özelliği: Sabahattin Ali'yi daha yakından tanımanızı sağlaycak çok romantik ve güzel bir kitap.

    37-)Kardeşimin Hikayesi: (Roman)
    #23693613
    Özelliği: Kitabın kurgusuna hayran kaldım. Kitabın son sayfasını da okuduktan sonra saatlerce donup kalabilirsiniz şaşkınlıktan!

    38-)Piramit: (Anı-Roman)
    #23537696
    Özelliği: Güzel bir kitaptır.

    39-)Müptezeller: (Anı-Hikaye)
    #22507360
    Özelliği: Emrah Serbes'in okuduğum ilk kitabı. Bu kitabı ile artık o benim için en iyi yazarlardandı.

    40-)Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu: (Hikaye)
    #22301629
    Özelliği: Takıntılı olan bir kadının yaşadıkları sizi çok şaşırtacak.

    41-)Kan Sıcağı: (Polisiye)
    #22094052
    Özelliği: Bu kitaba denk gelmezsiniz genelde ama aralarda kaybolan çok güzel bir kitap bence. Okumanıza değecek!

    42-)David Copperfield: (Roman-Anı)
    #21887379
    Özelliği: Baş yapıt demem yeterli bence...

    43-)Fatih Harbiye: (Hikaye)
    #20056564
    Özelliği: Türk Edebiyatının çok güzel eserlerinden birisidir.

    44-)Yakıcı Sır: (Hikaye-Komedi)
    #19291688
    Özelliği: Stefan Zweig'dan başka bir kitap daha... Bu da komik ve güzel.

    45-)Üvercinka: (Şiir)
    #18725473
    Özelliği: En ama en güzel şiir kitabıdır. Cemal Süreya'ya aşık olacaksınız bu şiir kitabı yüzünden :)

    46-)Yüzyıllık Yalnızlık: (Roman)
    #31609673
    Özelliği: Çok farklı bir olay örgüsü olmakla birlikte 6 kuşağın hikayesini anlatıyor. Bilim-Kurgu'dan tutun da mitolojiye kadar birçok türü içinde barındıran ilginç bir eser.

    47-)Bebeklerin Ahlaki Yaşamı: (Psikoloji-Bilim)
    #32025403
    Özelliği: Ahlak üzerine yapılan bir bilimsel çalışma olup 100 civarı deney ile konuyu aydınlatmaya çalışmıştır.

    48-)Mülksüzler: (Felsefe-Roman)
    #32209337
    Özelliği: İki zıt dünya üzerinden sosyalizm ve anarşizmi anlatarak kişinin sorgulamasını ve düşünmesini sağlayan roman denilen ama bana kalırsa felsefi olan kitap.

    49-)Teneke: (Roman-Oyun)
    #32314846
    Özelliği: Yolsuzluğun, baskı ve zulmün kol gezdiği Anadolu topraklarında çaresiz kurbanları hissedeceksiniz.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...nFmcb8GaM8&t=19s

    50-)Efsuncu Baba: (Roman)
    #32566442
    Özelliği: Kitap batıl inançlara büyük bir darbe vurulmakla beraber insanın aydınlık yolu aydınlığı ve bilimi her zaman seçmesi gerektiği eğlenceli bir şekilde anlatılıyor.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=iWlTnHpUfJY

    51-)Devlet: (Felsefe-Siyaset)
    #32679388
    Özelliği: Devlet adlı bu kitapta Platon Sokrates'in ağzından Devletin nasıl olması gerektiği hakkında ve insanların nasıl daha iyi olabileceği hakkında çok önemli bilgiler veriyor.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...-P9fMc5vPBk&t=1s

    52-)Arayışlar: (Hikaye)
    #32856440
    Özelliği: Kitapta geçen konuyla da beraber, kadınların daha güçlü ve daha özgür olmasını hedefleyen bir yazardan baş kaldırı kitabı!
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=d7m0GkfB0os

    53-) Zacharius Usta: (Hikaye)
    #33331865
    Özelliği: Farklı ve sürükleyici bir hikaye var ve bunun sayesinde insan büyük bir haz alarak okuyor.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...shNkY8pEj4&t=60s

    54-)Feniçka: (Hikaye)
    #33335762
    Özelliği: Arayışlar adlı kitabındaki gibi kadınların daha özgür olması için okunması gereken,aydınlatıcı bi' yazarın başka bir aydınlatıcı kitabı...
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...aAIHyhaXag&t=38s

    55-)Hacı Aga: (Roman)
    #33448747
    Özelliği: Hacı Aga nefret edilecek bir karakterin romanıdır. Ve bu gibi insanları tanımak ve onları yok etmek için okunması gereken bir kitap.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=kp2C4yimBxs

    56-)21. Yüzyıl İçin 21 Ders: (Tarih)
    #33617903
    Özelliği: Sapiens ve Homo Deus adlı kitaplarıyla tanıdığımız Harari 21. Yüzyılı daha iyi idrak edebilmemiz ve geleceği daha güvenilir kılmamız için sormamız gereken soruları cevaplamaya çalışmış.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=e1HHTSNQI2A

    57-) Gülün Adı: (Polisiye Roman)
    #34883977
    Özelliği: Aşırı sürükleyici olmasından dolayı durmadan okumak ve bitirmek istiyorsunuz.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=WdooJ68erBU

    58-) Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor: (Hikaye)
    #35357326
    Özelliği: 3 tane dini hikaye barındıran bu kitabı okurken kendinizi kaptırıyorsunuz. Adalet,eşitlik gibi kavramları irdelemenizi sağlayacak olay örgüsüne sahip...
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=2hNt0KIR1jo

    59-)Suç ve Ceza: (Roman)
    #35604888
    Özelliği: Dostoyevski'nin ustalığını konuşturduğu bu eserde işlenen suçun ardından sizde cezayı yaşayacaksınız.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=KLOUWVKvJDk

    60-)Oyunlarla Yaşayanlar: (Oyun)
    #36318994
    Özelliği: Yazarın Bir Bilim Adamının Romanı kitabındaki gibi insanı okumaya,çalışmaya ve diğer insanlar için çabalamaya teşvik ediyor :)
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=wmJ66RtZUdw

    61-) Kabil: (Roman)
    #36320091
    Özelliği: Kutsal kitaplarda geçen olaylar farklı bir üslupla anlatılıyor. İnsanın sorgulama ve düşünme evrelerini hızlandırdığı için tavsiye ederim :)
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...okjrnslsodfrk0h00410

    62-) Bozkırdaki Çekirdek: (Roman)
    #37400893
    Özelliği: Savaştan çıkmış bir ülkede eğitim için nasıl çabalar gösterildiğini, ne gibi zorluklarla karşılaşıldığını anlamaya başlıyorsunuz.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=GTC4AHfo0T4

    63-) Kanadı Kırık Melek'in Kanadına Takılanlar: (Hikaye)
    #37591125
    Özelliği: Rukiye Türeyen'in tek parmağı ile yazdığı bu kitabı okuduktan sonra insanların hayata bakış açısını bir nebze de olsa değiştirebiliyor.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...k0b6cpsgUE&t=33s

    64-) Dokuzuncu Hariciye Koğuşu: (Roman)
    #39618407
    Özelliği: Hasta bir karakteri anlatırken o kadar iyi anlatıyor ki sizi de hasta hissettiriyor :)
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...YU7-OoxH0&t=195s

    65-) Katip Bartleby: (Hikaye)
    #39619155
    Özelliği: Kitabı bitirdikten sonra "Burada bitemez!" ya da "Nasıl bir şeydi bu ya?" gibi cümleler kurdurtacak tuhaf mı tuhaf bir kitap...
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=V_R8W777tDw

    66-) Gog: (Roman)
    #40042497
    Özelliği: Giovanni Papini tanınma şansını yakalayamayan en kaliteli yazarlardan ve bu kitabı ile kendisinin bütün kitaplarını okumak isteyeceksiniz.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...tBUIWALNrE&t=11s

    67-) Bitik Adam: (Roman)
    #38987818
    Özelliği: Papini'nin bütün kitaplarını listeye koyabilirdim ama 2 tanesi yeter. Papini'nin hayatını yazdığı kitap ve okurken çok üzüleceksiniz.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...fQ6ZhAo8uo&t=32s

    68-) Germinal: (Roman)
    #40993994
    Özelliği: Kömür madenlerinde çalışan işçilerin yaşadığı zorlukları gördükten sonra onlarla birlikte baş kaldırmaya çalışacaksınız.
    İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...QfFCrKiME&t=196s
  • 390 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    Öncelikle, tertip ettiği Aytmatov etkinliği (#29775133) ile kitabı planladığımdan daha erken okumama vesile olan sevgili Okuma Delisi / Emir başta olmak üzere etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ederim... Dişi Kurdun Rüyaları benim Aytmatov ile 7. buluşmam... Açıkça ifade edebilirim ki bu kitap, okuduğum diğer altı kitaptan pek çok yönüyle farklı bir kitaptı. Bu farkların neler olduğuna incelemede yeri geldikçe değinmeye çalışacağım...

    Kitaba başlamadan önce kendimi açıkçası Jack London 'ın Beyaz Diş 'i gibi bir konuya hazırlamıştım. Aslında bakarsanız, kitabın ilk bölümlerinde bu tahminimde yanılmadığımı gördüm. Akbar adlı dişi bir kurt, eşi Taşçaynar ve yavrularının doğal yaşam içindeki savruluşları ile açıldı hikaye... Ancak devamında bambaşka sürprizlerle karşılaştım... Aytmatov, kendine özgü bir kurgu tekniğiyle öylesine derinlere inmiş ve ele aldığı konuları öylesine açık bir dille sorgulamış ki; kitap bittiğinde bir değil üç kitap birden okumuş gibi hissediyorsunuz...

    Asıl tartışmak istediğim mevzulara girmeden önce kitap hakkında da kısaca birkaç cümle eklemek isterim...

    Kitap üç bölümden oluşuyor. Birbirine kimi zaman teğet geçen, kimi zaman dokunan ama genel anlamda ortak bir mesajı dile getiren üç farklı hikaye ve üç farklı ana karakter var. Bunların ilki, az önce bahsettiğim dişi kurt Akbar... İnsan eli değdikçe doğal yaşam alanları daralan ve hayatı sürekli zorlaşan bir kurdun öyküsü... Diğer hikayede eski bir papaz okulu öğrencisi olan ve geleneksel inancı sorguladığı için okuldan atılan Abdias adlı idealist bir genç var. Abdias, okuldan atıldıktan sonra kendine gazetede iş buluyor ve buraya bir yazı dizisi hazırlamak için küçük bir uyuşturucu çetesinin içine giriyor... Son hikayede ise Boston adlı bir çobanla tanışıyor ve Boston'un dönemin komünist sistemiyle olan mücadelesine tanık oluyoruz. Bonus olarak da Abdias'ın hikayesinin içinde farklı bir bölüm olarak İsa Peygamber ile Yahudiye Valisi Pontius Pilatus arasındaki konuşmanın yer aldığı bölümden de bahsetmeden geçmek olmaz diye düşünüyorum. Çünkü bana göre bu bölümde altı çizilmesi gereken çok fazla satır var.

    --------------------------------

    Kitabı henüz okumayanlar için kitapla ilgili daha fazla detaya girmek istemiyorum. Her üç hikayenin de kendi içinde birer müstakil eser olabilecek kalitede olduğunu söylemeliyim. Diğer kitaplarından da aşina olduğumuz üzere Aytmatov, acıyı ifade etme ve okuruna da bu acıyı iliklerine kadar hissettirme konusunda oldukça bonkör bir yazar:) Kitap boyunca bazı karaktere beddua edip lanet okumaktan dilimde tüy bitti:) Böyle yazmak tabii ki yazarın takdiri ve ben Aytmatov'un neden bu yolu seçtiğini de az çok anlayabiliyorum. Eğer bir yazar kitabında bir şey anlatmak, bir mesaj vermek istiyorsa ve okurların bu mesaj üzerinde düşünmesini, sorgulamasını hedefliyorsa, elinde bazı gerçekleri böyle çıplak şekilde dile getirmekten başka bir seçenek kalmıyor.

    Onun bu tercihi benim üzerimde baya etkili de oldu açıkçası. Birkaç gündür sık sık kitap üzerinde düşünüyor, kendi yaşamıma ve fikirlerime ilişkin pek çok konuyu gözden geçiriyorum. Bir kitap bir okuruna bundan daha değerli bir hediye verebilir mi sizce? Üzerinde düşündüren, kendini sorgulatan, doğal rutini altında ezildiğin hayata karşı kafanı kaldırıp tekrar bakmanı sağlayan bir kitap, benim bakış açımda en değerli kitaptır sevgili 1k dostları...

    --------------------------------------

    Peki, o halde gelelim kitaptan bana kalanlara... Bunu bu incelemede ne kadar derin tartışabilirim emin değilim. Ancak dilim döndüğünce yüzeysel de olsa birkaç konuya değinip en azından kayıt altına alırım diye düşünüyorum.

    Kitap genel çerçevede iyi-kötü mücadelesine odaklanıyor. Aytmatov'un kendini bir iyinin bir kötünün yerine koyduğu ve olabildiğince objektif olarak sorgulamaya çalıştığı konulardan bazılarını bir çerçeve çizmek adına şöyle sıralayabiliriz:

    * Geleneksel inanç ve Tanrı tasavvuru bir insanın iyi olması için tek başına yeterli mi? İnançlı insan olmak bizi iyi bir insan yapıyor mu?

    * Kötülüğün tek nedeni sadece inançsız olmak mı? İnançsız bir insana kötülük yapmak serbest mi? Yoksa kötülük içgüdüsel bir dürtü mü? Yani hepimiz içimizde biraz olsun kötülük taşıyor muyuz? Taşıdığımız bu kötülüğü, fırsatını bulduğumuzda açığa çıkartıyor muyuz?

    * Tanrıyı mutlak bir şekilde her yerde soyut olarak mevcut bilmek ve böyle kabul etmek mi, yoksa Tanrı'yı kendi içimize, vicdanımıza yerleştirip ona göre hareket etmek mi bizi Tanrı'ya daha çok yakınlaştırır?

    * Kurulu sistem böyle istediği için mi yeryüzünde kötülük hakim yoksa insanoğlu zaten kötü olduğu için mi sistem böyle kuruldu?

    * Sıradan bir hayat yaşayan insanlar olarak çağımızdaki 'baskın kötülük'te bizim de bir payımız var mı? Yoksa sadece Erol Taş gibi kahkaha atıp Nuri Alço gibi gazoza ilaç koyan ya da Donald Trump gibi gücü kötüye kullanan adamlar yüzünden mi dünya bu halde?

    --------------------------------------

    Bu soruları çoğaltabiliriz ama ben bu kadarının yeterli olacağını düşünüyorum... Herkesin de fırsat buldukça ve kendiyle baş başa kaldıkça bu ve buna benzer soruları kendine sorması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü soru sormanın, sorgulamanın kimseye zarar vermeyeceği gibi insanın kişisel gelişimine çok büyük bir katkısı olduğu su götürmez bir gerçek. Bakara suresi 30. ayette anlatıldığı gibi Allah, meleklere "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım" dediğinde melekler, "Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi halife yapacaksın?" şeklinde cevap veriyor. Yani soru soruyorlar! İbrahim peygamber ise yine Bakara 260'da "Ey Rabbim! Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster!" şeklinde bir soru soruyor. Allah'ın "Yoksa inanmıyor musun?" cevabı üzerine de "İnandım, ancak kalbimin tatmin olması için..." şeklinde cevap veriyor. Yani bu ayetler de gösteriyor ki, kalben tatmin olmanın yolu soru sormaktan geçiyor.

    Neyse, mesaj gerekli yerlere ulaştıysa biz kaldığımız yerden devam edebiliriz:)

    Ben de pek çoğunuz gibi insanları iyi ve kötü insanlar olarak ayırırdım kendime göre. Bu mantıkta ben iyi insandım, ağaçları kesip yerine konut projesi diken kişiyse kötü insandı. Ben çalışarak para kazanan iyi bir insandım ama fabrikalarda başkalarının emeklerini sömürerek üretim yapan patronlar kötü insanlardı... Ya da ben kazandığı parayla ihtiyaçlarını karşılayan iyi bir insandım ama faizle herkesin hayatını karartan banka patronları kötü insandı vs...

    Bir yerden sonra bu düşüncenin sorunlu bir düşünce olduğuna kanaat getirdim. Çünkü benim gibi düşünen ve benim gibi yaşayan pek çok insan o ağaçların katledildiği konut projelerinde oturup, insan emeği sömürülerek üretilen ürünleri kullanıyor ve tatile gitmek veya araba almak için banka kredisi çekiyor. Kötülüğün neden-sonuç ilişkisi perspektifinden bakarsak, tetiği çekmese de şarjörü dolduruyor ben ve benim gibi insanlar... Evet kötü değiliz belki de ama baskın kötülükte mutlak bir rolümüz var şu hayatta...

    Buradan belki şöyle bir sonuç çıkartabiliriz; İnsanları iyi ve kötü olarak sınıflamak bizi bir yere götürmüyor. Her insanın içinde belli oranlarda iyilik ve kötülük var. Hepimiz direkt ya da dolaylı olarak hayata belli oranda iyilik ve kötülük salgılıyoruz. Bunun totalinde ise işte şu an tam karşımızda duran manzara ortaya çıkıveriyor.

    ------------------------------------

    Olaya inanç boyutundan baktığımızda da geleneksel algının ve Tanrı tasavvurunun bizi mutlak iyiliğe çıkarmadığını görüyoruz. Son 15 yılda muhafazakar ve dindar bir erk tarafından yönetilmemize karşın ahlâken dip noktaya gelmiş olmamız da bunun günlük hayattaki bir karşılığı olsa gerek... Bunu kısır bir siyasi taşlama gibi değil de sosyolojik bir tespit olarak dile getiriyorum. Amacım kimseyi karalamak değil. Ancak kendini dindar olarak ifade eden milyonlarca kişinin Kaf suresinde geçen "Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız" ayetini çoktan unuttuğu bir gerçek... Eğer geleneksel dindarlık, insanı otomatikman iyi yapsaydı, şu an hepimizin hayatının en güzel günlerini yaşıyor olması gerekirdi.

    İşte bu noktada Abdias karakterinin 'Tanrı vicdanda yaşar' tezinin üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyor. Tanrı'yı gökte değil de kendi vicdanımızda aramak; bir olay karşısında içimizden gelen sese Allah'ın bir buyruğu gibi bakabilmek belki de bizi O'na çok daha yakınlaştıran bir kuvvet olacaktır...

    Diğer taraftan vicdan muhasebesi, sadece inançlılara özgü bir durum olmadığından dolayı, iyilik ve kötülük tek başına inancın meselesi olmaktan çıkıp her insanı eşit bir şekilde içine alan bir varoluş meselesi haline gelir.

    ----------------------------------

    Bir de dolaylı yoldan kötülük meselesine kısaca değinip bu faslı kapatalım. Hani dedik ya; kötü değiliz belki ama baskın kötülüğün içinde biz de varız diye... Geçtiğimiz aylarda sizinle bir belgesel paylaşmıştım (#26363705 ). Vaktiniz olduğunda seyretmenizi tavsiye ederim. Bu belgeselin konusu, üzerinde konuştuğumuz konuyla yakından ilişkili... Belgeseli seyrettikten sonra hala gidip Mango'dan, Zara'dan ve benzerlerinden alışveriş yaparsanız dolaylı kötülükte katettiğiniz mesafeyi daha net olarak görebileceksiniz. Tabii bu sadece bir örnekten ibaret. Hayatımızda bunun gibi nicesi var ve biz tüm bu yaşananların ne kadar içindeyiz, bunun hesabını kendi kendimize yapmamız gerek...

    Kitapta inanç konusu İsa peygamber ve Abdias karakteri üzerinden geniş bir şekilde ele alındığı için ben de incelemeyi yazarken merkeze ister istemez bu konuyu koymak durumunda kaldım. Ancak iyi-kötü mücadelesi, insan varoldukça varlığını sürdürecek ve hayatımızda farklı şekillerde yer alacak sonsuz bir mücadele... Biz bu mücadelede tek başımıza olayın akışını tersine çevirecek bir rol üstlenemeyeceğiz hiçbir zaman. Ancak kendi içimizdeki mücadelede her zaman bir karar verme, yönlendirme hakkımız olacak. Neticede günün sonunda iş 'herkes kendi kapısının önünü süpürse...' meselesine gelip dayanıyor...

    -----------------------------------

    İncelemenin başında Aytmatov'un bu eserinin okuduğum diğer altı eserine göre farklı olduğundan bahsetmiştim. Bu konuya da açıklık getirip hayli uzayan bu incelemeye bir nokta koymak istiyorum:) Bugüne kadar Aytmatov kitaplarında Kırgız coğrafyasını, o kültürü ve o bölgenin insan hikayelerini okumaya alışmıştım. Bu kez ilk iki bölümde bambaşka bir Aytmatov ile karşılaştım. Sanki bir Rus klasiği okur gibi okudum bu bölümleri. Dili, kurgusu ve derinliği sanki başka bir yazarın elinden çıkmış gibi çok farklı geldi bana... Kitap, ancak üçüncü bölümde klasik bir Aytmatov kitabına büründü. Hatta bu bölüm, sanki Elveda Gülsarı 'nın devamı gibiydi. Aytmatov'un yazarlık yeteneğinin, kurgu kabiliyetinin ve konuları ele alış biçimindeki zenginliğin açık bir şekilde görülmesi açısından gerçekten çok özel bir kitaptı Dişi Kurdun Rüyaları...

    Buraya kadar vakit ayırabilen her bir okur dostumu tüm kalbimle selamlıyorum.

    Her birimizin pay sahibi olduğu daha iyi bir dünyayı el birliğiyle inşa etmek dileğiyle...

    Keyifli okumalar...
  • 157 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Sonunda tanıştık meşhur Ahraz ve yazarı Deniz Gezgin ile. Epeydir listemdeydi ya, bu aralar kitap siparişi vermek istemiyorum. Ankara Kitap Fuarı derdime çare oldu. Sel Yayıncılık’tan bir son dakika kararı ile Deniz Gezgin’in "Ahraz" ve Zeynep Kaçar’ın "Kabuk" kitaplarını edindim.

    Yazarın farklı bir tarzının olduğunu yapılan incelemelerden biliyordum. Yazarın önceki kitaplarından da az çok tahmin edebiliyorum "Ahraz" ın içeriğini. Hayvan Mitosları, Su Mitosları, Bitki Mitosları. Elbette bu kitapta da mitlerden bahsedecekti, bu kaçınılmaz. Okurlar sever mitosları ve kadim hikayeleri. Farklı bir çekiciliği vardır gizemli unsurların.

    Kitabın ismi de gayet çekici, kısa ve akılda kalıcı. Ahraz. Sözlük anlamı; sağır ve dilsiz. Bir kitap için çok iyi bir tercih. Bir okur sadece ismine bakarak bile tercih edebilir.

    Kitabın girişinde etkili bir giriş cümlesi ve mistik bir hikaye. Vaaaay.. Okurun beklentisini bir anda tavan yaptırıyor. Daha sonraki 10 sayfayı en az 3 kere okumuşumdur. Böyle bir 10 sayfa daha olsa kitabı bırakırdım. Hikayenin geçeceği mekan tanıtılıyor. Aslında söylenmek istenen birkaç paragraf. Arka arkaya yapılan benzetmelerin hepsi aynı anlamı veriyor. Tabi kullanılan kelimelerde pek aşina olmadığımız kelimeler olunca, yazar da kullandığı dil ve cümle yapısı ile okurun işini iyice zorlaştırınca iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

    Romanlarda mekan tanıtımları önemlidir, en nihayetinde olaylar bu mekanda geçecek. Okurun mekana ısınması gerekir. Çok uzun betimlemeler olan gayet kuvvetli romanlarda vardır ama mekanın detaylarına girmeden sadece genel unsurlar üzerinden bunu ilerletirseniz okurun beklentisini kırarsınız. Çok karmaşık cümleleriniz olabilir, okurun tekrar tekrar okumasını, bir emek vermesini de bekleyebilirsiniz ama bu emeğin karşılığını vermeniz gerekir. Okur cümlelerinizi çözdükten sonra “vaay be” demezse yandığınızın kanıtıdır.

    Neyse ilk kısmı geçtik. Sonraları dil sadeleşiyor. Demek ki sade bir şekilde, okuru boğmadan da etkili bir anlatım yapılabiliyor. Ben bu ilk kısmı eserin kadim hikaye olmasına verdim. Nitekim eserde belirli bir bölümde masalımsı mitolojik bir anlatımla ilerledi. Sonra sonra zaman günümüze yakın bir döneme kaymaya başladı. Kaymayı bırakalım komple yerleşti. Bir yandan da mitler ilerliyor. Bir eser ya masalsı bir havada ilerler yada gerçek düzlem de. İkisi beraber olmaz mı olur. Ama bir tarafın ağırlık da olması gerekir. Elbette bunları yaparken dilinde anlaşılır olması gerekir. Aksi halde eser içinden çıkılamaz bir hal alır.

    Yazarın hakkını da verelim. Hikayesi çok iyi bir hikaye. Evrensel mesajlar içeriyor. Yazar da çok iyi niyetli. Okura ekstra bir okuma deneyimi sunmak istemiş. Ama eserdeki mitler, metaforlar, yazarın bazı noktalardaki süslü anlatımı eseri çok boğmuş. Her şey birbirine girmiş. Belki çok daha fazla sayfada anlatılacak bir hikaye dar kalıplara sığdırılmış. Yazarın mitler konusundaki derin bilgisinin de kendine zarar verdiğini düşünüyorum. Bir uzmana çok basit gelen bir şey, bu konuda çok da bilgisi olmayan insanlara ağır, anlaşılmaz gelebilir.

    Ben çok güzel bir hikayenin heba olduğunu düşünüyorum. Bu hikaye çok daha sakin bir dille çok daha etkili anlatılabilirdi. Dramatize olmaya çok müsait bir konuydu ama yazarın bunu başarabileceğini düşünüyorum. Süslü anlatıma girmese, sade olarak anlattığı bölümlerde gayet dil kullanımı yerindeydi. Psikolojik ve sosyolojik analizleri çok iyiydi. Adile’nin, Yusuf’un özellikle İsrafil’in iç dünyalarını, kişiliklerinin ve yaşadıklarının bu iç dünyaya yansımalarını çok güzel anlatmış.

    Neyse incelememi burada noktalıyorum. Tabiki bunlar benim kitap hakkındaki ilk okumama ilişkin düşüncelerim. Kitap ikinci bir okumaya ihtiyaç duyuyor olabilir yada farklı okurlarda farklı izlenimler yaratabilir.

    Herkese keyifli okumalar dilerim.
  • 80 syf.
    Demiştir Franz Kafka, kitabının kapak resmi hakkında konuştuğu yayınevine. Kitabına, yayınevinin grafikeri tarafından bir kapak resmi hazırlanacağını öğrendiğinde korkmuş, kaygılanmış ve şunları yazmıştır:

    “Storke gerçekten bir kitap resimleyicisi olduğundan, doğrudan böceğin resmini yapmaya kalkışabilir gibi geldi bana, sakın yapmasın böyle bir şey lütfen! Niyetim, böylece onun yetki alanını kısıtlamak değil, öyküyü doğal olarak daha iyi bildiğim için, kendisinden yalnıza bir ricada bulunuyorum. Böceğin resmi yapılamaz, dahası uzaktan bile gösterilemez… Resimlemem için benim önerilerde bulunmama izin verilseydi eğer; anneyi, babayı ve kız kardeşi aydınlık odada, yandaki karanlık odada açılan kapıyı da açık dururken gösteren sahneleri seçerdim.”
    -------
    Çünkü bu eser; onun, bütün bir yaşamını, yaşadıklarını, ailesi ve ilişkilerini, içinde yaşadığı toplumun ve dönemin koşullarının insan hayatına nasıl sirayet ettiğini evrensel dille işlediği bir eserdir. Böylesi derin ve önemli konuların sirayet ettiği bir hikâyenin, salt olarak bir böcek resmi ile aksettirilmesini istememekte haklı gerekçeleri vardır.

    Esasında Kafka’yı tam olarak anlayabilmek için onu bir bütün olarak okumalı, hayat hikâyesi hakkında bilgi sahibi olmalıyız. 1906’da hukuk doktorasını tamamladıktan sonra ilk eserlerini yayınlamıştır. Hukuk eğitimi almak; ona, içinde yaşadığı dünyanın görünmeyen kapılarını açmış, toplumun ve toplumsal değişmelerin birey, aile, insan ilişkileri üzerindeki şekillendirici etkisini ve baskısını çözümleyebilmesini sağlamıştır. Böylelikle gördüğü bu dünya, hayata karşı zaten kırılgan olan Kafka’yı daha çok incitmiş; dahası önce kendine sonra da ailesine ve içinde yaşadığı topluma yabancılaşmasına sebep olmuştur.

    Yabancılaşma dediğimiz bu kavram seneler boyu birçok sosyolog ve filozof tarafından ele alınmış ve tanımlanmıştır. Fakat burada Kafka ile olan bağımızı koparmamak için yalnızca Marks’ın tanımına yer verebiliriz. Marks’a göre yabancılaşma; gerçek ve somut bir şeydir. Kapitalist toplumda yaşamanın sonucu olarak “bir varoluş hali.” Buradan bakacak olursak Kafka’nın “Dönüşüm” eserinin baş kahramanı Gregor Samsa; çalıştığı firmada zaafları olan biri olarak bilinir. Onun zaaflarını kullanan müdürü ve dolayısıyla firma Kafka için tahammül ve merhamet etme görüntüsü ardında, insafsız ve anlayışsızca var olur. Gregor Samsa çalıştığı işi sevmemekte, doğrusu ailesinin patrona olan borcundan dolayı, içinde kendini bulmadığı, mecburiyet baskısı altında ezildiği işine katlanmak zorundadır. Tüm bu mecburiyet, ailenin birey üzerinde kurduğu o “görünmeyen” baskısı, iş yerinde sürekli tanık olduğu içtenlikten uzak ve sürekliliği olmayan insan ilişkileri Samsa’yı ezmekte, yok etmekte ve yabancılaştırmaktadır.

    Kendi içinin bir köşesine sıkışan kahramanımız özgürlüğü “böcek olmakta” aramıştır. Lakin bu “Özgürlük” kavramı; Kafka için katiyen sonsuz bir özgürlüğe tekabül etmez. Onun için her özgürleşme geçici ve sınırlıdır. Nitekim hikâye; müdürün, Samsa’nın böceğe dönüştüğünü gördüğü o an son bulmaz. Eğer böyle olsaydı; böcek olmak (yani, bütün bir dünyaya ve kendine yabancılaşıp, kabuğuna çekilmek) bütün o ontolojik ve sosyolojik sorunları çözmüş olacaktı. Ancak hikâye burada bitmemiştir. Dolayısıyla Samsa’nın özgürlük ya da bağımsızlık tasarımı; belirli bir durumu arkada bırakmaktan ibarettir.

    Tıpkı okuldan mezun olduğumuzda yaşadığımız özgürlük duygusunun; karşımıza çıkan çalışma kurum ve kuruluşlarındaki baskıyı hissetmemizle son bulması gibi. Eğer çalışmıyorsanız bu sefer aile ve toplum oluşturacaktır bu baskıyı. Yani burada metamorfoz (dönüşüm); kafkavari bir özgürleşmeden, öteki birbirini izleyecek bağımlılıklara (evliliğe, iş güç sahibi olmaya vs) kapanmaktır.

    Hikâyede metamorfoz ya da dönüşüm diye adlandırılan bu insandan böceğe dönüşüm hali; aslında tamamen insan zihninde verilen savaşların dışa yansımasıdır.

    “Zaman” kavramının, kişiyi “mesai bir zorunluluk” maskesiyle ezmesi, hayatın anlamının ödenecek borca endekslenmesi, etrafımızda var olan süperegoların (baba, iş, aile, patron vs.) otoritelerinin ezici baskısı ve bir yere ya da bir şeye ait olmanın bedelinin olması; kişiyi vicdanının karşısında köleleştirir.

    Nitekim “Babaya Mektup” eserinde Kafka: “Oğul olmak, yani bir ailenin üyesi olmak; anlamını kendisinin bilemeyeceği kurallara uymakla mümkündür.” Demiştir.
    Ve “Dönüşüm” eserinde de; Gregor Samsa’nın ailesi tarafından saygı ve sevgi görmesinin koşulu da çalışıp para kazanmasıydı. Oysa bir böceğe dönüştükten sonra aileyi hem maddi hem manevi zor durumlarda bırakmış ve sürecin ilerleyen kısmında da aile tarafından aşağılanmış, üzerine elma fırlatılmış, hatta kurtulunması gereken bir “şey” olarak nitelendirilmiştir. Gregor Samsa, dönüşümünü yaşamadan önce kız kardeşi ile arasında çıkarsız bir ilişkinin olduğunu söyler. Aralarındaki sevginin bir koşulu, bir sebebi olmadığından bahseder. Samsa’nın dönüşümü herkes gibi kız kardeşini de etkilemiş; yalnız abisine duyduğu bu sevgi, onun dönüşümü ile yaşadığı bütün olumsuz duyguları bir kenara itip, abisinin odasına girmesine yardımcı olmuştur. Çünkü kız kardeşi, abisinin yaşadığı bu “şeyin” geçici olduğunu, onun tekrardan düzeleceğini ümit etmektedir. Oysa zaman ilerledikçe bunun böyle olmayacağını görmüş ve bir gece:

    “Buradan gitmeli… tek çare bu baba. Ama onun Gregor olduğu düşüncesini kafandan atman gerek. Bizim asıl felaketimiz, bunca zaman bu düşünceye inanmış olmamız. Fakat o nasıl Gregor olabilir ki? Gregor olsaydı eğer, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamalarının olanaksızlığını çoktan anlar ve kendiliğinden çıkıp giderdi…” demiştir. (Dönüşen kimdir arkadaşlar? Yalnızca Gregor Samsa mı?)

    Sürüden ayrılan, içinde yaşadığı samimiyetsiz, çıkarcı ve ezici sisteme baş kaldıran, birey olması başaran, kendisini ezen toplumsal beklentilere karşılık vermeyi reddeden Gregor Samsa; geçici özgürlüğünü ve tüm bu zihinsel savaşların sonunu “Böceğe dönüşerek” göstermek istemiştir. Böcek; kişinin aynaya baktığında gördüğüdür. Böceğin iğrençliği, sürüden ayrılan bağımsız bireyin iticiliği ile eş değerdir. Bütün bir hikâyenin özeti ise Gustav Janouch’la olan şu konuşmasında gizlidir:

    “Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal yaşama duyulan özlemin ifadesi! Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde kurtulma isteği var.”

    Şimdi tekrar düşünelim; Gregor Samsa dev ve iğrenç bir böceğe mi dönüştü; yoksa “Gerçek” bir insana mı?

    Tarihin Kafka karakterine,
    sevgiyle, hasretle, ümitle..
    2016/Güz
  • 120 syf.
    ·10 günde·6/10
    Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce 'Farklı Türleri Keşfet' adında bir etkinliğe başladık. (#28549333) Bu etkinlik ile amacımız, herhangi bir nedenden dolayı uzak kaldığımız veya hiç tanışamadığımız türlere yönelerek kendimizi farklı okuma deneyimlerinde test etmekti... Bu çerçevede, ben de kendime Bilim-Kurgu türünden bir eser seçtim. Çünkü benim için bilim-kurgu sadece sinemada bildiğim, takip ettiğim bir türdü. Bunun edebiyattaki karşılığını uzun zamandır merak ediyordum. Bu türde kitaplar okuyan arkadaşların buraya yazdıkları incelemelere denk geldikçe büyük bir ilgiyle okudum. Başlangıç kitabı olarak da fazla risk almadan, bu türün babalarından sayılan, çok okunan, çok beğenilen, bol referanslı ve kısa bir kitap olan Zaman Makinesi'ni tercih ettim. Bu incelemeyi de çok fazla uzatmadan bu deneyimin sonuçlarını sizinle paylaşmak adına kaleme alıyorum...

    Açık konuşmak gerekirse kitap tam anlamıyla beklentilerimi karşılamadı diyebilirim. Kitabın açılış bölümlerindeki atmosferi sevdim. Başka bir ifadeyle, zaman yolculuğu başlayana kadar geçen hazırlık bölümlerini daha akıcı buldum. Ancak zaman yolculuğu başladığı andan itibaren kitaba bir durağanlık çöktü. Sanki zaman durdu ve her şey çok yavaş ilerlemeye başladı. Oysa ki, kitabın asıl muhtevasını içeren bu bölüm, sanırım sinemadan kalma bir alışkanlıktan olsa gerek, biraz daha hareketli olmalıydı bana göre...

    100 sayfalık bir kitabı 10 günde tamamlamış olmam her ne kadar gündelik hayatımdaki yoğunluktan kaynaklanıyor olsa da ben bu durağanlığın da etkili olduğunu düşünüyorum. Her kurmacada kırılma alanları vardır ve kurgu basamaklar şeklinde okuru yukarı taşır... Bu kitapta ise bir basamaktan diğerine çıkmak için arada baya yol yürümek zorundasınız. Bu durum bir yerden sonra yorucu olmaya başlıyor...

    Bunun yanında, hikayeyi de çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim... İki farklı canlı türünün olduğu bir ortam var ama iki tür hakkında da yazarın bizimle paylaştıkları çok yetersiz kalmış... Bunun yerine bol bol tekrar var. Halbuki bu tekrarlar yerine türler hakkında biraz daha detay verip okuru hikayenin biraz daha içine sokabilirdi...

    Bir başka eleştirim de kitabın son bölümüne olacak... Zaman yolcusu, tüm bu hikayeyi 4-5 kişilik nitelikli bir ekibe anlatıyor. Ekipte bilim insanları falan var. Doğal olarak zaman yolcusu hikayesini tamamladığında bu ekipten sıkı bir beyin fırtınası bekliyorsun... En azından zaman yolcusunun yaşadıkları üzerine bilimsel ve sosyolojik argümanların kapıştığı bir tartışma dönebilirdi ekip içerisinde... Ancak bizim ekip, 807 bin bilmem kaç yılında geçen bir zaman yolculuğu hikayesi dinlememiş de mahallenin kahvesinde Galatasaray-Başakşehir maçını seyretmeye gelmiş abiler gibi, hikaye biter bitmez çil yavrusu gibi dağılıyor...

    Konuyu çok da fazla uzatmadan toparlamak istiyorum... Netice itibariyle, bilim-kurgu türüyle tanışma kitabım, üzerimde büyük bir etki bırakmadı... Tabii ki tek bir kitap, bu tür hakkında bir yargıya varmak için ölçü olamaz... Ancak sanırım bilim-kurgunun görsel sanat alanlarındaki uyarlamalarını her zaman daha çok seveceğim. Böyle bir çıkarım yapabilirim diye düşünüyorum. İlerleyen dönemlerde de zaman zaman elime bilim-kurgu türünden kitaplar almaya devam edeceğim... Mutlaka içlerinden bir tanesi beni kendine daha fazla çekecektir...

    Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

    Herkese keyifli okumalar...
  • 256 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    DİKKAT BOL MİKTARDA KİŞİSEL GÖRÜŞ İÇERİR-HİÇBİR HEDEF VE KİTLEYİ ELE ALMAZ-ESER ROMAN/HİKAYE/NOVELLA TÜRÜNDE OLMADIĞINDAN SÜRPRİZBOZAN İÇERMEZ-AYRICA BU İNCELEME PSİKOLOJİ-SOSYOLOJİ OKUMALARI EKSENİNDE YAPILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR

    İncelemek nedir? Bir kitabı özetleyip,sonunda kitaba methiyeler dizmek mi? Eğer amaç buysa benimki bir inceleme değil bunu baştan söyleyeyim.Zira her eleştirdiğim kitapta şahsıma yönelik saldırı içerikli yorum ve ya mesajlar alıyorum.Bir insanın kitabı beğenip beğenmemesi onun tasarrufunda olan bir şeydir.Yanlış bilgilendirme yaptığım,eserin yazarına ve okur kitlesine hakaret ettiğim görülürse bunu yapmanız revadır..Kimse okumak ya da beğenmek zorunda değil hem incelemeyi hem de incelemenin konusu olan eseri.Eser nasıl eleştirilebilirse,benim incelemelerim de eleştirilebilir,buna sonuna kadar saygı duyarım..

    Benim için inceleme yapmak incelmektir..İnce eleyip sık dokumak eseri baştan yazıp,bir daha okumaktır..İnceledikçe incelirsin,ufalırsın,toz olursun..İnceleme yapmak nasıl ki bir eserin yeniden inşasıysa,inceleme yapanın aynı zamanda da dolaylı bir ifşasıdır..Ve o eserle bütünleşmesi,o kitabın ruhuna akmasıdır..İncelemeye sahip olmak değil incelemenin kendisi olmaktır inceleme yapmak..İşte eser tam da bu olmak ve sahip olmak arasındaki uçurumu işliyor..Yani yazdığım birinci paragraftaki üslubum ve ikinci paragraf arasındaki gerilimi..
    İnceleme biraz sıkıcı ve uzun olabilir,o yüzden biraz sabırlı olmanızı ya da hiç okumamanızı tavsiye ederim..Bu hafta başladığımız sosyoloji ve psikoloji okumaları etkinliği kapsamında farklı yönlere kaymak zorundayım..Anlayışınız için teşekkür ederek başlayayım..

    Esere ilk olarak göstergebilimsel bir eleştiri ile girmek istiyorum.”Sahip Olmak ya da Olmak” ismi bana bir kişisel gelişim kitabı ismi gibi gelmişti ilk başta.Ya sahip olursun ya da sahip olursun şeklinde tezahür etti zihnimde.Belki bu düşüncemin sebebi tavsiye eden amcamın ekonomist olmasından kaynaklanıyordur demek isterdim ama ne yazık ki dilimizde edattan sonra gelen bir fiil ya da fiilimsi ortak özneye dahil olur.Yani ikinci olmak fiili de sahip olma anlamına gelir..Sonrasında kitap ile ilgili incelemeleri okuduğumda fark ettim ki aslında tam tersi durumu yani sahip olmamak durumunu,bu durumun güzelliğini anlatıyormuş..Keşke ismi “Olmak ya da Sahip Olmak” olsaymış diye düşünürken başlangıçta Fromm’un da belirttiği gibi o isimde birçok kitap olduğunu öğrendim ve eser de o doğrultuda yazılmış bir esermiş.Yine de bu mantık oyununun Fromm’un kitapta savunduğu savlara ters düştüğünü düşünmeden edemedim..Çünkü orijinal bir isme “sahip olmak” uğruna eserin isminin bir reklam malzemesine dönüşmesi beni başlangıçta üzdüyse de orijinal dilinin göstergesel farklarına tam vakıf olamadığımdan suçun bir nebze de olsa çevirmende olmasını temenni ediyorum..

    Eser ismiyle fazla oyalandım gibi görünse de başka türlü açıklayamayacağımı düşündüğüm içindir.Zira kitabın tamamı aynı şeyin tekrarı gibiydi..Sahip Olmak ya da Olmak..Bu kavramlar farklı boyutlarla ele alınmış olsa da(dini,sosyolojik,psikanalitik,varoluşsal,ekonomik) çok yeni bir şey yoktu maalesef eserin içinde…Her akademik sosyoloji kitabında bulabileceğimiz aşağı yukarı aynı cümlelerden ibaretti..

    Yine de yazarın dikkat çektiği birçok soruna değinmeden geçmek olmaz.İnsanların satın aldığı her neyseneyle kendilerine bir sosyal kimlik satın almış olmaları,aldıkları ve attıkları mallarla varolmaları yani kısacası tüketerek yok ederek huzura kavuştuklarını düşünmeleri her “Baudrillard” kitabında olduğu gibi bunda da anlatının belkemiğiydi.Bu açıdan eleştiriye doğru bir yönden yaklaşıldığını düşünüyorum.Fromm’un da bahsettiği gibi günümüz sanayi toplumu bu tüketim esaretini bir nevi özgürlüğün yegane yolu zannetmekte,her şeyi tüketmekte ve her şeyi metalaştırmaktadır.Baudrillard’ın simgesel değiş-tokuş dediği mesele işte tam da budur.Aldığımız her üründe bir kimlik satın alıyoruz.Yani bize bakan insanlar aldığımız araba olarak,taktığımız saat olarak görüyor bizi..İsmet Özel’in bu dizeleri konuyu bize gayet iyi açıklar;(Şiirde farklı anlamda kullanılmıştır ama bu olaya katarsak anlam bütünlüğü sağlar)

    Her nesne ödeviyle Kaybediyor nesne niteliğini
    Ödevini yerine getiren "o şey" oluyor.

    -Bir Yusuf Masalı-İsmet Özel

    Yani şiirde de belirtildiği gibi biz belli bir zaman sonra nesneye dönüşüyoruz..Olmaktan uzaklaşıp sahip olduğumuzu zannettiğimiz şeye dönüşüyoruz.Bilakis insan sahip olmakla değil reddetmekle “olur” Bu kendini gerçekleştirme biçimi bir katarsisten ve ya freud’un ipnoz ya da telkin hakkında söylediklerinden çok farklı bir evredir.Kişi olduğunda bilinçlidir,sahip olduğunda ise kitlesel davranır..Uygarlığın Huzursuzluğu’nda bahsettiği gibi uygarlaştıkça,medenileştikçe,modernleştikçe huzuru bulmaz..Aksine bu gelişmeler bireyi belirli (aslında ihtiyaç olmayan)ihtiyaçların kölesi haline getirir ve birey bireylikten yalıtılarak bir tek hücreli canlıya dönüşür..Yani “olmak” eylemini kaybeder.Bundan kurtulmanın çeşitli yolları vardır.Bu dini bir sofuluk,inzivaya çekilerek tam manasıyla gerçekleşmez.Öyle ki kişinin nefsini terbiye etmeye çalışması,onun sahip olma isteklerinin yoğunluğunun bir göstergesidir ve birey asla arınma ve inziva ile “Olmak” sıfatını(normalde olmak eylemdir fakat eserde bir sıfat olarak kullanıldığı için sıfat diye niteledim) asla gerçekleştiremez.Yine de çoğu dinde zenginliğin,özel mülkiyetin günah sayılması ve ya paylaşılması zorunluluğu,bireyin maddi olanakları ile değil de bu maddi olanakların esaretinden kurtulması ile varoluşu “Olmak” sıfatına uygun düşen örneklerdir..Ve bunların bir çoğuna ben de katılıyorum..

    Bu noktada da eleştirmek istediğim bir nokta var.Fromm tüm dinlerin bu yapısına- Budizm’den Hristiyanlığa varıncaya dek- eserinde geniş yer verirken İslamiyeti konuya hiç dahil etmemesi şüphelendirici.Zira bu durumu en çok savunan dinlerden biri İslamiyettir..Örneğin Fromm’un verdiği Hz. İsa’nın özel mülkü reddedişi örneğine binaen Hz. Muhammed kendisine yolundan dönmesi uğruna para teklif edenlere “Sağ elime güneşi,sol elime ayı koysanız ben yine de davamdan vazgeçmem” diye karşılık vererek “Sahip Olmak’ı” reddedip “Olmak”ı tercih etmiştir..Yine de yanlış anlaşılma olmaması adına dinleri kesinlikle kıyaslamadığıma hiçbirine de inanmadığımı belirteyim.Zira ülkemizde öyle bir algı var ki bir dini ve ya ona inananları savunmak despotizm diye görülebiliyor,maalesef ülkemizde en çok inanılan din olan islamiyete en ufak bir saygı yok çoğu zaman..Burada Peygamber VS’si yapmadığımı sadece islamiyetin o kadar din içinden örneklenmemesini eleştirdiğimi eseri okuyanlar anlayacaklardır.

    Tevrattaki örneklemelerin çok güzel olduğunu belirtmekle beraber,hem Tevrat hem Kur’an’da geçen “Yusuf ile Züleyha” hikayesinin “Sahip Olmak ya da Olmak” meselesini en iyi anlatan hikayeyi eserde görmek isterdim.Eserde göremediğim için bu hikayeyi “Sahip Olmak ya da Olmak” bağlamında açıklamaya cüret edeceğim..

    Bilindiği gibi “Züleyha” “Yusuf”a sahip olmak için ona saldırır ve gömleğini yırtar..Yusuf kaçmaya çalışırken odaya Züleyha’nın eşi Potifar’ın adamları girdiğinde Yusuf’un mu Züleyha’ya,Züleyha’nın mı Yusuf’a saldırdığı bilinmez.Bunun üzerine Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığı görülmüş ve Yusuf’un kaçmaya çalıştığı,saldıranın Züleyha olduğu ortaya çıkmıştır.Bu nokta çok önemlidir davranışlar bir göstergeye dönüşmüş ve bir Sahip Olma dürtüsünü ortaya çıkarmıştır..Hikaye’nin devamında “Yusuf”a haksızlık edilmiş ve zindana atılmış,Züleyha bunun pişmanlığıyla kahrolmuş,çirkinleşmiş ve mahvolmuştur..Sonra Yusuf zindandan çıkınca,sahip olmaya çalışan değil kendi olan,kendi olmuş bir Züleyha bulmuştur karşısında..Züleyha sahip olmak dürtüsünden arınmış,”Züleyha Olmak” yani “Olmak” ile varoluşunu tamamlamıştır..Sonra evlenmişler ve günümüzdeki sahiplik üzerine değil bütünleşme üzerine “Olmak” üzerine bir evlilik yapmışlardır..

    Eseri her ne kadar bazı konularda eleştirsem de güzel bir çalışma olduğunu düşünüyorum.Ve kitapla haşir neşir olsun olmasın herkesin okuması gerektiğini,okuyana çok şey katacağını iddia ediyorum..Ayrıca aklıma gelmişken bir noktayı daha eleştirmek istiyorum..Fromm’ Sahip Olmak” ile “Olmak” arasında bir zıtlık olduğunu söylüyor.Ben buna kesinlikle katılmıyorum.Aralarında kesinlikle gerilim vardır bu inkar edilemez ama bunu birbirlerinin sentezi ilan etmek,varoluşu benim nazarımda engizisyonun eline teslim etmektir.Bir insanın varoluşu kesinlikle sahip olmak dürtüsünden yalıtılması ile ölçülemez..Zengin olan birinin nasıl ki kendini hırsa kaptırması mümkünse aynı derecede paylaşma olanağı da o derece geniştir.En azından imkanı vardır..Dernekler,yetimevleri,aşevleri kurabilir parasını paylaşma yoluyla da var olabilir.

    Ayrıca aktiflik ve pasiflik karşıtlığı da eserde hoşuma gitmedi.Zira kişinin aktif olarak varolacağı,pasif olursa varoluşun anlamsız olacağı yönündeki savı baştan başa yanlıştır..Örneğin Kafka’nın ünlü eseri “Dönüşüm”ü ele alalım,Gregor Samsa bir sabah yatağında kendini bir böcek olarak bulur.Bu böcekleşme olgusu bir derealizasyon ve depersonalizasyon çeşididir.Birey beden algısı yetiyitimine uğramıştır, kendi bedenini hissetmemekte,dış dünyadan kendini yalıtmakta ve pasifize olmaktadır.Bu yokoluş çeşidi bir varoluş felsefesi doğurur..Kafka’nın birçok romanında bu pasiflik durumu işlenir.Ve bu pasiflik Kafka karakterlerinin varoluş biçimidir.Bu bakımdan eserdeki Aktiflik-Pasiflik Olmak-Sahip Olmak mantalitesine dayandırılmasını yanlış buluyorum…

    Bu sıkıcı incelemeyi okuyan,okumayan herkese teşekkür ediyorum..Ve son kez eserin okunması gereken güzel bir eser olduğunu fakat eleştirilecek noktaları olduğunu belirtmek istiyorum.Herkese keyifli okumalar…
  • 128 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Merhaba 1K ailesinin değerli okurları,

    İncelemeye başlamadan önce birkaç hususu belirtmek isterim. Daha önceki incelemelerimde olduğu gibi özet kısmına çok değinmeyeceğiz. Vaktimiz çoğunlukla arka bahçede geçecek. Yazarın yaşadığı dönemin koşullarını, eserin biçem ve özelliklerini göz önünde bulundurarak değerlendirmeler yapacağız.

    Fareler ve İnsanlar isimli kısa romanı okumaya başlamadan önce ABD'li yazar John Steinbeck'in hayatını iyi anlamamız gerek. Çünkü bu eser onun hayatıyla ilgili bir çok ortak nokta barındırıyor. Bilhassa üniversite yılları, Steinbeck maddi darlıktan dolayı üniversite yıllarını tıpkı babası gibi işçi olarak geçirmiştir. İşler yolunda gitmediği için eğitimi yarım kalmıştır.

    Romanın ana karakterleri olan Lennie ve George'da çiftliklerde karın tokluğuna çalışan işçilerdir. Lennie ve George tamamen zıt karakterlerdir. Bu zıtlık hem fiziksel hem de duygusaldır. Lennie iri cüssesine karşın nahif yapıdadır. George ise onun tam tersidir, cılız fizikli ve sert mizaçlıdır.

    Kendinden yaklaşık 150 yıl önce yaşayan Robert Burns'ün ''To a mause" şirinden etkilenerek eserine Fareler ve İnsanlar ismini vermiştir. Ona göre insanlarla farelerin işi sıkça ters gider.

    George'un, aklen dengesiz olan Lennie'i avutmak için kurduğu bir hayalle başlar bu kısa hikaye. Zamanla George'da kendini kaptırır hatta öyle bir hayaldir ki duyan diğer kimseler de istemsizce kendini bu hayale kaptırırlar. "Günün birinde büyük bir sebze bahçesi olan, içinde tavuklar, tavşanlar, domuzlar vs. bulunan büyük bir çiftliğe sahip olmak. Kendi işinin patronu olmak"

    O dönemin şartlarında işçi sınıf için gerçekten de mucizevi bir düştür bu. Feodalite kavramının Sanayi Devrimi'ne evrim sürecini yansıtmaktadır. Derebeyliğin etkisini kaybettiği, işçi ya da köle sınıfına olan ihtiyacın azalması ile kendini muallakta bulmuş insan sınıfı. O insan sınıfının psikolojik yansımasını bu eserde fazlaca görmekteyiz. Steinbeck, dönemin bir başka tartışma konusu olan ırkçılığa da değinerek sosyolojik alanda da net mesajlar aktarmaktadır.

    Eser zaman, mekan tasviri ve kişi analizi açısından doyurucudur. Okuru içine alıp, 20. yüzyılın başlarına götürmeyi başarmaktadır. Fareler ve İnsanlar'ın yayınından sonra bizleri ayrı bir hikaye daha beklemektedir. İlk yayınlandığı sıralar ABD başta olmak üzere bir çok ülkede eser sansürlenmiş ve yasaklanmıştır. Sebebi ise küfür, ırkçı ifadeler içermesi ve ötanaziye destek gibi nedenlerden kaynaklıdır. Fakat günümüzde ABD, AB ülkeleri ve bizim ülkemiz başta olmak üzere temel eserler listesinde ilk sıralarında kendine yer bulmaktadır.

    Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Umarım faydalı bulmuşsunuzdur.

    Keyifli okumalar dilerim.