Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Karga karga gak dedi çık 'Bu-dala' bak dedi
Puan vermedi·656 syf.··
Beğendi
·
2019 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2019 14:48
Kitaba değinmeden önce kısa bir bilgilendirme yapmak istiyorum. Aslında Suç Ve Ceza dışında Dostoyevski'ye ait başka eser okumak hiç içimden gelmemişti. Ama daha sonra birkaç incelemeye denk gelince ve özetleri gözden geçirince böylesi bir dehaya haksızlık olur düşüncesiyle Karamozov Kardeşler'i istedim. Ama gelin görün ki şimdi Budala incelemesi yapmaktayım. Olaylar olaylar... Dostoyevski'nin en çok sevdiğim tarafı cesur ve açık olmasıdır. Açıktan kasıt şudur: Dönemin sadece güzelliğini, iyiliklerini veya insanların birbirlerine olan şaşalı, süslemeli davranışlarını ön plana çıkarmıyor; en azından o tür yazarlardan olmadığını gösteriyor. Bu yüzden her eseri bir ders, bir tokat niteliğindedir. Dönemin sosyoekonomi ve sosyoboyutunu olduğu gibi, perspektif bakış açısıyla sunuyor. Bu çok iyi bir gözlemci ve aşırı araştırmacı olduğunu gösterir. Üstelik yaşantısından ve çevresinden edinmiş olduğunu izlenimleri de aktarmaktan çekinmiyor ve bunu pohpohlayarak dile getirmiyor. Dostoyevski'nin bu tarafı bana Rus Edebiyatında Anton Çehov'u hatırlatıyor. Roman ve klasikler konusunda nasıl Dostoyevski ön plana çıkıyorsa, Hikaye ve öykü dalında da Çehov aynı yeri almaktadır benim için. Kitap 4 kısımdan oluşmaktadır. İlk iki kısım giriş diye başlar ve sonra 3. kısım ile gelişir ve sonuç olarak 4. kısımda biter... Birinci kısım: Prens Mişkin İsviçre'den Rusya'ya gelişi(hastalığından dolayı gidip dönmesi)ni anlatmaktadır. Ülkesine tekrar geldiğinde beş parasızdır, berdüşt gibi dolaşmaktadır. Bu hadise sonucu isminin ve soyunun verdiği itibar ile yeni arkadaşlıklar, yeni maceralara tanık olacaktır. İkinci kısım: Prens Mişkin'in ortama adapte olmasıyla 'aşık' olmasını anlatmaktadır. Bu sayede bir kaçış başlar ve beraberindeki birçok arkadaşını, dostunu, dostlukları geride bırakır
1000Kitap
BudalaFyodor Dostoyevski · Antik Yayınları · 200931,5bin okunma
Puan vermedi·656 syf.··
2020 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2020 00:44
Bana göre bir kitabı okumadan önce yazarı tanımak daha önemli çünkü kitabı okurken yazarın hayatından yada düşüncelerinden bir şeyler bulunuyor bende öyle oluyor. Dostoyevski de hayatını merak ettiğim bir yazardı. Bir kaç yerden hayatını ve Stefan Zweig Dostoyevski ile ilgili yazdığı kitabı "Yalnızlığın Keşfi" kitabını okuduktan sonra daha çok merak ettim. Kitapları çok dikkat isteyen ve okurken kendiniz tamamen kitaba vermeniz gerekiyor aksi takdirde kitabı anlamıyor ve anlamadığı için de okumak istemiyorlar genelde.. Budala her sayfası insanı alıp götüren götürürken bir çok şey öğreten bir kitap oldu benim için. Kitapta beni en çok etkileyen olayları anlatırken heyecan katmadan ama nasıl ya diyemiyorum çünkü yazar olayları o kadar normal anlatıyor ki düz ve yalın bir anlatım ve bir o kadar da akıcı. Kitabı okurken neler olabileceğini tahmin etmek zor oluyor olayları tahmin edemiyorsun sadece kendini kitaba bırakıyorsun. Ve herkesin kendini bırakması gereken yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Okuyanların da keşke daha önce okusaydım diyeceğine eminim.
BudalaFyodor Dostoyevski · Antik Yayınları · 200931,5bin okunma
Budala
10/10
-kitap içerisinden alıntılar ve karakterlerle ilgili detaylı açıklamalar vardır- Fyodor Dostoyevski’nin 1869 yılında yayımlanan Budala adlı eseri, insan doğasının saf iyiliğini ve toplumun yozlaşmış yapısını gözler önüne seren etkileyici bir roman olarak kabul edilir. Roman, ahlaki saflık ile dünyanın acımasız gerçekleri arasındaki çatışmayı işler ve okuyucuyu derin felsefi sorgulamalara sürükler. Konusu ve Temaları Romanın başkahramanı Prens Lev Nikolayeviç Mışkin, uzun bir süre İsviçre’de tedavi gördükten sonra Rusya’ya döner. Mışkin, hem fiziksel hem de ruhsal anlamda son derece narin, insanlara karşı derin bir şefkat duyan, dürüst ve iyi niyetli bir karakterdir. Ancak, onun bu saflığı ve içtenliği, Petersburg’un bencil ve çıkarcı toplum yapısı içinde zayıflık olarak algılanır. Roman boyunca Dostoyevski, iyiliğin yozlaşmış bir dünyada var olup olamayacağını sorgular. Prens Mışkin’in, özellikle de aşk hayatında ve toplumsal ilişkilerinde yaşadığı zorluklar, iyi bir insanın kötülük dolu bir dünyada nasıl başarısız olabileceğini gösterir. Roman, Hristiyanlık, ahlaki çöküş, toplumsal sınıf farklılıkları ve bireyin içsel çatışmaları gibi derin temalar etrafında şekillenir. Karakter Analizi Prens Lev Nikolayeviç Mışkin: Romanın başkahramanı olan Mışkin, insanlığın saf halini temsil eder. Onun dürüstlüğü ve merhameti, toplumsal kurallar ve çıkar çatışmaları içinde zayıflık olarak görülür. Dostoyevski, bu karakter aracılığıyla "iyi bir insan, yozlaşmış bir dünyada ne kadar hayatta kalabilir?" sorusunu işler. Prens Mışkin ayrıca epilepsi hastasıdır ve bu hastalık, onun toplumsal hayatta daha da dezavantajlı bir konumda olmasına neden olur. Dostoyevski, kendi hayatında da epilepsi nöbetleri geçirdiği için bu hastalığı derinlemesine tasvir eder. Roman boyunca Prens’in
1000Kitap
BudalaFyodor Dostoyevski · Antik Yayınları · 200931,5bin okunma
Puan vermedi·656 syf.··
2015 2. kitabı
·
57 günde okudu
·
Okunma: 26 Eylül 2015 00:00
Bakalım yaşıma kaç kitap sığdırmışım ?? Çoğu kütüphanemde olan kitaplardır. 500'e yakın kitabım vardı. Bir kısmını deprem bölgelerine ve köy okullarına gönderdim. Bir kısmını öğrencilerime hediye ettim. Ödünç alıp okuduklarım da var tabi ki. Şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap. Kesinlikle okunmalı.
1000Kitap
BudalaFyodor Dostoyevski · Antik Yayınları · 200931,5bin okunma
Saflık
9/10
·779 syf.··
2023 28. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2023 00:16
Budala, İdiot hatta Aptal olarak da bilinen Dostoyevski nin en kalın romanlarından biridir. Kitabı Dosto, İsviçre, İtalya ve Almanya da da yazmıştır. İlk bölümü İsviçre nin Cenevre kentinde oluşturmuştur. Almanya da devam etmiş, Floransa da da yazımını bitirmiştir. Roman için hazırlık defterleri(3 adet) Rus Hükümeti tarafından itina ile saklanmış ve 1931 de halkın ziyaretine açılmıştır. Taslak ve el yazmaları ne yazık ki günümüze kadar gelememiştir. 2003 yılında yayımlanan 10 bölüm 50 şer dakikalardan oluşan Bortko yapımı dizisini bu arada bitirdim. İncelememi de bunun arkasına yazayım dedim. Çünkü bende oturmayan bazı kısımlar vardı. Diziyi izledikten sonra çok daha iyi oturdu. Dizi bence hem oyunculuklar, hem sahne, hem de gerçeğe yakın asıl metinden kopmama açısından değerlendirecek olursak, kusursuza yakındı. Emek vererek, değer vererek Rusya Hükümetinin yapımcıya özel ricası ile yapılmış bir diziymiş. Dizinin girişinde de bu belirtiliyor. Ayrıca girişinde yine Dosto nun otururken çekilmiş bir fotoğrafı mevcut. Dizi ile bir bütün olarak bu kitap bence değerlendirilebilir. Neden derseniz. Çünkü kitapta sizde okuyunca anlayacaksınız ki, çok fazla uzun isim var, çok fazla karakter var, her ismin farklı söyleniş biçimi var, geçmişe gidip gelmeler var, kültür olarak da zaten duruma pek aşina değiliz, Generaller Prensler, varda var yani, bir şekilde yukarıda da belirttiğim gibi bazı parçalar tam oturamıyor, kalın bir kitap, tek solukla da okunamayacağından dolayı, araya giren zamanlar anında unutmalara sebep oluyor, bu nedenle diziyi kitabı daha iyi anlamak istiyorsanız kesinlikle izleyin. pişman olmayacaksınız. Kitabı Dosto 4 ana bölümden oluşturarak yazmış. O nedenle bende kısaca şekilde değinmek istiyorum konuya. Prens Mişkin öncelikle şunu belirtmem lazım ki; bende
Edebiyat
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Gerçekten Budala Kim?
8/10
·769 syf.··
2025 8. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2025 13:07
Fyodor Dostoyevski ’nin yaptığı aynen bu; insanın iç dünyasını, toplumsal değerleri ve insan ilişkilerini bir ayna gibi yansıtıyor. Budala, yalnızca bir karakterin değil, tüm toplumun psikolojik ve ahlaki durumunu gözler önüne seriyor. Kitap boyunca, saf ve dürüst bir insanın dünyada nasıl karşılandığını görüyoruz. Peki, gerçekte budala olan kim? Toplumun genel kabullerine uymayan, içtenliğiyle herkesin dikkatini çeken biri mi, yoksa çıkarcı ve yüzeysel ilişkiler içinde kaybolanlar mı? Okurken beni en çok zorlayan şey, karakterlerin isimleri oldu. Prens Lev Nikolayeviç Mışkin sarışın adam, Rogojin kara saçlı adam, Lebedev ise her şeyi bilen memur kılıklı adam olarak aklımda yer etti. Keşke roman boyunca bu lakaplarla devam edilseydi. Böyle olsaydı takip etmek çok daha kolay olurdu. Ama isimler bazen tam, bazen kısaltılmış, bazen soyadıyla anıldıkça takip etmek giderek zorlaştı. İlk başta anlam veremediğim bu karmaşa, bir noktada kitabın dünyasının bir parçası haline geldi. Sonunda bir soy ağacı çıkarırcasına notlar alarak ilerledim. Kitap boyunca aşk, ahlak, suç, bilinçaltı, toplumsal çürümüşlük ve insan psikolojisi gibi pek çok tema işleniyor. Aşk, bu romanda tek bir duygunun adı değil; sayfalar boyunca değişerek şekilden şekle bürünen, farklı karakterler üzerinden yorumlanan bir kavram. İki kadını aynı anda sevmek mümkün mü? İşte Dostoyevski, bunu ve daha fazlasını Prens Mışkin’in gözünden bizlere sorgulatıyor. Bununla birlikte, Budala sadece bireysel bir hikâye değil, toplumsal bir çözümleme de sunuyor. Hayat, yalnızca bir kişinin ya da bizim düşüncelerimizden ibaret değil. Çoğu zaman, etrafımızdaki insanların kararları, olayların akışı ve toplumun değer yargıları bizi yönlendiriyor. Dostoyevski, psikolojik analizleriyle tam da bu noktaya ışık tutuyor: Her şey bizim elimizde
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
Budala - F. DOSTOYEVSKİ /Zamana bırak, zamanla her şey unutulur!
9/10
·779 syf.··
2023 171. kitabı
·
75 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2023 13:59
"Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim, İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim," der Mehmet Âkif Ersoy, Ağlarım Ağlatamam isimli şiirinde. Birçok eser okudum Dostoyevski'nin kaleminden, iki cümle ile özetleyecek olsam onu şairin bu dizelerini seçerdim. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski İsmini bile saygılı bir tonla okuyor insan. Oktay Kaynarca'nın meşhur bir repliği vardır: "En büyük o mu bilmiyorum ama çok büyük." Peki onu edebiyat dünyasında bu konuma getiren, böylesi unutulmaz eserler bırakıtıran neydi? Tek kelimeyle cevaplayacak olsam "YARALARI" derdim. Zira hiçbir kurgu gerçeğin kendisi kadar yer edinemiyor hayatta... Yaraları, ailesinden kalma, babasından kalma, hastalığından kalma, yaşantısından kalma yaraları... En çok karşılaştırıldığı yazarlardan biri olan Lev Tolstoy'un Anna Karenina'sında şöyle bir cümle geçer: "Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mut­suzluğu kendine göredir." Dostoyevski'nin ailesinin mutsuzluğu da kendine göre, o kadar kendine göre ki başka hiç kimseye benzemeyen bir kalem doğurmuş: Fyodor Dostoyevski Ölümü en iyi kim anlatır? "Ölüme ramak kalan!" Ölüm emri veriliyor kendisi ve arkadaşları hakkında. Son anda kurtuluyor ölümden. Budala da içlerinde olmak üzere birçok eserinde yer buluyor bu ölüme yakınlığın izleri... Ölümün kokusunu almış, tadına yaklaşmak üzere. Tahayyül edebiliyor musunuz o duyguyu? Peki bir hastalığı en iyi kim bilir? Yine o hastalığı yaşayan! Damdan düşenin hâlinden yine damdan düşen anlar misali... Sara hastası kendisi, kahramanlarında da bu hastalığı görüyoruz. Onun kahramanları çoğu zaman bizzat kendisi! Ve kumar düşkünlüğü, para ihtiyacı... Evet yine bizzat kendisi! Karamazov Kardeşler'i okuyanlar kitaptaki "baba" ve "oğul" kavramlarının işlenişine hayranlık duyacaktır, yine kendi babası ile ilişkisi! Hatta haykırır adeta
Edebiyat
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
10/10
·769 syf.·
Beğendi
·
2023 27. kitabı
Mevzu, Dostoyevski ve onun eserleri olunca Stefan Zweig in düştüğü müşkülatı çok daha iyi anlıyorum. Budala gibi bir esere inceleme yazmak ha. Hadi bakalım kolay gelsin, bana ve size. 1- Dostoyevskiyi tanımadan yapılacak her inceleme , muallakta kalmaya mahkumdur. İddialı mı oldu. Oldu. Ama doğrusu da bu. 2- Emile Michel Cieron , Burukluk adlı eserinde şöyle der. “ Bir yazarın kaynakları utançlarıdır; bunu kendinde bulmayan, ya da bundan kaytaran kişi, ister istemez aşırmaya, ya da eleştiriye yönelecektir”. Dostoyevskinin kaynakları ise utançlarıdır. O utançlarını anlatır. Tam bir melamet ehli sofuluğuyla. İğneyi kendine batırır. Çuvaldızı ise Katoliklere, sosyalistlere, nihilistlere, yabancı sermayeye daha doğru bir söyleyişle; Rusya’ya yabancı olan, dışarıdan empoze edilmeye çalışılan gayri milli unsurlara. Budala kitabını da böyle bağlayarak bitirir. 3- Budala’yı ikinci okuyuşum. İlki Ergin Altay çevirisi idi. 2.si ise Mazlum Beyhan çevirisi. Her ikisi de işinin ehli olsa da Mazlum Beyhan’ın çevirisi daha akıcı ve anlaşılırdır. 4- Budalamız , kitabın baş karakteri. Lev Nikoloyeviç Mişkindir. Her şeyden önce saf,temiz ,çocuksu yapısından dolayı alır bu lakabı. Lakin onu tanıdıkça ondaki mahatma _yüce Ruh_ u görüp,sevip, saygı duyup, ona hayran kalmamak elde değildir. 5- Bir meşhur Lev Nikoloyeviç daha vardır. Bilirsiniz. Lev Nikoloyeviç Tolstoy. Yazar Tolstoydan mı esinlenmiştir,yoksa ona bir gönderme mi yapıyordur. Emin değilim. Yalnız kitabın başında kısaca değinilen Nastasya Filipovnanın babasının tarifi tam da Tolstoyun Anna Karaninasında ki , Tolstoyun kendini betimlediği Levin karakterine çok benzer. İşin ilginçi Tolstoy Anna Karaninayı daha yazmamıştır. 6- Her kitabın bir ana caddesi ve bir de ara sokakları vardır. Dostoyevski göz kamaştıran Ana caddeden
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
Prensim de Prensim
9/10
·779 syf.··
Beğendi
·
2023 10. kitabı
Bazı ölümler düşünce yoluyla gerçekleşir. Bazı yaşantılar hissedilmez. Anılar bazen birer boşluktur. Kitap grubunun bana yaşattığı bir içsel yolculuk. Budala. Sever misiniz saf insanları? Kendine zarar vereceğini bile bile doğruyu yapanları? Hadi gelin size bu kitabın bunlarla bağlantısını anlatayım. İlk olarak Fyodor Dostoyevski'i size anlatmam gerektiğini biliyorum ama bunu kitabı okurken zaten öğreneceksiniz. Fyodor Dostoyevski nin kumarbazlığı, para hırsı, dindarlığı, aşık olduğu kadını... Bu kitapta her karakter biraz Fyodor Dostoyevski Ben incelememde ne yazacağımı tam olarak kestiremiyorum. Kitap her türlü konudan aldı çünkü. Yeri geldi Rusya'yı eleştirdi, yeri geldi insan yaşamı üzerine konuşuldu . 800 sayfanın bu kadar dolu dolu olması beni mutlu etti. Kitap İsviçre'den Rusya'ya trenle gelen bir Budala ile başlıyor. Anlayacağınız bu hikayenin başlaması için Prens'in önceki hayatının bitmesi gerekiyordu. Ve yavaş yavaş kader dediğimiz olay gerçekleşiyor. İşte sevmediğim kısım bu. Kitap da her şey biraz kaderdi. Bile bile yenilmek ise tam olarak Prens Mişkin'e göreydi. Kitabın kurgusu ilmek ilmek işlenmişti ve bence ne kadar az süre de okursanız o kadar iyi oluyor. Çünkü kitapta her karakter ayrı ayrı işleniyor. Hayat sadece ana karakterden ibaret değil. Genelde onun etrafında gelişen olayların ve kişilerin psikolojik analizi yapılıyor. Kitabın o bölümünü bitirmeden kapayıp giderseniz geldiğinizde kimden bahsettiğini unutabilirsiniz. Kitabın karakterleri üzerine ayrı bir inceleme bile yapılabilir . Karakterlerin kendi dünyalarında kendi ana karakter olmaları ve en iğrenç yanlarından tutunda en saf hallerini görmemiz... Kesinlikle kurmacanın ve içsel hesaplaşmanın en güzel örneklerinden biriydi. Kitapta bir kişi dışında diğer tiplemeler asla salt değildi. Yani kitapta hiçbir karakter salt
Edebiyat
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Kanayan ama kabuğa karşı dirençsiz bir yara olan kitap
8/10
·779 syf.·
2025 143. kitabı
Ne Budala'ymış(ız) ama !! Hepimizin içinden ara ara böyle bir prens çıkar hatta kimisinin hep vardır. İyiyi ve 'neliğin' güzelini kendine göre ayarlamış bir yolda kendince sığlarıyla yürür. Fakat kimi zaman bu yol başka birinin yol örgüsüne çıkar ve çakışır. İnsanoğlu bu ya anlaşamaz kapı pencere indirir bütün birikimini o yola. Savurur bütün kirlilerini, yıpratır gelişimlerini, ve soldurur var edilişleri.. Bizim ana karakterimiz olan Prens de tam da açımızın ilk görünüründe bu şekilde olmasa da bu gibi getiriler götürüler ve farklılıkların diz boyu olduğu, çatışmaların ve insanların ne kadar da iyiden kolaylıkla sıyrılabildiklerini görmüş oldu bir nevi. Roman, ahlakın toplum içinde nasıl algılandığını ve “iyi insan”ın bu düzen içerisinde neden bir yabancıya dönüştüğünü sorgulayan güçlü bir eser olarak piyasaya sürülmüştür. Romanın merkezinde yer alan Prens Mişkin, saf iyiliği, merhameti ve çıkar gözetmeyen ahlaki duruşuyla toplumun alışılmış değer yargılarına ters düşer. (de çok yerler seni be prens) Bu nedenle roman boyunca “bilge” değil, “budala” olarak görülür. (ne tanıdık değil mi:) Toplumun en açık yaralarından bir tanesi. Hatta toplumun demek yanlış mı olur eksik mi bilemedim. Evet toplumla da bire bir ilişkili gibi görünse de bireyde iş bitiyor gibi. (bence) Ahlaki açıdan bakıldığında Prens Mişkin, geleneksel anlamda kusursuz bir insandır; yalan söylemez, kin tutmaz, insanları oldukları hâliyle kabul eder. Yani tam olarak (NORMAL Mİ NORMAL ASLININ BU OLMASI VE ASLA AMA ASLA GÖZ DEVİRTEN BİR DURUŞ OLMAYAN şekil.) Ancak Dostoyevski, bu ahlaki saflığın toplum içinde bir erdem olmaktan çok bir zayıflık olarak algılandığını gösterir. Çünkü toplum; güç, çıkar, statü ve görünüş üzerine kurulu bir yapıdır. Bu yapıda da saf ahlak, uyumsuzluk yaratır. Lakiin ben burda
İnceleme
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma

Yazar Hakkında

Fyodor DostoyevskiYazar · 137 kitap
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский) (d: 11 Kasım 1821, Moskova - ö: 9 Şubat 1881, Sankt Petersburg), Rus roman yazarı. Dostoyevski, Mikhail ve Maria Dostoyevski'nin oğlu olarak 11 Kasım 1821 tarihinde Moskova'da doğdu. Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi'nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova'nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski'nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı. Dostoyevski, çocukluğunu çoğu zaman sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirdi. Babasının çalıştığı hastaneden bulunan hastalar ile vakit geçirmeyi ve onların hikâyelerini dinlemeyi çok seven Dostoyevski, ilköğrenimini Moskova'da yaptı. Annesi tüberküloz hastalığı yüzünden öldüğü zaman, sert disipliniyle tanınan Petersburg Mühendis Okulu'na gönderildi. Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için "Ateş Fedya" lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg'ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi. Babasının 1839'daki ani ölümünü burada öğrendi. Okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü'ne girdi. Bir yıl sonra istifa ederek buradan ayrıldı. Ordudan ayrıldıktan sonra edebiyata yönelen Dostoyevski'nin ilk kitabı İnsancıklar, 1846 yılında yayımlandı. Bu eserinin ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski'nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. On ay hapishanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya'da bulunan Omsk Cezaevi'ne gönderildi. Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılında Maria Dmitrievna Isayeva ile evlendi. Beş yıl boyunca görev yapan Dostoyevski, 1859 yılında özgür bırakıldı ve Petersburg'a yerleşti. Petersburg'a döndükten sonra Ezilenler (1861) ve Ölüler Evinden Anılar (1862) adlı eserleri yazdı. Kardeşiyle birlikte iki dergi çıkardı. 1862'de arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864), Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1866), Budala (1868), Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler (1872) gibi eserleri yazdı. Eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Delikanlı (1875), Bir Yazarın Günlüğü (1876) ve Karamazov Kardeşler (1879) adlı eserlerinde yazarlık hayatı boyunca konu edindiği temaları yeniden ele aldı. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, bir ciğer kanamasıyla yatağa düştü ve 9 Şubat 1881 tarihinde öldü. Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski'nin eserleri birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkiledi. İlk yazarlık dönemi Ordudan ayrıldıktan sonra kurgusal roman yazmaya başladı. Dostoyevski'nin ilk kitabı olan İnsancıklar (Bednye Lyudi) ilk olarak 1846 yılında yayımlandı. Dostoyevski, toplumunu acımasız kurallarında yaşlı bir adamın öksüz bir kıza duyduğu sevdayı iç dünyasındaki derin çatışmalarla işledi. Halkın sıcak ilgisiyle karşılanan bu kitap, eleştirmenlerden de övgüler aldı. Ünlü eleştirmen Belinski, romanı okuduktan sonra Dostoyevski'ye gelecekte büyük bir yazar olacağına dair övgü dolu sözler söyledi. Şair Nikolay Neksarov, Dostoyevski hakkında "Yeni bir Gogol doğdu" diye konuştu. Yazarlıkta ün sağladıktan sonra 1846 yılında Gogol esintileri bulunan kitabı Öteki (Dvoynik) yayımlandı. Yazar bu romanda, kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma halinde bulunan bir memurun hikâyesini anlattı. Bu romanda ele aldığı çift kişilik temasını daha sonra bazı romanlarında kullansa da roman, Belinsky dahil hiçbir eleştirmence beğenilmedi. Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti. 1847 yılında ise Ev Sahibesi (Hozyayka) isimli romanı yayımlandı. Dostoyevski bu eseri ile de beklediği övgülerin aksine olumsuz eleştiriler aldı. Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu. Ancak yazarlığı bırakmayan Dostoyevski, 1848 senesinde Beyaz Geceler (Belıye Noçi) ve Bir Yufka Yürekli (Slaboye Serdtse) adlı kitapları yayımlattı. Bir Yufka Yürekli, yazara itibarını yeniden kazandırsa da beklediği başarıyı elde edemeyen Dostoyevski'nin umudunu kırdı. Yazarlıkta umudunu kırılan Dostoyevski, politikayla ilgilenmeye başladı ve genç liberallerin (Tetrashevski) grubuna girdi. İkinci yazarlık dönemi 1859'da ordudan terhis edilerek Moskova dışında küçük bir yerde kalmaya zorlanan Dostoyevski, özgürlüğüne kavuştuktan sonra Petersburg'a döndü. Kardeşi Mihail ve arkadaşı N.N. Strahov ile birlikte Vremya (Zaman) ve sonra da Epoha (Dönem) adlı dergileri hazırladı. Bu dergilerde Slavcı düşünceyi savunduğunu belirten yazılar yazdı. Ezilenler (Unijenniye i Oskorblyonniye) ve Ölü Evinden Anılar (Zapiski iz Mertvogo Doma) ile kendinden söz ettirdi. 1863 yılında arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar borçları yüzünden sıkıntıya düşen ve yayımcılardan yazmadığı romanların avanslarını alarak yaşayan Dostoyevski, Yeraltından Notlar adlı yapıtı 1864 yılında yayımlandı. Romanda bir zihnin derinliklerine indi. Suç ve Ceza (Prestuplenie i Nakazanie) ve Kumarbaz(İgrok) adlı yapıtları 1866 yılında yayımlandı. Dostoyevski, Suç ve Ceza'yı 1858 yılında Semipalatinsk'te bulunduğu zaman Roussky Slovo dergisi için uzun bir hikâye olarak tasarlamıştı. Bunun nedeni, Sibirya'dan ayrılana dek roman yazmama kararı almasıydı. Dostoyevski, kardeşi Mihail'e gönderdiği bir mektupta kitap hakkında: “ ...Konusu gerçekten çok güzel. Kahramana gelince, bugüne kadar hiç denenmemiş bir kişi. Ama bugünün Rusyasına bakacak olursak, böyle bir kişi karşımıza sık sık çıkmaktadır. Bu sonuca halkın kafasını yeni fikirleri anlayarak vardım. Öyle hissediyorum ki, yeni fikirler ve görüşlerle döndüğüm zaman, romanımı genişletmekte başarılı olacağım. Kişi aceleye gelmemelidir dostum. Ve insan iyi olanın dışında hiçbir şey yapmamalıdır... ” diye yazdı. Dostoyevski, bu eserinde bir Rus aydını olan Raskolnikov'un kendi doğrusu adına işlediği cinayetleri ve vicdanıyla hesaplaşmasını konu edindi. Yazar, küçük bir otel odasında ve kötü bir ekonomik durumla yazdığı Suç ve Ceza'yı 1866 yılında tamamlamıştı. Dostoyevski'nin yazdığı Budala (Idiot) eseri 1866, Ebedi Koca (Veçnıy Muj) 1870, Ecinniler (Besı) 1872 yılında yayımlandı. Bütün bu başyapıtlar birbirinin izledi. Karısı öldükten sonra sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina ile evlendi. Yeniden borçlanan ve kumaranelerde dolaşmaya başlayan Dostoyevski, bir kız çocuk sahibi oldu. Ancak kızı fazla yaşayamadı ve doğduktan kısa süre sonra öldü. Dostoyevski de bu yüzden büyük bir sarsıntı geçirdi. 1875'te Delikanlı (Podrostok), 1876'da Bir Yazarın Günlüğü (Dnevnik Pisatelya)[ ve 1879'da Karamazov Kardeşler (Bratya Karamazovi) adlı romanları yayımlandı. Hayatı boyunca eserlerinde işlediği temaları yeniden ele aldığı, insan duygularının derinliğine inen eserler yazan Dostoyevski, Karamazov Kardeşler'de Ivan ve Alyosha Karamazov adlı karakterler için filozof Vladimir Sergeyevich Solovyov'dan ilham aldı. Zosima ve Alyosha'nın öne çıkacağı Bir Büyük Günahkarın Yaşamı adlı eseri tamamlayamadı. 1881 yılının Ocak ayında bir ciğer kanaması geçirerek yatağa düştü ve 9 Şubat 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasında yürüdü. Dostoyevski, beğeniyle karşılanan ilk romanı İnsancıklar'dan sonra yazdığı Öteki ve Ev Sahibesi ile olumsuz yorumlar aldı ve depresyona girdi. Ancak yazar, kendisini ruhsal çöküntüye götüren düşüncelerden uzaklaşmayı bildi. Dış dünyadan kopan zihninin parçalanışını kendi çözen yazarın eserlerindeki ruhbilimsel açıdan en zengin tema da çift kişilik temasıdır. Kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma hali içerisinde bulunan bir memuru anlattığı Öteki adlı yapıtında daha sonra da işleyeceği bir tema olan çift kişilik temasını işlemişti. Ellili yaşlarında içine bazen bir karamsarlık ve ağırlık çöken Dostoyevski, bu durumu ikinci eşi Anna Grigoriyevna Snitkina’ya "Sanki bir suç işlemişim gibi bir çeşit sebepsiz hüzün ve keder içindeyim" diye açıklamıştı. Ecinniler'de Stavrogin'i bir çocuğa tecavüz ettirmiş olması yüzünden de kendini hep suçlamıştı. Dostoyevski kendi çocukluğunda, annesine acı çektirmesinden, sürekli sarhoş olmasından ve hizmetkârlara kötü davranmasından dolayı babasından nefret ediyordu. Eserlerinde kullandığı, kaderine boyun eğen ve uysal kadın örneğini kendi evinde; annesinde gördü. Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü. Çok duyarlı biri olan Dostoyevski, bu yüzden babasına kin besliyordu. Babasının ölümünü haber aldığında, "Babamın ölümünde benim hiçbir suçum yok, ama bu öldürmenin kefaretini ödemeye hazırım, çünkü içimden onu öldürmek geçiyordu" diyerek Karamazov Kardeşler adlı romanında yer alan Dimitri Karamazov'un tepkisinin benzerini gösterdi. Dostoyevski, babasının ölümünü istediğini düşünerek depresyona girdi. Bazı yazarlara göre de ilk sara nöbetlerine de bu düşünce sebep oldu. Sigmund Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefrete ve bunu izleyen suçluluk düşüncesine dayanarak Dostoyevski'nin hastalığının sinirsel kökenli olduğunun ortaya çıkardı. Andre Gide, Ezilenler adlı romanın, aşağılanışın insanı cehennemlik ettiği, alçakgönüllüğünse kutsallaştırdığı fikriyle dolu olduğunu söylemişti. George Steiner ise Charles Dickensvari bir havanın olduğunu söylediği Ezilenler'de bulunan temanın Ebedî Koca'da, Ecinniler'de ve Karamozov Kardeşler'da da yer aldığını söyledi. Nicholas Berdyaev, Dostoyevski'nin bütün yaratıcı gücünü insana ve insanın kaderi temasına adadığını, bunun da onu ölümsüz kılmaya yettiğini belirtti. Devlet aleyhinde bir komploya katıldığı iddiası ile tutuklandıktan sonra sekiz ay hapisanede kalan Dostoyevski, suç ve ceza kavramlarıyla en yoğun şekilde burada karşılaştı. İdam edilmek üzereyken affedildi. Cezası dört yıl kürek ve altı yıl adî hapse dönüştürüldü. Dört yılın sonunda er rütbesi ile kışlaya verildi ve 1859 yılında terhis edildi. Suç ve Ceza adlı eserini 1858 yılında oluşturmaya başladı. Bu eserinde ahlak kavramını ve siyaseti harmanladı. Dostoyevski, bu romanda sadece Rus halkını değil, tüm insanlığı tehdit eden bir kısır döngüden kurtulmanın gerçekleşebileceğini vurguladı. Yazar, John Stuart Mill'in ekonomik refah için bireysel bencilleşmeyi öneren kuramını Semyon Zaharoviç Marmeladov'un ağzından eleştirdi. Dostoyevski, düşünce ve sanat deneyimini sürekli olarak arttırdı. Tanrı'dan, ateizmden, kötülükten, özgürlükten söz eden roman karakterleri, gerçekte aynı bilincin farklı anları gibidir. Bu karakterler aracılığıyla Dostoyevski, cinleri ruhundan uzaklaştırır. Bakış açısı değişmekle beraber eserleri, gerçeğin hep aynı çoşkulu ve acı veren arayışı içerisindedir.