Okurken gerçekten hissettiğim kitaplardan biri. Hayatın gerçeklerini yüzümüze vurması da bizi biraz olsun sorgulatıyor.Hayatta hep Goriot Baba gibi karşılığını alamadan masum bir şekilde seven o kadar çok insan var ki, bi o kadar da Madamlar kadar bu sevgiyi bir hiçmiş gibi görenlerde...İnsanlar nankördür kim ona ondan fazla değer verirse onu hor görür umursamaz oysa sevgi karşılığını alamadiğında kendi kendini yer ve bitirir ve sonunda ne sevgi kalır ne de o kişi... susuzluktan yavaş yavaş ölüyormuş gibi insan yavaş yavaş hayattan kopar. Goriot Baba bu susuzluğu, sevgisizliği yıllarca yaşıyor. Artık ne Goriot Baba kalıyor ne de ondan bir eser sanki hiç varolmamış gibi hayattan gôçüp gidiyor. Tabi birde Eugene var. Kendine bir yer bulmak istiyor.Zengin olmak, geçim sıkıntısı çekmemek. Kibar alemine giriyor orda kendine bir yer bulabileceğini sanıyor ama o alemdekiler sırf elaleme mutlu mesut görünmek için cirit atıyorlardır. Nucingen gibi çevresindekileri kıskanıp o herkesin gittiği bir davete çağırılmak için insanları kullanıp bir kenara atmak o kadar kolaydır ki. Onlar için sadece güzel kıyafetler giyip süslenmek yüzlerine mutluluk maskesi takmak ve elalemi çatlatmak için giderler bu davetlere. Oysa içlerine baksalar bu insanların ne kadar boş ve ikiyüzlü olduklarını görürler.
Goriot BabaHonore de Balzac · Antik Batı Klasikleri · 200918,6bin okunma
Beni en çok etkileyen karakter Vautrin oldu. Romanın gerçekçiliğine gerçekçilik katan bir karakter olmuş. “Karşılaştığımız büyük servetlerin sırrı unutulmuş bir cürümdür. Bu cürmün unutulmuş olması ise süratle yapılmış olmasından ileri gelir” diyerek haksız kazançlı ve kazançları bol olan insanları yerin dibine sokmuştur. Utanırlar mı, sanmam :) Balzac’ın durum draması müthiş. Böyle bir tabir yoksa şimdi ben uydurdum kullanabiliriz.
Goriot BabaHonore de Balzac · Antik Batı Klasikleri · 200918,6bin okunma
Arthur Schopenhauer'ın bu sözüyle başlamak istedim incelememe.
Zira eserin ana fikrini bir cümle ile anlatmak isteseydim daha iyi bir cümle kuramazdım diye düşünüyorum.
Goriot Baba – Honoré de Balzac
Goriot Baba benim için sadece bir baba-kız hikâyesi değil, sevginin nasıl sömürülebileceğini ve insanın kendi duygularıyla nasıl yavaş yavaş tükenebileceğini gösteren
Honore de Balzac'ın 1835 yılında yayımladığı romanıdır. Kitabı çok uzun zaman önce yarım bırakmıştım, burada kitabın herhangi bir kusuru yoktur çünkü insan her zaman aynı ruh durumunda olmuyor,
Kitabın son sayfalarını gözlerimden akarak okudum. Bu kadar büyük bir yapıt olduğunu bilmiyordum. Benim için 2023'ün en iyi kitabı. Duyguları tarif etmek için kısa bir alıntı yetmiyor. Okunmalı.
Goriot Baba romanı, 19. Yy Fransa'nda Napolyon sonrası restorasyon dönemindeki Paris toplumunu konu edinir. Dönemin yaşayış tarzını, algılarını ve toplumsal düzenini detaylı bir şekilde gözler önüne serer. Eseri okurken, aynı dönemi konu alan bir çok başka kitapta olduğu gibi, Paris sosyetesinin yoğun aşk trafiğine de epeyce maruz kalırız ve de aşkı algılayış ve kullanış biçimlerinin çeşitliliği ( gerçek aşk, para için olan aşk, statü için olan aşk gibi) epeyce belirgindir. Evli insanların metres veya dost hayatı yaşaması, bunların herkes tarafından bilinmesi ve normal karşılanması, bu ilişkiler üzerine hayatların harcanması gibi dönemin Fransız edebiyatının alışılageldik olay örgüleri bu romanda da yerini almıştır. Romanın ana karakteri Goriot Baba fedakarlık kavramına adete boyut atlatırken, kızları tam aksine nankörlük ve vefasızlık kavramlarını yeniden yazarlar.
Vadideki Zambak'tan sonra Balzac'tan okuduğum ikinci eser oldu. Kesinlikle okunmaya değer bir klasik olduğunu düşünmekle beraber, yazarın tarzının son derece yoğun, yorucu ve ağır olduğu kanısındayım. Epeyce bir ara verdikten sonra ancak yazarın başka bir eseri ile tanışmaya hazır hissederim sanıyorum.
Goriot BabaHonore de Balzac · Can Yayınları · 201718,6bin okunma
Her zaman susuzluk çekmek ve hiç bir şey içememek, işte on yıldır böyle yaşıyorum, kızlarımı görmeden öleceğim dedi gorıot baba...
Bütün servetini kızları için harcayan gorıot baba'nın terk edilişi ve yoksulluğa itilişi.. hiç bir kitap benim canımı bu kadar yakmamıştı bunu söylemek istiyorum. Bir babanın evlatlarına olan sevgisi, onlar için girdiği zorluklar bütün servetini kaybetmesi kızları ve damatları tarafından kapının önüne koyulması.. Balzac'ın detaycılığı sayesinde romanı yaşıyor insan.. başta biraz sıkıcı gelsede sonrası acaba ne olacak acaba ne olacak diye ilerliyor.. o yüzden başlangıca aldanarak kitabı bırakmayın..
Yüksek sosyeteye dahil olmak isteyen genç öğrenci Eugéne gerçekte sosyetenin ne olduğunu anlaması görünen o büyülü dünyanın bir pislik çukuru olduğunu görmesi yaşadığı tutku aşk hepsinin aslında büyülü bir perdeden görünen masal olması.. acaba acaba acaba..
Ben bırakmak istesem de ha gayret diyerek bu kitabı bitirmeme vesile olan değerli insan Mikail bey'e de teşekkür ederim.. yeni bir okur olduğum için etiketleyemiyorun.. :)
Babamın tek kız çocuğu olarak şunu düşündüm, benim babam da bana böyle düşkün ona daha sık seni seviyorum demeliyim şimdi varken yanımdaken.. mutlaka okuyun ve daha çok seni seviyorum demeyi ihmal etmeyin..
Goriot BabaHonore de Balzac · İş Bankası Kültür Yayınları · 202118,6bin okunma
Roman, ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişkileri, çatışmaları gayet başarılı bir şekilde bize aktaran değerli bir Fransız klasiğidir. Bu kitabı okurken bir babanın kızları için elinden gelen her şeyi
Honoré de Balzac (asıl ismi Honore Balssa; 20 Mayıs 1799, Tours - 18 Ağustos 1850), Fransız yazar.
Hayatı
Asıl adı Honore Balssa'dır. Ancak ismini Balzac olarak değiştirmiş ve soyluluk ifade eden De’ öntakısını eklemiştir. Köy kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası tüccardır. 6 yıl Vendome'da College des Oratoriens'te öğrenim gördü. Napolyon'un devrilmesinden sonra ailesi Paris'e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819'da yazılmış "Cromwell" başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü. Edebiyat hayatında çok başarılı eserler sundu. Birçok ülkede sayılan romanları ve kitapları çok büyük ilgi gördü ve tepkileri üstüne topladı. Edebiyatta başarılı olan Balzac hayatının sonuna kadar edebiyatla uğraştı.
Edebiyat kariyeri
1829'da yazdığı "Les Chouans" isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçeye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak) çevrildi. 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante'yi anımsatan bir başlık koydu: "İnsanlık Komedisi". 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834'te yayınlanan "Goriot Baba"da uyguladı. 1836 ve 1837'de İtalya gezisine çıktı. 1828'de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy'de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu.
1847'de Polonya'da sevgilisi Eveline Hanska'nın şatosunda kaldı. 1850'de Eveline ile evlendi Paris'e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantıksal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli "klasik roman tekniğini" Balzac'ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle "romanın Shakespeare'i sayılır.
1789’la başlayan ve uzun bir süreç alan Fransız Devrimi sırasında gelişen toplumsal değişimi anlatan; çatışmaları, iyiyi kötüyü ortaya koyan, Cumhuriyetçiler ve Kraliyetçiler’in 1830’da ülkeyi bırakıp gitmek zorunda kalan X. Charles’e dek yaptıkları kanlı kansız tüm çekişmeyi özellikle göz önüne seren, bireylerin bu çatışmadaki ulu düşüncelerin altında aslında kendi çıkarlarını nice korumaya çalıştıklarını betimleyen; sevgi, güç gibi evrensel konuları tüm çıplaklığı ve eleştirel bir yaklaşımla inceleyen; günümüz okuruna sıkıcı gelebilecek ama öncelikle Fransa ve demokrasiyi algılayabilmekte yardımcı olması bakımından tüm dünya için önemli bir Roman yazardır. Fransız Devrimi’nin geçmişsel belgesidir kitapları.
İnsalık Güldürüsü, yazarın 1830’da kendi yapıtlarını toplamaya başladığı bir üst yapıttır. Şu anda emin değiliz ama belkide 1830’da Kraliyetçiler’in yenilgisini perçimleyen sürgünden sonra devrimdeki ulu düşüncelerin bir yalan olduğunu düşünerek böyle bir yola gitti.