Hermann Hesse,' in uzakdoğu felsefesine duyduğu ilginin bir yansıması olarak kaleme aldığı kitap olan Sidarta, bir Brahman oğlu üzerinden sabır metanet ve sevginin yüceliğini, insan olmanın gelişmenin canlıları sevmenin arınmanın neticesinde Budha olan Nirvanaya ulaşan Sidarta' nın öyküsü.
Hesse, Budha oluncaya kadar geçen sürecin oruç tutarak, meditasyon yaparak, yargılarından arınarak ve dünyevi zenginliklerden uzak durarak gerçekleşmeyeceğini aksine hayatın yaşadığımız anların toplamından oluştuğunu ve yaşadığımız şeylerin bizi biz yaptığını anlatıyor. Git diyor git ve yaşa hayatı, hata yap, acı çek, sev, seviş, tüm bunların sonucunda geriye dönüp bakınca kendinle yüzleş hatalarına yüzleş, kendi gerçeğini ve hayatın gerçeğini kabul edip huzura erebilirsen bilgesin demektir. Tüm bunları kabullenip hayata devam edebilmek bile bilgeliktir, kolay değil... yaşa, gör, tecrübe et.
Bu yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Dilinin sade oluşu ve çevirinin güzel yapılması dolayısıyla okunuşu kolaydı. Hikayenin basit tutulması ve verilmek istenen mesajların metne yedirilmesi kitabın değerini arttırmış. Kitap Hint felsefenin bazı görüşlerinin üzerine bina edilmiş. Hayatın anlamı ve bilgelik üzerine güzel bir kitap olmuş.
İhsan Süreyya Sırma yazdığı kitaplar içinde en çok Nehirlerin Dili isimli olanı sevdiğini söyler. Kitabın içeriği ile de alakalıdır ama bence daha çok kitabın ismine vurgu yapıyor Sırma.
Nehrin konuştuğu dil hem örtülü hem örtücüdür. Nil, Tuna, Fırat... nice acıların üzerini örtmüştür...bazen kan, bazen mürekkep olup akmıştır. Acıların üzerini örterken aynı zamanda anlatmıştır da. Asıl acı olan, acıyı anlatırken onu örtmektir. Bu yüzden nehir acıyı örterken örtülü konuşmayı edep bilmiştir.
Akan bir nehrin bir bıçak gibi her şeyi ikiye bölebileceğini hatırlayın. Geçmiş ile geleceği mesela! Dünya ile ahireti, ruh ile bedeni, şehir ile bâdiyeyi...ve hatta kişi ile kalbi arasından koca bir nehir akabileceğini hatırlayın.
Nurullah Genç'in şu dizeleri çok manidar gelmiştir bana hep:
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayalî
Hazîndir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Hayalî, kırık bir kayık ile geçmek zorunda olduğumuz nehirleri hatırlayın. Sidarta'nın yaşamı hep bir nehir üzerinde geçiyor aslında. Kıyılarında dolanıp durduğu bir nehir. Nehrin iki kıyısında, birbirine zıt iki hayat süren Sidarta, aradığı hayatı nehirde ve bu nehir üzerindeki bir kayıkta buluyor sonunda. Nehrin dilini öğrenip ondan öğreniyor aradığı şeyi.
"Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmasını beceremez, dışardan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep..."
Sidarta en iyi yaptığı işleri şu şekilde listeliyor: "Oruç tutmak, beklemek ve düşünmek"... Bir nehri anımsatmıyor mu? Her üçü de iki farklı şey arasında cereyan ediyor tıpkı bir nehir gibi. Nehir iki kıyı arasında varlıl orucu tutuyor sonunu bekliyor ve derin derin düşünüyor....
Sanırım önemli olan içimizde akan nehirdeki kayık ve kayıkçı...bize nehrin dilini ve
Hermann Hesse'nin "Siddhartha" Romanı: Yolculuk, Aydınlanma ve İçsel Dönüşüm
Hermann Hesse'nin 1922 yılında yayımlanan "Siddhartha" adlı eseri, Siddhartha Gautama'nın hayatını temel alarak yazılmış bir roman olarak öne çıkar. Kitap, Siddhartha'nın dünyevi zenginliklerden uzaklaşıp kendi içsel gerçekliğini keşfetme çabasını anlatır.
Roman, Siddhartha'nın Brahman geleneği içinde yetişmesi, ancak kendi içsel huzurunu bulmak için geleneksel yolları reddetmesiyle başlar. Siddhartha, öğretileri ve dini normları sorgulayarak, kendi benliğini anlamak ve gerçek aydınlanmayı bulmak için dolaşımaya çıkar.
Hesse'nin dili, okuyucuyu Siddhartha'nın içsel yolculuğuna katılmaya davet eder. Doğa ve insan doğası üzerine derinlemesine düşüncelerle örülü bu eser, sadece bir karakterin değil, aynı zamanda insanlığın evrensel arayışını da anlamaya çalışır.
Siddhartha, doğa ve yaşamın döngüsüne olan bağlılığı vurgulayarak, bireyin kendi iç dünyasında denge ve anlam arayışını resmeder. Hesse'nin eseri, spiritüel büyüme ve kendi gerçeğini bulma konularında derin bir anlam taşır.
Inceleme: Siddhartha'nın Derinlikleri ve Evrensel Mesajı
Siddhartha, sadece bir din ya da kültürle sınırlı kalmayan evrensel bir mesaj taşır. Hesse, eserinde insanın yaşamın özündeki sırları keşfetme arzusunu ustaca işler. Siddhartha'nın felsefi diyalogları ve yaşadığı deneyimler, okuyucuyu kendi içsel yolculuğuna yönlendirir.
Roman, sadece Hindistan'ın kültürel bağlamında değil, aynı zamanda insanın evrensel doğasını anlama çabasında herkesin bulabileceği derinlikte bir öykü sunar. Siddhartha'nın deneyimlediği acılar, sevinçler ve aydınlanma, her okuyucunun kendi yaşamının bir parçası gibi hissedilebilir.
Tavsiye: Siddhartha'yı Okurken Nelere Dikkat Edilmeli?
Siddhartha okurken, Hesse'nin dilindeki
Bazı kitaplar vardır okunmalıdır, her dönem okudugunuz da size farklı duygu düşünce yaşatıp derin bir hissiyat uyandırır.. Hermann Hesse hem yazar olup hemde ressam olarak bu işi çok iyi yapmıştır..
Kitapla geç karşılaştığımı düşünüyorum ama vardır bunda bir hayır sonuçta okumuş olmanın lezzeti paha biçilmez..
Sidartha, 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Alman yazar Hermann Hessenin başyapıtıdır.
Budizm felsefesi, uyandıran, Öz'e ulaşmak için çabalayan, om olmuş birinin, kimseyi sevmeyeceğim düşüncesi ile yazılsada sevgi içeren hakk yolunda sade yorucu olmayan düzlükte yazılmış şahh eserdir..
Okuyalım..
Bir başyapit. Cok yalın bir dille yazılmış, kendi içine yolculuk hikayesi. Kendi seçimlerini yaşayan, her seçiminin sonuçlarına, iyisine de kötüsüne de katlanan bir yolcunun hikayesi.
Herman Hesse'den okuduğum ilk kitap. Kitap çok sürükleyici hele merakla alınmış bir kitap ise akışına hemen kapılıyor insan sidarta ile yola çıkıyor ona yoldaşlık ediyor.insanin kendi içinde bir şeyler hareketlenmeye istemeden de olsa kendine bişeyler sormaya başlıyor. Ben bir keşiş değilim samana da olamam günümüz dünyasında ama başını alıp gitme fikri hepimizin bazen aklına gelmiyor mu zaten işte sidarta hepimizin yerine bunu yapıyor soruyor, düşünüyor ve bulamıyor..
Sidarta bazı şeylerin üstesinden çok çabuk geliyor kapılıp gidiyor bazen çok sonra anlıyor ama her zaman anda kalmaktan bahsediyor gibime geldi benim. İnsanı herseyde anlam aramak mi yoksa aramamak mi? İkilemine düşürüyor. İnsanları kucumsuyor sonra onlar gibi oluyor en sonda onları anlamaya onlara saygı duymaya başlıyor. Bence okunmaya değer bir kitap çünkü dili akıcılığı çok dozunda ve güzel o yüzden okunası bir kitap diyip burda sonlandırıyorum incelememi.
İyi aksamalar sevgili okurlar..
Sidarta'nın yaşamı ile Gotama Buda'nın ( Ailesinin kendisine verdiği isim de Sidarta'dır) yaşamındaki paralellikler ilgi çekici gerçekten.
Sidarta'nın yaptığı yolculuk aslında kendi içine doğru yaptığı bir yolculuk, bir anlam arayışı.Başlangıçta, Samanalara katılan Sidarta, sonrasında Gotama Buda'nın öğretisinin de peşine düşer.Ancak hiçbir öğreti yetmez Sidarta'ya.Sadece iyi olmak, dünya zevklerinden elini ayağını çekmek, huzura kavuşturmaz Sidarta'yı.Tekrar insanların arasına karışır.Başta cinsellik olmak üzere, her türlü zevki tadar.Yaşadığı bu hayat da mutlu etmez onu.En sonunda aradığı anlamı kayıkçı Vasudeva'nın yanında bulur.
Aslında öğrendiği bilgeliğin öğretilemeyeceği, her şeyin karşıtı ile var olduğudur.Bir bildungsroman diyebileceğimiz Sidarta'da düalizm de yoğun olarak göze çarpıyor.
Aslında öyle ya da böyle hepimiz Sidarta'yız.Hepimiz yaşamın anlamını arıyoruz.Kimimiz buluyoruz kimimiz bulamıyoruz.
Tavsiye ederim, okuyun bence.️
Merhaba Patokur Bugün sana ödüllü bir kitaptan bahsedeceğim. Hermann Hesse- Siddhartha...
Kitap 1946 yılında Nobel Edebiyat ödülünü almış. Hatta 20. yüzyılın en büyük romancılarından Henry Miller bu roman için; "Benim gözümde kutsal bir kitaptan kat kat üstün bir ilaçtır." demiş. O kadar beğenmiş yani
Aslında temelde hayatının amacını arayan, kendi "ben"ini bulmaya ve Nirvana'ya ulaşmaya çalışan, bunun için maddi ve manevi uzun bir yolculuğa çıkan soylu bir Brahmanın hikayesini anlatıyor. Aslında burada Siddhartha diye bahsedilen kişi bildiğimiz Buda. (Hani şu bağdaş kurmuş oturan Buda. Bu isim kendisine ölümünden yüzyıllar sonra verilmiş.) Siddhartha içinde yaşadığı toplumun inanç sisteminde istediğini bulamaz ve daha fazlasını isteyerek bir yola çıkar.
Kitap, Budizm felsefesini ince ince işlemiş. Hatta olaydan çok doğu mistisizmi ve Budizmin içerik anlayışından bahsedilmiş diyebilirim. Bu anlamda dili biraz ağır gelebilir. Ama buradaki ağırdan kastım yabancı kelimelerin, sembollerin ve imgelerin fazla olmasından ziyade felsefe ve mistisizm ile ilgili anlatıların ve tanımlamaların fazla olması.
Spoi olmasın ama Siddhartha sonunda pek çok yerde bulunmasına, pek çok bilge ile tanışmasına hatta bir ara dünya zevklerine dalıp çocuk sahibi olmasına rağmen, bilgiyi bir nehirde buluyor.
Dikkat Kitap size iyi şeyler hissettirebileceği gibi hayati sorgulamanıza neden olup sizi bir sürü soru işareti ile de baş başa bırakabilir.
Benim bu kitaptan çıkardığım ders ise;
Her insan aradığı her ne ise onu kendi yolunda ilerleyerek bulmalı. Çünkü başkasının koyduğu değişmez ve esnemez kurallar ile kendi benliğimizi bulmamız imkansız. İnsan için en önemli şey dünyayı sevmek, ona kendisine ve tüm varlıklara sevgiyle, hayranlıkla bakabilmektir.
Merhaba dostlar
İnsanın kendini bulma, dünyayı anlama arayışına ışık tutabilecek bir kitap Siddhartha. İlk kez 1922 yılında yayınlanmış. Birinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda, insanları yaşamlarını yeniden kurmaya çağıran bir roman olarak görülmüş ve yıllardır en çok okunan kitaplar arasında.
Bir Brahman oğlu olan yakışıklı Siddhartha gerçek bilgiye ulaşmak için hayatındaki tüm zenginliklerden ve ailesinden vazgeçerek arayışına başlıyor. Biz de ona yolculuğunda eşlik ediyor, hayatın sırlarını anlamaya çalışıyoruz.
Yazar, Budizm felsefesini şiirsel bir dille aktarmış. Benim bu tarzla aram pek iyi değildir. Belki de bu yüzden kendimi kaptıramamış olabilirim. Fakat çok önemli, ufuk açıcı cümleleri beni bile etkiledi. İlk defa 1995 yılında okuduğum bu kitabı ikinci defa, dersler çıkararak yeniden okuduğuma memnunum.
Sevgiyle kalın
1877'de Almanya'nın Calw Kasabası'nda doğdu. 1962 yılında İsviçre'nin Montagnola Kasabası'nda yaşamını yitirdi. İlk şiirini yirmi beş yaşında yazdı. Ardından Peter Camenzind, Çarklar Arasında, Gertrud, Rosshalde, Demian ve diğer romanları geldi. Birinci Dünya Savaşı'nda Alman militarizmini protesto etmek için İsviçre'ye yerleşti. İkinci Dünya Savaşı'nda hem Naziler, hem de antifaşistler tarafından sert şekilde eleştirildi. Bu eleştiriler, ayrıca sorunlu aile yaşamı ve savaş esirlerine yardım konusundaki yoğun çalışmasının sonucu ağır bir bunalım geçirdi. Jung'un öğrencisi Lang ona psikanaliz tedavisi uyguladı. Lang ile dostluğu ruhbilime ve Jung'a duyduğu ilgiyi körükleyerek şiirsel iç dünyasını zenginleştirdi. İnsancıllığı, barışseverliği ve insan yaşamını irdeleyen felsefesi, Bozkırkurdu, Narziss ve Goldmund ve Siddhartha adlı romanlarında özellikle belirgindir. Boncuk Oyunu adlı romanından sonra 1946'da Nobel Edebiyat Ödülü aldı. Doğu edebiyatına ve mistisizmine düşkünlüğü, ayrıca bireysel bunalımlara çözümü Doğu felsefesinde arayışı, 1960 yıllarında canlanan Budizm ve Zen Budizm akımlarının da yardımıyla özellikle Amerikan hippi gençliği arasında en çok okunan yazarlar arasına girmesini sağladı. Eserlerinin büyük bölümü Türkçe'ye çevrildi.