• Satranç ve Tavlanın Hikayesi
    Satranç Hindistan’da yaklaşık 1500 yıl önce bulunmuş klasik bir strateji oyunudur.
    Efsaneye göre Hint İmparatoru danışmanlarına, çocuklarının savaşta iyi düşünen başarılı birer general olmaları için bir yol bulmaları talimatını vermiş ve bu talimat üzerine imparatorun danışmanlarından Herssabbin Dahire adlı bir Hint düşünürü satranç oyununu bulmuştur.
    Daha sonra Hint İmparatoru, bir satranç takımını, yanında bir mektup ile birlikte, hediye olarak Pers İmparatoruna göndermiş. Mektubunda oyunla ilgili hiç bir açıklama yapmamış, sadece:
    Pers İmparatoru’na:
    “Kim daha çok düşünüyor,
    kim daha iyi biliyor,
    kim daha çok ileriyi görüyorsa o kazanır.
    İŞTE HAYAT BUDUR…”
    diye yazmış.
    Pers İmparatoru bu mesajı dönemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile paylaşmış ve ondan önce oyunu çözmesini, sonra da karşılık olarak Hint İmparatoru’na hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini istemiş.
    Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu; dünyanın en popüler oyunlarından biridir. Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi de son derece etkileyicidir.
    Tavlanın 4 köşesi 4 mevsimi, içindeki karşılıklı 6′şar hane 12 ayı, pulların toplamı ayın 30 gününü ,siyah-beyaz pullar gece ve gündüzü, karşılıklı 12′şer hane günün 24 saatini simgeler..
    Buzur Mehir’in bulduğu oyunu çok beğenen Pers İmparatoru, Hint İmparatoru’nun hediyesine karşılık olarak bir tavla takımı göndermiş. Hediyesine iliştirdiği mektupta ise şöyle yazıyormuş:
    Hint İmparatoru’na:
    “Evet,
    Kim daha çok düşünüyor,
    kim daha iyi biliyor,
    kim daha çok ileriyi görüyorsa o kazanır.
    ama şansı da unutmamak gerekir.
    İŞTE HAYAT BUDUR…”

    Alıntı
  • Bizim açımızdan cinsel organ yaraları, ishal, öksürük birer “hastalık belirtisizdir. Mikrop açısındansa, mikrobun yayılmasını sağlayan akıllıca evrimsel stratejilerdir, işte bu yüzden “bizi hasta etmek” mikrobun çıkarınadır. Ama niçin bir mikrop, taşıyıcısını öldürmek gibi kendi kendini yok edici bir strateji geliştirsin?
    Jared Diamond
    TUBİTAK Popüler Bilim Kitapları 26. Baskı
  • "Yeni Dünya Düzeni'nin Av Sahası Bosna-Hersek", 1994 yılında piyasa çıkmış bir kitaptı. Yazarı Tanıl Bora, iyi bir sosyolog ve yazardır. Bu kitabının yeni baskısı olmadığı için, uzun süredir arıyor, kendisinde dahi bulamıyordum. Neyse ki yeni baskı yapılmış. TÜYAP’ta görünce hiç duraksamadan alıverdim. Kitap, savaş devam ederken yazılmıştı. Yeni bir önsöz ve Kosova için yazılan ikinci baskı yazısı dışında hiçbir müdahale yapılmamış.

    Şunu hemen ifade edeyim ki, Tanıl Hoca beni yanıltmadı, çok başarılı bir dönem kitabı oluşturmuş. Üstelik dediğim gibi, kitap Bosna Savaşı devam ederken, acılar ve olaylar çok taze iken yazılmıştı. ( Bu nedenle 1995 yılına ait her şey gibi, Srebrenica Katliamı ve Dayton Barış’ı gibi konular kitapta yok. ) Bora’nın, kitabı henüz 30 yaşında iken kaleme aldığını da ifade etmeliyim.

    Bosna benim için çok kıymetli, ilgi çekici bir bölge. İlkgençlik yıllarıma denk gelen o dönemi milliyetçi-muhafazakậr hislerle yaşamış biri olarak nispeten objektif bir bakış açısıyla yazılmış bu kitabı merak ediyordum.

    Bu anlamda kitabı biraz da yüreğim pırpır ederek okudum. Öyle ya, yıllarca doğru bildiğim pek çok şey şehir efsanesi çıkabilir miydi? Hadiseler bize anlatılan gibi olmayabilir miydi? Çok sevdiğim Aliya İzzetbegoviç, gerçekten benim kafamdaki portreye uygun muydu?

    Cevap vereyim; evet… Bora’nın farklı ve nispeten objektif bir pencereden yazdığı kitap sona erdiğinde Bosna ve Bosna Savaşı ile ilgili hemen her şeyin yerli yerinde olduğunu hissettim. Mesela Bogomillik ile ilgili bildiklerim, Bosna tarihi, Güney Slavları… Osmanlı dönemi Bosna’sı; Bosnalıların din algıları… 20. Asırda yaşananlar… Keza Aliya İzzetbegoviç’in fikir dünyası ile ilgili düşündüklerimin, gerek Sırp gerekse de İslamcı çevreler tarafından bir siyasal İslamcı gibi gösterilme çabalarının beyhude oluşunu gördüm…

    Kitap Bosna tarihiyle başlıyor. Tarihi süreçte Bosna ve Boşnak kimliğini anlatan bölümden sonra iç savaş dönemine geçiliyor. Maalesef o acı yılları tekrar hatırlamak zorunda kalıyoruz. Bu sırada her Sırp aynı mıdır sorusunun cevabını alabiliyoruz ve savaş ile ilgili pek çok şeyin de…

    Diğer bölümlerde Sırbistan ve Hırvatistan’da milliyetçilik ile Bosna-Hersek’in durumu işleniyor. Akabinde ise önce dünyanın Bosna Savaşına bakışı ve son olarak da Türkiye kamuoyu ve devletinin Bosna meselesindeki durumu anlatılıyor.

    Kitapta altını çizdiğim çok fazla yer oldu. Bazılarını paylaşmak isterim:

    “Bosna-Hersek her şeyden önce halklar arasında, hele "yüzyıllarca bir arada yaşamış" halklar arasında milliyetçi kışkırtmaların nelere yol açabileceğine dair bir büyük "derstir."
    “Zira Bosna-Hersek -ki onun Yugoslavya'nın etnik ve kültürel mozayiğinin minyatürü olduğu söylenmiştir...Yugoslavya'da "birlikte yaşama pedagojisi" açısından en tecrübeli ve "gelişkin" toplumsal gerçeklik, Bosna-Hersek'inkiydi... Dolayısıyla Bosna-Hersek'in 'yitişi', herhangi bir dini-milli taraf ( öncelikle, sistematik bir etnik kırımın seçilmiş ve ağırlıklı mağduru olan Müslümanlar) adına bir kayıp, bir yenilgi olmaktan öte bu umudun yitişidir, yenilgisidir.”

    “Cinayetler özellikle genç nüfusu hedef aldı. Genç erkeklerin öldürülmesi ve genç kadınların ırzına geçilmesi, Bosna-Hersek'te Sırp olmayan nüfusun ve özellikle Müslümanların kökünü kurutmaya dönük bir strateji idi...Prijedor'da kentin Müslüman belediye başkanı Muhamed Celayic işe yakalanan bütün öğretmenler ve hekimler toplama kamplarında öldürülmüştü.”

    “İslamcılığa sempati duyduğu söylenemeyecek olan pek çok Batılı gazeteci ve yazar, İzzetbegoviç'in gerek demeçlerinde gerekse kendisiyle yapılan mülakatlarda uluslararası cihad ve İslami totalitarizm perspektifinden uzak bir tutum sergilediğine dair karşı kanıtlar ve izlenimler sunmuşlardır.”

    Ve son olarak, acılardan daha acı olan şu şey:

    “Bosna-Hersekliler için belki de en büyük travma, saldırının, cinayetin, işkencenin, eziyetin düne kadar iç içe yaşadıkları komşularından, iş arkadaşlarından gelmesi oldu.“

    Özetle, Bosna Savaşı ile ilgili bilgi sahibi olmak ve yetkin bir eser okumak isteyenler için, yıllar sonra yeni baskısının yapılmasının elzem olduğunu ispatlayan, çok iyi bir çalışma bu kitap.
  • Brzezinski'nin "Kriz Bölgesi" stratejisi olarak nitelendirdiği strateji, temel olarak giderek büyüyen ekonomik kriz döneminde Sovyetler Birliği'nin istikrarını bozmak amacıyla Sovyet Orta Asya’sındaki Müslüman nüfusu kışkırtma stratejisiydi.
  • Su hastaysa zaman içindeki sudaki balıklar da hasta olur.Tek tek balıkları iyileştirmeye çalışmak iyi bir strateji değildir. Suyun kirliliği ile ilgilenmek vr suyun kirliliğine öncelik vererek bu duruma çare bulmak gerekir...
  • Kendi kendini kurtarıcı ilan eden tüm bu ordular, halk hareketleri ve cepheler yozlaşıp, rakiplerinden ayırdedilemeyen yağmacı çetelere dönüştü. Kendilerini süslemek için kullandıkları karışık alfabe, FNLA ya da ANLF, MPLA ya da MNLFonları birarada tutan şeyin bir amaç, bir proje, bir düşünce değil bu isimleri hak etmeyen bir strateji olduğunu kimseden gizleyemez, çünkü bu stratejinin adı: haydutluk, cinayet ve yağmadır.
  • Enver Paşa'nın başarısızlığıyla Kemal Paşa'nın başarısını karşılaştırırsanız, strateji yönünden ne kadar farklı olduklarını görebilirsiniz. Enver, amacını gerçekleştirebilmek için dosdoğru gider, bir duvara çarptığı zaman onu yıkmaya çalışırdı. Sonunda yenik düştü. Kemal ise, bir engelle karşılaştığı zaman, onu aşana kadar sabırla bekler; genellikle de amaçlarına ulaşır.