• Savaşçıyı savaşçı yapan onun kendine, topluma, yaşama bakış tarzıdır, yaşam felsefesi ve bu yaşam felsefesi içinde yaptığı eylemdir.
  • Kazansam da kaybetsem de, tek başına savaşıyorum
    Özgürsem özgürüm kimseyi gereksinmeden
    Öyle hiç bir İsa'nın benim için kendini
    Feda edebileceğini düşünmesini istemiyorum.
  • Hayatımız öncelikle bakır bozukluklarla yapılmış bir ödemeye benzer; bizim bu ödemeye karşı bir alındı makbuzu vermemiz gerekir; bakır bozukluklar günler, alındı makbuzu ise ölümdür der... Filozof...
    sf / 11

    Tam bu noktada hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgide ,bizi derinlemesine sorgulatmaya yönlendiren Alman filozof Arthur Schopenhauer bu eşsiz eserinde bize hayatın anlamını, derin bir sorgulama tekniğini, bütün yaşamımız boyunca mutsuzluğun neden mutluluğa daha baskın geldiğini, yaşamı başlı başına bir ızdırap olarak gördüğünü, neden ve sonuç ilişkisi içerisinde sık eleyip ince dokumuş.... Aynı zamanda Kant'ın öğrencisi Nietzsche'ninde akıl hocasıdır.


    Hayatın anlamı mı! bize çok uzak bir kavram değil, ama yakında denilemez. Hemen hemen hepimiz hayatımız boyunca bu soruyu binlerce defa kendimize sorup üstüne derinlemesine bir çözümleme yapmışızdır.
    İnsanlar genel olarak bu soru üzerinde kafa yormaz...Ama soru insan tarihinin geçmişi kadar eski. Ne var ki bu soruyu bir yenilgiye uğradığımız zaman sorduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz; "Niçin bütün bunlar? Ne anlamı var yaşamın? Yaşam tekneleri yelken açmış güzel güzel yol aldığı sırada, bir viraj da hızını alamadan bariyerlere çarpıp uçurumun dibine toslamıştır. Zorlu sınavlardan geçmemiz gerekmediği sürece, böyle bir soruyu sözcüklere döküp açığa vuramayız bilee... Tercih mi ?
    Tercih yapmaktır diyecektim ama vazgeçtim. Çünkü bu sadece benim hayatımın anlamı. Başkalarını bağlamayabilir. Başkalarının hayatı çok fazla çeşitlilik arz edebilir...
    Dibe vurduğumuz zaman çekeriz isyan bayrağını. Schopenhauer, isyan bayrağının en tepesinde bizlere sesleniyor...


    Hayatın anlamı ? Şu'mudur acaba ?
    Güzel bir iş , iyi bir kariyer, güzel bir ev, son model bir araba, ev de kıçımızın rahat etmesi için güzel mobilyalar, rahat horlamamız için güzel bir yatak, güzel bir evlilik, gelecek için kurulan planlar, mutlu olmak, ya da olduğunu varsaymak ve ikilimde kalıp bunu sürekli sorgulamak vs. liste uzayıp gider....

    İnişli çıkışlıdır hayat, üstelik inişleri fazladır çıkışlardan. Bazı zamanlar metro çıkışlarındaki yürüyen merdivenlerden çıkmak gibidir. Bazense çıkılması gereken Everesttir. Üstelik çok kolay sekteye uğrar bu çıkışlar, siz binersiniz yürüyen merdivene, tam çıktım dersiniz hoooop durur merdiven. Çünkü birileri vardır her zaman, ikazlara rağmen o kırmızı düğmeye basan. Sonra bir de beklentiler vardır. Hayattan beklentiler... Bunlar genelde iyi bir iş, iyi bir ev, iyi bir eş, iyi bir kaç çift çocuk, iyi bir eğitim, iyi bir araba, iyi, iyi, iyi...Hep iyi şeyler beklenir hayattan. Temenni hep o yöndedir. Haliyle tüm beklentiler iyi olunca hayal kırıklıkları da çok olur. İşte bu hayal kırıklıkları çoğalınca zaten bu hayatlar boğaz köprüsünde son bulur. Hayattan beklediklerini alamayan insanlarsa çareyi evlilik programlarında bulur. Kutsal bir müessese olan evlilik tam da bu yüzden bozulur, ticari bir müessese olur.


    Sonu yok değil mi ? Zevklerimizin bitmek tükenmeyen isteklerimizin, ulaşılmazın pesinden gitmemizin , onu elde etmek için çabalarımızın mutluluğu arayıp arayıp bulamamızın.... Sonu yok.. Çünkü insan doymak bilmeyen bir canavar.
    Schopenhauer' göre her tatmin edilmiş arzu bir yenisini doğurur. Bu dünyada imkan dahilinde olan hiçbir tatmin onun şiddetli arzusunu dindirmeye, taleplerinin önüne nihai bir hedef koymaya ve yüreğinin dipsiz kuyusunu doldurmaya kifayet etmez.. Sf/ 9


    Çoğu zaman hor görülmüş, bazı zamanlar takdir edilmiştir hayat.... Dört köşeli, küçük ve rutubetli bir hastane odasında, yedinci doğumunu yaptırmış, sekizinciye hazırlanan, sabahleyin işe gelmeden eşiyle tartışmış, otobüste yer bulamadığı için ayakta kalmış, öfkeli ama genelde nazik bir ebe tarafından başlamış, son bulmayı bekliyor.

    Schopenhauer felsefesi gerçekçi ve korkusuz olmak niyetindedir. Bilinmeyen ya da ifade edilemeyene atıf yapmaz. Onun için acı gerçekleri görmek temel motiftir. Kendi zamanından bağımsız, evrensel yargılara ulaşmayı amaçlar. Onun felsefesi, yaşamdaki ve insanın içindeki kötülükten sıyrılmaya yönelik bir çaba olarak görülebilir. Schopenhauer dünyayı sefalet ve ıstırapla dolu bir yer olarak görür. İçinde yaşanılan dünyanın olabilecek en kötü dünya olduğu nu savunur..

    Hayatın anlamını, enine boyuna araştırmak yaşamın derinliğini sorgulatmak, ve araştırmak isterseniz, Schopenhauer' la tanışma vaktiniz gelmiştir artık....Kapısını bir çalın derim.
  • “bütün felsefesi dünyaya çarpıp dağılmış
    çocukluğumun karar verilmeden yapılmış bir hata
    ilk gençliğimin geleceksizlikle geçmiş olmasına kafa yorarak
    üzerinde biraz durduğumda yalpalayan fikirler
    dört biradan sonra sarhoş
    dünyayı ölmüş birini hatırlarmış gibi hatırlayarak
    kadife pantolonlara, enine çizgili kazaklara, esprisiz tişörtlere
    bulaşık makinalarına ve bir yaşam stili olarak köy peynirlerine
    kırma zeytinlere, romanda düşsel metinlere, şiirde gerçeği arayarak
    ve dünyanın en az içki içen alkoliği olarak
    iyi sarılmış sigaraları, gerçek olmayan atları
    gerçek olan atları ve diğer tüm hayvanları kardeşlerim
    insanı, bir küfür olarak;

    tekrar söylüyorum; eski hikâyeler yeniden yanlış hatırlanacak,
    tekrar söylüyorum; tarih en baştan yanlış anlaşılacak,
    tekrar söylüyorum; filmin sonu bu kez de değişmeyecek:

    seni seviyorum, hepimiz öleceğiz.“
  • Birbiriyle çelişen ve yalnız kendisinin doğru olduğunu ileri süren bir sürü inanç, düşünce ve yaşam biçimiyle karşılaşan bir kimse, sonunda bütün bunların hepsinden, her şeyden kuşkulanmaz mı?
  • Çağdaş dünyanın gerçekleriyle ve kendi tarihsel mirasını uzlaştırıcı bir yaşam felsefesi geliştirememiş toplumların, olgunlaşmış bireyler üretebilmelerini beklemek bir ütopyadır.
  • #Kitapyorum
    #VictorHugo
    #Sefiller
    Bitti... Ama niye bitti ki???
    Çok alışmıştım oysa . 23 gündür benimle beraberdi. Rüyalarıma girdi, hop oturup hop kalktım vallahi
    Sonuç... Bu şaheseri okumanın haklı gururu içerisindeyim 🤗.
    14 yılda tamamlanan bu eserde neler yok ki...
    Suç, ceza, toplumsal çöküş, Din, vicdan, Fransız Devrimi, aşk, dostluk, iyilik, kötülük, Tanrı, şeytan, inanç, başkalaşım, felsefe ve bunun getirisi her şey.
    Hayatın artıları ve eksileriyle yüzleşmek bu eserde... Yani;kitap içinde kitap, dünya içinde dünya, zaman içinde zaman... İçine bir tutam sevgi, hoşgörü, umut, özveri ve kocaman yürekli
    Jean Valjean karakterini harmanlayarak önümüze servis edilen muhakeme silsilesi.
    Hoşunuza gitmeyen tek satır veya altını çizmeden geçemeyeceğiniz hiç bir konu yok gibi neredeyse.
    Karakterimiz Jean Valjean anlaşılacağı üzere.
    1800'lü yılların Fransa 'sında ailesinin açlıktan kırılmasına daha fazla dayanamayan karakterimiz, sadece bir ekmek çalma suçundan kürek mahkumluğuyla cezalandırılır.
    Adaletsizliğin, yargının ve toplumsal erdemlerin yanlış şekillerde doğması ve zehrini kusması bu olaylarla gün ışığına kavuşur.
    Nefret, kin, isyan, inanç reddi böylelikle şeytanla anlaşma masasına oturmak zorunda bırakır kahramanımızı. (Hemen moraliniz bozulmasın. Şeytanı alt etmeyi ve papucunu ters giydirmeyi başarıyor. Küçük bir tüyo). 2 ciltlik 1700 küsür sayfadan oluşan fakat bitmesini istemeyeceğiniz garantili;insanlık ve yaşam felsefesi macerasında inanılmaz öykülerle karşılaşacaksınız.
    Çok zengin bir düşünce yapısı ve sıcak anlatımı ile okuyucuyu çok çabuk sarmalayan ve etkileyen ;sıradan acıların, kayıpların, sevinçlerin, aşkın ve iyiliğin gücünü basit bir dille çok çok iyi vurgulayan, engin düşünebilen, düşündürebilen olağanüstü bir uslübu var yazarın. Okurken siz de hak verecek ve göreceksiniz ki ;olaylar arasındaki kurguyu ve karakterleri adeta puzzle 'nın parçaları gibi karıştırıyor, beyin fırtınası yaşatıyor fakat okuyucuyu şoke edecek şekilde parçaları öyle bir yerleşmiştiriyor ki inanın mest oluyorsunuz.
    Kendinizi bu büyülü çarka huşu içinde bırakıyorsunuz.
    NOT: ÖLMEK BİR ŞEY DEĞİL, YAŞAMAMAK KÖTÜ...
    Mutlaka ama mutlaka okunması gereken klasiklerden. Şiddetle tavsiye ediyorum.
    Teşekkürler