Tarık Buğra

Tarık Buğra

Yazar
8.3/10
1.481 Kişi
·
6.013
Okunma
·
493
Beğeni
·
12.550
Gösterim
Adı:
Tarık Buğra
Unvan:
Roman, Hikâye, Oyun, Fıkra Yazarı ve Gazeteci
Doğum:
Akşehir, 2 Eylül 1918
Ölüm:
26 Şubat 1994
Tarık Buğra, (d. 2 Eylül 1918 – ö. 26 Şubat 1994). Roman, hikâye, oyun ve fıkra yazarı. Gazeteci.

Tarık Buğra Akşehir’de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir'de okudu. Ortaokulda Rıfkı Melül Meriç'in, yatılı okuduğu İstanbul Lisesi’nde ise Hakkı Süha Gezgin’in öğrencisi oldu. Yazar olmaya onuncu sınıfta karar verdi. 1936’da Konya Lisesi ’nden mezun oldu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydoldu. İki yıl sonra Hukuk Fakültesi’ne, oradan da Edebiyat Fakültesi’ne geçti. Burada Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan'ın öğrencisi oldu Mezuniyet tezini vermeden ayrıldı. Daha sonra Küçük Ağa adlı romanı Kaplan tarafından mezuniyet tezi olarak kabul edildi ve Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü'nden mezun oldu.

Gazeteciliğe 1947’de Akşehir’de babası Erzurumlu Mehmet Nâzım Bey’le birlikte Nasreddin Hoca gazetesini çıkararak başladı. 1951’den sonra Milliyet, Vatan, Yenigün, Yeni İstanbul gazeteleri ile haftalık Yol dergisinde yazdı. Bu gazete ve dergilerin bazılarında yazı işleri müdürlüğü yaptı. Tercüman Gazetesi'ndeki köşe yazarlığından 1976’da ayrıldı, zamanını bütünüyle edebiyata verdi. Devlet Tiyatroları’nda Edebi Kurul Başkanlığı’nda Edebi Kurul üyeliği yaptı.

Tarık Buğra, ilk piyeslerini ve "Yalnızların Romanı"nı askerliği sırasında yazmıştı. 1940’da tamamladığı roman, 1948’de Çınaraltı dergisinde tefrika edilmişti. Ama adı, İlk hikâyesi "Kekik Kokusu"nun beğenilmemesi üzerine bilenerek bir iddia ile üç saatte yazdığı “Oğlumuz” adlı hikâyesinin 1948’de Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı yarışmada ikincilik kazanmasıyla duyuldu. Bu yarışmada birinci yapılan ve Yunus Nadi'nin oğlunun askerde komutanı olan kişinin daha sonra tek satırı görülmedi. 1949’da yayımladığı ilk hikâye kitabı Oğlumuz’u, 1952’de Yarın Diye Bir Şey Yoktur, 1954’te İki Uyku Arasında, 1964’te Hikâyeler izledi. Kasaba yaşantısından, orta sınıf insanların ev ve aile ortamlarından kesitler verdiği hikâyelerinde, yoğun, şiirli bir dille aşk, yalnızlık, uyumsuzluk gibi temaları işledi. Olay örgüsünden çok iç gerçekliğe ağırlık verdi. 1955’te çıkan "Siyah Kehribar"la romana geçti.

Kurtuluş Savaşı’na merkezden değil, bir kasabadan baktığı Küçük Ağa’da (1963) yakın tarihe resmi tarih anlayışının dışına çıkan bir yorum getirdi. Bu romanın devamını 1967’de Küçük Ağa Ankara’da adıyla yayımladı. Firavun İmanı (1976), Dönemeçte (1978), Gençliğim Eyvah (1979), Yağmur Beklerken (1981) adlı romanlarında da Cumnuriyet’in çeşitli evrelerini, demokrasiye geçiş sürecindeki çalkantıları konu edindi. Ortaouyncusu “Komik-i şehir” Naşit’in hayatından yola çıkarak yazdığı İbiş’in Rüyası ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda başarı ödülü, Osmanlı İmparatorluğu ’nun kuruluş yıllarını anlattığı Osmancık’la (1985) Milli Kültür Vakfı Edebiyat Armağanı’nı, Yağmur Beklerken’le Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü’nü aldı. 1991’de Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Birey özgürlüğünü savunduğu Ayakta Durmak İstiyorum (1966) ve Üç Oyun (1981) adıyla kitaplaştırdığı piyeslerinin hemen hepsi sahnelendi, romanları TV dizisi haline getirildi. Fıkralarından seçmeleri Gençlik Türküsü (1964), gezi notlarını Gagaringrad (1962), dil ve edebiyat üzerine yazılarını Düşman Kazanmak Sanatı (1979), denemelerini Bu Çağın Adı (1979) başlıklarıyla yayımladı.

Tarık Buğra, 26 Şubat 1994'de kanser tedavisi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde öldü, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Tarık Buğra, öğretim üyesi Ayşe Buğra'nın babasıdır.

2004 yılında Akşehir'e Tarık Buğra heykeli dikildi.
Gözüm açıp gördüğüm, gönül verip sevdiğim, Orhan'ımın ve karnımdakinin babası; ne ki buyurursun, hep uyarım; ecel gelene kadar yoluna bakarım; yokluğun duymam ve duyurmam; alnıma yazılanı ar saymam, keder saymam. Allah'ın seni koruyup bize bağışlayacağına da inanırım.
İyi yetişmemiş insanların ülkesinde düzen bir bozuldu mu; mağara devri, taş devri hortluyor. Bu bütün tarih boyunca böyle olmuş, böylece de gidecek.
Kadir bilmek, kıymet bilmek; bağlılığın, saygının, güvenin karşılığını vermek, değerli olmanın, sayılmanın, güvenilmenin ilk şartıdır; (eşi Malhun Hatuna karşı) böyle düşünmektedir Osman beğ.
Hey Osmancık, yiğit, tek yiğit öfkesini yenendir; gücünü, kuvvetini, gönlünü, başını öfkesinden arındırandır; benliğinden sıyrılan kuldur.
Ve bir tek şeye yanarım : Kibrin ve akılsızlığın yüzünden milletin ziyanlara düşecektir.!
Tarık Buğra
Sayfa 256 - Ötüken yayınları
376 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Okulla beraber okuma hızımız düşse de bırakmadım ve sonunu getirdim bu eserin de şükür. Tarık Buğra'yla bu eser vesilesiyle tanıştım. Dili, aradığım edebiyattan biraz uzak olsa da tarihi usta bir edebiyatçı eliyle kendisine has bir üslupla anlattığı kesin. Osman Gazi döneminin bir panaromasını sunmuş adeta. Bazı yerler gerçek tarihe uzak olsa da bu durum zaten roman olduğu için bir nebze olsun kabul edilebilir. Halk ağzını, o dönem Türk-İslam insanının, Osmanlı insanının profilini iyi çizmiş, zihinlerde kolaylıkla yerini temin edebiliyor. Dili sade, akıcı ama edebiyat yani güzel, hayran bırakan anlatımından uzak. Daha ziyade bizden yani halk ağzıyla ama bir o kadar da akıcı anlatımı var. Edebiyatımızın yeri herkesçe malum, okunması gereken bir eserdir. İyi okumalar.
376 syf.
·Beğendi·10/10
Şimdiye kadar dört defa okumama rağmen ilk defa okumuşcasina heyecan duyduğum tek kitap budur. Okudukça Osman Gazi Han'a Olan saygım ve sevgim bir kat daha artıyor. Tarihimize karşı bambaska bir aşk uyaniyor kalbimde. İçeriğinde gerçek dostlugu, gerçek aşkı ve gerçek vatan ve din sevgisini bulabileceğinizi temin ederim. Bir dönüm noktasıdir hiç kuskusuz Osman'ın hayatı...
Tarık Buğra'nın bu eserini içim rahat bir şekilde herkese tavsiye ediyorum. İyi okumalar arkadaşlar.
479 syf.
·10 günde·7/10
Öncelikle bu kitabın büyük değer olduğu sugötürmez bir gerçek. Çünkü bu kitap milli mücadele dönemine alışılagelenden farklı bakan eserlerden biri. Genelde kurtuluş mücadelesini hep üst rütbelerden,paşalardan okuduk. İşte bu kitabın farkı burada yani paşaların yanından halkın arasına iniyoruz bu kitapta. Mücadeleyi, örgütlenmeyi tabandan anlatıyor.
Bunun yanı sıra yüzlerce yıldır hilafet sancağı altında cihat eden halkın kaldığı ikilem oldukça tarafsız bir biçimde aktarılıyor. İstanbul'a tam bir bağlılık hisseden halk diğer yandan Kuvvacıların söylediklerine kulak kabarttığında onlara da hak vermeden edemiyor. Toplum olarak çok zor bir tereddüt yaşıyorlar. Bu konuda yazar resmen o dönem toplumunun tahlilini yapmış.
Küçük Ağa sahneye çıkınca kitap daha bir güzel ilerliyor, merak ettiriyor.Ayrıca Küçük Ağa'nın zafere ve sonrasına sağduyulu yaklaşımları ilgi uyandırıcıydı.
Ayrıca günümüzde bile tarihçileri ikiye ayıran bir tartışmaya, Çerkez Ethem'e değiniyor. Adeta Çerkez Ethem canlandırılıyor ve kendisini savunma şansı veriliyor.

Tarihe, Milli Mücade Dönemi'ne ilginiz varsa ve bir destan aramıyorsanız seveceksiniz bu kitabı. Ancak okurların genelde şikayet ettiği gibi dili biraz ağır ve okuması zor. Ben de zorlandım, okurken TDK sitesini sık sık ziyaret ettim.
Bağlamak gerekirse çabuk sıkılan biri değilseniz, dönem kitaplarını seviyorsanız ve en önemlisi tarihe merak duyuyorsanız okuyabilirsiniz ancak bu özelliklere sahip değilseniz siz de yarım bırakanlardan olabilirsiniz.
479 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Shakespeare'ini bulmuş kahramanlar.. Küçük Ağa, Çolak Salih, Doktor Bey aslında çok şanslılar.Bu kitap;milli mücadele yıllarında,Anadolu'nun ara sokaklarında şatafatlı tarih kitaplarında isimlerinin yazmayacağını bile bile ölümüne mücadele eden yüzlerce Türk'e minnet borçlu olduğumuzu hatırlatıyor bize.O dönemde kim bilir daha ne Küçük Ağalar , Etem Beyler vardı da bir bir vatan toprağına karıştı.Yazar,kahramanların kitapta yeniden doğmalarını sağlayarak onları unutulmak çölünden kurtarmış. Şunu sorma gereği duyuyor insan "Peki ya Tarık Buğrasını bulamamış kahramanlar, bayrağa kan,vatana toprak olmuş isimsizler?"Emanetlerine sahip çıkmak bize düşer.Hatırlayalım,Ziya Gökalp:"Ey Türk Genci!Tüm bu işlerin yapılması asırlardır seni bekler, sen bekliyorsun?" der.
Ruhları şâd olsun.
479 syf.
·Beğendi·7/10
Tarık Buğra Cumhuriyet dönemi yazarlarındandır. Bu eseri de toplumumuzda çok önerilen bir eseri olarak bilinmektedir. Ağır bir dille yazılmamış, süslü anlatımlara yer verilmemiş bir eser. Eski dönem olayları sanki içinde olmaksızın kaleme alınmıştır. Bu da okuyucuyu kendine çeken en ideal ayrıntısı olmuştur.
Eski dönemlerde Osmanlı Devleti gücünü kaybetmek üzeredir. Birinci Dünya Savaşı sonrası bütün askerler gazi bir şekilde evlerine dönmektedir. Bunlardan biri de Çolak Salih' tir. Kolunu kaybetmiştir. Savaştan sonra köylüler Rum' lar ile soğuk savaş durumuna gelmiştir. Köyde Rum' lar da bulunmaktadır. Niko da bunlardan biridir ve Çolak Salih' in arkadaşıdır. Onunla arkadaşlık yaptığı için köy halkı tarafından dışlanma ve soyutlanma görmektedir. Bu sıralarda Akşehir' e İstanbullu denilen bir hoca gönderilir. Amacı Osmanlı ile halk arasında ki bağı kuvvetlendirmektir. Kısa zamanda halk tarafından sevilip sayılır. Hoca köyde küçük ağa olarak bilinmeye başlar. Eski gücü kazanmak adı altında Kuvayi Milliye dönemi başlar. Halk kısa bir süre sonra yurdun işgalinden kurtulur. Yeni devlet temelleri atılır.
Lise dönemimde okumuştum. Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir eser. Tarık Buğra' yı ilk bu eseri ile tanıdım. Osmancık eseri ile pekiştirme yaptım. Eleştiriye açık bir yapısı var fakat eserin eleştirilebilecek herhangi bir yanını görmedim çünkü her şey olduğunca iyi açıklanmış. Günlük yazı diline sahiptir. İyi okumalar dilerim.
356 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Şuan saat 00:52. Dün başladığım kitabın 83. sayfasındayım ve okuyorum. Çok uykum geldi ama uyumak istemiyorum. Osmanlı Devletinin kuruluşunu, Osman Gazi'yi, Osmancık'ı okumak istiyorum. Okuyacağım da, zamana, geceye ve uykuya inat. Çok sevdim ben bu kitabı. Bir an önce bu yazıyı bitirip okumama devam etmek istiyorum. Çok akıcı, çok edebi bir anlatım... Yaşar Kemal'in "Ağrı Dağı Efsanesi" kitabından aldığım tadı aldım...

Ve Bitti...

Gündüz yoğunluklarından dolayı geceleri okuduğum bir roman oldu. Ve saat 02:00.

Osmancık en sevdiğim üç kitap içine girdi. Herkesin mutlaka okuması gereken bir eser diye düşünüyorum...

Osmancığı Osman Beğ yapan, alınyazısıdır, gücünü ve cesaretini sabrı ile yoğurmasıdır, babası Ertuğrul Beğ Gazi'dir ve Şeyh Ede Balı'dır...

- "Dinle oğul" dedi Ertuğrul, doksanı bulan yaşına rağmen dinçliği zedelenmemiş sesiyle, ''Ede Balı'nın terazisi doğru tartar, dirhem şaşmaz. Bana karşı gel; ona gelme. Bana karşı gelirsen üzülür, incinirim; ona karşı gelirsen gözlerim bakmaz, baksa da görmez olur. Ede Balı soyumuzun ışığıdır. Var git şimdi. Şu dediklerimi de vasiyetim say, unutma."
352 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Gençliğim Eyvah, ismi gibi gençliğin başına gelenleri gelecek olanları toplum ve devlet düzenini bir ihtiyar, bir delikanlı ve Güliz(Sıdıka) aracılığıyla anlatan bitmesini istemediğim çok güzel bir kitaptı... Kitap bitti... Hızla kayıp giden dakikalar, saatler gibi... Bir şeyhin oğlu olan ve üniversitede hoca olan gücünü kibirden insanların sersemliğinden aldığını söyleyen kaosu kendisine fırsat bilen her yerde adamı olan, tahsilli genç çocuk ayrımı yapmadan herkesi kendi kuyusuna çekmek isteyen İhtiyar, ve kendi kafasına göre bir hayat süren ama inandıklarına bağlı, İhtiyara kafa tutacak kadar cesur Delikanlı, çocuk yaşta İhtiyar'ın kuyusuna çektiği, İhtiyar'ı bir çıkış yolu olarak gören ne emrederse emre sadık olan Delikanlı'yı kuyuya çekmek için kullanılan bir koz: Güliz... Bir macera filmi izler gibi bazen de bir seminerde tartışma ortamındaymış gibi beyin fırtınası yaptırtan elinizden bırakmayacağınız bir eser... İhtiyar'ın bilmediği bir şey vardı. Bu Güliz'in fark ettiği, hayatta nefretin yerine, kinin öfkenin yerine gelebilecek şey: Sevgi ..
352 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Gençliğim Eyvah Tarık Buğranın belkide en politik romanıdır. Kalemin gücünü cömertçe savuruyor bu romanında sindire sindire okunacak biraz sabredilirse bam telinize dokunacak bir eser...
376 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Tarık Buğra son yüzyılın Dede Korkut'udur. Bu kitapta onun en güzel eseridir.. Osmanlının kuruluşunu bu kadar iyi tasvir edebilecek üstüne üstlük efsanevi öğeler katabilecek başka bir kitap bulamazsınız. Ayrıca töre ve tarih bilinci bakımından da kitap iyi bir örnek..
Osman Beye kutun inişi rüya Malhun Hatun, Edebalı, Bay Koca, Savcı Bey, Cankız Ana, ve diğer bütün kahramanlar sanki bir masal gibi ama gerçekten yaşanmış ve koca Osmanlı bu değerler ile kurulmuş.
376 syf.
Bana göre, Türk edebiyatının en başarılı tarihi romanı Osmancık’tır. Tarık Buğra’nın 1982 yılında neşrettiği romanı, Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey’i anlatan bir roman. ‘Osmancık - Cihan devletini kuran irade, şuur ve karakter’ başlığıyla verilen eser klasik manada bir tarihi romanın çok ötesinde.

Her şeyden evvel Osmancık bir felsefe taşıyor. Nedir o? Osmanlıyı kuran kişinin karakteri ve hayat görüşü. Tarık Buğra sadece tarihi vak'aları anlatmakla kalmamış, bunu çok başarılı bir edebi üslupla yapmış.

Eser o kadar başarılı ki, artık kendisi adeta bir tarihi evraka dönüşmüş durumda. Öyle ki, bugün hepimizin duyduğu ‘Şeyh Ede Balı’nın Osman Bey’e Nasihatı’ metni aslında tarihi bir vesika değil, tamamen Tarık Buğra’nın kaleminden çıkan bir metindir.

Bunun dışında bir sinema filmi repliği niteliği taşıyan o kadar çok söz var ki romanda. Mesela yine Şeyh Ede Balı ile Osmancık’ın İtburnu’ndaki tekkede yaptıkları ‘dünyanın büyüklüğü’ konuşması…

Buğra, Malhun Hatun ile Osmancık’ın aşkını muhteşem bir şekilde resmetmiştir. İki gencin aşkını bir ülküye, bir dirilişe bağlamıştır. Zaten orman Osmancık’ın Osman Gazi’ye dönüşümünün hikayesidir biraz da.

Köse Mihal, Nilüfer Hatun, Gazi Rahman, Saniye, Ertuğrul Gazi, Dursun Fakı, Abdullah, Akça Koca, Sungur, Kalanoz, Dündar Beğ, Kıyan Selçuk, Savcı ve Gündüz Beyler, Orhan Bey, Konur Alp, Gökçe Bacı, Ak Temür ve diğerleri…

Her biri romana ustaca yerleştirilmiş karakterler. Oğuzların yöreyi yurt tutması, yerleşmesi, Bizans’a yaptıkları akınlar ama illa da adaletin tesisi gibi konular büyük bir maharetle işlenmiş.
Romanda altı çizilesi çok şey var. Ama birinin ben biraz daha kalınca çizeyim altını. Osman Bey bağımsızlığını ilan ederken Cuma hutbesinde ismi zikredilir. Hutbede Dursun Fakı ‘devlet yönetimi ve beylik’ üzerine bir konuşma yapar. Oradaki ifadeler çok mühimdir. Bir de Osman Gazi, vefat ettiğinde geride birkaç şahsi eşyası ve konukları için beslettiği sürüden başka bir şeyi yoktur. Altını, gümüşü, akçası hiç yoktur!

Velhasıl, büyük bir yazarın büyük bir şahsiyeti anlattığı büyük bir roman bu…

Yazarın biyografisi

Adı:
Tarık Buğra
Unvan:
Roman, Hikâye, Oyun, Fıkra Yazarı ve Gazeteci
Doğum:
Akşehir, 2 Eylül 1918
Ölüm:
26 Şubat 1994
Tarık Buğra, (d. 2 Eylül 1918 – ö. 26 Şubat 1994). Roman, hikâye, oyun ve fıkra yazarı. Gazeteci.

Tarık Buğra Akşehir’de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir'de okudu. Ortaokulda Rıfkı Melül Meriç'in, yatılı okuduğu İstanbul Lisesi’nde ise Hakkı Süha Gezgin’in öğrencisi oldu. Yazar olmaya onuncu sınıfta karar verdi. 1936’da Konya Lisesi ’nden mezun oldu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydoldu. İki yıl sonra Hukuk Fakültesi’ne, oradan da Edebiyat Fakültesi’ne geçti. Burada Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan'ın öğrencisi oldu Mezuniyet tezini vermeden ayrıldı. Daha sonra Küçük Ağa adlı romanı Kaplan tarafından mezuniyet tezi olarak kabul edildi ve Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü'nden mezun oldu.

Gazeteciliğe 1947’de Akşehir’de babası Erzurumlu Mehmet Nâzım Bey’le birlikte Nasreddin Hoca gazetesini çıkararak başladı. 1951’den sonra Milliyet, Vatan, Yenigün, Yeni İstanbul gazeteleri ile haftalık Yol dergisinde yazdı. Bu gazete ve dergilerin bazılarında yazı işleri müdürlüğü yaptı. Tercüman Gazetesi'ndeki köşe yazarlığından 1976’da ayrıldı, zamanını bütünüyle edebiyata verdi. Devlet Tiyatroları’nda Edebi Kurul Başkanlığı’nda Edebi Kurul üyeliği yaptı.

Tarık Buğra, ilk piyeslerini ve "Yalnızların Romanı"nı askerliği sırasında yazmıştı. 1940’da tamamladığı roman, 1948’de Çınaraltı dergisinde tefrika edilmişti. Ama adı, İlk hikâyesi "Kekik Kokusu"nun beğenilmemesi üzerine bilenerek bir iddia ile üç saatte yazdığı “Oğlumuz” adlı hikâyesinin 1948’de Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı yarışmada ikincilik kazanmasıyla duyuldu. Bu yarışmada birinci yapılan ve Yunus Nadi'nin oğlunun askerde komutanı olan kişinin daha sonra tek satırı görülmedi. 1949’da yayımladığı ilk hikâye kitabı Oğlumuz’u, 1952’de Yarın Diye Bir Şey Yoktur, 1954’te İki Uyku Arasında, 1964’te Hikâyeler izledi. Kasaba yaşantısından, orta sınıf insanların ev ve aile ortamlarından kesitler verdiği hikâyelerinde, yoğun, şiirli bir dille aşk, yalnızlık, uyumsuzluk gibi temaları işledi. Olay örgüsünden çok iç gerçekliğe ağırlık verdi. 1955’te çıkan "Siyah Kehribar"la romana geçti.

Kurtuluş Savaşı’na merkezden değil, bir kasabadan baktığı Küçük Ağa’da (1963) yakın tarihe resmi tarih anlayışının dışına çıkan bir yorum getirdi. Bu romanın devamını 1967’de Küçük Ağa Ankara’da adıyla yayımladı. Firavun İmanı (1976), Dönemeçte (1978), Gençliğim Eyvah (1979), Yağmur Beklerken (1981) adlı romanlarında da Cumnuriyet’in çeşitli evrelerini, demokrasiye geçiş sürecindeki çalkantıları konu edindi. Ortaouyncusu “Komik-i şehir” Naşit’in hayatından yola çıkarak yazdığı İbiş’in Rüyası ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda başarı ödülü, Osmanlı İmparatorluğu ’nun kuruluş yıllarını anlattığı Osmancık’la (1985) Milli Kültür Vakfı Edebiyat Armağanı’nı, Yağmur Beklerken’le Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü’nü aldı. 1991’de Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Birey özgürlüğünü savunduğu Ayakta Durmak İstiyorum (1966) ve Üç Oyun (1981) adıyla kitaplaştırdığı piyeslerinin hemen hepsi sahnelendi, romanları TV dizisi haline getirildi. Fıkralarından seçmeleri Gençlik Türküsü (1964), gezi notlarını Gagaringrad (1962), dil ve edebiyat üzerine yazılarını Düşman Kazanmak Sanatı (1979), denemelerini Bu Çağın Adı (1979) başlıklarıyla yayımladı.

Tarık Buğra, 26 Şubat 1994'de kanser tedavisi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde öldü, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Tarık Buğra, öğretim üyesi Ayşe Buğra'nın babasıdır.

2004 yılında Akşehir'e Tarık Buğra heykeli dikildi.

Yazar istatistikleri

  • 493 okur beğendi.
  • 6.013 okur okudu.
  • 194 okur okuyor.
  • 1.942 okur okuyacak.
  • 217 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları