• 192 syf.
    ·1/10
    Bu arkadaş tv'ye çıktı geçen. Dedi; ''ben yazar değilim'', Allah Allah dedim, mütevazılık mı yapıyor, niye bu kadar kitap çıkarıyorsun o zaman, sonra da değilim diyorsun. Sonra aklıma geldi; aa ben bu şahsın kitabını merak edip aldım galiba. Dur bakayım hazır önüme de geldi. Sıcağı sıcağına ne yazmış, neden bu kitap çok satmış, diye okuyayım dedim.
    Aman Allahım! Okumaz olaydım.
    Edebiyata üç yıl küsesim geldi bu kitaptan sonra, nereden okudum, neden merak ettim?
    Çay temalı Elif, Elif diye tasavvuf kırıntılı klişe nağmelerle dolu kitap.

    ''Özgür olacak sevdiğin, her şey, dünya, para, heyecanlar kontrolünüzde olacak.'' (S.19)
    Şu cümleyi anlayan beri gelsin.

    ''Sabah namazını birlikte kılıp günübirlik Venedik'te sokaklarda kaybolmamaya çalışacaksınız mesela'' (S.19)
    Manyak mıyım ben? Neden sabah namazı vakti Venedik'teyim.
    ''Çok ayrıntıya girmeden, özetle seveceksin bazen...
    Sen de kalmayacaksın, o da kalmayacak...
    Hani demiştim ya gökyüzünün tavanına kadar seveceksin.'' (S.20)
    Buna hangi kız kanıyorsa acıdım şu an.

    Aralarda çay demleyip durmadan çay içiyoruz. Sponsoru çay kitabın galiba. Çay resimleri var. Hele bir sayfa var ki. Of of. Çay bardaklarını kıtır kıtır yiyen insanlar geldi aklıma.(Sinirden)
    Yazarımız o kadar mutaassıp ki bir kadında ''abdestli kirpik'' olmazsa olmazı. Nasıl bir tabirse bu artık, ilk defa duydum. (S.29)

    ''Gelsen işte,
    Terliklerinle gelsen,'' (S.36)
    Bak bu edebiyatın doruk noktası!

    ''Sensiz çay içemiyorum,
    Sensiz çay içemiyorum.'' (S.43)
    O kadar çay içersen, mide fesatı geçirdin tabii.

    ''Sen yanımda olmayınca böyle yazasım geliyor sürekli,
    sonra durasım...
    sonra tekrar yazasım.'' (S.44)
    Var ya, evdeki tüm kitapları şu an ısırıp parçalayasım geldi.

    ''Dünyanın en güzel şiirlerini yazarım ben'' (S.59)
    ''Benden uzak yanın bile dünyanın en güzel şiirlerini yazdırırken bana...'' (S.64)
    ''Ömrümün en güzel şiiri olur...
    Ben zaten şiir yaşıyorum!'' (S.69)
    ''Yazmak kesmez oldu artık,
    Şiir yaşıyorum ben'' (S.114)
    Çok da mütevazıyız yani. Yere bakan, yürek yakan cinsinden. Ayıpsın!

    ''Ve tüm bunlardan sonra, Allah'ın bile diyesi geliyor;
    O çocuk seni seviyor!'' (S.72)
    ''Eğer hakkını vermiyorsan, ben Allah'a inanıyorum deme lütfen.'' (S.171)
    ''Allah'ın halkla muhabbeti olmaz!'' (S.171)
    ''Kırasımız, koparasımız geliyor kaderimizi (S.124)
    ''Sen O'ydun biraz da benim için,
    Bir adım daha atsan sana inanacağım.'' (S.124)
    Tövbe de yavrum tövbe de. Bunlar şirk olmuyor mu?

    ''Bir eline çay alırsın,
    kulağın yağmur sesine rezerve. (S.110)
    (Burada herkes Quentin Tarantino'nun Rezervuar Köpekleri'ni izlemeli, yoksa bu kitabı asla anlayamazsınız, asla!)

    Koskoca sayfada ''İstanbul bana, ben sana sırılsıklam'' (S.73)
    ''Demli yanım, senli yanım olsa'' (S.80)
    ''Seni çok özledim,
    çok,
    gerçekten çok özledim,
    'gerçekten' çok özledim.'' (S.83)
    ''Ötesi yok işte bu yürek sana demli'' (S.123)
    Of ki of. Damardan şırdan.

    ''Salya sümük gözyaşım olmuştun'' (S.58)
    ''Namazlar gibi vakti olsa seni özlemenin?'' (S.97)
    ''Tüm uzuvlarımın en temiz yanlarıyla seni istesem Rabbimden'' (S.98)
    ''Yine erkeklik yapıp İkea'daki bütün örnek evleri alacağım sana.'' (S.109)
    Dindar kız tavlama taktikleri.

    ''Şimdi olmasa ahirete be sevdiğim'' (S.64)
    O ''be'' var ya, beni benden aldı. Solucan deliğinden geçtim şu an.

    ''Hep sırıttım ben...
    Nerde olursa olsun bu beden,
    içinde hep sırıttı.'' (S.136)
    Biz de biz de, amiyane tabirle ''aynen öyle'' hep sırıtarak okuduk kitabı.

    ''Şiirimin çırpınışı bana kendimi hatırlatıyordu.
    Bu sefer gerçekten iyice batmıştım.'' (S.142)
    S.çtın, kitabı birde, bir, iki, üç diye çıkarıp sıvamasaydın keşke.

    Kitabı, ''Eliffff!!'' diye çığlık atarak bitirmeniz salık verilir.

    Şaka bir tarafa, kitabın en üzücü tarafı; mütedeyyin insanlarla adeta dalga geçer gibi ''İki Allah derim'' parsayı toplarım kabilinden yazılmış olması.

    Kitapta beğendiğim hiç bir şey yok mu peki? Var.
    Bu kitabın hamuruna gül suyu atılmış ki, (Gül kokulu özel baskı, birinci yılında 500.000 baskı) içerikle tavlayamadığımız mümine kızları kokuyla tavlarım düşüncesi çok hoş. Başka kitaplar da bu yöntemi lütfen örnek alsın; lavanta, gül, karanfil, bilumum kokuları atsın selüloz hamuru teknelerine.
    Ama şunu bilin ki, siz matbaada teknedeyken, biz gondolda Venedik'teyiz; sabah namazı vakti.:)
  • Adem Çaylak::

    41 MADDEDE BUGÜNKÜ MÜSLÜMANLIĞIN İLKE ve ÖZELLİKLERİ
    1. Tanrı kompleksi
    2. Güce tapıcılık
    3. Şöhretseverlik/makamseverlik
    4. Para tapıcılık
    5. Keskin/kesin inançlılık
    6. Kavim tapıcılık/milliyetçilik/ırkçılık/kabilecilik
    7. Muhafaza"kar"severlik
    8. Adaletsizlik
    9. Dincilik
    10. Devletçilik
    11. Slogancılık
    12. Ötekini ezerlik
    13. Yalanseverlik
    14. Hilekarlık
    15. Rantseverlik
    16. Haramseverlik
    17. İhanetseverlik
    18. Duruma göre kıvırmacılık
    19. Yağcılık/yalakacılık
    20. Kibirseverlik
    21. Donseverlik
    22. Tüketimseverlik
    23. Vefasızlık
    24. Kompleksçilik
    25. Paçözlük/köylülük/nobranlık/magandacılık
    26. Karaktersizlik/üç kağıtçılık
    27. Adam satmacılık
    28. Arkadan iş çevirmecilik
    29. Tarih tapıcılık
    30. Menkıbecilik
    31. Cemaat/tarikat/grup tapıcılık
    32. Uydurma hadisçilik
    33. Lider tapıcılık
    34. İtaatçilik
    35. Gammazcılık
    36. Ayak kaydırmacılık
    37. İsrafçılık
    38. İstifçilik
    39. Hamasetçilik
    40. Taklitçilik
    41. Tetikçilik
  • _Dünya’yı Değiştiren Kitaplar Listesi_

    1. odysseia (homeros, mö 8. yy)
    2. tom amca'nın kulübesi (harriet beecher stowe, 1852)
    3. frankenstein (mary shelley, 1818)
    4. 1984 (george orwell, 1949)
    5. things fall apart (chinua achebe, 1958)
    6. binbir gece masalları (çeşitli yazarlar, 8-18. yy)
    7. don kişot (miguel de cervantes, 1605-1615)
    8. hamlet (william shakespeare, 1603)
    9. yüzyıllık yalnızlık (gabriel garcía márquez, 1967)
    10. ilyada (homeros, mö 8. yüzyıl)
    11. sevgili (toni morrison, 1987)
    12. ilahi komedya (dante alighieri, 1308-1320)
    13. romeo ve juliet (william shakespeare, 1597)
    14. gılgamış destanı (yazarı bilinmiyor, mö 22.-10'uncu yüzyıllar)
    15. harry potter serisi (jk rowling, 1997-2007)
    16. elçinin masalı (margaret atwood, 1985)
    17. ulysses (james joyce, 1922)
    18. hayvan çiftliği (george orwell, 1945)
    19. jane eyre (charlotte brontë, 1847)
    20. madam bovary (gustave flaubert, 1856)
    21. üç krallığın hikayesi (luo guanzhong, 1321-1323)
    22. batıya yolculuk (wu cheng'en,1592)
    23. suç ve ceza (fyodor dostoyevksy, 1866)
    24. gurur ve önyargı (jane austen, 1813)
    25. su kenarı (shi nai'an, 1589)
    26. savaş ve barış (leo tolstoy, 1865-1867)
    27. bülbülü öldürmek (harper lee, 1960)
    28. geniş, geniş bir deniz (jean rhys, 1966)
    29. ezop masalları (aesop, mö 620-560)
    30. candide (voltaire, 1759)
    31. medea (euripides, mö 431)
    32. mahabharata (vyasa, mö 4. yy)
    33. kral lear (william shakespeare, 1608)
    34. genji'nin hikayesi (murasaki shikibu, 1021'den önce )
    35. genç werther'in acıları (johann wolfgang von goethe, 1774)
    36. dava (franz kafka, 1925)
    37. kayıp zamanın izinde (marcel proust, 1913-1927)
    38. uğultulu tepeler (emily brontë, 1847)
    39. görülmeyen adam (ralph ellison, 1952)
    40. moby-dick (herman melville, 1851)
    41. their eyes were watching god (zora neale hurston, 1937)
    42. deniz feneri (virginia woolf, 1927)
    43. ah q'nun gerçek hikayesi (lu xun, 1921-1922)
    44. alice harikalar diyarında (lewis carroll, 1865)
    45. anna karenina (leo tolstoy, 1873-1877)
    46. karanlığın yüreği (joseph conrad, 1899)
    47. monkey grip (helen garner, 1977)
    48. mrs. dalloway (virginia woolf, 1925)
    49. kral oidipus (sophocles, mö 429)
    50. dönüşüm (franz kafka, 1915)
    51. the oresteia (aeschylus, mö 5. yy )
    52. cinderella (yazarı ve tarihi bilinmiyor)
    53. howl (allen ginsberg, 1956)
    54. sefiller (victor hugo, 1862)
    55. middlemarch (george eliot, 1871-1872)
    56. pedro páramo (juan rulfo, 1955)
    57. the butterfly lovers (halk hikayesi, çeşitli versiyonlar)
    58. canterbury masalları (geoffrey chaucer, 1387)
    59. the panchatantra (mö 300 dolaylarında vişnu sharma'ya atfedildi. )
    60. the posthumous memoirs of bras cubas (joaquim maria machado de assis, 1881)
    61. the prime of miss jean brodie (muriel spark, 1961)
    62. the ragged-trousered philanthropists (robert tressell, 1914)
    63. song of lawino (okot p'bitek, 1966)
    64. altın defter (doris lessing, 1962)
    65. geceyarısı çocukları (salman rushdie, 1981)
    66. nervous conditions (tsitsi dangarembga, 1988)
    67. küçük prens (antoine de saint-exupéry, 1943)
    68. usta ile margarita (mikhail bulgakov, 1967)
    69. ramayana (mö 11. yy, valmiki'ye atfedilir)
    70. antigone (sophocles, mö 441)
    71. dracula (bram stoker, 1897)
    72. karanlığın sol eli (ursula k le guin, 1969)
    73. yeni yıl şarkısı (charles dickens, 1843)
    74. américa (raúl otero reiche, 1980)
    75. kanun önünde (franz kafka, 1915)
    76. cebelavi sokağı'nın çocukları (naguib mahfouz, 1967)
    77. ıl canzoniere (petrarch, 1374)
    78. kebra nagast (çeşitli yazarlar, 1322)
    79. küçük kadınlar (louisa may alcott, 1868-1869)
    80. dönüşümler (ovid, ms 8)
    81. omeros (derek walcott, 1990)
    82. ivan denisoviç'in yaşamında bir gün (aleksandr solzhenitsyn,
    83. orlando (virginia woolf, 1928)
    84. rainbow serpent (aborjin hikaye döngüsü, tarihi bilinmiyor)
    85. hayallerin peşinde (richard yates, 1961)
    86. robinson crusoe (daniel defoe, 1719)
    87. kendi şarkım (walt whitman, 1855)
    88. huckleberry finn'in maceraları (mark twain, 1884)
    89. tom sawyer'in maceraları (mark twain, 1876)
    90. the aleph (jorge luis borges, 1945)
    91. çiftçinin ağıtları (m.ö. 2000 dolaylarında eski mısır halk hikayesi)
    92. kral çıplak (hans christian andersen, 1837)
    93. the jungle (upton sinclair, 1906)
    94. the khamriyyat (ebu nuwas, 8. yüzyılın sonu- 9. yüzyıl)
    95. the radetzky march (joseph roth, 1932)
    96. kuzgun (edgar allan poe, 1845)
    97. şeytan ayetleri (salman rushdie, 1988)
    98. gizli tarih (donna tartt, 1992)
    99. the snowy day (ezra jack keats, 1962)
    100. toba tek singh (saadat hasan manto, 1955)
  • Seninle ikimiz, bu dünyada yüzyüze 20 yıl, 6 ay, 8 gün, 8 saat kaldık. Bu süre içinde kaç şubat 29 çekti bilmiyorum. Sen derdin ki; çıkarın öpüşülmemiş günleri hesaptan!...
  • 216 syf.
    Gelelim hikayemizin anlatımına

    25 Kasım 2001’de,yani bundan 19 yıl önce,evet,19 yıl, Murat Yetkin,Radikal’deki köşesinde “Çiçero Türk casusu muydu?” başlıklı bir yazı kaleme almış. Nitekim,Murat’ın casusluk hikayelerine merak sardığı sonradan belgelere dayanan iki muhteşem casusluk romanı yazmasından belli. Kendisine bunu hatırlattım, “Çiçero’nun asıl öyküsü ikinci kitapta” dedi. Henüz okuyamadım,ama haberiniz olsun. Öyküye dönersek, Murat Yetkin o yazısında aslında öyküye kaynak oluşturacak bir biçimde Arnavut kökenli İlyas Bazna’nın Ankara’da Alman ve İngiliz Sefaretleri’nde çalıştığını ve casusluk yaptığını anlatıyor. İngilizlerden aldığı bilgileri Almanlara satan Bazna için önemli bir soru soruyor, “Bazna Türk casusu muydu,MİT elemanı mıydı?” Bu sorunun yanıtını kitabın tadını kaçırmamak adına vermeyeceğim. Sonuç olarak bir casusluk senaryosu ve yüksek gerilimde geçiyor,öykünün tamamını anlatırsam nasıl okuyacaksınız,heleki katil kim söylersem? Ama şu kadarını söyleyebilirim : II. Dünya Savaşı bütün dünyada yakıp yıkarak devam ederken savaşın dışında kalma çabası içindeki Ankara’da da casuslar savaşı sürmekte,her yerde ajan kaynamakta,İngiltere ve Almanya,Türkiye’yi kendi yanlarında yer alması için ikna etmeye çalışmaktadır.

    Elyesa Bazna’nın Arnavutluk’daki çocukluğuyla başlayan hikaye,daha ilk sayfalardan savaşın ne kadar korkunç olduğunu hatırlatıyor bize : çoluk çocuk,hayvan demeden vahşice katledilen bir kasaba halkının cesetleri yerlerde yatarken çeteciler avlarının tadını çıkarmakta ve içip içip hareket eden her şeye silah sıkmaktadır. Bazna,saklandıkları bodrumda sağ kalmıştır ama aklı meydanda kalan down sendromlu kardeşi Ali’dedir. Onu aramaya çıkar,canlı bulur ama kurtaramaz. Daha sonra rastlayacağımız engelli çocuk hikayesine buradan bağlantı verelim. Almanlar Ari bir ırk yaratmak çılgınlığı içinde engelli ve down senromlu Alman çocukları da toplayıp gaz odalarında öldürmektedir. Alman Sefaretinde Büyükelçinin sekreteri olarak çalışan güzel Alman kadınının en büyük zaafı ise budur,down sendromlu çocuğu...

    II. Dünya Savaşı hudutlarımız dışındadır ama Almanlar ve İngilizler Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak için komplolar hazırlamaktadır. İnönü hükümeti ise bu komplolara karşı komployla cevap verir ve ülkeyi kan gölüne dönmekten kurtarır. Türkiye,o dönem belki ekonomik olarak çok sıkıntı çeker ama II. Dünya Savaşı cehenneminden de uzak durabilir. Ne yazık ki günümüz politikacıları İsmet İnönü’nün askeri dehasını anlamadıkları gibi,siyasi dehasını da anlamayacak ve onu suçlamak ve aşağılamak için ellerinden geleni yapacaklardır.

    Elyesa Bazna hakkında bilinmeyenler ;

    1904, Priştine doğumlu İlyas Bazna, 1918 yılında Sırplar'ın Priştine işgali sonrasında anne ve babasıyla İstanbul'a göç etti.
    Askerlik hizmetinin bir bölümünü Çankaya Köşkü'nde Atatürk'ün yanında yapan Bazna, terhis olduktan sonra ticarete atılsa da başarılı olamadı.

    MEKTUPLARI OKURKEN YAKALANDI

    2. Dünya Savaşı yıllarında Ankara'da ilk olarak Yugoslavya Krallığı'nın büyükelçisinin, daha sonra da Almanya büyükelçilik müsteşarının uşaklığını yaptı. Almanya büyükelçiliğinde çalışırken müsteşarın mektuplarını okurken yakalanması işinden olmasına neden oldu. Ve tarihler Eylül 1943'ü gösterdiğinde de Britanya'nın Ankara büyükelçisi Hugge Knatchbull-Hugessen'in uşaklığını yapmak üzere Britanya elçiliğine giriş yaptı. Güzel sesi ve operaya olan tutkusu nedeniyle kısa sürede büyükelçi ile yakınlaşan Bazna, elçilik banyosunda bir yandan büyükelçinin sırtını ovarken, bir yandan da elçiye opera aryaları söyleyecek derecede yakınlaştı.


    ...HERKES ONU APTAL SANDI AMA...

    Britanya büyükelçisi ve istihbarat üyelerine göre Bazna aptal, saf ve İngilizce bilmeyen kendi halinde bir uşaktı.
    Bazna ise içten içe babasının ölümünden dolayı İngilizler'i suçluyor ve para hırsı gözlerini iyice bürüyordu. Bu düşünceler altında İngilizler'in önemli bilgi ve belgelerini Almanlar'a satma kararı aldı. Kafasındaki planı uygulamak içinse 26 Ekim 1943 tarihinde Alman istihbaratının önemli adamlarından olan Ludwig Moyzisch'le iletişime geçti. Belge başına 20.000 Sterlin verildiği takdirde casusluk yapabileceği teklifinde bulundu. Berlin'e onaya gönderilen casusluk faaliyeti için 29 Ekim 1943 tarihinde onay geldi. Ve Bazna artık işine odaklanabilirdi. Duş yaparken dahi kasa anahtarını boynunda taşıyan İngiliz elçisinden anahtarın kopyasını almak zor olacaktı. Fakat Almanlar özel bir teknikle bu sorunu da halletti. Balmumundan yapılmış özel bir ağda sayesinde, elçi duş alırken sırtını ovalayan Bazna kasa anahtarının ölçüsünü balmumuyla kopyalamayı başardı. Ve elçi her duşa girdiğinde kasadaki belgelerin fotoğraflarını çekmeye başladı.


    EŞİ BENZERİ OLMAYAN BELGELER

    Alman büyükelçi Franz Von Papen ve Bazna arasındaki ilk alışveriş görüşmesi büyükelçilik binasının bahçesinde gerçekleşti.
    İlk görüşme olmasına rağmen Papen ve Bazna açısından çok verimli geçen görüşmede, Bazna 20.000 sterlin kazanırken, Papen kelimenin tek anlamıyla muhteşem belgeler elde etmişti. Artık Türkiye üzerinden Sovyetler Birliği'ne gönderilen askeri yardımlar, Ege'de Türkiye topraklarının da kullanıldığı İngiliz askeri operasyonları ve Britanya'nın Türkiye'nin kendi saflarında savaşa katılması için yaptığı tüm baskılar Almanya büyükelçisinin elindeydi. Fakat alınan bu bilgiler bile güvenilmez bir kişiliğe sahip olan Bazna'ya, Almanlar'ın tam anlamıyla güvenmesini sağlayamadı. Fotoğrafta görülen Nazi Almanyası Dışişleri Bakanı Ribbentrop, Bazna'nın ikili oynayan bir İngiliz ajanı olduğunu düşünmekteydi. Normandiya Çıkarması'nın planı da dahil olmak üzere birçok belge ulaştıran Bazna, Hitler'in de güvenini kazanamamıştı. 1943 yılında Bazna'nın ulaştırdığı bilgilerle dolu olan konferans salonunda konuşan Hitler, 'Müttefik kuvvetler batıdan değil, Balkanlar'dan ya da Norveç tarafından saldırıya geçecek' diyordu.

    EĞER BAZNA'YA İNANSALARDI...

    Öyle ki, Ocak 1944'te müttefik kuvvetler tarafından Sofya'nın bombardımana tutulacağını söyleyen Bazna'ya inanmayan Almanlar, büyük bir hezimete uğramış ve ciddi kayıplar vermişti.
    Bazna'nın sözleri ciddiye alınsaydı Almanya bu kadar büyük kayıp vermeyecek, hatta müttefik kuvvetleri püskürtme şansını yakalayabilecekti. Artık Bazna güvenilir bir Alman ajanıydı.
    2. Dünya Savaşı boyunca Başbakan İsmet İnönü ve Dışişleri Bakanı Menemencioğlu'nun politikası ise savaşa katılmama yönündeydi.
    Fakat müttefik kuvvetlerin yanı sıra, Almanya da Türkiye'nin kendi saflarında savaşa katılması için baskılarda bulunuyordu. Bazna'nın uçurduğu bilgilere göre Türkiye müttefik kuvvetlere yardım ediyordu. Bu belgelerde Türkiye'nin müttefik kuvvetler yanında savaşa katılması için gerçekleştirilen Kahire ve Tahran Konferansı'nın içeriği, hem de sonuçları bulunmaktaydı. Müttefik kuvvetlerin Türkiye üzerinde gerçekleştirdiği baskılar, Britanya askerlerinin Ege'de gerçekleştirdiği operasyonlar ve Türkiye üzerinden Sovyetler'e ulaştırılan silahlar artık güvenilir bir ajan olan Bazna tarafından iletildiği için tamamen gerçekti. Ulaştırılan belgelerin gerçekliği konusunda akıllarında en ufak bir şüphe kalmayan Almanlar, Türkiye'ye sert bir nota vererek öfkesini dile getirdi. Verilen bu nota müttefik kuvvetlerde derin bir sessizliğe sebep olmuştu. ABD, Sovyet ve hatta İngiliz istihbaratı bile İngiliz elçiliğinde sızıntı olduğunu düşünüyordu.

    Çemberin gittikçe daraldığını düşünen Bazna, Alman elçiliğinde sekreterlik görevi yapan Lena Kapp'ın Amerikan ajanı çıkmasıyla iyice gerilmişti. Alman elçiliğinde Cicero diye bilinen Bazna için Kapp şunları söylemişti; 'İngiliz elçiliğinde Cicero diye birisi var, bizim elçiliği aradığı an büyük hareketlilik başlıyor ve düşük rütbeliler odadan çıkarılıyor.'


    KAÇIŞ ZAMANI

    Kendisi için yaklaşan büyük tehlikenin farkına varan ve Almanlar tarafından uyarılan Bazna, nam-ı diğer Cicero, casusluk faaliyetinden kazandığı 300.000 Sterlinlik servetini de alıp Arjantin'e kaçtı. Kaçışından sonra Cicero'nun İlyas Bazna olduğunu anlayan İngilizler büyük şok içindeydi. Hatta İngiliz büyükelçi Hugesson 'O ajan olamaz, bir kere çok aptal, ikincisi bir kelime dahi İngilizce bilmiyor' diyerek Bazna'yı savunuyordu.


    SAHTE PARA ŞOKU

    Arjantin'de büyük servetiyle lüks bir hayat yaşayacağını düşünen Cicero burada büyük bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalmıştı. Almanlar'ın kendisine ödediği 300.000 sterlinin tamamı sahteydi.
    Almanlar savaş boyunca İngiliz ekonomisini çökertmek amacıyla bastıkları sahte sterlinleri Bazna'ya yaptıkları karşılığında vermişti.


    Sahte sterlinler için ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan Bazna, savaş sonrasında Almanya'yı mahkemeye verdi ve küçük bir miktar tazminat almayı başardı. Fakat aldığı tazminat yaptıkları karşılığında 'çerez parası' diye nitelendirilebilecek boyuttaydı. Çok istediği ve uğruna ölümü göze aldığı parayı ise 'Ben Cicero'yum' adıyla yazdığı kitaptan kazanabildi.

    İyi Okumalar Dilerim