• İlk dikkatimi çeken şey çok tadında bir harmanlaşma. Geçmişle bugünün, karakterlerin hatıraları ve şimdiki halleri arasında gidip geliyorsunuz. Böylece roman çizgisel zamanda değil döngüsel zamanda ilerliyor aslında herkes baştan beri aynı resmin içindeymiş gibi. Bu da okumayı sıkıcılıktan ziyade ilerledikçe heyecanlı hale geliyor.
    Ayrıca bu kitabın bir diğer özelliği de İclal Aydın'ın DokuzSekiz Müzikten aynı adlı bir albüm çıkarmış olması. Bu albümde de İclal Aydın'ın o duru ve samimi sesinden şiirler ve birçok sanatçının bu albüm için yeniden seslendiği parçalar var. Kitabı okumamış bile olsanız bu albümü spoiler korkusu olmadan dinleyebilirsiniz :)
    İçeriği de şöyle:
    İlk kısım şiirin adı, ikincisinde ise parça ve seslendiren yer alıyor.
    İclal Aydın - Unutursun (Full Albüm)
    https://youtu.be/7r1ZrXiPHVM
    1- GÜN GELİR DE / UNUTURSUN DİYE FEAT. CİHAN MÜRTEZAOĞLU 00:00
    2- İKİMİZE KALAN / AYRILMALIYIZ ARTIK FEAT. GÖKÇE BEKAROĞLU 04:11
    3- O ESKİ ŞARKI / UNUTAMAM SENİ FEAT. KORAY AVCI 08:37
    4- HİÇ KİMSENİN / ALTIN TASTA GÜL KURUTTUM FEAT. CEREN ÇAĞATAY 14:27
    5- BİR SERVİ DİKTİM / ŞU KARŞI Kİ DAĞDA FEAT. MÜMİN SARIKAYA 17:30
    6- UNUTULAN SARDUNYA / KİMSEYE ETMEM ŞİKAYET (ENSTRUMANTAL) 21:30
    7- SOLARKEN / SARARDIM BEN SARARDIM FEAT. RUBATO 24:37
    8- YARA / EL ÇEK TABİP EL ÇEK FEAT. ENDER BALKIR 29:57
    9- NİŞAN / YÜCE DAĞ BAŞINDA (ENSTRUMANTAL) 36:03
    10- ELVEDA TOPRAĞIM / ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ FEAT. CEM ADRİAN 39: 30
    11- BİR CİHAN KAFES / BÖLEMEDİM FELEK İLE KOZUMU FEAT. GÖKÇE KILINÇER 42:41
    12- GÖÇ / ÇUBUĞUM YOK YOL ÜSTÜNE UZATAM (ENSTRUMANTAL) 45:46

    Ve bu da benim kitabın içinde geçen şarkılardan oluşturduğum bir oynatma listesi. Okurken kitaptaki karakterler açısından birkaç parçanın hikayesini öğrenince zaten nadide olan bu eserler daha bir anlam kazanıyor.
    https://www.youtube.com/...OMAjiUC_s8r537R1S8Sv
    İyi okumalaar^^
  • Merhabalar engelli birini gördüğümüzde nasılsın ? demek yerine “Allah yardımcın olsun.” diyerek geçiştiririz.Sanki onlar hayatı yaşamıyordu ve engeli onun her şeyine engelmiş gibi görüyoruz.Böyle görmemeliyiz ve Allah yardımcın olsun yerine bizler sonu anlayarak ve destekleyerek yardımcı olmaya çalışmalıyız.Bunun en güzel örneğini Rukiye bizlere Kanadı Kırık Meleğin Kanadına Takılanlar isimli eseriyle yaşama azmiyle göstermektedir.37 yıllık muazzam bir çalışmanın sonucunda bu eser bir araya gelmiştir.Değerli yazarımızdan bahsedecek olursam : Rukiye 3 aylıkken geçirdiği menenjitten dolayı bedenini kullanamaz.Ancak bunu bir şey engel olarak görmeyen yazarımız okuma yazma öğrenerek,sol parmağıyla 2 yılda azimle yazdığı bir eserdir.Rukiye kitabı önce azmi daha sonra ailesi ve sevdiklerinin desteğiyle yazdı.Kitap hikaye türünde kaleme alınmıştır.Genellikle sabır etmek,şükretmek,mutlu olabilmek ve umut edebilmek gibi konular üzerinden işlenmiştir.Hikayeler mesaj niteliği taşımaktadır.
    Yayınevi Kitaptan elde edilen gelirle yazarımıza ve annesine ev alınacaktır onun için değerli kitapseverlerin de desteklemesi gerekmektedir.Tüm kitapseverleri bu başarıya ve mutluluğa ortak olmaları için bu kitabı almaya davet ediyorum.
    Keyifli Okumalar Dilerim
  • İncelemeyi okumaya üşenirim, videosunu izlesem daha iyi olur diyorsan : https://youtu.be/BRILFNoKQPA
    Rukiye Hanım'la konuştuk! : https://ibb.co/5xsxXH9

    Üç aylıkken geçirdiği menenjit nedeniyle beden sağlığından yoksun, %98 engelli ve kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayamayan bir kadının kullanabildiği tek parmağıyla yazdığı bir kitap bu.

    Ben ise yukarıdaki küçük paragrafı bile azıcık da olsa empati kurabilmek için tek parmağımla yazmayı deneyeyim derken "%" işaretini yazacakken 2. bir parmağa ihtiyaç duyan, %0 engelli ve istediğim bazı giysilerin üzerime uymamasından ötürü canı sıkılan aciz bir insanım.

    Kanadı Kırık Melek’in Kanadına Takılanlar kitabı 1 otobiyografik hikaye, 3 hikaye, 1 skeç, 1 tek kişilik oyun ve 1 senaryo gibi edebi bölümlerden oluşmaktadır. Yazarın kendi hayatında elde edemediği fakat hikayeleştirdiği aşk ve yaşamak konularındaki ütopyalarının otobiyografik ögelerle birlikte yoğurulmasıyla ortaya hem çocukların okurken hiç zorlanmayacağı hem de deneysel olarak çok çeşitte eserler verilmiş olan bir kitap çıkmış. Çocuklara onların sosyal hayatlarını etkileyebilecek küfür dolu, yoğun cinsel içerikli kitaplar hediye etmek yerine rahatlıkla bu kitabı hediye edebilirsiniz.

    Kendisine 37 yıldır hiç şikayet etmeden bakan annesine karşı duyduğu sevgiyi, akciğer kanseri sebebiyle vefat ettiği babasına duyduğu özlem duygusunu satırların arasında rahatlıkla bulabilirsiniz. Bazı yerlerde gerçekten gözlerim doldu, yalan değil.

    Bir eleştirim yayınevine olacak, kitabın önsözü, 2. önsözü, girişi, 2.girişi, sonsözü ve arka kapağında zaten yazılmış olmasına rağmen her bölümün başında yine aynı yazılar olması sadece sayfa sayısını artırmış, belki Rukiye Hanım'ın bu kitabı yazarken neler yaşadığı unutturulmamak istenmiş fakat yine de bu yaklaşımı gereksiz buldum.

    Asıl engel bedenlerde değil zihniyetlerdedir!
  • 1 = Namazda esneme halinde elle ağzı kapama :

    “ … Ebu Said el-Hudri r.a şöyle dedi : Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem : Sizden biri namazda esneyeceği vakit gücü yettiğince onu tutsun. Esneme galip gelirse eline ağzına koysun, buyurdu. ”

    Müslim 2995/5758 Buhari 952-Edebu’l-Müfred Ebu Davud 5026 Darimi 1/321 Abdurrezzak 3324-3325 İbni Huzeyme 919 Beyhaki 2/289 Begavi 3347 Ahmed 3/31-37.93

    2 = Namazda abdest bozulunca çıkıp gitmek :

    “ … Aişe r.anha şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Namaz’da iken biriniz hades - yani Abdesti bozacak gibi bir şey - yaptığı vakit burnunu tutarak dönüp gitsin, buyurdu.”

    Ebu Davud 1114 İbni Mace 1222 İbni Huzeyme 1019 İbni Hibban 205-eI-Mevarid Dare kutni 1/158 Hakim 1/184

    3 = Yemek hazırken önce yemek yemek sonra namaz kılmak :

    “ … Enes r.a den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Akşam yemeği getirildiği ve namaz vakti de geldiği zaman akşam namazını kılmadan yemeği yemeye başlayınız acele edip de yemeğinizi bırakmayınız.”

    Buhari 672-Ter:702 Müslim 557/64- 65 Nesei 852 Tirmizi 353 Darimi 11293 İbni Mace 933 İbni Huzeyme 934-1651 İbni Hibban 2066 Humeydi 1181 Abdurrezzak 2183 Beyhaki 3/72-73 Beğavi 3/355 Ahmed 3/110

    4 = Namazda ihtiyaç anında erkeklerin Tesbih - yani Subhanallah - demeleri, kadınların ise el çırpmaları :

    “ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v : Tesbih - yani Subhanallah demek - erkeklere, el çırpmak ise kadınlara muhsustur, buyurdu.”

    Buhari 1203 -Ter: 1142 Müslim 422/106 Ebu Avane 2/214 Ebu Davud 939 Nesei 1206 Tirmizi 369 Darimi 1/317 İbni Mace 1034 İbni Hibban 2263 Humeydi 948 Tayalisi 2399 Abdurrezzak 4068 Beyhaki 21246 Beğavi 3/271 Ahmed 2/241

    “ … Sehi b. Sa’d es-Saidi r.a şöyle dedi : Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem : Size ne oluyor ki, namazınızda bir şey size arız olduğu vakit et çırpıyorsunuz ! Bu fiil kadınlara hastır. Bir kimseye namazında bir şey arız olursa, o kimse “ Subhanallah “ desin, buyurdu.”

    Malik 1/163 Buhari 684.Ter:711 Müslim 421/102 Ebu Avane 2/443 Ebu Davud 940/941 Nesei 2/77-78-79 İbni Mace 1035 İbni Hibban 2260 Tabarani 573 9-5742-M.Kebir Beyhaki 3/112 Beğavi 3/272 Abdurrezzak 4082 Ahmed 5/331

    5 = Namazda zarar verecek canlıların öldürülmesi :

    “ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v : iki siyahın - yani akrep ve yılanın - öldürülmesini emretti.”

    İbni Huzeyme 869 İbni Hibban 2352 Tayalisi 2538 Hakim 1/256 Beyhaki 1/266 Beğavi 3/268 Abdurrezzak 1754 Ahmed 2123

    6 = İhtiyac anında namazda çocuk taşıma :

    “ … Ebu Katade r.a şöyle dedi : Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem omuzunda Ebil-As’ın kızı Ümame olduğu halde namaz kıldırdı. Rasulullah rukü ettiği zaman kızı yere koyuyor, kalktığı zaman omuzunda taşıyordu.”

    Malik 1/170 Buhari 516-Ter:590 Müslim 543/41 Ebu Avane 2/145 Ebu Davud 917 Nesei 710 İbni Huzeyme 868 Humeydi 422 Beyhaki 2/162-163 Beğavi 3/263 Ahmed 51295 Albani 385-el-İrva

    7 = Namaz’da verilen selamı işaretle alma :

    “ … Abdullah b. Ömer r.a şöyle dedi : Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kuba’ya çıktı, orada namaz kılıyordu. Ensar gelerek namazda iken Rasulullah’a selam verdiler. - İbni Ömer - dedi ki Bilal’e şöyle dedim : Rasulullah namaz kılarken onlar kendisine selam verdiklerinde onlara selamlarını nasıl iade ediyor olarak gördün? Bilal avucunu açtı işte şöyle gördüm, dedi.”

    Ravilerden Cafer b. Avn da avucunu açtı. Avucunun içini aşağı, dışını yukarı tuttu ve bu hareketi gösterdi.

    Ebu Davud : 9217 - Nesei : 1186 - Tirmizi : 368 - Beyhaki : 2/259-260 - Ahmed : 6/12

    “ … İbni Ömer r.a Suheyb r.a dan şöyle dediğini rivayet ediyor : Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e namaz kılarken uğradım. Ona selam verdim. Rasulullah selamımı işaretle aldı.”

    Ravi Nabil şöyle dedi: Ben İbni Ömer’in parmağı ile işaret ederek selamı iade ettiğini biliyorum.

    Ebu Davud 9217 Nesei 1186 Tirmizi 368 Ahmed 6/12

    8 = Namazda işaret etme :

    “ … Aişe r.anha şöyle dedi : Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir ara hastalandı. Sahabelerden bir kısım insanlar ziyaret için yanına girdiler. Müteakiben Rasulullah oturduğu halde namaz kıldı. Ziyarete gelenlerde ayakta dikilerek onun namazına uyup namaz kıldılar. Rasulullah onlara, oturunuz diye işaret etti. Onlar da oturdular...”

    Müslim : 412/82 Buhari : 5658-Ter : 5700 Ebu Avane : 2/107 İbni Mace : 1237 İbni Huzeyme : 1614 İbni Hibban 2104 Ahmed 6/51

    9 = Sıkışık halde Namaz kılmamak :

    “ … Abdullah b. Erkam r.a beraberinde insanlar olduğu halde hac - veya ömre - için yola çıkmıştı. 0 beraberindeki insanlara imamlık yapıyordu. Bir gün sabah namazı için kamet etti sonra biriniz imamlık için öne geçsin dedi ve kendisi tuvalete gitti. Daha sonra şöyle dedi : Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i işittim şöyle buyuruyordu : Biriniz tuvalete gitmek ister ve o anda da namaz için kamet getirilirse önce tuvalete gitsin.”

    Ebu Davud : 88 Nesei : 851 Tirmizi : 142 Darimi : 1/332 İbni Mace : 616 Malik : 1/159/49 Hakim : 597 Ahmed : 15959

    NAMAZ’DA YAPILMASI CAİZ OLMAYAN FİİLLER

    “ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v namazda elleri böğür üzere koymayı yasakladı.”

    Buhari 1219 Müslim 545/46 Ebu Avane 2/84 Ebu Davud 947 Nesei 889 Tirmizi 383 Darimi 1/332 İbni Huzeyme 908 İbni Hibban 2285 İbn Ebi Şeybe 1/498/12 Tabarani 877-M. Sagir Hakim 974 Beyhaki 2/287 Ahmed 9192 Albani 374-el-İrva

    “ … Muaykib r.a şöyle dedi : Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e mescidde secde mahallini düzeltme hakkında sorulduğunda şöyle buyurdu : Eğer bunu yapacaksan bari bir kere yap.”

    Buhari 1207-Ter:1145 Müslim 546/47- 48 Ebu Avane 2/190-191 Ebu Davud 946 Nesei 1191 Tirmizi 380 İbni Mace 1026 İbni Huzeyme 895 İbni Hazm 4/8-el-Muhalla Tayalisi 1187 Beyhaki 2/284 Ahmed 3/426

    “ … Muaviye b. el-Hakem es-Sülemi r.a şöyle dedi : Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte namaz kıldığımız bir sırada cemaatten bir kişi hapşırdı. Ben “ Yerhamukallah “ dedim. Cemaattakiler bana bakıştılar. Ben Vay anam helak oldum ! Ne oluyorsunuz ki, bana bakıp duruyorsunuz ? dedim. Bunun üzerine elleriyle bacaklarına vurmaya başladılar. Onların beni susturmak istedilderini anlayınca öfkelendim, fakat sustum. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem namazı bitirince - Babam ve anam ona feda olsun ondan önce ve ondan sonra Rasulullah kadar güzel öğreten hiçbir muallim görmedim. Valla - ne beni ne azarladı, ne dövdü, ve ne de sövdü – sadece : Bizim bu namazımızda insanların kelamından hiçbir şey yaraşmaz. 0, ancak tespih, tekbir ve Kur ‘an okumaktır, buyurdu.”

    Müslim 537/33 Ebu Avane 2/141 Ebu Davud 930-931 Nesei 1217 Darimi 1/353 Ahrned 5/447 Albani 390 - el-İrva

    NAMAZI İPTAL EDEN ŞEYLER

    Değerli kardeşlerim … ! Namaz konusundaki en önemli şeylerden bir tanesi de, bir müslümanın namazını ortadan kaldıracak arızaların neler olduğunu bilmesidir. Çünkü öyle arızalar var ki bunlar, namaz kılındığı halde namazı yok sayan şeylerdir. Bunlar sahih delillerin bildirdiği gibi :

    “ Abdesti olmayanın namazı yoktur “

    EBU DAVUD : 1.C.101.N

    “ Fatihası olmayanın namazı yoktur “

    BUHARİ : 2.C. 765.S

    “ Burnunu yere değdirmeyenin namazı yoktur “

    DARE KUTNİ : 1 / 348

    “ Ruku ve secdede belini düzgün tutmayanın namazı yoktur “ }

    İBNİ MACE : 3.C.871.N - EBU DAVUD : 2.C.855.N

    “ … Cabir r.a’dan. Allah resulü s.av şöyle buyurdu : Kahkaha namazı iptal eder, fakat abdesti bozmaz. “

    DARE KUTNİ : 1.C. 647.N – 1 / 173.58.n

    “ … Cabir r.a’dan. Allah resulü s.av şöyle buyurdu : Konuşmak namazı iptal eder, fakat abdesti bozmaz. “

    DARE KUTNİ : 1.C. 6478.N

    | Tacuddin El Bayburdi
  • Yanıyor yanıyor Madımak yanıyor!!!
    Yansın Madımak , aydın diye geçinen aleviler ile dolu, yakın dinsizleri!!
    Aziz Nesin yakın kafiri, Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabının reklamını yapıyor Humeyni, Salman Rüşdi nin idamı fermanını verdi, siz de gebertin Aziz Nesin’i..

    ‘’Sen bu şiiri okurken
    Ben belki başka bir şehirde ölürüm’’
    Yıl 2018 Aralık ayı, 1988 –Mart ayı Eylül kitabının ilk baskısı var şu an elimde. Ben bu kitabı okuduğum zaman sen 1993 yılının Temmuz ayında Madımak’da yakılarak katledildin. Sen Madımak otelinde ateşler içinde iken de aynı şehirde değildik seninle. Ben Ankara’da senden 6 ay kadar önce aracına yerleştirilen bomba ile öldürülen Uğur Mumcu’nun şüphelilerin araştırıldığı artık kaldırılan DGM mahkemelerine görevli gidip geliyordum. Aynı mahkemeye senin yakılma olayının şüphelilerinin duruşması için de aylarca gidip geldim. İlk şark görevine gittiğim tarihlerde de devam etti duruşman hatta başka başka illere bile alındı güvenlik sebebiyle.
    Duruşmalarda getirilen şüpheliler her mahkeme öncesi farklı kılıkta idi biliyor musun? İlk geldiğinde saçlı sakallı olan sonrakinde dımdızlak kel, traş kaydı sakalsız idi. Gözlüklü olan gözlüksüz, paçoz olan takım elbiseli sanki her mahkemede yeni imaj sergisi çabasında. Niye diye mi soruyorsun? Teşhis edilmekte tanıkları yanıltırız avallığı..
    Doktormuşsun okudum hayatını şimdi değil ama taa o mahkemeler döneminde kimdi Madımak ateşine verilenler diye merak ettim de hepsinin hayatını okudum.
    Yanık Ağıt başlıklı bir şiirin var;
    ‘’Beş işçi elektrik ceryanına
    Kapılarak can verdi, behiç bey
    İstasyonda hat bakımı yapan’’
    Mısralarının olduğu. Bu dizeleri yazarken hiç aklına gelir miydi ateşler içinde seninle birlikte;
    Muhlis Akarsu- 45 yaşında, sanatçı
    Muhibe Akarsu - 45 yaşında, Muhlis Akarsu 'nun eşi
    Gülender Akça - 25 yaşında
    Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı
    Sehergül Ateş - 30 yaşında
    Erdal Ayrancı - 35 yaşında
    Asım Bezirci- 66 yaşında araştırmacı, yazar
    Belkıs Çakır- 18 yaşında
    Serpil Canik - 19 yaşında
    Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
    Nesimi Çimen- 62 yaşında, şair, sanatçı
    Serkan Doğan - 19 yaşında
    Hasret Gültekin- 22 yaşında şair, sanatçı
    Murat Gündüz - 22 yaşında
    Gülsüm Karababa -22 yaşında
    Uğur Kaynar- 37 yaşında, şair
    Emin Buğdaycı-18 yaşında şair
    Asaf Koçak- 35 yaşında, karikatürist
    Koray Kaya – 37 yaşında, şair

    Emin Buğdaycı-18 yaşında şair
    Asaf Koçak- 35 yaşında, karikatürist
    Koray Kaya - 12 yaşında
    Menekşe Kaya - 15 yaşında

    Handan Metin - 20 yaşında
    Sait Metin - 23 yaşında
    Huriye Özkan - 22 yaşında
    Yeşim Özkan - 20 yaşında
    Metin Altıok - 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci
    Carina Cuanna Thuijs - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
    Ahmet Özyurt - 21 yaşında
    Nurcan Şahin - 18 yaşında
    Özlem Şahin - 17 yaşında
    Asuman Sivri - 16 yaşında
    Yasemin Sivri - 19 yaşında
    Edibe Sulari- 40 yaşında, sanatçı
    İnci Türk - 22 yaşında

    33 aydın birlikte yakıldı. Gelmezdi değil mi nereden gelsin? Gelmiş olsa bu kadar kendinden emin
    YARIN DİYE BİR ŞEY VAR başlığında;
    ‘’Bir yanı var ömrümüzün
    Belki bir gün gülecek
    Selam verip
    Selam alacak
    Barışa kardeşliğe’’ mısraları dökülür müydü yüreğinden?
    Aziz Nesin’i bir kere mahkemede görme şansım oldu ama çok üzgün her biriniz için ayrı ayrı akıyor gözyaşları anlatırken yaşananları. Senden 2 sene kadar sonra o da vefat etti zaten.
    Bir şiirin daha var kitapta ilgimi çeken; BİR YALNIZ NAR AĞACI başlıklı
    ‘’Bir başka çocuklar
    Türkiye’yi konuşacaklar’’
    Mısralarının olduğu. Arkandan arkanızdan çok şeyler yazıldı, konuşuldu belgeseller çekildi, tiyatro oyunları sergilendi. Anma günleri düzenlendi hatta senin adının verildiği Türk Tabipleri Birliği tarafından oluşturulan Behçet Aysan Şiir Ödülü yarışmaları da yapılıyor. Bunlar güzel şeyler unutmamak unutturmamak yaşatmak adına ama en kötü olarak gördüğüm hatırlatma ise Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ardından ‘’O dondu biz yandık’’ sloganlarının kullanıldığı afişler idi.
    Ölümlere sevinebilmek acıları alaycılık ile ses duyurmak!!
    Yıl evet 2018 değişen ne var bilmiyorum , neler değişecek bilmiyorum. Kalan ömrümde ırk, dil, din, mezhep ayrımı olmaksızın huzurlu yıllar yaşamak istiyorum.
    Keyifli okumalar.
    https://www.youtube.com/watch?v=_fNu6jgqUN8
  • KÖR BAYKUŞ
    Yazar: SADIK HİDAYET
    Çeviri: BEHÇET NECATİGİL
    YKY YAYINLARI 17. BASKI

    Acaba bir gün bu metafizik olguların, ruhtaki bu kendinden geçme anında ve uykuyla uyanıklık arasında beliren gölgeler yansımasının sırrı anlaşılacak mı?
    Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabını okumaya başladığımda bu cümle çok dikkatimi çekti ve kitabı okumaya devam ettim bir kez sonuna kadar okumam aslında çok da uzun sürmedi. Sadık Hidayet Kör Baykuş kitabı (YKY YAYINLARI 17. BASKI sayfa 15- 85 arası) 70 sayfa .
    Kitap için notlar aldığım 2 sayfalık faks kağıdının her sayfasını kalemle ikiye böldüm ve şimdiki zaman, geçmiş zaman, anılar(mefafizik olgu), uyku ile uyanıklık hali olmak üzere başlıklar attım.
    Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabı; bana göre benimde not tutuğum kağıda yazdığım gibi şimdiki zaman, geçmiş zaman, uyku ile uykusuzluk hali arasındaki yansıma yanılma ve hatırlamalar ve anıların metafızik olguları ile devam ediyor. Kitap iki bölüm içermekle birlikte genel özeti halası tarafından büyütülmüş, anne ve babasını hiç görmemiş ve halasının kızıyla sırf annesi olarak gördüğü ve halasına olan sevgisinden dolayı evlemiş roman kahramanının ve kahpe dediği karısının öldürülmesine ve mezarlıkta gömülmesine kadar devam olay, olgular, dönüşümlerle devam ediyor.

    İncelemeri okuduğumda birkaç olay örgüsü anlatan yazıya rastlayabildim. Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabının özetini sayfa numaraları ile birlikte yazmaya karar verdim. Kitabı okumak istemeyen arkadaşlar aşağıda sayfa numaraları ile beraber yazmaya çalıştığım olay kurgusunu okumayabilirler.
    NEDEN KÖR BAYKUŞ?
    Athena, Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçasıdır. Roma mitolojisinde Minerva diye anılır. Babası Tanrıların başı Zeus, annesi ise Zeus'un ilk karısı olan hikmet tanrıçası Metis' tir. Sembolleri, kalkan, mızrak, zeytin dalı ve BAYKUŞTUR.
    Kitap okumaya gittiğim yerdede en azından teyit etmek adına ya da BAYKUŞ sizce neyi ifade ediyor dediğimde ‘’Bilgelik ‘’ demişti bana. Yunan mitolojisinde Baykuş ‘’ Bilgelik ‘’ ve ‘’ Uğursuzluk ‘’ demektir.

    DÖNÜŞÜMLER
    Yazar: OVİDİUS
    Çeviri: İSMET ZEKİ EYUBOĞLU
    PAYEL YAYINLARI HAZİRAN 1994 BASIM
    Ovidius’un Dönüşümler ( Besinçi Kitap Sayfa 131 – 132 ; 535-550)

    Gezinirken Tartarus bahçelerinde, bir nar
    Koparmış dalları eğik ağaçtan, kırmış kabuğunu 535
    Yemiş yedi narı. Bu olayı gören yalnızca
    Ascalaphus oldu. Söylentilere göre Avernuslar
    Arasında Orphne denen, pek bilinmeyen,
    nympha doğurmuş onu, ormanda, bir mağarada 540
    Acheron’dan. İşte o. Görmüş Proserpina’yı
    İçi sızlamadan duyurmuş ortalığa, önlemiş
    Dönüşünü. İnledi Erebus, kraliçesi uğursuz
    Bir KUŞA döndürdü bu olayın tanığını. Başında
    Phlegethon sularıyla ıslanan bir gaga, tüy, 545
    Kocaman gözler yarattı. Değişti tüyle kaplandı
    Sarımsı gövdesi, büyüdü başı, kıvrıldı, uzadı
    Tırnakları, güçlükle titredi kımıldayan kolunda
    Tüyler. Yıkımların ulağı, UĞURSUZ sayılan, bütün
    Ölümlülerin kaçındığı BAYKUŞ derler buna 550

    Yunan Mitolojisinde Bilgelik ve Uğurszluk ifade eden Baykuş neden Sadık Hidayetin kitabında Kör diye düşündüğümde Cevabını bana göre ‘’ Bilgelik gözlerin gerçeklere açılmasıyla gelir’’ sözleriyle GEORGE SANTAYANA verdi.

    Gölgem çok çok güçlüydü, belirgindi gerçek cismimden; duvara vurulmuş gölgem daha gerçekti vücudumdan. Sanki ihtiyar hurdacı, kasap, dadım ve o kahpe karım, benim gölgelerimdiler, ben bu gölgelerin içinde hapsedilmiştim. Bir Baykuşa benziyordum, ama iniltilerim boğazımda takılıp kalıyordu ve ben pıhtılaşmış kan olarak tükürüyordum onları. Şayet Baykuş da hasta olsa benim düşündüğüm şeyleri düşünürdü. Duvardaki gölgem tıpkı bir Baykuş gölgesiydi ve iki büklüm eğilmiş, yazdıklarımı dikkatle okuyordu. Anlıyordu besbelli; bir o anlayabilirdi. Göz ucuyla gölgeme baktıkça korkuyordum.
    SADIK HİDAYET – KÖR BAYKUŞ SAYFA-82

    Kitap iki bölüm içermekle birlikte genel özeti halası tarafından büyütülmüş, anne ve babasını hiç görmemiş ve halasının kızıyla sırf annesi olarak gördüğü ve halasına olan sevgisinden dolayı evlemiş roman kahramanının ve kahpe dediği karısının öldürülmesine ve mezarlıkta gömülmesine kadar devam olay, olgular, dönüşümlerle devam ediyor. ***Kitabın özetini sayfa numaraları ile yazıyorum. Kitabı okumak istemeyen arkadaşlar aşağıda sayfa numaraları ile beraber yazmaya çalıştığım olay kurgusunu okumayabilirler.


    Annemle babam üzerine bazı şeyler duydum, ama yalnız dadımın anlattıkları doğru görünüyor bana. Dadım bana şunları anlatmıştı: Babamla amcam ikizlermiş, aynı yüz, aynı görünüş, aynıhuy aynı ahlak; hatta sesleride o kadar benzermişki onları ayırt etmek kolay olmazmış. Manevi bir bağ, bir duygu beraberliği varmış aralarında, birisi hastalansa ötekide hastalanırmış, hani derler ya, bir elmanın yarısı o, yarısı bu. Derken ikiside ticaretle uğraşmaya başlamışlar, yirmi yaşında hindistana giymişler,rey mallarını orada satmak için: türlü kumaşlar, çiçekli basmalar, pamuklu dokumalar, cübbe şal, iğne, canak çömlek, baş yıkamaya killi toprak, kalemdan. Babam, benares’e yerleşmiş, ticaret için öteki kentlere amcamı gönderiyormuş. Çok geçmemiş babam aşık olmuş. Sayfa 44.
    Ben doğduktan az sonra amcam Baneres’e dönmüş. Duyguları ikiz kardeşinin duygularına bağlı sanki, rakkaseye bu kez de çılgınca o vurulmuş. Babamla ortak oldukları dış ve iç benzerliklerinden yararlanarak, muradına da çabuk ermiş. Ama annem anlamış ve açığa vurmuş sırrı. Kararı kobra yılanı vermeliymiş, yoksa ikisinide bırakıp gidecekmiş annem. Hangisi sağ kalırsa onunla olacakmış annem. Sayfa45
    O gün bu gün ben boşuna ekmek diyorum, lüzumsuz bigane bir adamım ancak. Sonra Amcam ya da babam, rakkaseyi ve beni alıp takibe Rey’e gitmiş ve beni kız kardeşine, yani halama emanet etmiş. Sayfa 46
    Karımın annesi, biraz da benim annemdi, çünkü ben kendi annemi, babamı görmedim, bilmedim. Karımın annesi olan o boylu poslu, kır saçlı kadın büyüttü beni. Karımın annesini kendi annem gibi sevdim, onun kızıyla evlenişim de bu sevgi yüzünden oldu. Sayfa 44
    Çocukluğumda Nevruzun 13. günüydü (Sayfa 18 -22-56-65) ben buraya gelmiştim, karımın annesiyle ve o kahpeyle gelmiştim. Servilerin etrafında az mı koşuşmuş, oyunlar oynamıştık. Sonra başka çocuklar da katılmışlardı bize; fakat şimdi tam hatırlamıyorum. Körebe oynamıştık. Irmak kıyısında o kahpeyi kovalıyordum ki, birden ayağı kaymış suya düşmüştü. Sudan çıkarmışlar, üstünü değiştirmek için bir servinin arkasına götürmüşlerdi. Peşlerinde gitti. Önüne bir baş örtüsü tutmuşlardı. Ama ben ağacın arkasından gizlice, gördüm bütün vücudunu. Gülüyor, sol elinin işaret parmağını ısırıyordu. Beyaz bir atkıya sardılar onu ve ince siyah ipek entarisini güneşe serdiler. Sayfa 56
    Ben onunla annesine benzediği için evlendim, bana da benziyor az çok, diye evlendim. Sayfa 53
    Karı koca olamadık biz. Sayfa 53
    Sanki kendisini bir canavarla birlikte bir hücreye kapamışlardı. Kimse inanmaz, zaten inanılır gibi değil. Hiç değilse dudaklarından öpsem; ona bile bırakmadı. İkinci gece, ilk geceki gibi, aynı yerde kuru toprakla yattım. Ertesi geceler de öyle, elimden bir şey gelmedi. Hasılı, uzun süre, odanın bir ucunda kuru toprakla uyudum. Kim inanır? İki ay, hayır, iki ay dört gün, onun uzağında hep yerde uyudum, ona yaklaşmaya cesaret edemedim. Sayfa 48
    Hayatından pek memnundu anlaşılan ve farkında olmadan sol işaret parmağını ağzına götürüyordu hep. Bu latif kadın, Suren ırmağının kıyısında körebe oynadığımızi entarisi kırmalı ve siyah, kendisi ince, zarif o kızmıydı? Halleri çocuksu, özgür ve eteğinin altında bacakları gördükçe heyecanlandığım o kız mıydı? Şimdiye kadar farkına varmamıştım, şimdi gözlerimin önünden bir perde kalkmıştı sanki. Safya 75
    Çok geçmeden sağda solda aşıkları olduğunu anladım. Sayfa 48
    Hemde ne aşıklar! İşkembi, fakih, ciğerci, müftü, tüccar, feylesof, ki isimler ve lakaplar değişik, ama hepside bir sürü fasarya adam. İşte bunları bana tercih etmişti. Sayfa 48
    Sonra ayaklarımın ucuna basa basa, karımın odasına doğru yürüdüm. Karanlıktı odası, kapıyı yavaşça açtım. Rüya görüyordu herhalde, yüksek sesle sayıkladı: ‘’Şalını Çıkar!’’ Yatağına yaklaştım, sicak yumuşak soluklarını yüzümde hissettim. İnsanı dirilten, tatlı bir alevdi bu! O havayı birkaç dakika teneffüs etseydim tekrar canlanırdım. Ah, ne kadar zamandır inanıyordum buna: herkes bu bendeki gibi ateşli soluklar olması gerekirdi. Odada bir başkası, aşıklarından biri olmasın diye sağa sola baktım, hayır kimse yoktu, yalnızdı. Hakkında söylenenlerin sırf yalan ve iftira olduğunu anladım. Kim bilir belki de bakireydi henüz? Ona yaklaştığımda hayallerden, suçlamalardan ötürü kendimden utandım. Fakat bir dakika bile sürmedi bu: Kapının arkasından bir aksırık sesi geldi, daha boğuk alaycı bir gülüş, insanın tüylerini diken diken eden bir kahkaha duydum, damarlarım çekildi ürperdim. O aksırmayı, o kahkahayı duymasaydım, onlar alıkoymasaydı beni, karar vermiştim, gövdesini parca parca edecek, satsın diye müsterilere, karşıdaki kasaba götürecektim. Budundan bir parçayı da adak olarak kuran okuyan ihtiyara verecek, ertesi gün de gidip soracaktım ona: Dün yediğin et ne etiydi, biliyor musun? Sayfa 79
    O, ben hariç, kendini herkese veriyordu, fakat ben, onun çocukluğunu belli belirsiz tekrar yaşayarak, kendimi teslim ediyordum. Sayfa 75
    Hani kötülemek gibi olmasın ya, karın dün gece bir çocuk düşürdü… Biliyoruz ki bu çocuk… Kendisi söyledi, sözde hamamda gebe kalmış. Sayfa 80
    Her an bana mezardan daha dar, karanlık olmaya başlamış bu odada vaktimi, karımı beklemekle geçiriyordum, ama o hiç gelmiyordu. Ben bu hallere onun yüzünden düşmemiş miydim? Şaka değil, üç yıl, hayır, iki yıl dört ay oldu; ( Burada neden YIL yazılmış çeviri hatasımı var bilmiyorum çünkü bir çok sayfasında iki ay dört gün özellikle belirtilmiş ve yazmaktadır. Sayfa 16-17-18-19-21-48-) ama nedir günler nedir aylar? Benim için bir önemi yok onların; mezardan olan için zaman, anlamı kaybeder. İki yıl dört aydır bu oda, benim hayatımın ve düşüncelerimin mezarı oldu. Sayfa 51
    Günden güne zayıflıyordum, aynada bakıyordum kendime: Yanakalrım kızarmıştı, kasap dükkanında asılı etlerinrengiydi bu. Çok ateşim vardı ve gözlerimde baygın sönül acılı bir ifade. Sayfa 49
    Çenesinde üç tel sakal, hekimbaşı geldi, afyon içmeme izin verdi. Çektiğim cefalara bundan değerli deva mı olurdu? Sayfa 60
    Hekim söylemiş, sen ölecekmişsin, senden kurtulacakmışız. Ölmek nasıl olur? Sayfa 81
    Süpürme bitince aşağı, odama indim ve bir karar verdim, korkunç bir karar: Bitişik odaya geçtim, kutumdaki kemik saplı bıçağı cıkardım, eteğime sildim, temizledim yüzümü yastığımın altına soktum. Sayfa 67
    Korkunç keyifli bir hava. Bense biliyorum niçin yere eğilmiştim; böyle havalarda hep ölümü düşünürüm. Ama ançak şimdi, ölümün bana kanlı yüzünü gösterdiği, kemikli ellerini boğazıma doladığı şu anda vermiştim kararımı: Ardımdan ‘’ Allah rahmet eylesin, rahata erdi! ‘’ dedirtmemek için, kahpeyide beraber götürecektim. Sayfa 67
    Delirdiğini sanıyordum. O keşmekeş içinde, elimi uzattım nasılsa ve elimdeki bıçağın vücudunun bir yerine saplandığını hissettim. Sicak bir sıvı, yüzüme fışkırdı. Bir cığlık kopardı o, ve beni bıraktı. Avucumda sicak bir şey vardı, ona dokunmadım, elimi yumruk yaptım. Bıçağı attım, bıçaksız elimi vücudunda gezdirdim, katılaşmıştı. Ölmüştü o. Sayfa 84
    Ama ben onlardan bir tanesini anlatmakla yetineceğim, başımdan geçti bu ve beni öyle sarstı ki asla unutamam. Sayfa 15
    Çalışacağım yazmaya, aklımda kalanları, olaylar zincirinden zihnimde kalanları yazmaya. Sayfa15
    Yazmak bir ihtiyaçtı, zorunlu bir görevdi benim için. Uzun süredir bana işkence eden devi öldürmek istiyordum, çektiklerimi kağıda geçirmek istiyordum. Sayfa 38
    Beni yazmaya da o resim zorluyor. Sayfa 71 ( Bahsettiği resim Sayfa 17- 18-19-34-35-55-59-71)
    Üç aydan beri, hayır, iki ay dört gün var ki onun izini yitirdim, ama o büyülü gözlerinin, o gözlerdeki öldürücü parıltının anısı hayatımdan silinmedi; onu nasıl unutabilirim ki, hayatıma öylesine bağlanmış. Sayfa 16
    Vazgeçebilir miydim tamamen? Ama onu tekrar görmek, benim elimde olan bir şey değildi Azap çeken bir ruh gibi bekliyor, kolluyor, arıyordum, lakin boşuna! Evin çevresini dolaştım, araştırdım. Bir gün, iki gün değil, belki iki ay dört gün, cinayet yerlerinde dönen katiller gibi, döndüm dolandım evin çevresinde. Sayfa 21
    Onu yitirdim yitireli, aramızda bir taş duvar, ıslak bir set, deliksiz pencere, kurşun gibi bir taş duvar yükseldi yükseleli hayatım ebediyen boş ve kayıp bir hayat olduğunu kavramıştım. Sayfa 22
    Onu kendi tenimin Sıçaklığı ile ısıtmak istedim, ona kendi sıcaklığımı verip ölümün soğukluğunu ondan almak istedim. Ola ki ona kendi ruhumu üflerim diye soyundum, yanına uzandım. Ağzı bir salatalığın içi gibi buruk ( bu ifade Sayfa 25-57-76-83 teyit ederek geçmektedir.)ve serinletici. Bütün teni buz gibiydi, damarlarımdaki kan dondu, bu soğukluk ta kalbime işledi. Boşunaydı bütün çabalarım. Karyoladan indim, giyindim. Hayır, yalan değil, işte odama, yatağıma gelmiş, vücudunu bana teslim etmişti, teninin ve ruhunu, ikisini de bana vermişti. Sayfa 25
    Ben bu ölüyü ne yapacaktım, cürümeye başlamış bu cesedi? Önce odamda gömmeyi düşündüm, sonra alıp götürmek geldi aklıma; götürüp bir kuyuya, etrafında mavi gündüzsefaları olan bir kuyuya atmak geldi. Ama bu işi kimse görmeden yapmak, az düşünce, az zahmet, az ustalık mı isterdi! Sayfa 28

    Bu kez teredüüt etmedim, küçük odadaki kemik saplı bıçağı aldım, (Sayfa 67-79-80) önce büyük bir dikkatle, vücudunu bir örümcek ağı gibi hapsetmiş ince, siyah entariyi, üstündeki tek giysiyi uzunlamasına kestim. Uzamıştı adeta, gözüme eskisinden daha boylu göründü. Sonra başını kestim, birkaç damla soğuk pıhtılaşmış kan sızdı gırtlağından. Sonra kollarını bacaklarını kestim. Gövdeyi, kol bacakları düzgün ve tertipli bavula koydum. Sayfa 29
    Hamal arıyorsun ben varım işte! Ya! Dedi ihtiyar. Cenaze araba da var. Ben her gün ölü taşır, götürür, gömerim, ya! Tabut da yaparım, ölcüsü ölcüsüne, tam tamına. Şu anda hazırım ben, ya! Sayfa 29
    Gelirken kazma kürek de getirmişti, cevabımı beklemeden kazmaya başladı. Bavulu yere bıraktım, uyuşuk cansız duruyordum. Kamburihtiyar işinin eri gibi becerikli çalışıyordu. Sayfa 31
    Bavulu koyarak kaldırdım, çukura indirdim, tamamı tamamına sığdı çukura. Fakat son defa görmek istedim ölüyü, bavuldaki ölüyü. Çevreme bakındım, hiçbir canlı görünmüyordu. Cebimden anahtarı çıkardım, bavulun kilidini açtım. Fakat siyah entarisinin kenarlarını açıp da sızmış kanlar ve kaynaşan kurtçuklar arasında, onun bana anlamsız şaşkın bakan ve derinliklerinde bütün ömrünün boğulduğu o iri, kederli gözlerini görünce, hemen kapattım bavulu. Üzerine topraklar atım, toprağı çiğnedim, sımsıkı pekiştirdim. Gittim, o kokusuz, mavi gündüzsefalarından topladım, mezarının üstüne diktim. Sonra bütün izleri yok etmek, tanımasını imkansızlaştırmak için de kum çakıl serpiştirdim mezara. Bu işi öyle sağlam yaptım ki, artık neresiydi yeri, ben bile ayırt edemiyordum. Sayfa 32
    Uyandığım yeni dünyada çevreyi, durumları yakından tanıyor, kendimi onda, eski hayatımı oluşturan çevredekinden daha rahat hissediyordum. Bu benim asıl hayatımın bir yansımasıydı sanki. Bir başka dünya idi, ama aşınası olduğum için, kendimi hemen gene alışageldim eylemler içinde buldum.Ben bir başka, çok eski bir dünyaya doğmuştum, ama bu daha yakın, daha doğaldı bana. Sayfa 37

    Her kitap kurgusunda olduğu gibi Kör Baykuş kitabını Anlatıcı Mekan ve Zaman olarak incelemek gerekir.
    Anlatıcının mekanı ve romanın tamamındaki bakış acısı farkılıklar gösterebilir. Sadık Hidayet Kör Baykuş romanı Anlatıcı ve Roman kahramanı acısından bunların tamamını kapsamaktadır. Birinci şahis olarak anlattığı gibi üçüncü şahsın ağzında anlattığı bölümler ve paragraflar var olay kurgusunda hatta ve hatta Anne ve Babasının hikayesin de başka bir anlatıcının arkasına sığınıp hikayesine devam ederken bir taraftanda halasının ağzından hikayesine devam etmektedir. Gerçeklik düzeyinde ise roman kahramnalarının bağlantısı ve dönüşümleri ile ilgili kitabında şunu ( İnanmış inanmamış başkaları sayfa 15) yazmıştır. Bir çok yerde aynı tipler ama farklı karakterler olan Baba, amca mezarcı, hurdacı ve roman kahramanının birbirlerine dönüşümler. (Ben ihtiyar hurdacı olmuştum sayfa 84)
    Mekan olarak baktığımda ise Kendi evinin odası gibi görünsede bu noktada bir çok farklı mekan ve sapmalar var ( Issız sokaklara sapmıştım. Yol üstünde acayip, garip geometrik sekilerde, kübik, prizma biçimi, koni kesiği, kül rengi evler görülüyordu. Basık karanlık pencereli evler. Harap, sahipsiz, eğreti, pencereler. Bu evlerde hiçbir zaman canlı varlık oturmamıştı sanki. Sayfa 54-66 ) ( Çevreme bakındım: Tepelerle, mor sıradağlarla çevrili bir yöredeydim. Sayfa 32 )
    Olaylar, Anlatıcı ve roman kahramanlarının dönüşümleri mekan ve zamanla gidip gelmekte ve karışmaktadır.. Yazıldığı dönem ve İran Edebiyatı açısından baktığımda ise gözüme çarpan çümleler var.
    (Tek ilaç şarap yardımıyla unutmaktır; afyonun ve uyuşturucu maddelerin sağladığı sahte uykudur. Sayfa 15)
    (Hemde ne aşıklar! İşkembi, fakih, ciğerci, müftü, tüccar, feylesof, ki isimler ve lakaplar değişik, ama hepside bir sürü fasarya adam. İşte bunları bana tercih etmişti. Sayfa 48)
    İnsanı duyguların ise bu örgüye yayılmasını ise gerçekten çok başarılı buldum ama bununla birlikte Kör Baykuş Kitabının anlaşılmaz olduğunu asla düşünmüyorum.


    Okuduğum kitapları düşündüğümde ve bu kitapların diğerlerine göre daha farklı bulduğumda bunu kendimce hep şuna bağlamışımdır. Ya kendi dönemlerinde yasaklanmış, ya da kendi ülkelerinde basılmamış, ya da revacta olmamış ve değerleri sonraki zamanlarda anlaşılmıştır. Bu tamamen kendi düşüncem olmakla birlite okuduğum bu kitaplarda gözlemlediğim kurgular ya da yazım şekli o zamana ait aykırı bir düşünceyi anlatıyor ya da kurgular ve düşüncelerde farklılıklar yaratıyorlar ya da döneme sosyolojik ve psikolojik bakış acısından farklılıklar içeriyor… Sadık Hidayet’de Kör Baykuş kitabı bana göre bu tarz bir kitap ve zaten ülkesinde o dönem yasaklanmış ve kendisi başka bir ülkede yaşamış ve Paris’de intihar etmiştir. Kör Baykuş konu ve tema olarak düz mantıkla körü körüne hayata, yaşama, anılara deneyimlere bağlı bir kitap değildir bunlar olsa bile kurmaca her açıdan olağan üstü taşarlanmış kitabın başlangıcında beklide duygular basit anlaşılır görünsede kitap vardığı noktada karmaşıktır. Kurmacayı, duyguları başa bir şeye dönüştürmek başka bir noktaya götürmekzaten bana göre büyük yazarların büyük kitapların işidir. Kör Baykuş bu acıdan uzun süre okunabilecek bir kitap olma özelliğini göstermektedir. Kitaplarda konular duygular basit olabilir ama yazım şekli tarzı isyankar ve kurmacası ile olan uyumu onu başka kitaplardan ayırır. Kar Baykuş Sadık Hidayet’in iç dünyasından çıktığını düşündüğümde (Kendisi bizzat kitabında belirtmiştir …Beni yazmaya o resim zorluyor. …Yazmak bir ihtiyactı.) hayal dünyasından üretilen içindeki duygu ve karamasarlığı kurguya çok iyi işleyip hepimizi kurgunun gerçekliğine inandırmıştır. Sonuçta roman kavramı kurmacaların, yalanların, hayalgücünün ürettiği kandırmacaların bize gerçekmiş gibi gösterilmesidir. Biz bu gerçekliğe inandığımızda işte bu noktada bu kitaplar sonsuzluğa doğru yola çıkarlar.
    Bunu yazmamın sebebi roman kahramanı, mekan, zaman kurgusuna cevap verebilmek için (yukarıda yazdıklarım benim adıma düşünce notları olmakla birlikte açıklama adına önemli.) için önemliydi. Her romanda bir anlatıcı vardır ve bu anlatıcı bu romanı yazan yazar olmak zorunda değildir. Her romanda olan bu anlatıcı romandaki kahramanların, karakterin işleyişini ve ruhunu ifade eder. Bu anlatıcı yazar olmamakla birlikte roman devam ettiği sürece kitabın tüm sözcüklerinde varlığını sürdürür ve kitabın son noktasında kitapdan ayrılır. Benim adıma ise en önemli karakterlerden bir tanesi bu anlatıcı karmaşıklığı olan bu tarz kitaplardır. Bu noktada zaten anlatıcı bir roman kahramanıdır. Bir anlatıcısı olmayan bir roman olmayacağı gibi bir kahramanı olmayan bir romanda bana göre yoktur. (Bir anlatıcısı olmayan bir roman varmıdır?) Roman kahramanının anlattığı romanlar, Mekanın dışında olan anlatıcı ya da belirsiz bir anlatıcı kitaplarda olabilir. Bu farklı durumları Sadık Hidayet Kör Baykuş kitabında kullanmıştır. Bu anlatıcı bazen bulunduğu mekanda bazen mekanın dışında bazende tamamen dışarıda yani yukarıdan bakılan bir mekandan anlatabilir. Kör Baykuş bu noktada çoklu anlatıcı ile devam eder ve bu çoklu anlatıcılar kurguda farklılıklar ve zaman kayması yaratmakla birlikte Roman kahramanlarının birbirlerine ve iç içe olan döngü ve dönüşümleri Kurguyu sona gerçeklikle bağlar.(Ben ihtiyar Hurdacı olmuştum.) Anlatcının dönüşümü Kahramanın dönüşümü ve bunların bakış acısı saklanması Romanı Kahramansız yaparmı ?
    Mekan olarak baktığımda ise Kendi evinin odası gibi görünse de bu noktada bir çok farklı mekan ve sapmalar var ( Issız sokaklara sapmıştım. Yol üstünde acayip, garip geometrik sekilerde, kübik, prizma biçimi, koni kesiği, kül rengi evler görülüyordu. Basık karanlık pencereli evler. Harap, sahipsiz, eğreti, pencereler. Bu evlerde hiçbir zaman canlı varlık oturmamıştı sanki. Sayfa 54-66 ) ( Çevreme bakındım: Tepelerle, mor sıradağlarla çevrili bir yöredeydim. Sayfa 32 ) Anlatıcının olduğu farklı Mekanların olması ile birlikte bir Roman Nasıl Mekansız Olabilir ?
    Sadık Hidayet’in Kör Baykuş romanı zaman açısından da iç içe ve farklı bakış acısından ilerlemektedir. Anlatıcı aynı zaman diliminde olduğu gibi şimdiki zamandan bakarken geçmiş zamanda olan olayları şimdiden, geçmişte olan olaylarıda şimdiki ve gelecek zaman şeklinde ilerlerken rüya ve halisünasyonlarla da inci gibi işlemiştir. Rüya ya da gerçek olup olmadığıni bize şimdiki zamanda belirtir. Bu durumları bu şekilde anlatması bu Kör Baykuş kitabını zamandan mahrum etmek olabilir mi ?
  • Öncelikle teşvikleri, destekleri ve yardımları için ~ DİLHUN ~ Hanıma , * EFLATUN* ablama,
    Metin Pir ( Von Kleist ) kardeşime, inci ablama ,
    Hayat.. kardeşime hepinize çok teşekkür ediyorum...

    Şeb-i Arus;
    “Hamdım, Piştim, Yandım” diyerek üç kelimeyle hayatını özetleyen Hazreti Mevlânâ Muhammed Celaleddin-i Rumi'nin vefat ettiği (vuslat gecesi) geceyi anmak için gerçekleştirilen törenlerdir. Bu törenler 7-17 Aralık'ta başta Konya olmak üzere Türkiye'nin ve dünyanın birçok bölgesinde yapılmaktadır ve anılmaktadır. “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir” diyen Hazreti Mevlânâ Muhammed Celaleddin-i Rumi ölümünü sevgiliye kavuşmak olarak kabul etmiştir.
    Hazreti Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rumi Ölüme Bakışı;
    “Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit şüpheye düşme.

    Bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem işte hayflanmanın sırası o zamandır.

    Cenazemi görünce ayrılık ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve görüşme zamanımdır.

    Beni kabre indirip bırakınca, sakın elveda elveda deme; zira mezar cennetler topluluğunun perdesidir.

    Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne ziyan geliyor ki?

    Sana batmak görünür, ama o, doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür, ama o, canın kurtuluşudur.

    Hangi tohum yere ekildi de bitmedi! Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun! Hangi kova kuyuya salındı da dolu dolu çıkmadı? Can Yusuf u ne diye kuyuda feryâd etsin?

    Bu tarafta ağzım yumdun mu o tarafta aç. Zira senin hây u hûyun, mekânsızlık âleminin fezâsındadır.” der.

    Etkinliğimizde ki amaç Hazreti Mevlânâ Muhammed Celâleddîn-i Rumi'yi Vuslatının 745.yıl dönümünde anmak Beğendiğiniz yada merak ettiğiniz bir yazardan hayatı hakkında kitap okumak, sözlerini, beyitlerini, gazellerini paylaşmak, okumak ve okutmak diyelim...

    Etkinlik tarihi ;
    Başlangıç tarihi; 7 Aralık
    Bitiş tarihi; 17 Ocak

    1-~ DİLHUN ~
    2-* EFLATUN*
    3-Hayat..
    4-Metin Pir ( Von Kleist )
    5-DeliHatun
    6--Burçin teyze
    7-Gülşen...
    8-Müjgan
    9-https://1000kitap.com/Mina_Bjelepolje_Koc
    10-Melis Esim
    11-Hilâl
    12-laz cuk
    13-Gąmźė
    14-Sümeyye Nur
    15-Kitap evi
    16-Beyin Fırtınası
    17-inci
    18-Naçizane
    19-Salim
    20-Tuğba Karaca
    21-sueda reyyan
    22-Büşra A.
    23-Liliyar
    24-Derya (Bahir) Deniz 💐
    25özlem
    26-Rahime
    27-Kevok_baz
    28-https://1000kitap.com/Meftun_66
    29-Eylül Türk
    30-Rojhilat
    31-Abdullah
    32-Nausicaä
    33-Hatice
    34-Şeyda
    35-Hicret ‍
    36Mehmet Zâhid Eser ﷽
    37-Pervin
    38-Zeynep Alan
    39-Verda
    40-Hatice
    41-Saf papatya
    42-Kübra D.
    43-Veysel Yılmaz
    44-Slh
    45-Aysel Krblt