Çok okudum,yalnız bütün hayatımı değiştiren kitabı değil başka kitapları da.Okurken ama kırık hayatıma derin bir anlam vermeye,bir teselli aramaya,hatta hüznün güzel ve saygıdeğer yanına aramaya kalkışmadım hiç.Çehov’a,o yetenekli,veremli ve alçakgönüllü Rus’a sevgi ve hayranlıktan başka ne duyabilir insan.Ama boşa gitmiş kırık ve kederli hayatlarını Çehovcu denen bir duyarlılıkla estetikleştiren,hayatlarının sefaletinden böbürlene böbürlene bir güzellik bir yücelik duygusu alan okurlar için üzülür,bu okurların teselli ihtiyacını karşılamayı bir kariyere dönüştüren işbilir yazarlardan da nefret ederim.
Bir arkadaşının kütüphanesinden görüp aldığı bu kitabı okuyunca her şey “yerli yerine”oturmuş.Ölümün hayatımız içindeki yerini biliyormuş artık:Onun varlığını bahçedeki vazgeçilmez bir ağaç,sokaktaki arkadaş gibi kabul etmiş,isyan bırakmış.Çocukluğunun önemini anlamış.Geçmişinde kalmış küçük eşyaları,çikletleri resimli romanları hatırlayıp sevmeyi de böyle öğrenmiş,ilk kitapların,ilk aşklar gibi hayatındaki yerini de.Çılgın ve kederli otobüsleri de,vahşi ülkesini de zaten çocukluğundan beri severmiş.
Rıfkı Amca demişti ki:”Dünyanın öbür ucu da olsa trenlerin uğradığı herhangi bir yerde yaşayabilirim ben,”demişti.”Çünkü uykudan önce insanın bir tren düdüğünü duyamayacağı bir hayatı hayal bile edemiyorum.O sırada bu kasabada,bu insanlar arasında hayatımın sonuna kadar yaşayabileceğimi çok iyi hayal edebiliyordum.
HİÇBİR ŞEY,HER ŞEYİ UNUTABİLMENİN VERDİĞİ HUZURDAN DEĞERLİ OLAMAZ.