Birçok kişi insanlardan nefret ettiğini ve insanlardan çok çektiğini söyler. Peki, soruyorum: Bu insanlar kim? Biz değil miyiz zaten? Hani bazen diyoruz ya, “Neden bunlar bana böyle davranıyor?” Hiç kendinize sordunuz mu, acaba ben de onların bana davrandığı gibi başkalarına mı davranıyorum diye? Acaba ben de birine karşı acımasız olabiliyor muyum?
Hiç fark ettiniz mi, ezilenler hep özgüveni düşük olanlardır? Onlar da özgüveni düşük olmak istemezlerdi ki! Çoğunun hayatına derinlemesine bakarsak, “Bu kadarına bile nasıl dayandı?” deriz, inanın. Ama biz, hiçbirini düşünmeden insanları ezmeye devam ediyoruz. Öyle ya da böyle, bu durumu biliyoruz zaten. Velhasıl, keşke ezilen herkes bu kitapta olduğu gibi bir gün hayaletleşip öçlerini alsa. :)
Spoiler içerir, lütfen kitabı okuyacaksanız burayı okumayın. :)
Bir adam düşünün; evinden işine, işinden evine giden, işini elinden geldiğince iyi yapan, kimseye karışmayan bir adam. Bu bizim baş karakterimiz. Öyle bir baş karakter ki, yıllardır gece gündüz çalışıp işini en iyi şekilde yapmasına rağmen yırtık bir palto giyen, kendi halinde bir çalışan. Ancak, hayır deme yeteneği olmayanlardan. İsteyen ona istediği işi yaptırıyor, adam saf gibi her şeyi yapıyor. Etrafındaki iş arkadaşları tarafından sürekli alay konusu oluyor; paltosunun eskiliğinden tut, yaptığı iyiliklere kadar her şeyle dalga geçiyorlar. Normal insanlar, savunmasız birini görünce genelde böyle davranırlar. İşte bu adam, yıllardır aynı paltoyu kullanıyor. Sonra palto yırtılıyor ve terziye gidiyor. Terzi, “Bu kumaş çürümüş, yırtıkları dikemem, yeni bir palto dikmelisin,” diyor. Adam yemiyor içmiyor, aylarca para biriktiriyor ve sonunda yeni bir palto diktiriyor. Paltosunu giydiği ilk gün, alaycı iş arkadaşlarının zoruyla bir doğum günü partisine davet