1000Kitap Logosu
Savaş ve Barış
Savaş ve Barış
Savaş ve Barış

Savaş ve Barış

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.7
3.035 Kişi
12,5bin
Okunma
3.700
Beğeni
147bin
Gösterim
511 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 14 sa. 29 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Akçağ Yayınları · 8 Kasım 2010 · Karton kapak · 9789753387397
Diğer baskılar
5 mağazanın 112 ürününün ortalama fiyatı: ₺26,56
8.7
10 üzerinden
3.035 Puan · 449 İnceleme
Oğuz Aktürk
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)'ı inceledi.
1808 syf.
·
11 günde
·
9/10 puan
Tolstoy Kitapları Okuma Rehberi!
YouTube kitap kanalımdaki videodan Tolstoy'un hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/bsTzvrg-Pi4 Yıllardır hazırlamak istediğim ve yıllardır da yine benden yoğun şekilde beklenen "Tolstoy kitapları okuma rehberi"me hoşgeldiniz. Bu inceleme 20 küsür kitabın, pek çok makalenin, binlerce sayfanın ve sayısız içselleştirmenin ekranlarınıza bir öz olarak yansımasıdır. Sadece 5-10 dakikanızı ayırıp bu incelemeyi sonuna kadar okuduğunuz takdirde belki de aylarınızı alacak Tolstoy okumalarınızı daha bilinçli yapabilir ve onun Rus edebiyatı için önemini anlamlandırma konusunda iyi bir yol alabilirsiniz. Daha çok okurun bu rehberden faydalanabilmesi için de bu incelemeyi paylaşabilirsiniz. Doğum günümde arkadaşlarımla partilemek ve pasta yemek varken sizce neden Tolstoy'un ve kitaplarının daha iyi anlaşılabilmesi için bu yazıyı yazıyorum dersiniz? Çünkü biz okurlar, bazen bir yazarı okuduktan sonra yeniden doğmuş gibi hissederiz. Böylelikle farklı yazarların farklı kitaplarını okuya okuya aslında fark etmesek de benliğimizin doğum günü hediyesini vermiş oluruz. Peki Tolstoy'un benliğindeki "savaş ve barış"ları nasıl daha iyi anlayabiliriz? Her zaman demişimdir, insanın içinde her gün olup biten savaş ve barışlar, dünyada olup biten savaş ve barışlardan daha kanlıdır, çetindir ve kalıcıdır. Her gün beynimizden Napolyonlar saldırır kalbimize ve yine her gün Aleksandrlar savunur kalbimizi yarım yamalak savaş taktikleriyle. Savaş fotoğrafçımız olan gözlerimiz de bütün bu duygu ve düşünce cephelerindeki savaşları kaydeder deneyim cehaletiyle. Peki Tolstoy bu denklemin neresinde? Bizler gibi Tolstoy'un da içinde kopan "savaş"ları ve "barış"ları vardı. Hatta İtiraflarım kitabını yazdıktan sonraki Tolstoy, İtiraflarım kitabından önceki Tolstoy'a resmen savaş açmıştı. İtiraflarım kitabı bir nevi Tolstoy'un yeniden doğuşuydu, miladıydı ve benliğine karşı ilan ettiği ateşkesti. Bu ateşkesten sonra yazdığı İnsan Neyle Yaşar?'la, İvan İlyiç'in Ölümü'yle, Kreutzer Sonat'la, Diriliş'le ve daha nicesiyle hep kendi benliğine karşı açtığı savaştan sonra barışmanın yollarını aradı Tolstoy. Çocukluk'ta samimi ve bilinçsiz isteklerle oldu, İnsan Neyle Yaşar'da ise bilinçli bir şekilde Tanrı'yı istediğini biliyordu. Sivastopol'de hakiki insanları öldürmek istedi, İvan İlyiç'in Ölümü'nde ise ölmek üzere olan bir insanın içindeki hakikatleri anlattı. Aile Mutluluğu'nda mutlu bir aile hayatı için evliliğin şart olduğunu, Kreutzer Sonat'ta ise evliliğin şeytani ve gereksiz bir şey olduğunu anlattı. "İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur" diyenlere karşı büyük bir savaş açan Tolstoy, yedisinde neyse sekizinde bile aynı Tolstoy olmadı. Ne yazdı ki Tolstoy? Savaş ve Barış'ta bildiğiniz Napolyon'u konuşturdu, Anna Karenina'da her mutsuz ailenin neden mutsuz olduğunu anlattı, neredeyse her kitabında insanların içlerinde her zaman bir yerlerde gizli olan Tanrı'yı nasıl bulabileceklerini vaaz etti, fakir Rusların halinden daha iyi anlamak için tebdil-i kıyafetle onlar gibi giyinip evden kaçtı, hayatı boyunca Dostoyevski'yle, Turgenyev'le kapıştı ama onlarla birlikte dünyanın en iyi yazarlarından biri olacağını o anda bilmiyordu bile. Baştaki soruyu düzeltmek gerek o zaman: "Ne yazmadı ki Tolstoy?" Sanki bugüne kadar okuduğumuz her yazardan bir parça bulabiliyorduk onun kitaplarında. Anna Karenina'sını okurken Gogol'ün Ölü Canlar kitabını, İvan İlyiç'in Ölümü'nü okurken Camus'nün Düşüş kitabını, Efendi ile Uşağı'nı okurken Erich Fromm kitaplarını, Diriliş'ini okurken Dostoyevski'nin Ölüler Evinden Anılar ve Kafka'nın Dava kitabını okuyorduk sanki. Tolstoy'un olağanüstü şeylerle pek işi yoktu, o kendi inandığı olağanüstü Tanrı'yı insanlar için olağanlaştırmaya ve meşrulaştırmaya çalışan sıradan bir insandı sadece. İnandığı yolda yeri geldi Hristiyan kilisesine saldırdı ve sadece Hz. İsa odaklı bir yol izledi. Bunu yaparak bana hem Kierkegaard'ın kiliseyi dışlayan varoluşçuluğunu hem de Andrey Tarkovski'nin Andrei Rublev filminde olduğu gibi Rublev karakterinin Tanrı ile insanı barıştırmak için dünyaya geldiğini hatırlattı. En nihayetinde, Tolstoy'un kendi İsa'sını buluşundan önce yazdığı kitapları, İtiraflarım'dan sonra yazdığı kitaplarla hep savaş içinde oldu. İnançlı Tolstoy, şehvetperest Tolstoy'la; evliliğe düşman Tolstoy, aile müptelası Tolstoy'la; sakin ve çocuklu bir yaşamı isteyen Tolstoy, savaşlı ve zikzaklı bir hayatı savunan Tolstoy'la ömür boyu savaştı! İsterseniz bütün bu yazdıklarımı ve diğer detayları bir video olarak da izleyebilirsiniz: youtu.be/bsTzvrg-Pi4 Benim önerdiğim mutlaka okunması gereken en önemli kitaplar sırası: 1- Çocukluk, Gençlik, İlkgençlik (İletişim Yayınları) (1852 - 1857) 2- Sivastopol ya da Kazaklar (İş Bankası Kültür Yayınları) (1855 - 1863) 3- Aile Mutluluğu (İletişim Yayınları) (1859) 4- Savaş ve Barış (İş Bankası Kültür Yayınları) (1869) 5- Anna Karenina (İş Bankası Kültür Yayınları) (1877) 6- İtiraflarım (Antik Yayınları) (1880) 7- Din Nedir? (Kaknüs Yayınları) ya da İncil’in Kısa Bir Özeti (1902) 8- İnsan Neyle Yaşar? (İş Bankası Kültür Yayınları) (1885) 9- İvan İlyiç'in Ölümü (Can Yayınları) (1886) 10- Kreutzer Sonat (İş Bankası Kültür Yayınları) (1889) 11- Efendi ile Uşağı (İş Bankası Kültür Yayınları) (1895) 12- Diriliş (İş Bankası Kültür Yayınları) (1899) 13- Hacı Murat (Can Yayınları) (1912 - 1917) Ek olarak okuyabileceğiniz bazı biyografi ve eleştiri kitapları: - Henri Troyat’ın Tolstoy biyografisi (İletişim Yayınları) (Kitapları okurken paralel olarak bu biyografiden ilerlenebilir) - Andrzej Walicki, Rus Düşünce Tarihi - Romain Rolland, Tolstoy'un Yaşamı - Stefan Zweig, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy Daha çok okurun bu rehberden faydalanabilmesi için bu gönderiyi paylaşabilirsiniz. Keyifli ve Tolstoy'un "savaş ve barış"ları arasında kendi benliğinizle savaştığınız ve barıştığınız meraklı okumalar dilerim.
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)
OKUYACAKLARIMA EKLE
35
624
Tuğba
Savaş ve Barış'ı inceledi.
1808 syf.
·
107 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Tolstoy ile bir çoğumuz, okul yıllarından öğretmenlerimizin ödev verdiği ‘İnsan Ne ile Yaşar’ kitabı sayesinde tanımışızdır. Ondan beri de kendime yakın hissettiğim, sevdiğim yazarlardandır. Birkaç kitabını okuduktan sonra, sevgili Öznur’un sayesinde Savaş ve Barış’a topyekün cesaret etmiş olduk. Kitabın konusu; adından da belli olduğu üzere, Rusya ile Fransa arasında geçen bir savaşı ele alıyor. Savaşın, toplumları / iktidarları; sosyal, ekonomik ve psikolojik olarak nasıl etkilediğini görüyoruz. 1800 sayfa kitabı bu kadar basit özetleyemeyiz.Benim de böyle bir niyetim yok zaten.O yüzden, genel bir bakış açısıyla incelemek istedim. Tolstoy, Kırım gazisidir. Bu kitabı yazarken kendi tecrübelerinden ve yerli / yabancı arşivlerden faydalanmıştır. Ayrıca Savaş ve Barış kitabı 1865 - 1867 yılları arasında, Rusya’nın ‘Rus Haberci’ gazetesinde, dizi hâlinde ‘On yıl 1805’ adıyla yayınlanmıştır. Yazar, Bizim iki cilt okuduğumuz bu kitabı, İki yıl gibi kısa bir sürede yazabilirken, yine kendi kitabı olan Hacı Murat (1896-1904) için ise sekiz yıl beklemiştır. İki yıla, her yönden bilgilendirmeye sahip, düşündürücü bir kitabı sığdırmak, gerçekten muazzam bir olay. Kitabın dili betimlemelerle süslü, konteslerin elbisesindeki detaylardan tutun, yüz ifadelerindeki en ince ayrıntıyı rahatlıkla gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Kendi açımdan bu durumun, beni yavaşlattığını ve yer yer yorduğunu söyleyebilirim.Bu kadar ayrıntılı bir kitabın, neden dizisini yok diye düşünürken; BBC tarafından ‘War and Peace’ adında dizisinin yapıldığını öğrendim.Dizi için; bazıları kitaptan uzaklaştığını söylerken, bazıları da başarılı bulduğunu belirtmiş. Bir diğer nokta; metinlerde bir sürü Fransızca cümle kullanılması. Sayfalarca dipnot okuyorsunuz. Dönemin ruhunu, hissetmemiz açısından bu şekilde aktarıldığını düşünüyorum.Eğer öyle değilse, Fransızcası ‘komen sava/ sava biyen mersi etuğva’ olan benim için bir kalp kırıklığı söz konusu olabilir :) Birinci kitapta ağır akan konu, ikinci kitaba geçildiğinde hız kazanıyor. Savaşın yansımalarını, ailelerin üzerinden görebiliyoruz.Ayrıca bazı bölümlerde yazarın, savaş hakkında ki tarihi bilgilendirmelerini ve yorumlarını okuyoruz. Kitapta okuduğumuz aileler, kalabalık olduğundan dolayı, kimin kim olduğunu rahatça bilmemiz açısından soyağacı tablosunu da ulaşmak, okuyanlar açısından kolaylık sağlayacaktır. Beni en çok etkileyen Tolstoy’un; hayvanlar doğa, fizik, kimya ve matematik bilimlerinin yanında felsefe ve psikolojiye hakim olmasıdır. Bu bilgilerini, anlatılan olaylar ile sentezleyerek, okura aktarması, müthiş bir akılda kalıcılık sağlıyor. Kitabı, aklını vererek okuyan birinin, beğenmemesi, etkilenmemesi mümkün değil. Son olarak kitabı birlikte okuduğum arkadaşlarımdan; Meltem’in ışık hızıyla bitirmesini, Büşra’nın sesli kitap okumasını, Asiye’nin kısa versiyonunu tercih etmesi ve İlayda’nın henüz hiç başlamamış olmasını gözardı ederek, güzel bir okuma yaptığımızı söyleyebilir ve teşekkür edebilirim.İyi ki birlikte okumuşuz.Yoksa okumak için geride bıraktığım kitaplar arasında süzülüp gidiyor olacaktı :) @oznurrrpinkkk , ʙüşʀᴀ , Asiye Yiğit , Meltem , İLayda
Savaş ve Barış
8.7/10
· 12,5bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
211
Hüseyin DEMİR
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)'ı inceledi.
1750 syf.
·
25 günde
·
5/10 puan
Risk Alarak Yazıyorum
“Savaş ve Barış” klasik kitaplar denilince akla gelen ilk kitaplardan biri… Yıllar geçse bile listelerin en üstünde kendine yer bulabilen bir eser… Kitabı tatil günlerimde okumak için almıştım. Çünkü kitabı aldığınız gibi kolay okunmayacak bir eser olduğunu anlıyorsunuz. 900’er sayfadan iki cilt halinde toplam 1800 sayfalık bir kitap. 15 tatilin sonlarına doğru kitabı elime alabildim. Okumaya başladım. Okur okumaz kendimi kitaptaki karakterlerin içinde kaybolmuş halde buldum. Karakterler benim dünyama girmeye başlayınca, ben onların dünyasında kayboldum. Hemen kitaba ara verdim. Bu kitap kesinlikle azar azar okunmalıydı. Öyle de yaptım, hızımı düşürdüm. Bu şekilde 10 günde bitireceğim dediğim kitabı, 25 günlük bir sürede bitirdim. Okuma yavaş devam edecektim fakat karakter sorununa bir çözüm bulmam gerekiyordu. Hemen interneti açıp araştırmaya yapmaya başladım. Bende oluşan kafa karışıklığının normal olduğunu gördüm. Çünkü 10-15 ana karakter etrafında şekillenen kitap yaklaşık 600 karakter barındırıyordu. Araştırmama devam ederken beni rahatlatan bir uygulama gördüm. Kitaptaki karakterlerin tanıtılmasında filminde oynayan kişilerin fotoğraflarına yer verilmişti bir sitede. Bende teker teker fotoğrafları kaydedip, yazıcıdan çıkardım. Daha sonra bunların altlarına isimlerini yazıp duvara yapıştırdım. Kitabı okudukça şemayı çıkarmaya başladım. Artık karakterleri tanımış ve aralarındaki bağlantıyı çözmüştüm. Fakat kitaptaki karakterlerin bu kadar fazla olması ve her karakter için iki–üç isim kullanılması okurken baya yorucu oluyordu. Kitabı okurken sadece beni yoran karakter çokluğu değil. Aynı zamanda yazı puntolarının küçük ve kitabın çok ağır olmasıydı. Belli bir süreden sonra elim ağrımaya başlıyordu. Bunlarla beraber kitabı okumaya başladım. Kitap maalesef hem beni yordu hem de beklentilerimin altında kaldı. İlk olarak çevirisi çok kötü bir şekilde yapılmıştı. Kitabı Can Yayınlarından almıştım. Fakat kitap hem Fransızca hem de Rusça konuşmalar içeriyordu. Çevirmen nedense kitapta geçen Fransızca konuşmaları orijinal diliyle yani Fransızca yazmış. Türkçe karşılıklarını ise dipnot olarak vermişti. Kitabın nerdeyse çeyreği Fransızca konuşmalar içeriyordu. Haliyle bazı sayfalarda neredeyse sayfanın tamamı dipnottu. Bu şekilde, zaten zor okunan kitabın okuması daha da zorlaşıyordu. Bir düşünün bir sayfayı okurken 8 tane cümle için dipnota bakmanız gerekiyor. Sadece bir sayfayı okurken bile 8-10 kere dipnota bakmanız haliyle sizi epey yavaşlatıyor ve konudan uzaklaştırıyordu. Çevirmenin neden böyle yaptığını bir türlü anlayamadım. Kitabın çevirmeni de az buz biri değil ki: Nazım Hikmet… Hemen tekrar kitaba ara verip Nazım Hikmet’in neden kitabı böyle çevirdiğini araştırmaya başladım fakat bir türlü bunun nedenini bulamadım. Araştırma devam ederken Tolstoy’un bir gazete de yazdığı yazıyı gördüm. İşin gerçeği Tolstoy kitabı bu şekilde yazmış. Fransızca geçen konuşmaları aynen orijinal haliyle verip dipnot olarak Rusça açıklama vermiş. Nazım Hikmet’te kitabı çevirirken orijinaline sadık kalmaya çalışmış. Okumak isteyenler için tavsiyem kitabı almadan önce bu konuya dikkat etmeleridir. En azından can yayınlarından almanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü bu şekilde kitabı okurken çoğu yeri anlamanız olanaksızlaşıyor. Klasik eserlerin en büyük özelliği sadece o dönemle ve mekânla sınırlı kalmayıp hem dünyaya hem de çağlar ötesine sesleniyor olmasından kaynaklanır. İçerdiği muhteva açısından evrensel olmalıdır. “Savaş ve Barış”ı okudum, bitirdim. Kitabı evrensel olma konusunda sıkıntılı buldum. Kitap tamamen Napolyon’un Rusya seferini ve Rusların zaferini anlatıyor. Tamamen Rusya tarihini anlatan tarihi roman diyebiliriz. Tarihi anlatırken yazar kendine üç aile seçiyor ve bunlar üzerinden 20 yıllık bir süreci, savaşı merkeze koyarak anlatıyor. Bu aileler ve kişileri seçerken de elit tabakadan insanları seçiyor. Neredeyse halktan kimseye yer vermiyor. Tolstoy bunun sebebi açıklarken de halktan kişililerin dikkat çekmeyeceğini ve onları yazmayı sevmediğini söylüyor. Peki, halkı anlatmayı sevmeyen bir yazar, nasıl başarılı bir yazar sayılabilir? Bir savaş kitabı evrensel olmaktan uzaksa siz ondan ne beklersiniz? Size o savaşı okurken yaşatmasını, sizi savaşın içine sokmasını, savaşı bizzat hissetmenizi… Peki, “Savaş ve Barış” savaş hissini size tam olarak yaşatıyor mu? Aklım bir savaş hissini bile size yaşatamayan bir savaş kitabının bu kadar değerli olmasını kabullenemiyor. Bir yazar bu kadar kalın bir kitapta savaş hissini size veremiyorsa kitaptan ne beklersiniz? Akıcı olmasını… Daha doğrusu tüm romanların zaten akıcı olması gerekir. Akıcı bir roman her zaman başarılı bir roman da olmuştur. “Savaş ve Barış” ise akıcılıktan çok uzak. Kitap boyunca merak duygusu nerdeyse yok diyecek kadar az. Daha siz kitaba başlar başlamaz yazarın romanı kesip araya girmesiyle savaşı Fransa’nın kaybedeceğini anlıyorsunuz. Bu yenilginin, Napolyon’un Moskova’yı almasından sonra olacağını da öğreniyorsunuz. Onun dışında kitabın başkarakterlerinden biri olan Andrey’in savaşta öleceğini, Piyer’in Nataşa ile evleneceğini hemen anlıyorsunuz. Yazar da bu konuyu ( Olayları okuyucuya önceden romanı kesip arada vermeyi) yazısında belirtmiş ve bunun Rus edebiyatının diğer edebiyatlardan olumlu bir farkı olduğunu anlatmış. Ama ben pek olumlu bir fark olarak göremedim. Peki, kitapta hiç mi güzel taraf yok? Tabi ki var. Fakat biz kitabı incelerken dünyanın en iyi romanı diye inceliyoruz. Bu gözle baktığımız da bu yönleri görüyoruz. Yoksa evet 3. Sınıf bir yazar tarafından yazılmış bir roman olsa, şimdi bu kadar eleştirmez. Kitabın iyi yönlerini açıklardım. Sonuç olarak kitabın saydığım bu olumsuz yönleri ile beraber baya bir zamanınızın bu kitaba harcanacak olması, fiyat maliyetinin yüksek olması ve bu zaman zarfında çok daha iyi kitaplar okuyabileceğimizi düşünürsek kitabı okumayabiliriz. Vesselam…
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)
OKUYACAKLARIMA EKLE
14
313