• 205 syf.
    ·1 günde·Beğendi·7/10
    Sadece sanat ile ilgilenen insanların okuması gerektiğini düşünüyorum aksi halde bi hayli sıkıcı olabilir sizin için. Bana bazı şeyler kattı tabi ki ama bende biraz sıkıldım. Bu alanın meraklısı olduğum için okudum. Çevirmeden kaynıklı bazı yerlerde takıldım, devrik cümleler vs. Tavsiyem meraklısı okusun :)
  • Kavel'in Kısa Yaşamöyküsü:
    ''Kavel'', günışığına çıkabilme olanağına kavuşmuş ilk kitabımdır benim. Ondan öncekilerin serüvenlerini ''Koçero Vatan Şiiri'' adlı kitabımın önsözünde kısaca anlatmıştım.
    Gerçekte, ilk kitabımın 'Hiroşima' olması gerekirdi. Ne yazık ki 'Hiroşima', Düşün Yayınevi'nde çıkan yangında gitti (1962). Yayımlanmış şiirlerimden oluşturduğum bir kitaptı o, bu yüzden, dosyanın yok olmasını önemsemedim. Oysaki kopyası da yoktu bende.
    1963'te, Ataç dergi ve yayınevi yönetmeni Şükran Kurdakul dostumdan bir öneri geldi: kendisinin, Necatigil'in ve benim şiir kitaplarımızı yayımlamayı düşünüyordu.
    O günlerde ünlü 'Kavel Grevi'nin destanına çalışıyordum; kimi bölümlerini de yazmıştım. Kurdakul'un önerisi üzerine, destan çalışmamı bir yana ittim. 'Hiroşima'yı yeniden toparlayıp düzenlemeye koyuldum. Adı yine 'Hiroşima' olsun istiyordum.
    Kitap bitti. Adını ''Kavel' koyduk.
    Şiir kitaplarına çizimler koyma gibi bir alışkanlık vardı o yıllarda. Hem kapağını yapsın, hem de uygun sayfalara çizimler hazırlasın diye, dosyayı ressam Balaban'a yolladım. Balaban, Bursa'nın Secköy'ünde yaşıyordu o yıllarda.
    İki ay sonra Balaban'dan bir mektup: ''Kavel'in kapağını ve desenlerini mum ışığında çalışarak, yer yer de çok duygulanarak yaptım, yolluyorum.''
    Kapağı ve resimleri, kitapla birlikte İstanbul'a, Şükran Kurdakul'a postaladım.
    '63 Kasımında basıldı kitap. Küçük boy, tıkız sayfalı bir kitaptı bu. Tasarladığım kitapla hemen hiç ilgisi yoktu. Balaban'ın dört renkli düşündüğü kapakta yalnızca mavi vardı. Çizimlerden kimileri de konulmamıştı kitaba. Bozuldum.! Çok sevdiğim Kurdakul bunu bana nasıl yapardı.?
    Sanatçı alınganlığı işte.!
    Ataç Yayınevi'nin parasal sorunlarını filan düşünecek durumda değildim. Üzüldüm ve küstüm Kurdakul'a. Kitabı elime almak istemedim. Oysa kitap sevildi, ilgi gördü, benden habersizce katıldığı 'Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı. (1963)
    Ekmeğimi gazetecilikten ve gülmece yazarlığından kazanıyordum. Araya yeni kitaplarım ve olaylar girdi, 'Kavel'in yeni basımını düşünmeye vakit bulamadım.
    Hem, o yıllarda, yeteri sayıda yayınevi de yoktu.
    'Kavel'in ikinci basımını, 1967'de, o günün koşulları içinde, ben kendim yaptım. Çalışmakta olduğum basımevindeki, birikmiş alacaklarımı kurtarmak için bu yolu seçtiğimi belirtmeliyim. Kitaba yeni şiirler eklemiş, belgesel nitelikli bir de yazı koymuştum. Ayrıca, basımevindeki alacaklarıma karşılık 6500 veya 7000 adet bastırmıştım. Bunun yarısını ikinci, yarısını da üçüncü basım olarak düşünüyordum. Çünkü, 1967'lerde, bir şiir kitabı için en iyimser sayı, 3000'di; daha yukarısı düşçülük olurdu. Üstelik, 3000 kitabı, özel ilişkilerle dağıtmak ve tüketmek kolay değildi. Gerçekten de kolay olmadı.! 3000 kitanı beş yılda elden çıkarabildim.
    Kitabın üçüncü basımı, Ocak 1972'de yapılabildi. 3000 adet iç hazırdı; bir ressam arkadaşım, üçüncü basım için yeni bir kapak yaptı.
    Halkımız der ki: ''Güzelin yazgısı çirkin olur.'' Doğru, demek gerekiyor bu söze. 1963'te 'Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazanmış olan, beğenilmiş, sevilmiş, hakkında çok yazı yazılmış bir yapıt, benim beceriksizliğim, ilgisizliğim yüzünden, okurundan ayrı düşme tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti.
    1977 Şubatında, kitabı yeni basıma hazırladım. İstiyordum ki,sağlıklı bir basım ve dağıtımla okuruna ulaşsın bu sevdiğim, güvendiğim yapıt. Ne yazık ki, araya yeni yapıtım 'Haziranda Ölmek Zor' girdi, 1977 yılında. Yeni kitaplar, yeni olaylar derken, aradan yine yıllar geçti. Gelin de, ''güzelin yazgısı çirkin olur'' sözüne inanmayın.!
    'Kavel'in kısa yaşamöyküsü işte bu.!
    Onu, 1982'de kardeşlerinin arasına katıyor, yıllardır yoksun kaldığı havasına suyuna kavuşturuyorum. İnanıyorum ki, ilk basımıyla 'Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazanan bu yapıtım, tez günde okurun eline ulaşacak ve hakkı olan yere oturacaktır.
  • 504 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Genelde yorum hazırlarken önce yazar hakkında kısa bir bilgilendirme, ardından kitabın içeriği hakkında -ipucu (spoiler yerine ipucu kelimesini kullanmak istedim) içermeyen- çok kısa bir bilgi, varsa kitapla ilişkili ön-okuma veya hazırlık kaynakları ve en sonunda da -tabii ki büyük bir kısmı kapsayacak şekilde- kitabın bende bıraktığı veya oluşturduğu duyguları aktarmaya çalışıyorum.
    Ama bu kitap için alışılagelmişin dışına çıkarak, doğrudan kitabın bende bıraktığı etki ile başlamak istiyorum; çünkü öyle bir kitap okudum ki, hayatım boyunca etkisinden çıkamayacağım. Muhteşem ötesi idi... Evet! Hatta “Bu bir kitapsa, bugüne kadar okuduklarım ne idi!?” dedirtecek kadar hem de...
    Geçen sene hemen hemen bu zamanlarda tam 9 gün uğraşarak yaptığım yarı-hassas/yarı-kabaca hesaplamaya göre, bu yaşıma kadar 3500 ile 3800 arasında kitap okumuşum. Bu meblağın tür olarak yoğunluğu sırasıyla; Felsefe, Klasik Türk ve Dünya Edebiyatı, Türk ve Dünya Edebiyatı, Edebiyat Üzerine Araştırma ve İncelemeler, Kanıtlara Dayalı Tarih Araştırmaları ve Mitoloji dahil olmak üzere Dinler Tarihi şeklinde listeleyebilirim.
    Şu an tüm bu saydıklarımı bir kenara yavaşça kaydırarak, edebiyat-felsefe evreninin tahtına bu kitabı, yani “Vergilius’un Ölümü”nü zerre tereddüt etmeden en üst makama koyuyorum.
    Ne Immanuel Kant’ın “Arı Usun Eleştirisi” kitabı, ne Hegel’in “Ruhun Fenomenolojisi” kitabı, ne de Sartre’nin “Varlık ve Hiçlik” kitabı beni bu kadar yoğun sorgulamalara itmişti. Saf felsefeden sıyrılıp roman tarzındaki eserlere gelecek olursam; ne Proust’un o büyüleyici, mest edici, edebi hazzı arşa taşıyarak edebiyat ziyafeti yaşatan “Kayıp Zamanın İzinde” serisi, ne de Joyce’un “beyin yakan” bilinç akışı tekniği ile okuru kanatlandıran “Ulysses”i beni bu derece edebiyata doyurmuştu. Sadece Dante’nin “İlahi Komedya”sını kenara itemiyorum; çünkü onda da Vergilius var...
    Peki neden Vergilius? Neden taa milatta yaşamış bir adamı hem Dante hem de Broch başyapıtlarında kullanmak istemişler?
    Hayatına dair var olan kısıtlı bilgiler ışığında, Augustus döneminin en büyük şairi olan Lucretius’tan etkilenip, zamanın Roma’sında en prestijli makamlardan sayılan hukuk adamlığını bırakarak, kendini tamamen sanat ve şiire adamış olması başlıca neden midir? Onun başyapıtı olan ve bugün bile kendini hayranlıkla okutan Aeneas gibi muhteşem bir destanı bile beğenmeyerek, onu bir sanat eseri olacak kadar kıymet biçemeyerek yakmaya çalışması ve son anda vazgeçerek ölüm döşeğindeki son saatlerinde İmparator Augustus’a teslim etmesi, benim fikrimce sanata ve şiire ne denli önem verdiğini ispatlamaktadır. Hiçbir zaman net olarak öğrenemeyeceğimiz sebep de budur diye tahmin ediyorum.
    Geleyim kitaba...
    Hermann Broch bu kitabında Vergilius’un son 18 saatini ele alıyor. Bu ele alma tamamen bilişsel bir kurgu, iç hesaplaşma, pişmanlıkların dökümü, yaşanmışlık ve yaşanamamışlıkların sorgulanması, yaşam ve ölüm kavramlarının sanat ve sanatçı görüşünü temel alarak irdelenmesi şeklindedir. Teknik ise tamamen “bilinç akışı”dır. Ulysses yorumumda bu teknikten detaylıca bahsetmiştim. Virgül ve noktalı virgüllerle ayrılmış içeriğe sahip sayfalarca süren uzun cümleler okumayı zorlaştırıyor gibi görünse de, kitabı okumayı asıl zorlaştıran etken hemen hemen her cümle veya cümlecikten sonra durup düşünmek, sorgulamak ve hatta tekrar okuma ihtiyacı duymaktı. Öyle oturup serice okuma veya hızlı okuma tekniklerini kullanarak okuma yapamayacak kadar sorgulatıcı, kısacası “Oku-Dur-Düşün-Tekrar Oku-Sorgula” emirlerini sırasıyla beyne fısıldayan bir kitap demek hiç yanlış olmaz.
    İşte şimdi bunları yazarken bile yine başa dönüp kendime soruyorum: “ Ey Broch! Neden Vergilius? Neden senden yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış bir adamın bilinç akışı?
    Walter Jens burada yardıma koşuyor: “Felsefeyi sanat boyutuna taşıma tutkusu”, “Bilgiye ulaşmak için çaba harcayan sanatçı, eylemci, öğretici ve artık hiçbir görev yüklenmeyen, bir çağın temsilcisi...” İşte Broch-Vergilius ilişkisini en iyi anlatan tanımlamalar...
    E tabii ki Broch’un bu kitabı yazarken yaşadığı dönem ve yerde bir Yahudi olarak içinde bulunduğu psikolojik ve fiziksel şartları da göz önüne getirirsek, bu kitabın neden bu kadar “içsel, acımasız, çarpıcı, delici” içeriğe sahip olduğuna şaşırmak gerekiyor.
    Çok uzun oluyor yorum, farkındayım; ancak ne yazsam az, ne konuşsam yetersiz; günlerce ve sayfalarca yazsam da konuşsam da duygularımı anlatmama yetmeyecektir. O yüzden son olarak çeviriden ve Ahmet Cemal’den bahsederek yorumu bitime ulaştıracağım.
    Ahmet Cemal!!! Tam 40 yılını bu muhteşem kitabı hakkıyla dilimize kazandırmaya çalışan, hayat hikayesinin yanı sıra edebiyata olan saygı ve düşkünlüğü ile hayranlıkların en büyüğünü hak eden, mütevazi şahsiyet... Türk Edebiyatı’nda senin gibi bir değere sahip olmak gurur kaynağı... Nur içinde yat Büyük İnsan!!!
    Vakit ayırıp okuyan tüm değerli ve gerçek okur dostlarıma sonsuz teşekkürler...
    Sevgiyle...
  • Dünyanın pek çok noktasındaki sınıflarda, öğrenciler derslerde uslu uslu otururlar ve Einstein ile Galileo'nun bilimsel keşiflerini, Shakespeare'in oyunlarını ve Napoleon'un kahramanlıklarını dinlerler. Dinler, öğrenir ve not alırlar. Sonra da öğretilenleri iyi öğrenip öğrenmediklerini ölçen bir teste tabi tutulurlar. Halbuki bu insanlarla ilgili bir şeyler öğrenmelerinin öncelikli sebebi Einstein, Galileo, Shakespeare ve Napoleon'un, hepsinin hakim bilgiyi yok sayarak ve yıllanmış varsayımları sorgulamaya cüret ederek büyük işler başarmış olmalarıdır. Başka bir deyişle, sivrilmişlerdir çünkü kendilerine söyleneni yapmamışlardır. Öğrenciler bu büyük zihinlerin başardığı şeyleri öğrenirken bunları nasıl başardıklarına dair daha değerli dersi, her zaman alamıyor olmasınlar sakın?
    Will Gompertz
    Sayfa 190 - Yapı Kredi Yayınları
  • Sanatçı tutarlı bir yaratıma varmak için aylar, belki yıllar, süren bir araştırma, deneme ve geliştirme sürecinden geçmiştir ama bizim birkaç saniyede sonucu anlayıp hazmetmemiz beklenir. Başarısız olmamız sürpriz değil.
    Will Gompertz
    Sayfa 172 - Yapı Kredi Yayınları
  • Eviyenin üzerindeki raflara dikine yerleştirilmiş tabakları işaret etti. "Seç birini" dedi. Şaşırmış gibi görünmüş olmalıyım. "Bir tabak seç" diye tekrarladı. Ve sonra, tabak topladığını ama her tipten sadece bir adet tabak aldığını söyledi. Hangi tabağı kullanacağını seçmek her zaman misafirin inisiyatifindeydi. "Robot değiliz" dedi. "Bir görüşün olduğunda hayat çok daha heyecanlı."
    Will Gompertz
    Sayfa 157 - Yapı Kredi Yayınları