Adnan Binyazar

Adnan Binyazar

Yazar
8.3/10
87 Kişi
·
195
Okunma
·
30
Beğeni
·
2.110
Gösterim
Adı:
Adnan Binyazar
Unvan:
Türk Yazar, Öğretmen, Eleştirmen
Doğum:
Diyarbakır, Türkiye, 7 Mart 1934
Adnan Binyazar, (d.7 Mart 1934) Türk yazar, öğretmen, eleştirmen.

Adnan Binyazar, 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu aslen Elazığ-Ağın'lıdır. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Dicle Köy Enstitüsü'ne girerek köy enstitülerinin yetiştirdiği köylü aydınlar kuşağının bir parçası oldu. Eğitimini, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde sürdürdü.

Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Devlet Konservatuarı, Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumu'nda, Kültür Bakanlığı'nda, Türk Dil Kurumu'nda görev yaptı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerineBerlin'e gitti, bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1.-2.) yazdı. Yurtdışında çeşitli öğretmen yetiştirme proejlerinde çalıştı. Halk kültürüne ilişkin araştırmalarda bulundu. Öğretmenliğini yazarlığı ile birleştirdi; deneme ve roman alanında eserler verdi.

Adnan Binyazar, Masalını Yitiren Dev adlı anı-romanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı.

Ödülleri

2005 Orhan Kemal Roman Armağanı (Ölümün Gölgesi Yok adlı romanıyla)
Film izleyerek kitabı kavramak olanaksız. Ayrıntı, yazıdadır. El, kitaba değmeli. Mürekkebin kokusu alınmalı. Yazılar gözün derinliklerine ulaşmalıdır. Yazar gibi, okur da kitabın yaratıcısı olmalıdır.
Adnan Binyazar
Sayfa 312 - Can baskı 18
Belleğine iyice yerleştir çocuğum: Sakın aklına geleni söyleme,samimi ol ama içli dışlı olma,giydiklerinin kumaşı ağır olsun ama gösterişli olmasın.Ne borç ver ne borç al;hem parandan hem dostluğundan olursun.
Gerek parti,gerek hükümet programlarında eğitim her şeyin başında gösterilir,ama istatistikler bunu hiçbir zaman doğrulamaz.
Klasikleri yeterince okuyup sindirememiş kişilerin, çağımızın öğretilerini kavrayıp yorumlayabileceğini sanmıyorum. Çünkü her çağın düşünsel yapısını diyalektikle açıklamak, çağların düşünce yapısını kültürel bir potada sindirmekle gerçekleşir. Bu da köklü bilgiyi gerektirir. Köklü bilgilerin kaynağı da klasiklerdir. Düşünürler, klasiklerin yetiştirdiğini ustan çıkarmamalıdır.
Adnan Binyazar
Sayfa 198 - Can Yayınları
Roman kişilerinin kendine özgü acıları olduğu gibi, kendini roman kişisinin yerine koyup bu acıları derinliğine duyumsayan okurlar da vardır.
Adnan Binyazar
Sayfa 290 - Can baskı 18
"Dost", "dostluk" denir de, bunun ne olduğunu söyleyen çıkmaz. Çıksa da kendine göre söyler. Bir İsveç atasözü, "Sevilen çocuğun adı çoktur," der. Bunun gibi, "dostluğun" tanımı çoktur. Bence dostluk, gülüşleri, üzünçleri aynı duyguyla algılanmaktan geçer.
Adnan Binyazar
Sayfa 30 - Can Yayınları, 20. Baskı, 2017
Mutlulukla mutsuzluk arasındaki yol ne kısaydı! Bu kısa yolu ne çok uzatıyorlardı!..
"Gerçekten, yazdıklarınızı yaşadınız mı?"
İşte Ahmet Muhip Dıranas'ın Adnan Binyazara sorusu...
Ben ise şöyle diyorum : Yaşanmadan yazılamayacak kadar insani...
Okula 14 yaşında başlayan, anne ve babasını, yıllarca, ikisini birden yanında bulamayan yoksul, aç, ağlamaklı, çocukluğu Elazığ, İstanbul ve Diyarbakır' ın yaşam kokan ;aşk, acı, özlem vs. Sokaklarında geçen bir yazarın hikayesi...
Okumaktan keyif aldım. Yakın geçmişte yaşanmış olması, yazarla şuanda aynı Dünya'nın oksijenini paylaşıyor olmak, yazar ile hemşehri olmak daha bir içine girmemi sağladı kitaba...
Yazarın dili, hem özgün türkçesi hem de Diyarbakır şivesi ile yazdığı kelimeler farkını ortaya koyuyor ve kitabın lezzetini damağınızda hissediyorsunuz...
Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim toprağımızın romanı...
Keyifli okumalar...
Yazılışı tehlike yaratacak bir hayat yaşadım ben, diyerek başlıyor anlatmaya Adnan Binyazar. Çocukluk günlerinden başlayarak gençlik yıllarını içine alan küçük mutluluklarını, yaramazlıklarını, acı dolu sessiz çığlıklarını, sevdiklerinden ayrılmanın en derin hüznünü, kursağında kalan heveslerini, sömürülen emeğini, sevdiklerinin kokusunu, anne özlemini, anlatıyor bize; hem de en sahici en yalın haliyle.
Benim okurken zorlandığım bir hayatı başkasının yaşamansı ve bir başkalarının hala daha yaşıyor olması. Yaşadığı kötülüklere, umudunun yerle bir olmasına rağmen pes etmemesi. İlkokula on dört yaşında başlayan, elindeki bütün imkanları kitaba ve eğitime yönelten Binyazar resmen "ben başardım sizler de başarabilirsiniz " diyor bizlere. Elverişsiz imkanlara rağmen sinemaya gitmeyen, şeker almayan, havuza gitmeyen, biriktirdiği birkaç kuruşu kitaplara yatıran, yakılan kitapları için döktüğü gözyaşını hiçbir sey için dökmeyen, daha iyi olmak, yanlışların içinde kaybolmamak için köy enstitülerinin aydınlığına kendini teslim eden Binyazar'ın azmi, mücadelesi hayranlık verici.
Bu kitabı okurken sadece bir hayat mücadelesi okumakla kalmıyorsunuz, bir dönemin Türkiyesini, karneyle dağıtılan ekmekleri, kimliksiz diye yardım alamayan zavallıları, İsmail Dümbüllü'yü, Hamiyet Yüceses'i, Ağın'ın badem kokulu yeşilliğini, Diyarbakır'ın kara taşlı serin avlularını okuyacaksınız. Adnan Binyazar ile geç kalmadan tanışmızı şiddettle öneririm.
Üniversite üçüncü sınıfken bir saz çalma merakı almıştı beni. Gece gündüz çalıyorum rüyamda. O eşsiz büyülü türküler eşliğinde hikayelerine de gömülüp kayboluyorum adeta. Birgün saz ustası Ozan dayı ile tanıştırdılar beni ve dört arkadaşımı daha. Aman ya Rabbim, o nasıl bir ses, o nasıl bir sazı dillendirmektir!.. Saz sanki bir sandalye çekip karşımıza, anlatıyor yanık sevdaları.

Meğer Ozan dayı'nın sevdalandığı bir kız varmış. Ama kavuşamamışlar yoksulluğun utancı ile gurur ayırmış onları. "Aklıma gelince yere göğe sığamaz olur, koyunlarımı da alır giderim. Bazen karım dayanamaz ara, bul, getir der. Nasıl giderim?" derdi. Biz oradayken bile kalkar giderdi anlatırken. Seksen yaşlarında toruna torbaya karışmış bir dede ve sökülmeyen bir kara sevda...

Hani eskiyi hasretle derin bir ah çekerek aşklarını, geçimini, bayramlarını, şen şakrak yapılan tarla işlerini, topaçla bilyeyle oynadığımız oyunları yad ederiz ya, bu kitap bende bu anıları canlandırdı işte, göçtüm gittim bu diyarlardan sevda kuşunun kanadında. Masal tadında ilerledim her sayfada.

Eskiden fotoğraf yokmuş. Sevgilinin yüzü nakış gibi işlenirmiş yüreğe... Kolay değil o nakışı, bakışı işlemek de sökmek de. Bir ömüre bir nakışı zor işlemişler ki bir başkasına ne zaman kalmış ne derman...
Konuşmak bile ayıpmış. Her hareketten derin anlamlar çıkarılarak anlaşılırmış karşılık bulup bulmayacağı. Nefesini duymak, gözlerinin değdiğini hissetmek için nikaha kadar özlemle beklenirmiş. Onca lafa gerek yok şu cümle yetiyor aslında, her anlamı gizlemiş sanki içine. "... gözleri söz, bakışları uzun bir roman..."(sayfa233)
Mışlı mişli anlatıyorum çünkü bir masal kadar uzak kaldı; o yıllar, o aşklar, o muhabbet...

Her iş zahmetliymiş, yorucuymuş ama kıymeti bilinirmiş yenen bir lokmanın, içilen bir damlanın... Sevmek de mühim işlerdenmiş ki aceleye gelmeden bir kez olur tam olurmuş.
Hep deriz ya "Sevgi neydi? Sevgi emekti..."diye şimdiki aşklar emeksiz, aceleci olduğu için mi kıymetsiz olup sevdaya dönüşemiyor acaba?..

"Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın. "

Harcanırmış bir ömür.
Beklerken bir ömür harcanacak kadar ızdırap yaşanır, kavuşunca da sanki kalan son günüymüşcesine yaşanırmış. Kavuşmanın da ayrılığın da beklemenin de tadı başkaymış damakta iz bırakır, geçmezmiş.

"Unutmak kolay mı? ” deme
Unutursun Mihriban’ım.
Oğlun, kızın olsun hele
Unutursun Mihriban'ım."

Mihraban'a olan yangınını dizelere bu kadar güzel işleyen Karakoç, unutursun derken kendisi gerçekten unutmuş muydu?
Tabi ki kendince avunmuştu, arada kanayan yarasını kendi kendine sarıp sarmalamıştı.
Kara sevda dedikleri işte bu olsa gerek.

Şimdiki gibi görünüşe tapılmazmış, kimse de boyaya gömülmezmiş kendini güzel görmek için. Kirden arınmış bir ten ve güllü kadife fistanmış güzellik; ne fondöteni var ne farı ne bilmem nesi.

Nedim diyor ya:
"Güllü dîbâ giydin amma korkarım azâr eder
Nâzeninim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni "

"Ey nazlı yarim, gül resimli elbise giydin ama korkarım ki bu elbisedeki güllerin dikenlerinin gölgesi seni incitir. "
Bu mısralardan iki günlük aşkları anlatan "aşk Bodrum'da yaşanıyor güzelim" dizerine kadar düştük. Kabul edelim her şeyden biraz biraz düştük...

Sevda üzerine ne çok söz söylenmiş... Kitabı okudukça aklıma gelenlerdi bunlar. Biraz da kitaba değinecek olursam şimdilerde sürekli dem vurduğumuz eski kara sevdalardan birine tanık oldum. Yıllar boyunca ilk günkü tazeliğini koruyan bir evlilik, içi boşaltılmamış bir aşk, birbirini yarıyolda bırakmadan omuz omuza yaşam mücadelesi veren bir çiftin gerçek hikayesi anlatılıyor. Yazar kendi hikayesini kendi ağzından anlatmış. Kapıya dayanan ölümle mücadele ederken adım adım yaklaşmak ve hergün biraz biraz daha fazla ölmek...

Ölüm ayırdı derler, gönülden bağlı olanları hiç ölüm koparıp ayırabilir mi?..

"Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum. "


Sevgiyle kalın...
Yeni bir yazar, yeni bir kitap, büyük bir heyecan, yüksek bir beklenti.. ve 136 sayfa sonunda tamamen karşılanmış beklentim... Güzel bir kitap okuyup edebiyata doyduktan sonra hissettiğim o mükemmel duyguyu anlatmanın bir tarifi yok benim için..Güçlü bir kalem olan Adnan Binyazar' la tanışma kitabım oldu Kızıl Saçlı Kontes. Yazar bu kitabında beş tane, kısa olmayan öykü ile karşılıyor bizi. Beş öykü de yazarımızın geçmişinden izler taşıyor. Gerçeklik payı içeren metinler okumak benim için ayrı bir keyif oldu. En sevdiğim, en duygulandığım öykü ise Köpeğin Ölümü adlı öykü oldu, öyküyü bitirdikten sonra diğer öyküye geçmek için uzun bir süre bekledim.

Kitabın genelinde akıcı bir dil, uzun ve sıkıcı olmayan;bayılarak okuduğum tasvirler, ünlü yazar ve şairlerden alıntılar, okuyucunun üzerinden kolay kolay kalkmayacak yoğunlukta duygular hakimdi..Yazar dile o kadar hakim ve dili kullanımı o kadar samimiydi ki kitaptan etkilenmemin en büyük sebebi buydu sanırım. Düz yazıyı şiirselleştirerek kullanması etkileyiciliği artıran bir başka unsur oldu benim için. Kitapta eleştireceğim tek şey: yazarın kelimeleri birbirine uydurmaya çalışmasıydı, bir iki kelime zorlama olmuştu. Zaten bir puanı da oradan kırdım.
Son olarak şunu da belirtmeliyim ki bir okur inceleme yapmadan kitaba üç puan vermiş. Canım kitaba da inceleme yapılmadan verilen üç puan nedir öyle hakaret gibi!! O kadar kötüyse yazarsın bir inceleme anlatırsın.Okumayı düşünen kişi değerlendirir durumu. Ne sinir bir durum!

Sevdiğim, yer yer gözlerimin yaşardığı bu şiirli masallı düşsel yolculuğun keyfini sizinde tatmanızı öneririm keyifli okumalar :)
Adnan Binyazar, Kemalettin Tuğcu tadında bir hikaye ortaya koymuş.Sinamaya uyarlanabilir tarzdaki konusu defalarca işlenmiş olsa da anlatımın sadeliği kitabı çekici hâle getirmiş.
Bir kitap bir okuru ancak bu kadar aglatabilir ..kitabın bir çoğu yerinde yok artık dedim yani her geçtiğim yeni bölümde herhalde bundan fazlasını yasamamistir dedikçe daha agiriyla karşılaştım..bir babanın sisteme yenilip çocuğuna verebileceği en büyük zarar azmini torpulemektir ...kitabın var karakteri gibi kitaba dahil olan herkes bir tür psikolojik ve sosyolojik yenilgi yaşamış ..baba sorumsuz, diş geçiren ,anne caresiz dert ceken,cocuklarsa cocuk sifatina uymayan öyle bir oyuncakla oynuyor ki adı kader..gerçekten çok acı..bu kitabın biyografik bir kitap olduğunu düşündükçe yazarini kutluyor ellerinden ,açılarından en önemlisi de yıllarca utandigi şark cibanindan öpüyorum. .muhteşem bir çaresizlik te çare olma örneği ..tavsiye ederim..
Okuduğum ilk Adanan Binyazar kitabı.
Kitap 5 ayrı öyküden oluşuyor.
Öykülerin hepsi birbirinden farklı olmasına rağmen tamamı hayatımızın içinden.Anlatım çok akıcı,güzel tasvirlerle süslenmiş.Sanki okuyormuşsunuz gibi değil,birisi sizinle konuşuyormuş gibi hissediyorsunuz.Yazarın kalemi o kadar güçlü ki hikayelerin hepsini gözünüzde istemsiz canlandırarak görselleştiriyorsunuz.
Bizim için gerçeğin çok uzağında görünen pekçok olayı tüm gerçekliğiyle yaşamış Adnan Binyazar, acısını ruhunda tüm ağırlığıyla hissetmiş.Ve ruhundan taşan duygular gerçekten muhteşem bir dille ifadesini bulmuş kitapta.
Bir denemeden beklediğimin altında fakat bir çok ismi bu kitapta bulabilirsiniz.Eğitimden çokça bahseden kitabı Erasmus'un şu sözü ile özetleyelim: "Hayvan,hayvan olarak doğar;insan,insan olarak doğmaz;oluşturulur."
Muhteşem bir kitap. Bir edebiyat konuşmasında konuk olarak gelen Sayın Adnan BİNYAZAR'a imzalatmak ve günün anısını ebedileştirmek için aldığım kitabı imzalarken, Adnan bey okurlarım bir gecede bitiriyorlar demişti. Bir gecede okuyamadım. Yüreğim almadı. Yaşayanın yazdığı ve imzaladığı Masalını Yitiren Dev, devleşti yüreğimde. Gözyaşları ile okudum çoğu zaman. Çok şey değiştirdi yüreğimde, zihnimde ve ruhumda. Teşekkür ederim sizi ayakta alkışlıyorum Adnan BİNYAZAR...

Yazarın biyografisi

Adı:
Adnan Binyazar
Unvan:
Türk Yazar, Öğretmen, Eleştirmen
Doğum:
Diyarbakır, Türkiye, 7 Mart 1934
Adnan Binyazar, (d.7 Mart 1934) Türk yazar, öğretmen, eleştirmen.

Adnan Binyazar, 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu aslen Elazığ-Ağın'lıdır. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Dicle Köy Enstitüsü'ne girerek köy enstitülerinin yetiştirdiği köylü aydınlar kuşağının bir parçası oldu. Eğitimini, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde sürdürdü.

Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Devlet Konservatuarı, Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumu'nda, Kültür Bakanlığı'nda, Türk Dil Kurumu'nda görev yaptı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerineBerlin'e gitti, bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1.-2.) yazdı. Yurtdışında çeşitli öğretmen yetiştirme proejlerinde çalıştı. Halk kültürüne ilişkin araştırmalarda bulundu. Öğretmenliğini yazarlığı ile birleştirdi; deneme ve roman alanında eserler verdi.

Adnan Binyazar, Masalını Yitiren Dev adlı anı-romanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı.

Ödülleri

2005 Orhan Kemal Roman Armağanı (Ölümün Gölgesi Yok adlı romanıyla)

Yazar istatistikleri

  • 30 okur beğendi.
  • 195 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 209 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.