Adnan Binyazar

Adnan Binyazar

YazarÇevirmen
8.3/10
298 Kişi
·
725
Okunma
·
64
Beğeni
·
3.174
Gösterim
Adı:
Adnan Binyazar
Unvan:
Türk Yazar, Öğretmen, Eleştirmen
Doğum:
Diyarbakır, Türkiye, 7 Mart 1934
Adnan Binyazar, (d.7 Mart 1934) Türk yazar, öğretmen, eleştirmen.

Adnan Binyazar, 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu aslen Elazığ-Ağın'lıdır. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Dicle Köy Enstitüsü'ne girerek köy enstitülerinin yetiştirdiği köylü aydınlar kuşağının bir parçası oldu. Eğitimini, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde sürdürdü.

Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Devlet Konservatuarı, Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumu'nda, Kültür Bakanlığı'nda, Türk Dil Kurumu'nda görev yaptı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerineBerlin'e gitti, bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1.-2.) yazdı. Yurtdışında çeşitli öğretmen yetiştirme proejlerinde çalıştı. Halk kültürüne ilişkin araştırmalarda bulundu. Öğretmenliğini yazarlığı ile birleştirdi; deneme ve roman alanında eserler verdi.

Adnan Binyazar, Masalını Yitiren Dev adlı anı-romanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı.

Ödülleri

2005 Orhan Kemal Roman Armağanı (Ölümün Gölgesi Yok adlı romanıyla)
Film izleyerek kitabı kavramak olanaksız. Ayrıntı, yazıdadır. El, kitaba değmeli. Mürekkebin kokusu alınmalı. Yazılar gözün derinliklerine ulaşmalıdır. Yazar gibi, okur da kitabın yaratıcısı olmalıdır.
Adnan Binyazar
Sayfa 312 - Can baskı 18
Ve karmaşa bir kara bulut olmuş
Ne güneş açar, ne yağmur yağar,
Kurt sürüleri… öldüren öldürene
İnsanın değeri yok sinek kadar.
Adnan Binyazar
Sayfa 103 - Can Yayınları
Belleğine iyice yerleştir çocuğum: Sakın aklına geleni söyleme,samimi ol ama içli dışlı olma,giydiklerinin kumaşı ağır olsun ama gösterişli olmasın.Ne borç ver ne borç al;hem parandan hem dostluğundan olursun.
Şairin, ‘Ellerime hanımböcekleri konuyor,
Ne şeker şey onlar.
Uç böcek, uç böcek diyorum,
Uçuyorlar.’ dizelerini unutma!
Adnan Binyazar
Yol Düşleri, Can Yayınları
"Odaları avuç kadar bir evde yaşıyorduk ama yüreğimiz kırk odalı masal konaklarının, kırk birinci odasında atıyordu.
Kırk birinci odadaydı sevgi tapınağı..."
Adnan Binyazar
Sayfa 22 - Can Yayınları
336 syf.
·32 günde·Beğendi·9/10
Yıllar önce TÜYAP kitap fuarında Adnan Binyazar ile tanışma fırsatı bulmuş, bu kitabı üzerine kısa bir sohbet de etmiştim... Eşinden bahsettiğinde gözlerindeki pırıltıyı; o aşk, hüzün ve özlem dolu pırıltıyı hiç unutmadım...

Yazar bu kitabında eşine duyduğu sevgiyi, tutkuyu ve ortak anılarını, elele kanserle boğuştukları günlerde bir bir hatırlıyor ve kelimelere döküyor. 2005 Orhan Kemal Roman Ödülü kazanmış bu roman duygulu dili ile okuyanı etkisi altına alıyor. Öğretmen okulunda okuyan bir genç kız ile Anadolu'nun kuytu bir köşesine yeni atanmış Köy Enstitülü genç bir öğretmenin ilk görüşte aşkı anlatılan. Gerçekle düşün iç içe geçtiği büyülü bir aşk bu.

Seçici kurul neden ödüle layık görüldüğüne dair şöyle güzel bir açıklama yapmış:
"Eserin dramatik yapısının sağlamlığı, akıcı ve güzel Türkçesi, etkileyici, tutarlı ve yoğun anlatımının yanında, bu romanında Adnan Binyazar, kitabın ana temasında işlenen, duyarlık körleşmesine uğradığımız günümüz ortamında, sevginin çağdaş destanı sayılabilecek "Ölümün Gölgesi Yok" eseriyle, gün gün bir tükenişi yaşatırken, varlık kadar yokluğun da sonsuzluğuna inandırıyor okuru".

Romanda yaşanan aşk bundan 50 yıl öncesinde sevmenin, aşık olmanın ve aşkı yaşamanın bugüne göre ne kadar farklı olduğunu da anlatıyor bize. Günümüzde, herkesin her konuda acelesinin olduğu bu hızlı dünyada, sevgilinin gözlerini sayfalarca anlatabilecek kadar dikkatle bakmıyoruz artık birbirimize...

Kanserle savaşın uzun ve zorlu etaplarında bile tükenmeyen, hatta ölümün bile bitiremediği bu büyük aşka, büyük bir saygıyla şapka çıkarıyorum ben de...
336 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Üniversitede üçüncü sınıfa giderken bir saz çalma merakı almıştı beni. Gece gündüz çalıyorum rüyamda. O eşsiz büyülü türküler eşliğinde hikayelerine de gömülüp kayboluyorum adeta. Birgün saz ustası Ozan dayı ile tanıştırdılar beni ve dört arkadaşımı daha. Aman ya Rabbim, o nasıl bir ses, o nasıl bir sazı dillendirmektir!.. Saz sanki bir sandalye çekip karşımıza, anlatıyor yanık sevdaları.

Meğer Ozan dayı'nın sevdalandığı bir kız varmış. Ama kavuşamamışlar yoksulluğun utancı ile gurur ayırmış onları. "Aklıma gelince yere göğe sığamaz olur, koyunlarımı da alır giderim. Bazen karım dayanamaz ara, bul, getir der. Nasıl giderim?" derdi. Biz oradayken bile kalkar giderdi anlatırken. Seksen yaşlarında toruna torbaya karışmış bir dede ve sökülmeyen bir kara sevda...

Hani eskiyi hasretle derin bir ah çekerek aşklarını, geçimini, bayramlarını, şen şakrak yapılan tarla işlerini, topaçla bilyeyle oynadığımız oyunları yad ederiz ya, bu kitap bende bu anıları canlandırdı işte, göçtüm gittim bu diyarlardan sevda kuşunun kanadında. Masal tadında ilerledim her sayfada.

Eskiden fotoğraf yokmuş. Sevgilinin yüzü nakış gibi işlenirmiş yüreğe... Kolay değil o nakışı, bakışı işlemek de sökmek de. Bir ömüre bir nakışı zor işlemişler ki bir başkasına ne zaman kalmış ne derman...
Konuşmak bile ayıpmış. Her hareketten derin anlamlar çıkarılarak anlaşılırmış karşılık bulup bulmayacağı. Nefesini duymak, gözlerinin değdiğini hissetmek için nikaha kadar özlemle beklenirmiş. Onca lafa gerek yok şu cümle yetiyor aslında, her anlamı gizlemiş sanki içine. "... gözleri söz, bakışları uzun bir roman..."(sayfa233)
Mışlı mişli anlatıyorum çünkü bir masal kadar uzak kaldı; o yıllar, o aşklar, o muhabbet...

Her iş zahmetliymiş, yorucuymuş ama kıymeti bilinirmiş yenen bir lokmanın, içilen bir damlanın... Sevmek de mühim işlerdenmiş ki aceleye gelmeden bir kez olur tam olurmuş.
Hep deriz ya "Sevgi neydi? Sevgi emekti..."diye şimdiki aşklar emeksiz, aceleci olduğu için mi kıymetsiz olup sevdaya dönüşemiyor acaba?..

"Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın. "

Harcanırmış bir ömür.
Beklerken bir ömür harcanacak kadar ızdırap yaşanır, kavuşunca da sanki kalan son günüymüşcesine yaşanırmış. Kavuşmanın da ayrılığın da beklemenin de tadı başkaymış damakta iz bırakır, geçmezmiş.

"Unutmak kolay mı? ” deme
Unutursun Mihriban’ım.
Oğlun, kızın olsun hele
Unutursun Mihriban'ım."

Mihraban'a olan yangınını dizelere bu kadar güzel işleyen Karakoç, unutursun derken kendisi gerçekten unutmuş muydu?
Tabi ki kendince avunmuştu, arada kanayan yarasını kendi kendine sarıp sarmalamıştı.
Kara sevda dedikleri işte bu olsa gerek.

Şimdiki gibi görünüşe tapılmazmış, kimse de boyaya gömülmezmiş kendini güzel görmek için. Kirden arınmış bir ten ve güllü kadife fistanmış güzellik; ne fondöteni var ne farı ne bilmem nesi.

Nedim diyor ya:
"Güllü dîbâ giydin amma korkarım azâr eder
Nâzeninim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni "

"Ey nazlı yarim, gül resimli elbise giydin ama korkarım ki bu elbisedeki güllerin dikenlerinin gölgesi seni incitir. "
Bu mısralardan iki günlük aşkları anlatan "aşk Bodrum'da yaşanıyor güzelim" dizerine kadar düştük. Kabul edelim her şeyden biraz biraz düştük...

Sevda üzerine ne çok söz söylenmiş... Kitabı okudukça aklıma gelenlerdi bunlar. Biraz da kitaba değinecek olursam şimdilerde sürekli dem vurduğumuz eski kara sevdalardan birine tanık oldum. Yıllar boyunca ilk günkü tazeliğini koruyan bir evlilik, içi boşaltılmamış bir aşk, birbirini yarıyolda bırakmadan omuz omuza yaşam mücadelesi veren bir çiftin gerçek hikayesi anlatılıyor. Yazar kendi hikayesini kendi ağzından anlatmış. Kapıya dayanan ölümle mücadele ederken adım adım yaklaşmak ve hergün biraz biraz daha fazla ölmek...

Ölüm ayırdı derler, gönülden bağlı olanları hiç ölüm koparıp ayırabilir mi?..

"Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum. "


Sevgiyle kalın...
284 syf.
·Beğendi
Yazılışı tehlike yaratacak bir hayat yaşadım ben, diyerek başlıyor anlatmaya Adnan Binyazar. Çocukluk günlerinden başlayarak gençlik yıllarını içine alan küçük mutluluklarını, yaramazlıklarını, acı dolu sessiz çığlıklarını, sevdiklerinden ayrılmanın en derin hüznünü, kursağında kalan heveslerini, sömürülen emeğini, sevdiklerinin kokusunu, anne özlemini, anlatıyor bize; hem de en sahici en yalın haliyle.
Benim okurken zorlandığım bir hayatı başkasının yaşamansı ve bir başkalarının hala daha yaşıyor olması. Yaşadığı kötülüklere, umudunun yerle bir olmasına rağmen pes etmemesi. İlkokula on dört yaşında başlayan, elindeki bütün imkanları kitaba ve eğitime yönelten Binyazar resmen "ben başardım sizler de başarabilirsiniz " diyor bizlere. Elverişsiz imkanlara rağmen sinemaya gitmeyen, şeker almayan, havuza gitmeyen, biriktirdiği birkaç kuruşu kitaplara yatıran, yakılan kitapları için döktüğü gözyaşını hiçbir sey için dökmeyen, daha iyi olmak, yanlışların içinde kaybolmamak için köy enstitülerinin aydınlığına kendini teslim eden Binyazar'ın azmi, mücadelesi hayranlık verici.
Bu kitabı okurken sadece bir hayat mücadelesi okumakla kalmıyorsunuz, bir dönemin Türkiyesini, karneyle dağıtılan ekmekleri, kimliksiz diye yardım alamayan zavallıları, İsmail Dümbüllü'yü, Hamiyet Yüceses'i, Ağın'ın badem kokulu yeşilliğini, Diyarbakır'ın kara taşlı serin avlularını okuyacaksınız. Adnan Binyazar ile geç kalmadan tanışmızı şiddettle öneririm.
339 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Gerçekten, yazdıklarınızı yaşadınız mı?"
İşte Ahmet Muhip Dıranas'ın Adnan Binyazara sorusu...
Ben ise şöyle diyorum : Yaşanmadan yazılamayacak kadar insani...
Okula 14 yaşında başlayan, anne ve babasını, yıllarca, ikisini birden yanında bulamayan yoksul, aç, ağlamaklı, çocukluğu Elazığ, İstanbul ve Diyarbakır' ın yaşam kokan ;aşk, acı, özlem vs. Sokaklarında geçen bir yazarın hikayesi...
Okumaktan keyif aldım. Yakın geçmişte yaşanmış olması, yazarla şuanda aynı Dünya'nın oksijenini paylaşıyor olmak, yazar ile hemşehri olmak daha bir içine girmemi sağladı kitaba...
Yazarın dili, hem özgün türkçesi hem de Diyarbakır şivesi ile yazdığı kelimeler farkını ortaya koyuyor ve kitabın lezzetini damağınızda hissediyorsunuz...
Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim toprağımızın romanı...
Keyifli okumalar...
156 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
On Beş Türk Masalı, 2003 yılında edebiyatçı ve yazar Adnan Binyazar tarafından derlenmiş olan masallardan oluşan kitaptır. Adnan Binyazar bu kitabında; birey ve toplum, değerlerimiz, hayal gücü, arkadaşlık, insan sevgisi, dayanışma ve farklılıklar gibi temalar çerçevesinde, kendi yorumunu da katarak masalları okuyucuya aktarmaktadır.
339 syf.
·9 günde
Hani bazıları derler ya "Hayatımı yazsam roman olur! " İşte Sevgili Adnan Binyazar gerçekten hayatını yazmış ve ortaya dönemin Türkiyesine ışık tutan enfes bir otobiyografik roman çıkmış.

"Yazılışı tehlike yaratacak bir hayat yaşadım ben, onun için yazmakta hep duraksadım. Gözü yaşlı sözcüklerin tuzağına düşmekten korktum" diyor bu eseri için Adnan Binyazar.

Parçalanmış bir aile bireyi olarak Diyarbakır'da başlayan, kimsesizlik, sevgisizlik, yoksulluk ve açlık içinde oradan oraya savrulan,öyle ki aç karnını doyurmak için tahtaları bile kemiren, çocuk yaşlarda ekmek parası için türlü işlerde çalışmak zorunda kalan, ustasından görmediği eziyet kalmayan küçük Adnan'ın hayatı bu. Sahip olmak için çok çabaladığı minicik imkanları bile eğitim adına kitap almak için kullanır. Dönemin klasik gelenekleri gereği yakılan kitaplar için gözyaşı döker ve en sonunda kendisini Köy Enstitülerinin aydınlık ve güvenli kollarına bırakarak kurtuluşa erer. Bu satırları şöyle dile getiriyor yazar:
"Dicle Köy Enstitüsü’nün kapısından içeriye giriyorum. Elimdeki belgeyi, uzun direnişlerden sonra alınmış bir kentin altın anahtarı gibi tutuyor, enstitüye yazılmak üzere yönetim odasının yolunu tutuyorum. 1950'nin Eylül ayında, adım, Diyarbakır/Ergani Dicle Köy Enstitüsü'nün 101 no' lu öğrencisi olarak kütüğe geçiyor. "

İsmail Dümbüllü'yü kızdırmasından tutun da, Hamiyet Yüceses' in Makber'ine, Çile Bülbülüm Çile'sine, Diyarbakır'ın soğuk taş avlularından, Elazığ'ın Ağın ilçesinde yetişen badem çiçeklerinin ak kokusuna kadar her detayın ilmek ilmek işlendiği eserde, son derece akıcı ve duru bir uslup kullanan yazarımızın Türkçemizi nasıl ustalıkla kullandığına da şahit oluyoruz.
Çağa, nanca, poto, gaga, kele, şıltik ve yiyici yara gibi yerel sözcüklerin kullanılmasını çok samimi ve hoş buldum.

Eser boyunca ismi geçen karakterlere çok kızdım, çok beddualar ettim amma velakin sonra geri aldım tüm beddualarımı. Çünkü Adnan Binyazar diyor ki, "Affetmek en büyük erdemdir, ben bugün bu konumda isem o zorlukları gördüğümden, o kötülerle ve kötülüklerle karşılaştığımdandır."

Azmine, mücadelesine ve sabrına hayran kalıp, gıpta ettiğim bir isim olarak hayatımın başköşesinde yerini aldı Adnan Binyazar.

Masallarımızı yitirmemek dileğiyle...
336 syf.
·12 günde·Puan vermedi
"Kör ol, umut ! " dediği yerde mi göz yaşlarım sayfalara karışmaya başlamıştı, yoksa ilk cümleden itibaren mi duygu yoğunluğunu hissettim? Şu an karmakarışık duygularım.
.
Adnan Binyazar ile tanışma kitabım oldu Ölümün Gölgesi Yok . 2005 yılında yazara Orhan Kemal Roman Armağanı, 2011 yılında Ebubekir Hazım Tepeyran Ödülü kazandırmış bu kitap.
.
Varlık ve yokluk, yaşamak ve ölmek, sevgi, aşk ve sonsuza kadar sürecek sandığımız birlikteliklerimizin ölümün gölgesini hissettiğimiz an , biteceğini anladığımız anki korkularımız, umutsuz umutlarımız. Kör ol, umut ! diye okurken ağlatan satırlar.
.
Yoğun ve akıcı satırlar ile dolu, sizi binbir gece masallarından , şiirlere, oradan çocuklugunuza, hayallerinize, oradan umudun tükendiği günümüze getirecek bir eser Ölümün Gölgesi Yok. Adnan Binyazar'ın kendi hayatından kesitlerin olduğu bu duygu yoğunluğunun her satırda hissedildiği, yaşanmışlık dolu, değerlerimizin tekrar sorgulandığı bu kitabı okumadan geçmeyin. Ne desem, ne kadar anlatsam eksik kalacak biliyorum. Çünkü anlatılacak değil, her satırı okunup yaşanacak bir kitap. Sevgi ve saygılarımla.
136 syf.
Yeni bir yazar, yeni bir kitap, büyük bir heyecan, yüksek bir beklenti.. ve 136 sayfa sonunda tamamen karşılanmış beklentim... Güzel bir kitap okuyup edebiyata doyduktan sonra hissettiğim o mükemmel duyguyu anlatmanın bir tarifi yok benim için..Güçlü bir kalem olan Adnan Binyazar' la tanışma kitabım oldu Kızıl Saçlı Kontes. Yazar bu kitabında beş tane, kısa olmayan öykü ile karşılıyor bizi. Beş öykü de yazarımızın geçmişinden izler taşıyor. Gerçeklik payı içeren metinler okumak benim için ayrı bir keyif oldu. En sevdiğim, en duygulandığım öykü ise Köpeğin Ölümü adlı öykü oldu, öyküyü bitirdikten sonra diğer öyküye geçmek için uzun bir süre bekledim.

Kitabın genelinde akıcı bir dil, uzun ve sıkıcı olmayan;bayılarak okuduğum tasvirler, ünlü yazar ve şairlerden alıntılar, okuyucunun üzerinden kolay kolay kalkmayacak yoğunlukta duygular hakimdi..Yazar dile o kadar hakim ve dili kullanımı o kadar samimiydi ki kitaptan etkilenmemin en büyük sebebi buydu sanırım. Düz yazıyı şiirselleştirerek kullanması etkileyiciliği artıran bir başka unsur oldu benim için. Kitapta eleştireceğim tek şey: yazarın kelimeleri birbirine uydurmaya çalışmasıydı, bir iki kelime zorlama olmuştu. Zaten bir puanı da oradan kırdım.
Son olarak şunu da belirtmeliyim ki bir okur inceleme yapmadan kitaba üç puan vermiş. Canım kitaba da inceleme yapılmadan verilen üç puan nedir öyle hakaret gibi!! O kadar kötüyse yazarsın bir inceleme anlatırsın.Okumayı düşünen kişi değerlendirir durumu. Ne sinir bir durum!

Sevdiğim, yer yer gözlerimin yaşardığı bu şiirli masallı düşsel yolculuğun keyfini sizinde tatmanızı öneririm keyifli okumalar :)
339 syf.
Bir kitap bir okuru ancak bu kadar aglatabilir ..kitabın bir çoğu yerinde yok artık dedim yani her geçtiğim yeni bölümde herhalde bundan fazlasını yasamamistir dedikçe daha agiriyla karşılaştım..bir babanın sisteme yenilip çocuğuna verebileceği en büyük zarar azmini torpulemektir ...kitabın var karakteri gibi kitaba dahil olan herkes bir tür psikolojik ve sosyolojik yenilgi yaşamış ..baba sorumsuz, diş geçiren ,anne caresiz dert ceken,cocuklarsa cocuk sifatina uymayan öyle bir oyuncakla oynuyor ki adı kader..gerçekten çok acı..bu kitabın biyografik bir kitap olduğunu düşündükçe yazarini kutluyor ellerinden ,açılarından en önemlisi de yıllarca utandigi şark cibanindan öpüyorum. .muhteşem bir çaresizlik te çare olma örneği ..tavsiye ederim..
336 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Yol gösterici, kılavuz niteliğinde denemelerden oluşan bir kitap Ağıt Toplumu.
.
Bir kere okumak asla yetmiyor, tekrar başa dönmek , tekrar okumak istediğim bir kitap oldu. Hayata dair, insana dair, kaybolan değerlere dair, yozlaşmanın nasıl sinsi bir düşman gibi toplumu etkilediğine dair öyle satırlar var ki, yer yer bırakıp ağlamak istedim. İstemekle kalmadım ağladım da. Şimdiye kadar hiç düşünmediğim aklıma gelmeyen düşüncelere, duygulara ağladım. Darbelerden sonra yakılan kitaplara ağladım. Bir ülkenin nasıl adım adım düşünmekten yoksun bireyler yetistirdigine, sorgulamayı bırakan gençlere ağladım. Adnan Binyazar'ın kaleminden dökülen anılara, farkındalıklara ağladım.
Her yaştan okurun mutlaka okuması gereken denemelerden oluşan bu kitabı okumadan geçmeyin . Sonsuz sevgi ve saygılarımla.

Yazarın biyografisi

Adı:
Adnan Binyazar
Unvan:
Türk Yazar, Öğretmen, Eleştirmen
Doğum:
Diyarbakır, Türkiye, 7 Mart 1934
Adnan Binyazar, (d.7 Mart 1934) Türk yazar, öğretmen, eleştirmen.

Adnan Binyazar, 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu aslen Elazığ-Ağın'lıdır. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Dicle Köy Enstitüsü'ne girerek köy enstitülerinin yetiştirdiği köylü aydınlar kuşağının bir parçası oldu. Eğitimini, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde sürdürdü.

Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Devlet Konservatuarı, Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumu'nda, Kültür Bakanlığı'nda, Türk Dil Kurumu'nda görev yaptı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerineBerlin'e gitti, bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1.-2.) yazdı. Yurtdışında çeşitli öğretmen yetiştirme proejlerinde çalıştı. Halk kültürüne ilişkin araştırmalarda bulundu. Öğretmenliğini yazarlığı ile birleştirdi; deneme ve roman alanında eserler verdi.

Adnan Binyazar, Masalını Yitiren Dev adlı anı-romanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı.

Ödülleri

2005 Orhan Kemal Roman Armağanı (Ölümün Gölgesi Yok adlı romanıyla)

Yazar istatistikleri

  • 64 okur beğendi.
  • 725 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 479 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.