Doğan Cüceloğlu

Doğan Cüceloğlu

8.3/10
1.565 Kişi
·
6.273
Okunma
·
1.043
Beğeni
·
16.995
Gösterim
Adı:
Doğan Cüceloğlu
Unvan:
Türk İletişim Psikolojisi Uzmanı, Yazar
Doğum:
Silifke, Mersin, 1938
Cüceloğlu'nun dilinden...

On bir çocuklu bir ailenin on birinci çocuğu olarak Mersin'in Silifke kasabasında doğmuşum. On yaşındayken annemi kaybettim ve ölümün ne demek olduğunu anladım: artık onu bir daha hiç göremeyecek, dokunamayacak, naz edemeyecektim.

Silifke'de en yüksek dereceli okul olan ortaokulu bitirdikten sonra subay olan ağabeylerimin yanında Ankara ve Kırklareli'nde okudum ve Kırklareli Lisesi'nden mezun oldum. Kırklareli Lisesi'nde ilk aşk şiirimi yazdım.

Ankara Atatürk Lisesi'nde edebiyat ve kompozisyon öğretmenim olan Cahit Okurer bir gün ne olmak istediğim sordu; mühendis olmak istediğimi söyledim. Bilim adamı olmak istemez misin, dedi. Onun etkisi altında İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne yazıldım ve oradan mezun olduktan sonra ABD'de Illinois Üniversitesi'nde doktoramı yaptım. Uzmanlık alanım iletişim psikolojisidir.

Amerika'da doktora öğrencisiyken, benim gibi doktora öğrencisi olan Kaliforniya'da doğmuş büyümüş Emily ile tanıştım ve evlendim. On bir yıl süren evliliğimizde üç çocuğumuz oldu: Ayşen, Elif ve Timur.

Evlendiğimde ne kendimi tanıyormuşum, ne de evliliğin ne olduğunu. Silifke'de büyürken çevremde gördüğüm evlilik, koca, baba modelleriyle Kaliforniya'da büyümüş feminist bir Amerikalı kıza kocalık yapmaya çalıştım. Sonuç: hem ben çok ıstırap çektim hem de Emily'ye acı çektirdim. Benim şimdi yüreğimi en çok yakan çocuklarıma verdiğim acılar. Onlardan dört yıl ayrı yaşadım.

Yaşadığım acılar her şeyi bilmediğimi, öğrenmem gereken çok şey olduğunu gösterdi ve yalnız bilgi yönünden değil, insan olarak gelişmem gerektiğine ikna oldum.

Kendimi geliştirme süreci içinde kitap yazmaya başladım; ilk kitabım İnsan İnsana bu sürecin ilk ürünüdür. Gelişim süreci içinde kazandıklarımı kitaplar yoluyla paylaşmaya devam ediyorum.

Amerika'daki görevimden emekli olup ayrıldıktan sonra Türkiye'de kitap yazmayı sürdürdüm. Kitap yazmanın yanı sıra konferanslar ve seminerler verdim, televizyon programlarına başladım.

Şu devrede önceliğim kitap yazmak.
Bence siz, hangi soruları soracağınızı bilmeden, soramadığınız soruların cevaplarını arıyorsunuz.
En temel özgürlük, insanın kendisi olarak yaşamında var olabilmesi ve kendi bütünlüğünü yaşayabilmesidir; dürüst insan özgürdür.
"Düğün bir maddi güç gösterisi olmamalı...Evlenme olgunluğuna gelmemiş olanlar düğünü çok önemser... "
Doğan Cüceloğlu
Sayfa 113 - Remzi Kitabevi
Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,
       Kınama ve ayıplamayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse,
       Kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,
       Sıkılıp, utanmayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse,
  Kendini suçlamayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse,
       Sabırlı olmayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse,
       Kendine güven duymayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,
Takdir etmeyi öğrenir.

       Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse,
       Adil olmayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,
       İnançlı olmayı öğrenir.

       Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,
       Kendini sevmeyi öğrenir.

       Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir. (Nolte, 1975.)
"Hayır demesini bilmeyen kişi güçsüz kişidir. Hayır demesini bilmeyen kişinin Evet'inin de anlamı yoktur."
Çocukluğumuzu hatırlayıp bizim için nelerin önemli, nelerin önemsiz olduğunu düşünelim. Aklımızda neler kalmış bir bakalım; alınmayan oyuncaklar, hediyeler mi yoksa söylenmemiş duygular mı?
Doğan Cüceloğlu'nun kişisel gelişim türü altında yazmış olduğu " Keşke'siz bir yaşam için iletişim donanımları" adlı kitabın seminer havası içinde yazılmış olması kitabı sürükleyici hale getirmiş kitabın bölümlere ayrılması ise kitabı daha anlaşılır kılmış.

Her bölümün başında yer alan şiir ve sözlerin oluşu kitabın dikkat çekici olmasını sağlamış.

Kitabın yazılma amacına gelicek olursak yazarın kitabında da belirtmiş olduğu gibi, kendiniz, yaşamınız, ilişkileriniz konusunda bilincinizi donatmak için yazılmıştır.

Benim kitaptan çıkardığım sonuçlar...

1. Bilinci donanmış insan,bilinci donanmamış insandan her zaman ve her koşulda daha etkili ve güçlü olacaktır.

2. İnsan, muhteşem bir potansiyeldir ve bunun bilincinde olan toplumlar, eninde sonunda diğerlerinden daha üstün olur.

3. İnsanoğlu Algı Dünyasında Yaşar. Bir şey, farklı kimseler tarafından farklı şekilde algılanabilir. Davranışın anlamı, kişinin algılamasında gizlidir.

4. Sürekli iletişim içindeyiz. Çoğu kişi sadece sözle iletişim kurulduğunu düşünür. Halbuki iki insan birbirinin farkına vardığı andan itibaren iletişim başlamıştır. Çünkü alıcıya gönderilen sözlü ve sözsüz her mesaj iletişim aracıdır.

5. Her girdiğiniz ortamın size verdiği mesajlar vardır. Mesela ev sahibi misafirini özel misafir odasında ağırlayarak misafirine kendisini önemsediği mesajını verir.

6. Birbirimizin farkına varınca başlayan iletişim, çok kanallı bir süreçtir;her bir duyu organı, bir iletişim kanalı işlevini görür. Mesela görsel kanal da bakışımızla, yüz ifademizle, oturuşumuz ve kalkışımızla karşımızdakilere ve çevremizdekilere sürekli mesaj veririz. Tatsal kanal da ise yazarın verdiği örnek çok hoşuma gitti diyor ki; geleneğe göre, kız istemeye gidilince, kızın kahveye koyduğu şeker miktarına göre, isteyen kişiye gönlünün olup olmadığı anlaşılırmış. Doğrudan konuşma olanağı vermeyen kültür, kıza,başka bir kanaldan kendini ifade olanağını böylece sağlamış oluyormuş.

7. Her iletişim durumunda iki düzey vardır; olayların algılanıp,yorumlanıp, anlamlandırıldığı bireylerin " öznel iç dünyası " ve bireylerin o durumda göstermek ve söylemek istediği mesajlardan oluşan " sosyal dış dünyası." İletişim sırasında sosyal dış dünyayı görürüz. Ama bunun arkasında gerçekte bir öznel iç dünya vardır.

8. İnsan hem bağımlı, ait olmak ister hem de bağımsız, birey olmak ister.

9. Umursama iki düzeyde gerçekleşir. İlk düzey bireyin kendisini umursamak, ikinci düzey ise bireyin sınırlarını ve sorumluluğunu umursamaktır.

10. Kişi kabul edilmek, değerli olmak,bir bütünün vazgeçilmez parçası olmak ister.

11. Kişi güvenilir ve yeterli olmak ister.

12. Kişi önemsenmek ve sevilmek ister.

13. Korku kültüründe kişi, kendisini korkutan güce saygı duyar. Değerler kültüründe ise kişi,diğer kişilerin özüne saygı duyar.

14. Korku kültüründe ezenler ve ezilenler vardır; değerler kültüründe ise 'doğru olanı' yapan 'biz bilinci'nde insanlar vardır.

15. kişi ister eğitim görmüş ister kara cahil olsun, ister Türkiye'de ister Japonya'da büyüsün, bütün insanlar için geçerli bazı temel değerler vardır.

16. İlişkilerde sevgi temel alınırsa mutlu bireyler yetişir. Korku temel alınır ise de mutsuz ve başarısız bireyler yetişir.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Okuyan ve okumayı düşünen herkese keyifli okumalar dilerim.
Açıkçası Doğan Cüceloğlu’nun kitaplarını bilimsele yakın bir değerde buluyor olmakla birlikte pek de yerel bulmuyorum.
Yerelleştirmek için toplumdan, çevremizden, ailemizden...örnek vererek, hatta örnekleri komik tarzda ifade ederek yerelleştirmeye çalışmışsa da yazarın, benim gibi ters fikirli insanları tatmin ettiğini sanmıyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki “Bilimde yerellik mi olur, bilim evrensel değil mi?” Evet, öyle ama insani bilimler dediğimiz Tarih, Sosyoloji... ve Psikoloji gibi bilimler “pızitif bilim” gibi işlemez. (Bunu konuya hakim olan üstatlarım çok daha iyi açıklayabilir, sanırım)

Kitap, ailelerin çocuklarına karşı olan yanlış tutumlarını tespit eder ve olması gereken davranışlara yönlendirir. Ancak bu kitap epeyce lokal kalmış, sadece sınava hazırlık yapan öğrenci aileleri üzerinden örneklendirmeler yapmış. Buna kızmıyorum çünkü anne karnında başlayan eğitim ve öğretimin anlatılması veya bunun üzerine yapılan bir araştırma ansiklopetilere sığmaz!
Ancak şu hususa dikkat çekmek istiyorum; Ebeveynler, 17-18 yıl boyunca çocuklarına sözüm ona “bilim dışı” davranıyorken nasıl olur da sınava hazırlanan evladına bir anda “avrupayi, bilimsel ya da çağdaş” -adı her ne ise- bir tutum sergileyip davranışlarını ona göre düzenleyip örebilir ki?
Ben insani bilimlerin Türkiye’de pek de bilimsel olarak yapılmadığı kanaatindeyim. Zira yerellikten kopan her “insani bilim” öğretisi toplumsal, kültürel...gerçeklerden uzak kalacağı için bilimsellikten de uzak kalacaktır.

Tekrar söylüyorum tespitler güzel ancak çözüm yolları toplumsal değerlerimizle pek örtüşmüyor. Kaba tabir ile çözüm yollarının yarıya yakını “artistik davranış”lardan öteye gitmiyor.

İyi okumalar, saygılar...
(Öncelikle kitapta bazı uygulamalar vardı.bazılarını yaptım bazılarını yapamadım.kesinlikle uygun bir vakitte yapmaya calışacagım.)
Bu kitabı Türkiyede yaşayan herkese okutmak gerekli diye düşünüyorum.Gelin görün ki geleneksel düşüncede çok fazla insan olduğu icin, yazılanları elestirecek ve uygulamayı denemek yerine kendi bildiğini okuyacak hatta sacma bulacak bircok insan cikacaktır.
Bir insanın sizi yanlış anlaması ve size karşı saldırıya gecmesinde temel sebep iletişim dilini kullanmayışımız olduğunu ögrendim. İletişim hakiki bir sanat ve eğitimi okullarda verilmeli diye düşündüm.tabi okullarda eğitiminin verilebilmesi için bu eğitimi veren insanların da eğitilmesi şart.hatta anneler ve babaların anne ve baba olmadan bu iletişim inceliklerini bilmeleri şart.daha kapsamlı olarak devletimizin idaresinde bulunan ve bulunacak olan her memurun, baskanindan tutun da temizlik elemanina kadar herkesin iletişim adına eğitilmesi gerekiyor. Kısacası insan insana yaşamak icin insanca bir tavır içerisinde olmamız gerekiyor ki bu da iletişim inceliklerinden geçiyor.
Kitap bana diger insanlara karşı daha hoşgörülü ve bilgece bakmayı öğretti.karşınızda size saygısızca tavırda bulunan insanlarla bile ince bir hoşgörü ile kendi seviyenizi düşürmeden nasıl iletişim kurabileceğinizi öğretti.insanların kabul edilemeyecek düzeydeki davranışlarının nedenlerini görmeyi ögretti. Kısacası peygamber sabrını öğretti bu kitap bana.
Tesekkürler Doğan Cüceloğlu
MATHEMAZEL
“Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!” e.e. cummings
"Yoksam ben
Varmışım gibi
Canlıymışım gibi
Neden acıyor yüreğim
Yaş akıtıyor gözlerim"

Saniye Çelik..Kitabımızın başkahramanı. Şantajla evlenmiş, şiddet görmüş, aldatılmış, baskı içinde yaşamış, ama yine de kendi ve çocukları için savaşmaya devam etmiş bir kadın. Yıllarca eşinden türlü yaralar almış bir kadının hayat hikayesini anlatan bu kitabı okuduğunuzda kiminiz annelerinizi, ninelerinizi hatırlayacak, hafiften yüreğinizin sızladığını hissedeceksiniz..
Adana'da bir şiirini Doğan Cüceloğlu'na vermesiyle başlayan karşılaşma, Saniye hanımın hayatını anlatıyor. Aslında daha çok ailede baba figürünün ne kadar önemli olduğunu...
"Kocaymış dinlemezmiş
Hep dediği olurmuş
İsterse döver, kovarmış
Gönlü isterse bir başkasını alırmış
Köle miyim ben"
gibi yer yer Saniye hanımın kendi kaleminden hayatını ve aslında kadınların sessiz çığlıklarına ses olan şiirlerini okurken, kitabı kapatıp aynen düşünmeye başlıyorsunuz.. Dağılanları toplamaktan önüne bakamayan kadınları....
Soru cevap şeklinde ilerleyen kitabı herkese tavsiye ediyorum..
'Savaşçı' isimli kitabımız psikoloji alanında tanınmış bir yazar ile bir öğretmen arasında geçen diyalogdan bahsediyor. Kitap söyleşi ve soru-cevap şeklinde hazırlanmış. Kitabı okurken sanki iki arkadaşınızın muhabettine tanıklık ediyorsunuz. Arif Bey arayış içerisinde olan mutsuz ve huzursuz bir sınıf öğretmenidir. Sık sık yazar ile görüşür ve bu görüşmeler esnâsında gerçekleşen sohbet ile kendini bulabilmeyi ümid eder. Görüşmelerde 'arayış, farkına varmak, uyanış, niyet ve savaşçının anlamından' bahsederler. Sonrasında, 'geleceği kurmak, güç, sorumluluk, ölüm bilinci, değişim, bitmemiş işler, savaşçı olmak' gibi konulara da değinirler. Kitapta her konuya özenle dokunulmuş ve işlenilmiştir. Okurken oldukça keyif alabileceğiniz, keyif alırken de kendinize birçok şey öğretebileceğiniz değerli bir eser. Kesinlikle okunmasını tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Üstün Dökmen'in öğrencilik yıllarında yazdığı olağanüstü şiirle başlayan,yine Aziz Nesin'in insanımızı adeta betimleyen eşsiz alıntılarıyla devam eden ve sürekli bu tempoda devam edeceğini arzu ettiğim ama edemeyen bir eser olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Kitabı; Eğitim Bilimleri için okuyacak bir üniversite öğrencisi için oldukça da faydalı buluyorum dersem haksızlık etmiş olmam sanıyorum çünkü savunma mekanizmalarından iletişim türlerine eğitim/psikoloji bandında birçok tanımlamaya oldukça fazla bir şekilde rastlıyoruz . Gerekli miydi bence hayır . Yine batılı birçok araştırmacıdan alıntı yapılan çalışmalar keyifli bir okuma için olması gereken kadardı diyebilirim . Birkaç cümleye indirgeyecek olursam genel anlamda kitap iletişim üzerine çok güzel tahliller sunmuş ve kişinin gerek bilişsel gerek fikirsel anlamda kendini geliştirmesine olanak sağlamış . Dili gayet anlaşılabilir her kademeden insanımıza hitap eden türden . Ancak eser son 30 sayfaya girdiği anda bir anda evrim geçirerek okuyucuyu şaşkına çevirecek şekilde konu ve bağlamdan uzaklaşıyor, bu tamamen, kendi görüşümdür içerisinde her türlü subjektifliği bulabilirsiniz ve ön kabulümdür. Yazar ; Temel kültür varsayımları başlığı altında özgürlükçü çağdaş anlayış ile geleneksel otoriter kültürü 15 maddede karşılaştırmış . Ve üzülerek söylüyorum bırakın sadece "objektif olmaktan uzak" denilerek eleştirmeyi . Tarafgir,ötekileştirici,gerçeklik ve sınanabilir bilgiler içermeyen, hayal ürünü bir geleneksel otoriter kültür tanımlaması yapmış . Bunu yaparken bilimsel bir yöntem ile tahlil yapmasını beklediğimiz psikoloji bilimi ile ilgilenen bilimadamı/yazarımız bu metodu terk ederek "geleneksel otoriter kültür" tanımlamasını genelden çok çok özele indirgeyerek İslam bağlamında bazı tahlillerde bulunmuş . Yine maalesef ki çözümlemeler bir bilgi yoksunluğunu bilinçli ve bilgili okuyucuya bağırır cinsten . Geleneksel otoriter kültürü İslam bağlamında değerlendirerek aslında İslam'dan olmayan davranış şekillerini İslam'a mal etmek gibi garip bir anlayışla karşılaşıyoruz . Bu eleştirim kesinlikle bir radikal İslamcı anlayışı ile değil aksine bilimselliğin ışığında yapılmış bir eleştiridir. Aynı şekilde Hristiyanlık veyahut herhangi başka bir din üzerinden yapılacak yanlış metodlu ve yanlış bilgiler içeren bir tahlil de aynı eleştirilere maruz kalırdı. Örneğin ; Geleneksel otoriter kültürün zaman algısı şu şekilde izah edilmiş: "Geçmiş, şimdi ve gelecekten daha önemlidir.Gelecekte ne olacağını biz bilemeyiz, kaderimizde ne yazılıysa o olacaktır. Geleceği planlama, zamanını verimli biçimde kullanma insanoğlunun elinde değildir; geleceği planladığını düşünenler, aslında kendilerini avuturlar." Yazarın geleneksel otoriter kültür adı altında kitabın ilgili bölümlerinde pek çok kez İslam'ı işaret ettiği ancak bahsettiği algılama şekillerinin İslam ile alakalı dahi olmadığını söylemek su götürmez bir gerçektir. Örnekte de görüldüğü gibi bu ve benzeri ayrıca daha şiddetli olmak üzere sağlıklı bir zemini bulunmayan tahliller hayret verici cinsten. İlerleyen sayfalarda "Türkiye Cumhuriyeti'nin özgürlükçü çağdaş anlayış temelleri üzerine kurulması için Cumhuriyet reformlarına girişilmiştir." gibi bir cümle ile karşılaşıyoruz ve hayretimiz yerini yavaş yavaş anlamlandırmaya bırakıyor . Bu anlamlandırmayla birlikte konusu ve ihtivası belli olan böyle bir kitaba politik/siyasi söylemlerin neden eklendiği merağımızı celb etmeye devam ediyor. Şunu ilave etmek istiyoruz bir rejimi/kişiyi/toplumu vs. över iken neden bir diğerini yermek ve de yanlış ve hayal ürünü izahlar üzerinden yermeye gider bilimsel bir çalışma ? Okurlar yine ilerleyen sayfalarda " Bilal Alkan " örneği ile karşılaşacak örnek yerli yerinde güzel yorumlanabilirse toplumumuzdaki birçok çarpıklığı özetler cinsten lakin yorumlama da yine değişik ve beklemediğimiz bir mal etme ile karşı karşıya kalıyoruz.Bilal Alkan adlı kahramanımızın yasal yollardaki açıklıklar nedeni ile yaşamış olduğu mağduriyet komik bir şekilde izah edilmiş;" Bilal Alkan'ın düşünüş ve davranışı haklıdır; çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kağıt üstünde yazılı yasalarına ve Cumhuriyet reformlarının amaçlarına uygundur.
Ne var ki, icra memuru, savcı ve adalet bakanlığı görevlisi, geleneksel otoriter kültürün, tarihsel kökenli,devlet vermez, alır! anlayışı içinde yetiştikleri için, görünüşteki soyut demokratik değerlerle,gerçekte içimizde yaşayan otoriter değerler arasında bir çatışma söz konusudur." Yazar belli bir ideoloji yönetim şekli veya herhangi başka bir ütopyaya eserinin son bölümünde eserle bağımsız bir şekilde (politik/siyasi) yer verecek diye maalesef ki bocalamış. İlerleyen sayfalarda yazar "laik bir cumhuriyetin resmi görevlileri olan imamlar" tanımlaması yaparak öne sürdüğü yanlı ve yanlış bilgilerle davranışının perde arkasını açık etmekte zaten . İslamiyetin kaideleri beğenirsiniz veya beğenmezsiniz uyar veya uymazsınız herkesin kendisinin bileceği iştir elbette ama harfiyen İslamiyetin gerektirmiş olduğu kuralları "yobaz bir imamın" fikirleri imiş gibi eserinde zikreden yazar okurun gözünde kendi alanından uzaklaşmış objektif olmayan anlam verilemeyen bir hal almış ve okuru adeta bir manifesto ile karşı karşıya bırakmıştır . Üzerinde durulması gereken birçok anlamsız husus mevcut kitapta lakin teker teker üstünde durmak sabır gerektirir cinsten . Sonuç itibariyle ; okuyacağım kitaplar/yazarlar listesinden çok okumayacağım kitaplar/yazarlar listesi yapmayı yeğleyen şahsım için Doğan Cüceloğlu en azından uzun bir süre okumayacağım yazarlar arasında yerini aldı.
Hâlâ Doğan Cüceloğlu'nu tanımadıysanız, her şeyi bırak ve okumaya başlayın, derim.
Doğan Cüceloğlu'nu okumak mükemmel bir duygu. Bana Doğan Hoca'nın ne tür kitaplar yazdığını soranlara:
"O bir kişisel gelişim yazarıdır" demek yerine, "Kişisel gelişimden farklı bir kategori açmak gerekir" veya " Kişisel gelişim değil, kitlesel (toplumsal) gelişim yazarıdır" diyorum. Gerçekten de bu kitabında görme yetisini kaybeden bir kişinin ve yol arkadaşının (Gültekin ve Tülay Yazgan çiftinin) "Savaşçı" ruhunun "Mış Gibi Yaşamlar" içinde "Gerçek Özgürlük" oluşturma çabasını ve muhteşem bir "İletişim Donanımları"na sahip bir insanın aynı zamanda "Geliştiren Anne-Baba"ya bir örnek olmasından dolayı, Doğan Cüceloğlu'nun kahramanları olabilmişlerdir.
Psikoloji alanında merakı olan ya da bölümü okuyan kişilerin mutlaka elinin altında olması gereken bir kitaptır.
Hocamın tavsiyesi üzerine aldığım ve 4 senelik lisans eğitimim boyunca yanımdan ayırmayacağım bir kitap oldu. Hatta belli başlı dersleri bile üzerinden işleriz.
Psikoloji ekollerini, alt dallarını, yöntemlerini ya da temelini en sade örneklerle ve en sade şekilde anlatan güzel bi kitap..
Bu bölüme merakı olan herkese tavsiye ederim :)
Geçenlerde Ntv'de toplumsal şiddet üzerine bir programda denk geldim Doğan hocaya, söyledikleri çok hoşuma gitti. Bu son kitabından da bahsetti programda ben de hemen okudum.
Evlenme malum, insanların artık çok korkuğu bir kurum olmaya başladı. E boşanmalarda malum aldı başını gidiyor, mutsuz evlilikler vs.
Kitapta evlilik nedir, evlenmeden beklentiler, mutsuz evliliklerin nedenleri, ne ararsanız var.
Kitabın en güzel tarafı yazara gönderilmiş mektuplar üzerinden örnek vererek konuların açıklanması.

Yazarın biyografisi

Adı:
Doğan Cüceloğlu
Unvan:
Türk İletişim Psikolojisi Uzmanı, Yazar
Doğum:
Silifke, Mersin, 1938
Cüceloğlu'nun dilinden...

On bir çocuklu bir ailenin on birinci çocuğu olarak Mersin'in Silifke kasabasında doğmuşum. On yaşındayken annemi kaybettim ve ölümün ne demek olduğunu anladım: artık onu bir daha hiç göremeyecek, dokunamayacak, naz edemeyecektim.

Silifke'de en yüksek dereceli okul olan ortaokulu bitirdikten sonra subay olan ağabeylerimin yanında Ankara ve Kırklareli'nde okudum ve Kırklareli Lisesi'nden mezun oldum. Kırklareli Lisesi'nde ilk aşk şiirimi yazdım.

Ankara Atatürk Lisesi'nde edebiyat ve kompozisyon öğretmenim olan Cahit Okurer bir gün ne olmak istediğim sordu; mühendis olmak istediğimi söyledim. Bilim adamı olmak istemez misin, dedi. Onun etkisi altında İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne yazıldım ve oradan mezun olduktan sonra ABD'de Illinois Üniversitesi'nde doktoramı yaptım. Uzmanlık alanım iletişim psikolojisidir.

Amerika'da doktora öğrencisiyken, benim gibi doktora öğrencisi olan Kaliforniya'da doğmuş büyümüş Emily ile tanıştım ve evlendim. On bir yıl süren evliliğimizde üç çocuğumuz oldu: Ayşen, Elif ve Timur.

Evlendiğimde ne kendimi tanıyormuşum, ne de evliliğin ne olduğunu. Silifke'de büyürken çevremde gördüğüm evlilik, koca, baba modelleriyle Kaliforniya'da büyümüş feminist bir Amerikalı kıza kocalık yapmaya çalıştım. Sonuç: hem ben çok ıstırap çektim hem de Emily'ye acı çektirdim. Benim şimdi yüreğimi en çok yakan çocuklarıma verdiğim acılar. Onlardan dört yıl ayrı yaşadım.

Yaşadığım acılar her şeyi bilmediğimi, öğrenmem gereken çok şey olduğunu gösterdi ve yalnız bilgi yönünden değil, insan olarak gelişmem gerektiğine ikna oldum.

Kendimi geliştirme süreci içinde kitap yazmaya başladım; ilk kitabım İnsan İnsana bu sürecin ilk ürünüdür. Gelişim süreci içinde kazandıklarımı kitaplar yoluyla paylaşmaya devam ediyorum.

Amerika'daki görevimden emekli olup ayrıldıktan sonra Türkiye'de kitap yazmayı sürdürdüm. Kitap yazmanın yanı sıra konferanslar ve seminerler verdim, televizyon programlarına başladım.

Şu devrede önceliğim kitap yazmak.

Yazar istatistikleri

  • 1.043 okur beğendi.
  • 6.273 okur okudu.
  • 265 okur okuyor.
  • 4.144 okur okuyacak.
  • 148 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları