Psikiyatr Engin Geçtan, yaklaşık 35 yıl önce kaleme aldığı bu kitabında adeta tüm insanlığın falına bakmış. Böylesine bilimsel alt yapısı olan bir eser için 'fal' benzetmesi yapmamı yadırgayacak olanlara baştan söyleyim ki, bu tabiri özellikle kullandım. Çünkü Geçtan'ın kitabında anlattıklarının yüzde birini bir falcı karşımıza oturup anlatsa, hepimiz hem şaşırır hem de duyduklarımızdan mest olurduk. Çünkü birinin bize bizi anlatmasını her zaman gizemli bulur ve bundan haz duyarız.
Tabii Geçtan falımıza bakarken iskambil kağıtları ya da bakla, boncuk gibi gereçler yerine bilimsel olarak kabul görmüş kuramları, klinik deneylerden edindiği tecrübeleri, kişisel araştırmalarını ve gözlemlerini kullanıyor. Günlük hayatta hepimizin yaşadığı ortak sorunları genel başlıklar halinde bölümlere ayırıp tüm detaylarıyla inceliyor.
İçinde yetiştiğimiz aile yapısı hayatımız boyunca davranışlarımızı nasıl etkiliyor? Neden başka insanlara karşı zaman zaman öfke ve düşmanlık duyuyoruz? Neden bazen kendimizi değersiz hissediyoruz? Neden çoğu zaman kendimizi kaygılı hissediyoruz? Günlük yaşamda sorumluluklarımızdan kaçtığımızın ne kadar farkındayız? Kimi zaman kalabalıkta dahi kendimizi yalnız hissetmemizin altında ne yatıyor? Özellikle ilişkilerimizde verdiğimiz ve vermediğimiz tepkiler, o ilişkiyi nasıl etkiliyor? gibi insan olmaya dair pek çok sorunun cevabını detaylı olarak bulabileceğiniz bir kitap İnsan Olmak...
Kitabı bitirdiğinizde, her şeyden önce kendinizi, ailenizi, çevrenizdeki insanları hatta genel olarak insanı tanıma sürecinde çok önemli kazanımlar elde ediyorsunuz. Kitap boyunca kendi davranışlarınızda fark etmediğiniz pek çok detayı ve nedenlerini öğrenme, sorgulama ve kabullenme süreçleri yaşıyorsunuz. Günlük hayatta evde, işte, sosyal hayatta diğer insanlarla olan
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,4bin okunma
"At Çalmaya Gidiyoruz" 2007 yılında New York Times Gazetesinde yayımladığı "yılın en iyi beş edebiyat yapıtı" arasına girmiş bir kitap. Anlatım yumuşacık naifti. Özellikle ilk 70 sf akıcıydı ve oldukça hızlı ilerledi. Sonrasında eylemler biraz fazla detaylı olduğundan daha ağır yol aldı. Trond Amca'nın her hareketinin detayında can çekiştim diyebilirim. Yataktan kalkıp lavobaya gidişi orada kaç dakika kalışı sonra mutfağa gidişi vesaire vesaire.
Kurguya gelecek olursam şayet; geçmişle hesaplaşma omurgasına kurulmuş bir hikâye. Yani insan bazen çocukluğunda ya da ilk gençlik yıllarında etkilendiği olayları unutup, aslında unutmak adına ısrar edişi üzerine her reddedişinde şimdiki yaşamını nasıl etkilediğidir. İşte 67 yaşındaki bizim Trond Amca tam olarak bunu yapıyor. İnzivaya çekildiği Norveç ormanında gizemli komşusuyla karşılaşınca on beş yaşında yaşadığı olayları hatırlayarak geçmişiyle yüzleşir. Birlikte at çalmaya gittikleri yakın dostu John'la olan anılarını, John'un yaşadığı acıyı ve yine John'un annesiyle kendi babası arasıdaki yakınlaşmaya şahit olması, sonrasında beraberinde değişen duygu durumu. Bu Johnun annesi ve Trond'un babası arasında olanlar bizim Küçük Emrah'ın acılı hayatını anımsatsa da asla dramatize edilmemesi, olmuş olmak için olmaması, özellikle bir alt mesaj içermemesi, neden Edebiyat Yapıtı almış olduğunu gösteriyor kanaatimce... Üç nokta ile sonlandırıp cümlelerimi bağlayacak olursam; Her kitap farklı iklimlere yol alan bir yolculuktur. Bu seyahatten güzel azıklarla durağa varmak bir kazanımdır. Her daim heybemizi doldurup kazanmak dileği ile..