15. Hikaye Tamamlama etkinliği üçüncü kısım (Bölüm 7-9)
#29166379 iletisinde yazılan hikayenin üçüncü kısmıdır. Bu kısmı https://1000kitap.com/sessizol , Mithril / Danny ve Erhan yazmıştır.

7.

Luis’in odadan çıkmasıyla Profesör Alex düşüncelere daldı. Ne hayallerle yola çıkmışlardı,Sonuçları ne olmuştu?Büyük bir keşif yapmanın hazzını bile yaşayamadan kendini güç dengelerini değiştirmeye çalışan toplulukların içinde bulmuştu.Onun yeri labatuvarlardı.Karmaşık düşüncelerle doluydu zihni.’’ Neyse! Şimdilik biraz dinleneyim yarın ne gösterecek bana’’ dedi kendi kendine.
Prof.Alex'in yanından ayrılan Luis, her ne kadar karargahlarının gizliliğine güvense de bir tedirginlik hissediyordu. Beklediği haber bir an önce gelmeliydi. Prof.Russel olmadan Enceladus’ta neler olduğunu öğrenemeyeceklerdi yoksa.Adımlarını hızlandırdı; karargah merkezine girdiğinde tedirginliği yüzüne yansımış olmalı ki Einar ‘’Bir şey mi oldu?’’ diye sorma gereği duydu.
‘’ Önemli bir şey değil.Haber geldi mi?’’ diye cevap verdi Luis.
‘’Hayır,henüz ses seda yok.En son bir hafta önce mesaj gelmişti.Bekliyoruz.Güvenli bir hat bulamamıştır belki.’’
‘’Bir an önce bize ulaşmalılar Einar.Prof.Russell’ı onların elinden almalıyız.İçimden bir ses Enceladus’da neler olduğunu ancak böyle öğrenebiliriz diyor.’’
‘’Ama Luis veriler bizde.Belki Bilim Konseyi’ne verdiğimizde neler olduğunu öğrenebiliriz.’’
‘’Sanmıyorum.Prof.Alex ve Russel olmadan veriler bir işe yaramaz.Yine de yarın ki toplantıda bu durumu onlara anlatacağım.Bir haber gelirse beni hemen bilgilendir.’’
Dışarı çıkan Luis’in ardından Einar derin bir iç çekip bilgisayarının başına döndü.
****
Simülasyonu durduran Dr.Whoo,sınıftaki öğrencilerin yüzlerine tek tek baktı.’’Evet bugüne kadar anlattıklarımız hakkında sorusu olan var mı?Cevap ise uzun bir sessizlik oldu.Meryem ve Levi’ye baktı.Beyin hareketlerinden birçok soruya sahip olduklarını anlamıştı.Sonunda Meryem
‘’Atalarımızın yaptığı şeyleri anlamakta zorlanıyorum.Neden beraber yaşamak ve ortak bir noktada anlaşmak yerine savaşmayı seçmişler?’’ diye sorarak Dr.Whoo’yu gülümsetti.
Omuzlarını silkerek ‘’O zaman devam edelim ve sorunun cevabı geçmişte yatıyor mu bakalım?’’diyerek simülasyonu tekrar başlatan Dr.Whoo 2071 yılında başka bir zaman dilimini anlatmaya başladı.
Olağanüstü toplantıdan Dr.Lily Parker'la birlikte ayrılan Prof.Russell şaşkınlık içerisindeydi.2040 yılından itibaren,Dünya’yı bozan etmenlerin kontrol edilebileceği bir yaşam biçimi oluşturmak için uğraşmışlardı Alexle birlikte.Satürn Projesi, insanlığın en büyük umudu olmalıydı;kaos ortamı yaratmamalıydı.20 yıllık yolculuk süresinde gelişen olayları Enjung Guanjie anlatmıştı.Ama aklına yatmayan ya da içine sindiremediği noktalar da vardı. ’Enceladus’ta olanlar ortaya çıktığında insanlığın yararına mı olacak yoksa Antlaşma Devletleri ’nin egemenliği altında bir sömürge haline mi gelecek? Dünya’nın yavaş yavaş yok olması kibirden dolayı değil miydi? Şimdi buluşlarını anlatırsa….’’ gibi bir çok sorusu vardı Russell ’ın.İçinden bir ses cevapların Lily’de olduğunu söylüyordu..Bunları Lily’e sorabilirdi.
Russel bunları düşünürken Lilly de meslektaşını inceliyordu.Satürn de neler yaşandığını çok merak ediyordu ama zamanı değildi.Russell’ı buradan çıkarmalıydı.Peki ona güvenebilir miydi?İlk önce bunu öğrenmesi gerekiyordu.Alexi’i Son Umuttan almak için saldırı hazırlıkları tamamlanmak üzereydi gerçi.O sırada arkadaşının kendisine seslenmesiyle bir anda durdu.
‘’Lily aklıma takılan bir şey var.Dünyaya indiğimizde yer altından bazı insanların çıktıklarını gördük.Yüzleri vücutları hastalıklı gibiydi.Değişen iklim koşulları ve küresel ısınmanın etkili olduğunu düşünmüştüm;ama bu derece olması tuhaf geldi.’’
Soruyu ilginç bulan Lily içgüdülerini dinleyerek ‘’Şimdi değil.Gel benimle’’diye cevap verdi Russel’ın sorusuna.
Birkaç koridor ve geçit geçtikten sonra bir odaya girdiler.
Şimdi konuşabiliriz.Bu odada kimse bizi duyamaz.’’
Russel kaşlarını kaldırarak ‘’Bu gizlilik neden Lily?Neler oluyor?diyerek şaşkınlığını dile getirdi.
‘’Otur Russel lütfen.Yolculuğunuz başlamadan önce olanları zaten biliyorsun.Yokluğunuzda olanların bir kısmını da az önce dinledin.Ama anlatılmayan şeyler var ve ben sana bunları anlatacağım.Hepimiz sizi yolcularken büyük umutlara sahiptik.Yeni ufuklar açacaktınız bize.İnsanlık eski güzel günlerine dönecekti.Sonra irtibatımız kesildi.Bunun üzerine Antlaşma Devletleri projeyi rafa kaldırdı.Daha sonra senden ve Russel’dan fanusun hayata geçirildiğini öğrendik ve dönmeniz için gün saymaya başladık.Ama bu haber artçı depremleri de beraberinde getirdi.’’Derin bir nefes alan Lily anlatmaya devam etti
“Artık Enceladus bir hayalden ibaret değildi.Dünya üzerinde de bir takım çalışmalar başlatıldı.İnsanlar denek olarak seçildi ve bazı bilim insanları da bu konuda egemen güçlere yardımcı oldu.Gizli bölgelerde ve yer altında labaratuvar kurarak genleri değiştirilmiş klonlar oluşturabilmek için insanlar üzerinde çalışılmaya başlandı.Antlaşma devletleri kendi soylarından insanları bile gözden çıkartmakta sakınca görmedi.Başarılı oldukları takdirde şu an elinde bulundurdukları gücü bin yıl sonra bile devam ettirebileceklerdi.Belki de bir uzay hanedanlığı kurmak istiyorlardı.Baş devlet olan ABD,artık insanlık uzaydan yönetilebilecek diye söylemlerine başlamıştı bile.”
“O zaman gördüğümüz insanlar deneklerdi..Bu çok acımasızca.Tüm o insanlar bunca acıyı elit bir kesim daha da güçlensin diye mi çekti.Aklım almıyor.Bizler gibi kendini bilime adamış insanlar buna nasıl alet oldu?Sen Lily?”
“İlk başlarda ben de inandım onlara.Ama içime sinmeyen durumlar da vardı.Bir kere gece yarısı çığlıklarla uyanıyordum.Etraftan bazı duyumlar da alıyordum.Şehir efsanesi olduğunu düşündüm ama emin olamıyordum.Bunu bir şekilde öğrenmeliydim.Ama nasıl?Bunun için araştırama yaparken bazı fısıltılar duymaya başladım.Sen sormadan ben hemen açıklayayım.Son Umut adlı bir gruptan bahsediyorlardı.Tamamen sisteme karşı Dünya insanlarının hakkını savunan bir asiler.”
“Buna nasıl inanıyorsun Lily?Onlar da kendi çıkarları doğrultusunda bizleri kullanmak istiyor olabilirler.”
“Haklısın.Ben de bunları düşündüm.Sonra liderleriyle tanıştım.Reiner Luis.Eski yıllarda yaşayan bir astro fizikçi olan Neil degrasse Tyson’nın bir sözüyle Son Umudun düşünce tarzını bana açıkladı:”Eğer başka bir gezegeni Dünya’ya dönüştürecek gücümüz varsa; o zaman Dünya’yı da eski Dünya haline getirmeye gücümüz var demektir.”Bu söz beni etkiledi ve onlar için burda kalmaya karar verdim.Ama yalnız değilim.Benim gibi kendini bilime adamış ondokuz arkadaşım daha var.Onlar güvenli bir yerde saklanıyorlar.Eğer tanışmak istersen bu akşam benimle gelebilirsin.Az vaktimiz var.Söylediklerimi düşün lütfen.”
Prof.Russel bir baş sallamasıyla ona onay verdi ve anlatılanları beyninde süzgeçten geçirdi.Neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam olarak belirleyemese de bilimin kimsenin tekelinde olmasını istemiyordu.
“Tamam ne yapılması gerekiyorsa ben varım.” Tam o esnada Quinjetlerin sesleri duyulmaya başlandı.Saldırı başlamıştı.
“Acele et.Buradan bir an önce çıkmalıyız.Seni Prof.Alex ile buluşturmalıyız.Gerçekten de Enceladus’ta neler oldu çok merak ediyorum.”
******
Dr.Whoo “Bugünlük bu kadar yeter diyerek simülasyonu durdurdu.Yarın neler olacak bakalım.Prof.Alex ve Prof.Russel bir araya gelebilecek mi?

8.

Ders bitiminde Levi ve Meryem yine her zamanki gibi yapay golun yanina gitmek uzere siniftan ciktilar. Son bir kac gunde gecmislerini bu kadar net bir sekilde ogrenmis olmalari, bilinmezlik perdesini az da olsa aralamisti aralamasina ancak perdenin altinda kat be kat daha fazla perdenin oldugunu gormek, urkutmustu onlari. Oylesine dalgin bir sekilde yuruyorlardi ki Igor’un ve Olivia’nin arkalarindan seslendiklerini bile farketmediler.
Yapay gol, fanusun kapladigi ve icindeki tum iklim ve dogal yasami kordugu yaklasik 300 bin kilometrekarelik toplam arazideki binlerce golden biriydi, yani Dunyada, Avrupa olarak bilinen kitadaki orta buyuklukteki bir devlet kadar ancak. Genis topraklara ragmen insanlik hatalarindan ders almis, ve nufus artisini kontrol altina almisti. 2056'da Dunya’dan yola cikan NOAH-3071’de damizlik olarak getirilmis denek, kimsesizler, klonlar ve gonullulerden olusan 15 kadin ve 15 erkek, 8 adet yapay zekaya sahip robot, ve duzeni kurmak icin ozel olarak secilmis, icinde bilim adamlari, teknisyenler, muhendislerin bulundugu 30 kisilik ozel bir ekip vardi.. Ancak yolculuk pek de beklenildigi gibi gitmemis ve Enceladus’a, planladiklari gibi 7 degil ancak 10 yilda ulasabilmislerdi. Bu esnada gemide erzak ve ilac sikintisi bas gostermis, ekipte kayiplara neden olan hastaliklar baslamisti. 2081 yilinda Noah sonunda Enceladus’a, Professor Russel ve Alex’in onlar icin yillar evvel biraktiklari fanusa vardiklarinda 15 kadin ve erkek grubundan geriye yalnizca 11 kisi kalmisti. Ozel zumredeki grup da daha sansli degildi. Kilit oneme sahip 7 kisi hayatini yolculukta kaybetmisti.
Fanus o zaman yalnizca 20 metre capinda bir yarim kureydi.Icerisi genis bir labaratuvari andiriyordu. Yogun kokusundan oturu, profeslerin tuvalet ollarak kullandigini tahmin etmenin pek de zor olmadigi kucuk bir bolme haricinde baska bir oda yoktu iceride. Yillardir el surulmemis cihazlar, bir enerji kaynagi olmamasindan oturu olu ve tozlu gorulse de hasarsizdilar. Ancak grup icin en buyuk saskinlik, yerdeki kucuk kafataslari ve kemikler olmustu. Profeslerin SC ismini verdikleri canlilari gormeyi umut ediyorlardi ancak bakimsiz, besinsiz ve kontrolsuz kalmis bu genetigiyle oynanmis sempanzeler 300 metrekarelik alanda sag kalmayi ne yazik ki basaramamislardi.
Yeni dunyanin ilk temsilcileri, R2D2 ismini verdikleri yapay zekali robotlar sayesinde cok kisa surede duzenlerini oturtmaya baslamisti. Teknik zumre ve bilim adamlari ilk etapta yiyecek ve su sorununu cozmustu. Yiyecek icin kucuk bir sera kurulmus ve ihtiyaci karsilayacak kadar besin uretimine baslanmisti. Ote yandan su, daha kolay cozulmustu. Her ne kadar Enceladus’ta buzul formuna su molekullerine rastlanmis olsa da bunu kullanmaya gerek kalmamis, gezegenin atmosferindeki bol miktardaki hidrojen ve oksijen moleklluerinden su uretilmisti. Suyun icme suyuna donusturulebilmesi icin de gezegenin mineralce zengin topragindan faydalaniliyordu. Teknik zumre ve R2D2’lar gezegenin yasanilasi bir seviyeye getirilmesi konusunda haril haril ugrasirken geriye kalan 11 kisilik ekibin de uzerinde ugrastiklari baska bir sorun vardi, nufus artisi. Ekipteki 6 kadinin tek gorevi hamile kalmak ve cocuk dogurmakti, geriye kalan 5 erkek ise diger 6 kadinla beraber cocuklarin bakimi ile ilgileniyordu. Cocuklar buyudukce kucuk okullar kurulmus, teknik ekip tarafindan egitimler baslamisti. Zamanla alan sikintisi bas gostermis, yeni robotlar yapilmis ve once fanus buyutulmus, ardindan da yasam kalitesinin artirilmasi icin ewyanlar yapilmaya baslanmis.
Ancak insanlik, bu sefer hatalarindan ders almisti. Yaklasik 300 yil icinde, yani ortalama 15 kusak sonrasinda insan nufusu 1 milyona erismisti. Gerci bunu yaparken bazi sert kurallar da konulmustu. Ozellikle 3. Kusak sonrasinda, yeni dunyanin insanlari ayni gen havuzu icinde hapsoldugu icin genetik hastaliklar bas gostermisti. Bu hastalikli bebeklerin uremesi ve genlerini aktarmalari tamamiyle yasaklanmisti. Neticede insanlik icin insanlik haklarinda sinirlamalar meydana gelmisti. Yaklasik olarak 2400 ylinda insan nufusu 1 milyona eristiginde yonetim yeni bir kural daha koymak zorunda kalmisti. Her yetiskin bireyin yalnizca 1 bebegi olabilirdi. Boylece nufus 1 milyon civarinda sabitlenmis, boylece Dunya’yi felakete surukleyen olaylar zincirininin ilk halkasi en basindan engellenmisti.
Ve simdi, 3071 yilinda yine yaklasik 1 milyonluk insan nufusu, 300 bin kilometrekarelik fanusun gobeginde yer alan, bir zamanlar Profesor Russel ve Profesor Alex’in ilk adimini attiklari, ilk fanusu kurduklari yerde insa edilmis, New World ismindeki sehirde yasiyorlardi. Sehirde insanlar ve atalari R2D2’lara dayanan ama cok daha gelismis model olan C3PO’larla bir arada yasiyorlardi. Sehrin etrafindaki genis araziler ise tarim, sanayi ve turizm faaliyetlerine ayrilmis, C3PO’larca yonetiliyordu. Sehir, bir zamanlarin New York’unu andirdigi soylenen (kimilerine gore sehrin birebir plani kopyalanmisti ancak su an kontrol etmek mumkun degildi. Atlantis gibi New York da efsanelerde kalmisti ne de olsa) gokdelenlerle kapliydi. New World pek cok bilim merkezi ve okulla donatilmisti. Cocuklar ilk dogduklari andan 3 yaslarina kadar ozel kreslerde egitilirler ve robotlarca gozlenirdi. Cocuklarin butun tepkileri, yetkinlikleri, becerileri degerlendirilir, toplumun gelecekteki mesleki ihtiyaclari ongorulerek, 3. yilin sonunda cocugun toplum icindeki rolu belirlenirdi. Ancak bu bilgi cocukla ya da ebeveyni ile asla paylasilmaz, yalnizca egitimcileri tarafindan bilinirdi ve her bir birey kendilerine gore ozel hazirlanmis egitim plani icinde ozenle gelecegi icin hazirlanirdi.
Ve simdi, 15 yasindaki iki genc, Meryem ve Levi sehrin gobegindeki Merkezi Park’a girmis, su yerine mavi bir sivi ile doldurulmus yapay golun kenarinda sessizce oturuyorlardi. Sessizligi ilk bozan Meryem oldu.
„Dersten ciktigimizdan beri agzini bicak acmadi. Her zamanki ‚buyulu‘ sozlerini bile mirildanmadin. Ne dusunuyorsun?“Meryem ‚buyulu‘ kelimesine alayci bir vurgu katarak arkadasini biraz kizdirmak, boylece de onu, aliskin oldugu neseli ve canli ruh haline sokmak istemisti. Basarili olmamisti.
„Dunya benim icin bir masaldi, bir cesit efsane. Dusunsene, bizler, yillar once bambaska bir gezegenden gelen bir turuz. Inanmasi o kadar zor ki.“ Biraz dusunup devam etti. „Sanki 2000’li yillardaki dunya insaninin efsanalerine gomdugu Thor’un, Zeus’un, Ra’nin bir an gercek oldugunu gormesi gibi bir sey...“
„Yoksa inanmiyor muydun bizim dunyadan geldigimize“
„Inaniyordum elbette, butun bilim onu destekliyor. Ama yine de o kadar zaman oncesinden bashediyoruz ki. O kadar zordu ki inanmak. Ta ki simulasyondaki goruntulere kadar” Meryem bir anda aklina gelmiscesine heyecanla konustu;
“Simulasyon demisken, kafama takilan bir sey var.” Levi kaslarini hififce kaldirdi. “O goruntulere nasil ulasmislar sence. O donem, dunya bu kadr kaos icindeyken nasil o goruntuler kaydedildi. Haydi goruntuler uyarlama desek bile, o kadar detayli bilgiye nasil erisildi, hem de karanlik donemin en zifiri karanligiymis o zamanlar”
“Bilmiyorum Meryem, kayitlar saklanmistir belki de… NOAH ile buraya getirilmistir.”
“Sacmalama, NOAH, profesorler henuz daha donus youndayken yola cikti. Sonra da dunya ile bir daha baglantiya gecilmedi. Ayrica…” Levi merakla kizin sozunu devam ettirmesi icin bakiyordu.
“Ayrica Dr Whoo ve Earthman… O donemlerden bahsederken bir kac kez agizlarindan ‘biz’ ifadesini kullanmis olmalari sana da garip gelmedi mi?” Levi, arkadasinin neyi kastettigini anlamisti, gulmeye basladi.
“Asil simdi sen sacmaliyorsun. Profesor Alex ve Russel’in Dr Whoo ve Earthman oldugunu dusunmuyorsun degil mi? Adamlar daha o devirde 70lik ihtiyarlar. Simdiye kemikleri bile coktan gubreye donusmustur.”
“Peki ya olumsuzlugu buldularsa ya da bilinc aktarimini icat ettilerse? Beyinlerindeki butun bilgi androidlere aktarildiysa?” Kemikleri fosillesmis olsa bile bilincleri su anda varsa ve bize ders anltan onlarsa?” Levi artik kahkahalarla gulmeye baslamisti.
“Eminim senin kariyerinde iyi bir bilim kurgu yazari olmak yatiyordur.” Meryem’in gulmedigini gorunce ciddileserek devam etti.
“Dunya artik yok. Ve buraya Noah’dan baska gemi gelmedi”
“Bize anlatilan bu, bize anlatilan her sey dogru mu?” Bu soruyu derin bir sessizlik takip etti. Ikili yeniden suya, sudaki kipir kipir hareketleri ile dalgalar olusturan canlilara odaklanmislardi. Bu sefer icini yiyen seyi ortaya dokmek icin konusmaya baslayan Levi olmustu:
“Eger 14ler atalarimizi buraya gondermeseydi sence ne olurdu?”
“Su an olmayan dunyadaki hic dogma imkani bulamamis iki kisi olurduk”
“Ben emin olamiyorum. Son Umut ya hakliysa, ya 14 uzayda yeni yasam merkezi kurmak yerine Dunya’ya odaklansaydi? Dunya’nin o donemki hali, burdan daha mi kotuydu? Hem bir de buyuk bir risk alarak atalarimizi buraya yolladilar, hepsi de gozden cikarilabilir insanlardi. Asil plan her zaman zengin ve guclu zumrenin, buradaki duzen kuruldugu zaman gonderilmesiydi. Diger insanlar, yer altinda yasayan o zavalli denekler hepsi olume mahkum edilecekti.Gercekten merak ediyorum, butun dunyayi yok eden o olay gerceklestigi anda, bizim yani gozden cikarilmislarin hayata tutundugunu bilerek, kendilerinin de o kucumsedikleri ve uzerlerinde tanricilik oynadiklari zavalli insanlarla ayni olume giderken 14un, ya da diger o butun zengin zumrenin aklindan gecen neydi?” Meryem konusmadan rahatsiz olmustu. Her ne kadar kendileri gibi insan olsalar da butun varliklarini 14e borcluydular ve bu, toplumlarinda onlari kutsallastirmislardi. Onlar hakkinda kotu bir yorum yapmak yasakti. Etrafina bakindi, kendilerini duyacak hic kimse yoktu.
“Kalkalim gec oluyor. 14 de insandi, onlarinda hatalari oldu. Eger atalarimizi buraya yollamak hataydi ise bile su an varligimizi onlara borcluyuz. Son Umut’a degil. Lutfen kafandaki bu dusunceleri sil. Yarin derste Dr. Whoo bu tarz bir dusunceyi okuyacak olursa basina is acarsin.” Diyerek kalkti. Levi de mecburen sessizce kalkarak kizi takip etti. Evlerine donene kadar da bir daha konusmadilar.

9.

Uyku tutmuyordu Meryem'i bir türlü o gece. Levi ile konuştuklarını, derste gördüklerini düşünüyordu. Dr Whoo'nun anlattığı şeylerin bir kısmını babaannesinden de dinlemişti aslında. Alex ve Russell'ı zaten şehir merkezindeki heykellerinden biliyordu. Dünya... Beş yaşından beri babaannesinden başka bir şey duymamıştı ki. Anne ve babasını hiç tanımamıştı. Hem arkadaşlarının arasında bir kişiden fazla akrabası olan bir Olivia vardı,halası ve dedesiyle yaşayan, bir de Semih – anneannesi ve teyzesinden bahsediyordu sürekli. Hiç sorgulamamıştı gerçi. Ama şimdi ,derslerde dünyayı öğrendikçe düşünüyordu çoğu şeyi. Annesinin, babasının, kardeşinin yokluğu, hiçbir zaman şimdi olduğu kadar meşgul etmemişti aklını. Doktor Whoo ve Earthman'ın derslerini bu yüzden çok seviyordu. Sorgulamayı öğreniyordu bu derslerde. Yaşam Bilimleri, Etik ya da Temel Satürn Fiziği gibi derslerde, ondan sadece bir şeyler ezberlemesi ya da bazı temel kurallara uygun hareket etmesi bekleniyordu oysa.

Levi'yi düşündü sonra, nedense herkes beraber olmalarını istiyor gibiydi. Sürekli yanındaydı çocuk, garip bir şekilde. Garip tabi, diye düşündü, o acayip kelimeleri sanki çok önemli bir şey gibi tekrarlaması başka türlü nitelendirilemezdi. Haberdardı dünyadaki dinlerden. Levi'nin atalarının Yahudi, kendininkilerin de Müslüman olduğunu biliyordu elbette. Babaannesi her şeyi anlatmıştı o kanlı 20. yüzyıl hakkında. Acaba bir tanrıya inanmak nasıl olurdu diye düşündü, sonra da acaba bir annem olsaydı nasıl olurdu diye. Sonra uzaklaştırmaya çalıştı bu düşünceleri babaannesinin tembihlediği gibi.

Dünyayı düşündü tekrar, acaba orada olsa kimin yanında olurdu, atalarını buraya gönderen, kendilerine ikinci bir şans tanıyan 14 savaş yorgunu devletin mi, yoksa her türlü otoritenin karşısında olan Son Umut'un mu? Kendilerine hep kurallara uyması söylenmişti. Bilimin üstün olduğu, çoğunluğun iyiliği için insanların feda edilebileceği anlatılmıştı. Bunlara rağmen asilere karşı bir sempati duyuyordu Meryem. Levi de sorguluyordu her şeyi, hatta kendisinden çok daha ataktı böyle konularda. Meryem bunları herkesin içinde açık seçik dile getiremiyordu.

Neyse yarın en azından Levi'ye göstereceği yeni bir şey vardı. O her zamanki gibi o çift üçgenli yüzüğünü gözüne soktuğunda, Meryem de yağmur damlası şeklindeki kolyesini çıkaracaktı tüniğinin üstüne. Babaannesi bu akşam takmıştı boynuna, dünyadan geldiğini söylemişti kolyenin. Üzerinde, Arapça olduğunu düşündüğü bir şeyler yazıyordu ama anlamını söylememişti babaannesi. “Zamanı gelince anlayacaksın”, ne kadar saçma bir laftı. Güvensizlik üzerine kurulmuş bir dünyada yaşıyorlardı hep.

İçeriden bir takım sesler geliyordu. Bu saatte kimin geldiğini merak etti. Eywanların dışına çıkılamasa da yeraltı tünelleri vasıtasıyla seyahat etmek mümkündü güneş batmışken. Ama daha önce kimseyi görmemişti bu saatte babaannesini ziyaret eden. Kalktı, Wazovski horultulu bir şekilde uyuyordu. Babaannesi SC'lerine bu adı vermişti nedense. Uyandırmamaya çalışarak kapıya doğru gitti. Bir erkek sesiydi, hatta çok yakından tanıdığı bir ses.

- Ne zaman anlatacaksın gerçekten olup bitenleri
- Çok küçükler daha, bu yaşta her şeyi kaldırabileceklerini sanmıyorum işin doğrusu.
- Meryem yeterince olgun, Levi için de aynısını söylüyorlar
- Yavaş yavaş, her şeyin bir sırası var.
- Korkuyorsun değil mi, o mükemmel profesör imajının zedeleneceği için.
- Saçmalama Lily, yüzlerce sınıf okuttum şu ana kadar.
- Ama hiçbiri bu kadar özel olmadı
- Biliyorum, 3071 geldi
- Özlüyor musun?
- Bir insanla hayatının 20 yılı içice geçince başka bir şansın olmuyor ne yazık ki.
- Earthmann yetmiyor mu peki
- Sana Meryem yetiyor mu?
- Meryem farklı ama
- Ne farkı var, kaybettik ikimiz de sevdiklerimizi dünyayla
- Bazen düşünüyorum de, başka bir seçeneğimiz var mıydı diye hiç?
- Ya dünya olacaktı, ya burası- ikisi bir arada var olamazdı biliyorsun
- Biliyorum, ama neden burası?
- Bunu yüzlerce defa konuştuk
- Evet ama alışamadım bir türlü
- Sen ne yaptın, verdin mi emanetini
- Kolyeyi verdim, ama söylemedim daha anlamını, biraz daha zaman geçmesi lazım
- Levi biliyor ama, sürekli ağzında o dua
- Duydum söyledi Meryem. Ama biraz daha beklememiz lazım
- Buraya gelirken de öyle diyordun, senin yüzünden az kaldı Enceladus’u da kaybediyorduk.
- Sen seçtin burayı, bir ömür yaşadığın gezegeni feda ettin, Ülkeni, arkadaşlarını, her şeyini
- Dedim ya orası olursa burası olmazdı. Orası bana hayat verense burası benim -bizim- yarattığımızdı. Hem biliyorsun, biz olmasak da sonu aynı olacaktı Dünyanın o insanlarla.
- Biliyorum ama ben yapamazdım
- Hatırlıyor musun daha stajyerken hayaller kuruyorduk seninle, bir odayı Tardis yapıp farklı gezegenlere gidiyorduk.
- Her zaman hastasıydın doktorun. Dünyanın sonu bölümünü hatırlıyor musun?
- Evet, gözlerin dolmuştu.

Karmakarışık olmuştu Meryem'in kafası. Babaannesi ile ara sıra merhabalaşırdı Dr. Whoo ama bu kadar samimi olduklarını bilmiyordu hiç. Hem Lily niye demişti ki, Ayşe'ydi adı. O an binlerce düşünce geçirdi aklından, Levi'nin söylediklerini hatırlamaya çalıştı. Yanına gitmeyi düşündü babaannesinin. Sonra vazgeçti, unutmaya çalıştı, nasılsa zamanı gelince her şeyi anlatacaktı babaannesi, hiç yalan söylemezdi kendisine. En azından yarın derste ne soracağını biliyordu doktora. Wazonsky'yi uyandırmadan uzandı yatağına, uykusu vardı, ama sorular iki katına çıkmıştı aklındaki. Uykuya yenik düştüğünde en son Levi'nin söylediği duayı düşünüyordu; “basbeeriii massaarettti nuumbarenii hurassiii konuuursssuna bumambaaaarii nuramiinnaadii bunnnbaaa’’

****

Prof. Russel kararını vermişti. Bilime, akla değer veren tarafa, dünyaya değer veren tarafa geçecekti. Lily Parker'ı takip etti. Hızlı adımlarla iki uzun koridoru geçtikten sonra Lily biraz beklemesini söyleyip yanından ayrıldı. Birleşmiş Milletler gibi bir yerdi burası. Russell'ın ömrü boyunca hayalini kurduğu ortamdı aslında, tüm ülkelerin birbirine üstünlük kurmadan barış içinde yaşadığı bir dünya. Faklı bir nedenle oluşmuştu ama bu birliktelik ne yazık ki, ahlaksız bir neden. Gitmeseydi Alex'le Enceladus’a, ne yaparlardı diye düşündü. Hangi tarafta olurdu? O insanları kobay olarak kullanan alçaklarla mı beraber olurlardı? Belki daha ilk günlerinde öleceklerdi savaşın. Alex'le yaşadığı fanus günlerini düşündü. Dünyaya kahraman olarak döneceklerini söylüyordu Alex sürekli, Russell ise biraz daha temkinliydi. Ama Alex içinde bir parça umut yeşertmeyi başarmıştı, görevin sonlarına doğru. O irtibat kurdukları gün, nasıl çocuklar gibi sevinçten dans etmişti iki yaşlı adam. Şimdi de 60 kişiyle koskoca bir gemi kendilerinin bıraktığı yere gidiyorlardı. Enceladus’a gidiyorlardı ölümlerine. Russel henüz kimseye söylememişti ama bu grubun on yıldan daha fazla bir yaşam şansı olmadığını biliyordu. Tek bir ihtimal vardı yaşamaları için.

Lily panik halinde Russel'ın yanına geldi. Bir şeyler ters gidiyordu. Luis ile irtibat kuramamıştı ve şimdi de Enjung Guanjie kendilerini çağırıyordu. Bir an acaba öğrendi mi diye düşündü. İyi bir insana benziyordu gerçi Enjung, ama şu ana kadar o pozisyonda olup gerçekten iyi olan kimseyi tanımamıştı Russell. Başka çareleri yoktu, Lily ile Guanje'nin yanına geçtiler. Adamın suratından bir şey anlaşılmıyordu. Sıkıntılı bir şekilde konuşmaya başladı;

- Ne yazık ki bunu söylemenin kolay bir yolu yok Prof. Russel. Prof. Alex'in yerini tespit etmiştik daha önce belirttiğim gibi. Asiler haberdarmış operasyonumuzdan. Oldukça kanlı çarpışmalardan sonra Reiner Luis’in de aynı sığınakta olduğunu öğrendik. Bu fırsatı kaçıramazdık ne olursa olsun. 14 devletin oy birliğiyle ağır silah kullanımına karar verdik ve toprağa gömdük asilerin karargahını. Prof.Alex ne yazık ki kurtulamadı. Neyseki bu saldırı artık Son Umut'un direncini kıracaktır. Prof.Alex hayatını kutsal bir amaç için, insanlığın kurtuluşu için kaybetti.

Russel hiçbir tepki vermeden dinlemişti başkanı. Konuşması bitince de hiç bir şey söylemedi sadece başını öne salladı ve odadan çıktı. 20 yıll diye düşündü, bir tek Alex olmuştu. Kutsal bir amaç - hep kutsal olur zaten. Lili arkasından koştu, koluna girdi. Yavaş yavaş yürürken Russel Lili'nin kulağına fısıldadı.”Konuşmamız lazım”

Bilim İnsanı
*Bilim ve Eğitim Ruhu*

Bilimsel bakışı neden önemsiyoruz ve öngörüyoruz?
Taklitçi değil, teslimiyetçi değil, durağan değil, statik değil. Tesadüfe yer vermez, raporlanabilir, tekrarlanabilir, ölçülebilir, denetlenebilir, aktarılabilir sonuçların olmasını şart koşar.
Oturmuş ve kabul edilmiş bir terminolojisi, metodolojisi vardır.
Sunduğu gerçekler yeni bir keşif yapılana kadar; zamana, zemine, topluma ve kişiye göre değişmez.
Bir bilimsel çalışma, teori ve keşfin sahibi şöyle düşünmez: " bana vefa borçları var, çalışmamı aynen muhafaza etsinler"
Peki nasıl düşünür?
" benden önceki çalışmalarla ben bu teoriyi/ icatı, öneriyi, öngörüyü bu mertebeye getirdim, sizler daha daha geliştirip uygulayın"
Bu perspektifle yola çıktığımızda;
Newtoncu, Einsteinci, Arşimetçi olunmaz.
Böyle bakılırsa, bilimin mantığına ve bilim insanına saygısızlık olur.
Bilim insanı, yanılabileceğini baştan kabul eder. Ulaştığı değer ve sonuçları, aynı yöntemle çürüten veya daha farklısını ortaya koyana saygı duyar.
İlk radyo, lambalı icat edilmiştir. Daha sonra yarıiletken transistörlü radyolar üretildi.
En son entegre devreli, hatta cep telefonuna bütünleşik radyo var artık.
Bunun da ötesince, internet network ortamında yayın yapan radyoları, herhangi net özellikli cihazlar ile dinleyebiliyoruz.
Bu keşif ve icatları yapan bilim insanları, birbirlerini, kıskanmaz, küçümsemez, yok saymaz, başarısızlıkla suçlamaz.
Her biri devraldığı bilimsel mirası daha da geliştirip, bir sonraki döneme ve nesle aktarmakla meşguldur.
İşte bu yöntem, niyet ve eylem planının öncelikli olarak uygulanacağı alan "eğitim"dir.
Eğitimdeki verim ve kalite kaybı, kanayan yaramızdır. Bilim, fen, felsefe ve çağın gerçekleri öncelikli ölçülerimiz olmayınca, eğitim sistemimiz yaz-boz tahtasına dönmüştür.
1980'li yıllarda aldığımız mesleki ve teknik eğitim kalitesinin, 40 yıl sonra kırkta bire düşmesi, bizleri derinden sarsmaktadır.
1940 yılında kurulup 13 yıl hizmet eden Köy Enstitüleri heyecanı, menfaat grupları ve ışıktan ürken baykuş soylular tarafından sonlandırılmıştır.
"Köylü eğitimle uyanırsa, biz kimi ırgat gibi yöneteceğiz" korkusuyla karabasan görenler, çareyi kapatmakta bulmuşlardır.
Kapatmışlar da, köye, mahalleye eğitim adına daha iyi bir alternatif mi getirmişler? Hayır.
Bireysel, politik ve aşiret ve toprak ağalığı çıkar faktörleri devreye sokularak, bir toplumun geleceği harcanmıştır.
Bilimsel gözlükle baktığımızda, aynı içerik, ölçü ve kriterlerle bir köy enstitüsü hayal etmek, bilimle çelişir, gericilik olur.
Bugün meslek okullarımız geliştirilerek, daha çağdaş yöntemlerle bu amaca hizmet edebilir.
Japonya, G.Kore, Finlandiya, Almanya teknik eğitim sistemleri iyi incelenmelidir.
Eğitim; birey, aile, apartman, okul, mahalle ve köy ölçeğinde ayrı ayrı masaya yatırılıp, 50 yıllık planlanıp, bir ömür boyu uygulanacak olan bir çalışmadır.
Bütçemizin ve beyin gücümüzün büyük bir kısmını bu alana ayırmak zorunluluğu var.
Öğrenen bilir, bilen yapar, yapan yönetir.
Gücümüz, düşümüz, rüyamız, hülyamız, çabamız önce eğitime odaklanmalıdır.
Bilimle dini çatıştırmak, politikaya malzeme yapmak, ticarete basamak yapmak; uzun vadede toplumun her hücresine zarar verecektir.
01.05.2018
*Ali Rıza Malkoç*
#armozdeyis

Yazının yayınlandığı web adresi:

http://www.edebiyatevi.com/...-ve-egitim-ruhu.html

Sezgin Şanlıtürk, bir alıntı ekledi.
23 Şub 21:08

Sol beyin lobu; mantıklı düşünme, konuşma, matematik işlemleri, sayılar ve analiz, yazıları değerlendirme, eleştirme gibi görevleri yapıyor.
Sağ beyin yarım küresi; yenilik, keşif ve icat yapma, hayal kurma, hacim, müzik, ritim, sezgi, yaratıcılık, renklerle ilgili algılamalar, soyut algılamalar ve benzeri görevleri yerine getiriyor.
Başarılı insanlar, beyinlerinin sağ ve sol loblarını birlikte geliştirip kullanıyorlar. İki beyin yarım küresi, birlikte ve uyum içinde kullanılırsa kişisel yetenekler olağanüstü bir şekilde gelişir.

Öğretmeni Başarıya Götüren Yol, Ali Erkan KavaklıÖğretmeni Başarıya Götüren Yol, Ali Erkan Kavaklı

İroni değil de ne?
İnsanlıkta çığır açan icat, keşif, buluş, fikir vb sahiplerinin nerdeyse hepsi, toplumlarının, devletlerinin veya çağlarının dışladığı insanlar...

Bir diğer deyişle "anormal" insanlar..
Oysa tüm örgün eğitimler ve sosyalleştirmeler hep "normalleştirmek" (normal kabul edilene göre şekil vermek ) için yapılır. ...

Uzun bir zaman önce elime geçen bir eser “ Çevre Bir Emanettir “ ve onunla karşılaşmam bir kitapçıda veyahut internette yapılan kitaplara dair bir araştırma neticesinde değil. Çalışmış olduğum kurumda formalite icabı konulan kütüphanenin bir köşesinde kırgın, tozlanmış bir eserdir. Vefanın ışığının dokunmadığı..
***
Kaliteli bir kağıt yapısına sahip olan ve her sayfasında, kitabımıza da konu yönünden ismini veren Osmanlı Dönemi'nin çevreyle ilgili yapılandırmalarından, düzenlemelerinden kısaca toplumundan bahseden bu kitabımız renk ve motif olarak minyatür sanatını da eksik etmemiş. Konuyla bağlantılı ve ufku açan, her an yeniden hayran bırakan ve yeniliği gül gibi yeniden açtıran bir doku ve dokunuş bırakmış.. Benim için biraz zorlu bir inceleme oldu diyebilirim zira okuyup geçme yahut belirli alıntılarla anlatıp bitiredebilirdim.. Zorlu oluşu ise kitabın emanet oluşundaki hassasiyeti, kalın ve kırılgan bir yapıda oluşudur. Bu durum ki bana onun nüshalarını çoğaltma ve paylaşma imkanı vermedi.. İsterdim ki Osmanlıca olan o belgeleri incelememde de mevcut olan diğer içerikler gibi paylaşabileyim.. Ve beni bir kitabı okuyup,öğrenmekten ayrı bu konuda teselli eden, yazdıklarım ve bu konuyla ilgili bir araştırma yapan herhangi bir arkadaşımıza fikren, ufacık da olsa yardımcı olabilmektir.. Öğrenmek,o en güçlü amaç ve paydamız olan..

Kitabımız 8 bölümden oluşmakta ve Çevre Temizliğinden tutun da - Su Kirliliği, Kaynakların Muhafazası, Kuraklık ve Kuraklık Tedbirleri, - Ormanların Muhafazası ve Alınan Tedbirler, - Hava Kirliliği, Alınan Tedbirler ve Meteoroloji, - Avcılık ve Avlanmaya Dair Yasaklar,Tedbirler, - Bitkilerin ve Hayvan Neslinin Korunması, -Bataklıkların Kurutulması ve Derelerin Temizletilmesi ve - Görüntü Kirliliği konularına değinmektedir.

Kitaba dair bahsettiğim üzere, renk ve can veren konulardan biri olan Minyatür Sanatının örneklerinin verildiği incelememde ağırlık ve genel olarak Matrakçı Nasuh’un eserlerinin büyük bir kısmına değindim. Ayrıca görmenizi istediğim özellikle iki eser vardı ki: Bahçe Köşkü - Nevai Hamsesi ve Levni - Şeker Bahçeleri’dir. Renkler, o uyum, o ruh, tarih ve sanat yapısı..
Görünenin ve aslın ardında ne gördüler ki bu kadar güzel nakşedebildiler dememek elde değil..

Umarım gerek kitap olduğu kadar örnek verilen bu eserler de karşınıza çıkar..
Uzun bir inceleme, uzun bir zaman.. ama bilgi, hayatın ışığı.. O sonsuzluktan.

Okumanızı ister, vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim.


“Çevre Bir Emanettir” ;

Aldığımız nefesin, baktığımız gökyüzünün, uzanıp da dinlendiğimiz bir ağacın ve eteklerinin.. Isındığımız güneşin.. her bir parçasıyla ellerimizde olan bir ışık gibi, bir meşale gibi üstünde ismimiz yazılan çevremiz...


*Not: İncelemede bulunan kısaltmalar son sayfada açıklanmıştır.


1. Çevre Temizliği

BOA, A. MKT.NZD, 14/31
İstanbul ve Bilad-ı Selase’de (Galata, Eyüp, Üsküdar) temizlik işlerine gereken önemin verilmesi ve dikkat etmeyenlerin cezalandırılacakları hususunda halkın uyarılmasına dair Sadaret’ten Zaptiye Müşiri’ne gönderilen yazı ve eki.

BOA, A. MKT.MVL, 46/89
30 Ekim 1851
Trablus Kalesi içerisindeki evlerden çıkan süprüntülerin toplatılması ve masraflarının halktan gelir durumu esas alınarak farklı miktarlarda toplanması konusunda Sadaretten Trablus Valiliği’ne gönderilen yazı. Yazıda, kale içerisindeki evlerin çöplerinin sokaklarda biriktirildiği, bunun ise halkın sağlığını tehdit ettiği ifade edilmektedir.

BOA, A,MKT.NZD, 96/77
26 Ekim 1853
Halkın verdiği dilekçe üzerine,Beşiktaş’ın Maçka mahallesinde lağımları olmayan evlere lağım inşa edilmesi için keşif yapılarak, durumun araştırılması hakkında Evkaf-ı Hümayun Nezareti’ne gönderilen Sadaret yazısı.

BOA, A. MKT.MVL, 77/72
22 Ocak 1856
Haliç’in temizlenmesi hususunda gerekli tedbirlerin alınması için Sadaret’ten Donanma Komutanı’na gönderilen yazı. Yazıda;
Limanların temiz tutulmasının nafia işlerinin temellerinden olduğu,
Fatih Sultan Mehmet Han zamanında Eyüp,Sütlüce,Kağıthane,Alibeyköy’den çamur ve toprakların Haliç’e akmaması için burada ziraat yapılmaması hakkında bir nizamnamenin mevcut olduğu,
Daha sonraki zamanlarda da bu nizamnameye uyulduğu ve hatta bu araziye ayrık otu diktirildiği,
Son zamanlarda ise arazide ziraat yapılmaya başlandığı ve yağmur yağdıkça toprak ve çamurun Haliç’e akmaya başladığı,
Ayrıca bazı gemilerin de kanuna aykırı olarak saflarını limana boşalttıkları,
Bir müddet daha böyle devam edilirse,yeryüzünde emsaline az rastlanır güzellikte bulunan bu doğal limanın çok daha kötü bir duruma geleceği ve devletin şanına uymayacağı anlatılmaktadır.

BOA, A.MKT.NZD, 185/96
29 Mayıs 1856
Sokakların temiz tutulması ve dükkanların önünde hayvan kesilmemesine dair Sadaret’ten Şehremaneti’ne gönderilen yazı. Yazıda ayrıca; Sokak temizliğinin belediyenin yapması gereken en temel işlerden biri olduğu ve çöplerin nakli içi gerekli paranın halktan toplanarak karşılanması gerektiği bildirilmektedir.

İstanbul – Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/5G151d

BOA, A.MKT.MVL, 82/51
Beyoğlu caddesinin geceleri ışıklandırılması ve gündüz temizliği için yapılacak harcamaların adaletli bir şekilde cadde civarındaki dükkan ve evlerden alınmasına dair hazırlanan rapor.

BOA, A. MKT. UM, 574/65
25 Haziran 1862
Yozgat kasabasında lağımların yer altına aldırıldığı,kaldırım inşa edilip, bozuk olanlarının tamir edildiği,binaların kurallara uygun olarak inşa edildiği ve bu durumdan halkın son derece memnun olduğuna dair Ankara Mutasarrıfı Mehmet Nureddin Bey tarafından Sadaret’e gönderilen yazı.

BOA, İ.DH, 79979
16 Aralık 1886
Marmara Denizi sahillerinde bulunan ev ve sokakların biriktirdikleri çöpleri deniz kenarlarına bırakmalarının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına dair kaleme alınan padişah emri.

BOA, DH. MKT, 1746/49
21 Temmuz 1890
Usulüne uygun olmayıp, halkın sağlığını tehdit eden mezbahaların araştırılıp muayene edilerek, açılmamak üzere kapattırılmasına dair Tıbbiye Nezareti’ne gönderilen yazı. Yazı Galata tüccarlarından Kigork Samancıyan tarafından verilen dilekçe üzerine kaleme alınmış olup ayrıca, Tophane’de Sirkeci iskelesinde hıfzısıhha kaidelerine uygun şekilde inşa edilen mezbahanın emsallerinden üstün özelliklere sahip olduğu ve diğer mezbahalardan usulüne uygun olmayıp,halkın sağlığını tehdit edenlerin kapattırılmış oldukları halde yeniden açıldıkları bilgileri de mevcuttur.

Eskişehir- Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/o6RBzm

BOA, İ.MMS,5261
1 Ağustos 1891
Halep şehrinde temizlik işine önem verilmediğinden ortaya çıkan kolera hastalığının bertaraf edilebilmesi için şehrin her tarafında açıktan akan pis suların üzerlerinin belediye tarafından kapatılması ve gerekli paranın belediye gelirleri, toplanan bağışlar ve Halep vilayeti gelirlerinden karşılanması hakkında padişah emri. Emir Halep Valisinin şehrin durumunu anlatan telgrafı üzerine verilmiştir.

**

2. Su Kirliliği, Kaynakların Muhafazası, Kuraklık Tedbirleri

BOA, A. AMD, 31/31
28 Haziran 1851
İstanbul’un su ihtiyacının karşılanması amacıyla kuyular açılması ve su bentlerinin ıslah edilmesi konusunda gerekenlerin yapılmasına dair Sadaret Tezkiresi. Tezkirede ayrıca; İstanbul’da Avrupa’daki gibi artezyen kuyuların açılıp açılmayacağının tetkik ettirildiği, bu iş için Paris’ten Mühendis Degoza’nın getirtildiği, mühendisin kuyularla ilgili olumlu görüş bildirdiği anlatılmaktadır.

BOA, A. MKT.NZD, 40/94
12 Ağustos 1851
Sakaların çeşmelerden sadece gündüzleri alaturka saat dörde kadar (öğle) kırbalarla su alabilecekleri ve suları kesilen hamamların açtırılmayacağına dair saka ve hamamcılar kethüdasına uyarıda bulunulması hususunda Sadaret tezkiresi. Yazıda ayrıca; İstanbul’a akmakta olan tatlı suların kuraklık nedeniyle azaldığı, sakaların belirlenen saatten sonra çeşmeleri testi ve güğümlerini doldurmaları için halka bırakmaları gerektiği belirtilmiştir.

BOA, C. BLD, 1275
1859
Niğbolu kadısı tarafından gönderilen ve bölgede çekilen kıtlığı bildiren rapor. Raporda:
Yaşanmakta olan aşırı kuraklık nedeniyle, ekinlerin kavrulup,kıtlık ve pahalılığın son safhaya ulaştığı,
Un ve buğday yokluğundan dolayı tüm fırınların kapandığı,
Halkın günlük ihtiyaçlarını elde edebilmek için torbalarla dilenci gibi dolaştığı,
Sıkıntı içindeki halkın Tuna nehri kıyısında bulunan İzlaz’da gemilere yüklenen buğdaylara el koydukları,
Bu durumdaki halka müdahale edip, gemileri kurtarmaya çalışmanın büyük kargaşaya yol açacağı ifade edilmektedir.

Erzincan – Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/By5lPL

BOA, A. MKT.NZD, 382/28
30 Kasım 1861
Su Nezaretince tanzim edien ve Beşiktaş, Tophane ve Dersaadet’e su sağlayan bentlerdeki suyun miktarını gösteren pusula.

BOA, İ.MVL,24568
7 Şubat 1866
Bosna ve Hersek halkının ihtiyacı olan zahirenin Mostarlı Tüccar Ofliş tarafından ithal edilmesi ve zahirenin Gayla ve Çarine gümrüklerinde geçici bir süre için vergiden muaf tutulması hususunda Padişah emri. Emir;
Bosna ve civarında kuraklık dolayısıyla istenilen miktarda ürün elde edilememesi,
Hersek tarafında ise alınan ürünlerin ekilen tohumu bile karşılamayacak bir seviyede olması,
Sıkıntıdan ötürü halkın göç etmeye başlaması üzerine alınmıştır.

BOA, DH.MKT, 1411/78
11 Nisan 1887
Uzun süredir devam eden ve ekinler ile hayvanları telef edecek dereceye varan Biga Sancağı ve Balıkesir çevresindeki kuraklığın sona erdiği ve yağmurların başladığına dair Dahiliye Nezareti’nden Sadaret’e gönderilen tezkire.

BOA, Y.PRK.KOM, 5/139
21 Kasım 1887
Konya ve çevresinde yağmaya başlayan yağmurlar sebebiyle bir önceki seneden toprak altında kalmış olan binlerce dönüm arazideki tohumların yeşermeye başladığına dair Konya valiliği tarafından gönderilen telgrafın padişaha takdimi.

BOA,DH.MKT, 1468/62
6 Aralık 1887
İstanbul’da bulunan bentler ve su yollarının imar,ıslah ve muhafazası için kurulan komisyonun çalışmalarının, Şehremaneti tarafından denetlenerek, takip edilmesi konusunda Dahiliye Nezareti’nden Şehremaneti’ne gönderilen yazı.

Adana –Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/4Gv6MJ

BOA, A. MKT.MHM, 594/36_7,8,10
19 Ocak 1895
Yerebatan Mahallesi ahalisinin suya olan ihtiyacının karşılanması için mahallede uygun yerlere çeşmeler inşa edilmesi gerektiğine dair Şehremaneti’nden Sadaret’e gönderilen yazı. Ekinde örnek çeşme çizimi ve Yerebatan suyundan istifade eden evlerin miktarlarıyla sahiplerinin isimlerine ait liste mevcuttur.

Topkapı Sarayı ve Su Yolları Haritası
https://hizliresim.com/0GoORV


BOA, Y.PRK.UM 53/39
1 Mart 1901
Bir aydan beri yağmur yağmaması sebebiyle yağmur duasına çıkıldığına ve duadan sonra yağmur yağmaya başladığına dair Beyrut Valiliği tarafından Mâbeyn-i Hümâyun’a gönderilen telgraf.

BOA,DH.MKT, 945/81
23 Eylül 1905
Büyük bir şehir olan ve önemli bir mevkide bulunan Musul’da halkın yarısından fazlasının içmekte olduğu suyu kirleten mezbaha ve dericilerin şehir dışına taşınmaları için alınan Şura-yı Devlet kararının yerine getirilmesi konusunda Dahiliye Nezareti’nden Musul Vilayeti’ne gönderilen yazı.

Sivas – Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/mJWvRy

**

3. Ormanların Muhafazası ve Alınan Tedbirler

BOA, C. BLD, 1018
6 Aralık 1722
Sadabat’ın güzelleştirilmesi için civar kazalardan karaağaç,dişbudak ve ıhlamur ağaçları tedarik edilerek, dal,yaprak ve köklerine zarar verilmeden getirtilmesi hakkında kazalara gönderilen hüküm. Hükümde ayrıca ağaçların aynı boyda olanlarının ve en seçkinlerinin gönderilmesine de dikkat edilmesi istenmektedir.

Bitlis – Matrkçı Nasuh
https://hizliresim.com/o6RBJX

BOA,A.MKT.NZD,117/17
1853
Trabzon, Kastamonu,Alaiye,Edirnekapı,Samako,İşkodra,Bosna,Yenişehir ve Selanik’de mevcut olup tersane için kullanılmayan ormanlardaki ağaç cinslerini gösterir defter. Defterde, ormanların yer aldığı dağların isimleri ve her ormanda meşe,çam,köknar, sarı çam,gürgen,kara ağaç cinslerinden hangisinin bulunduğu ayrıntılı olarak yer almaktadır.

BOA, A. AMD, 78/28
1856
Osmanlı ülkesi içerisinde bulunan ormanların yeni bir düzenlemeye tabi tutulması için Fransa’dan ormanlar hakkında yeterli bilgiye sahip iki kişinin seçilerek gönderilmesi hakkında Sadaret yazısı. Yazıda ayrıca orman ve korulara korucu tayin edilmesi, korucuların orman gelirlerini kanuna uygun bir şekilde toplamaları ve ormanlar için ayrıca memur yetiştirilmesi gerektiği de ifade edilmektedir.

BOA, A.MKT.MHM,211/4
1 Mart 1861
Selanik’de bulunan ormanların korunması ve idaresi hakkında yeni bir düzenlemeye gidilerek, gerekli tedbirlerin alınmasına dair Sadaret’ten Ticaret Nezareti’ne gönderilen yazı.

BOA, A. DVN. MHM, 33/99
5 Eylül 1861
Orman Mektebi öğrencilerinden Osman’a, orman yetiştirilmesi ve idaresi hakkındaki Fransızca ders notlarını Türkçe’ye çevirmesinden dolayı beşinci rütbeden Mecidi nişanı verilmesi hakkında berat.

BOA, C.İKTS,1367
28 Mayıs 1867
Devlete ait ormanlardan ister Osmanlı tebeası olsun ister yabancı kökenli olsun hiçkimsenin izinsiz olarak bir dal dahi kesemeyeceği ve şahıslara ait olan ormanlardan, sahibinin izni dahilinde kesilen ağaçlardan vergi alınmasının ticaret anlaşması hükümlerine uygun olduğu hakkında kaleme alınan yazı.

- İki bölüm ve dört kısımdan oluşan orman nizamnamesi ve Nizamnamenin açıklanan bazı maddeleri,
- On üç maddeden oluşan Orman Mektebi Nizamnamesi.

Erzurum Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/vJvM9r


BOA, İ.DH,91566
11 Mart 1890
Çam ağaçlarının kabuklarının soyulmasının önüne geçilmesi konusunda padişah emri. Bu emir: Çam ağaçlarının kabuklarının soyulup palamut yerine kullanılmak üzere yurt dışına satıldığını bildiren Hacı Manuk Serkizyan’ın Nazilli’den çektiği telgraf üzerine alınmıştır. Emirde ayrıca bu durumun gerek ormanlara gerek palamutlara olan ilgiyi arttıracağı,bir ağacın kabuğunun soyulmasının onun kurumasına sebep olacağı,çam ağacının da diğer ağaçlardan daha nazik olduğu,kabuğu soyulur soyulmaz kuruyacağı, bunun ise memleketin servetine zarar vereceği ifade edilmektedir.
Mersin ve Antalya ormanlarının ne şekilde tahrip edildiğine dair Antalya tahkikat memuru tarafından hazırlanan rapor.

BOA, DH. İD, 105- 2/49
14 Aralık 1913
Biga’da mevcut ormanların durumu ve muhafazası için Çanakkale Orman Müdürü tarafından hazırlanıp Mülkiye Müfettişlerinden Hamid Bey’e gönderilen rapor. Raporda:
Biga’da bulunan ormanların büyüklüğünden dolayı,korumakla görevli muhafızların miktarının arttırılması gerektiği,
169 hektar olan ormanların muhafazasında sadece 8 bekçibaşı ve 38 bekçinin görevlendirildiği,
Ormanları korumakla görevli bekçilerin maaşlarının oldukça düşük olduğu,
Doğal bir zenginlik olan ormanların muhafazası ve çoğaltılması her ferdin görevi olması gerektiği halde gerek halkın gerek üst düzey yöneticilerin bu konuya yeterince önem vermedikleri,
Ormanları korumakla görevli bekçi ve korucuların yaptıkları işin önemini idrak edecek kişiler olmadığı,
Ormanlar için ehliyetli ve kabiliyetli kişilerin görevlendirilmesi gerekirken,maaşlarının düşük tutulması sebebiyle bu göreve rağbet edilmediği,
Koruma işi halledilmeden ormanların ıslah edilemeyeceği,
Halbuki ülkenin her yerinde bulunan ormanların günden güne mahvolduğu,
Bu konuda acilen tedbir alınması gerektiği ifade edilmektedir.

Diyarbakır – Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/YO7zYA

**

4. Hava Kirliliği, Alınan Tedbirler ve Meteoroloji

BOA, A.MKT.MVL, 65/29
24 Ağustos 1853
Kuleli hastahanesi civarında bulunan kireç fabrikalarında kullanılan maden kömürü hava kirliliğine sebep olduğundan bu fırın ve Beylerbeyi,Çubuklu ve Boğaziçi’nin diğer yerlerinde bulunan kireç fırınlarında kömür yakılmasının yasaklanmasına dair Sadaret’ten Ticaret Nazırı ve Seraskere gönderilen yazı. Yazıda kireç fırınlarında kömür yerine eskiden olduğu gibi çalı yaktırılması önerilmektedir.

BOA, A.MKT.NZD, 285/37
9 Temmuz 1859
Şehir içerisinde Galata’da kurulmak istenen vapur değirmeni fabrikasının inşasına halkın fabrika dumanına maruz kalmaması için izin verilmeyeceğine dair Sadaret’in yazısı.

BOA, İ.DH, 40243
13 Temmuz 1868
Hava değişimlerini ve rüzgarın yönü ile kuvvetini ölçmek amacıyla İstanbul’da bir rasathane kurulması ve yapılan ölçümlerin diğer merkezlere iletilmesi için Karadeniz ve Bahr-ı Sefid sahillerinde gerekli yerlere yapılacak telgraf hatlarının bir an önce tamamlanması hakkında padişah emri. Bu emir bir dilekçe üzerine alınmıştır. Dilekçede: Avrupa’nın her tarafında telgraf hatları kurulduktan sonra rasathaneler yapılıp hava ve rüzgar değişimlerinin ölçülmeye başladığı, ölçümlere ait bilgilerin telgraf memurları aracılığıyla diğer rasathanelere bildirildiği,bu sebeple İstanbul’da da bir rasathane’nin kurulmasının gerektiği, buna mukabil bütün Avrupa’nın hava durumuna ait bilgi edinmenin mümkün olacağı, gemi kaptanlarının limanlardan çıkmadan önce İstanbul rasathanesinin günlüğüne müraacat edip hareketlerini buna göre tayin edebilecekleri, yolculukları sırasında fırtına olduğunda gemilerin yakın limanlara bir an önce girmesi için fener kulelerine işaretler konulacağı, bu sayede deniz yolculuk ve taşımacılığının emniyetinin sağlanacağı,hava ve rüzgar ölçümlerinin ziraate de faydası olacağı gibi açıklamalar mevcuttur.

Halep – Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/bLdnGm


BOA, A.MKT.MHM, 423/85
15 Ekim 1868
Fransalı bir mucit tarafından icat edilen ve vapur ocaklarından çıkan dumanı yok etmeye yarayan aletin faydalı olduğunu tespit edildiği takdirde, İstanbul’daki fabrikalar, vapur değirmenleri ve vapurlarda kullanılabileceğinin Bahriye, Ticaret ve Nafia Nezaretlerine tebliğ edilmesine dair Sadaret’in yazısı. Yazıda ayrıca:
Bu aletin öncelikle padişah ve tersane vapurlarına takılıp tecrübe edileceği,
Faydası görülürse, Fevaid-i Osmaniye ve Şirket-i Hayriye vapurlarına da takılmasının iyi olacağı,
Ancak tecrübe edilmeden yüklü miktarda alet getirmenin doğru olmayacağı,
Bu sebeple öncelikle az miktarda getirtilip faydası görülür ise alımın arttırılmasının daha uygun olacağı ifade edilmektedir.

BOA, HR.TO, 451/83
26 Haziran 1869
Rasathanelerin mevcut durumu hakkında bilgi vermek amacıyla Rasathane Müdürlüğü tarafından hazırlanıp Sadaret’e gönderilen yazı. Yazıda Rasathane ile ilgili olarak:
Kısa bir süre içerisinde çeşitli yerlerde birçok açarak genişleyen Rasathane’nin Avrupa’daki rasathaneler arasında önemli bir yer tuttuğu,
Bu sebeple Avrupa’nın büyük rasathanelerinin Osmanlı rasathanesi ile irtibat kurmaya çalıştıkları,
Paris, Berlin ve Petersburg Rasathanelerinin yanı sıra kısa bir süre sonra Bombay Rasathanesi ile de haberleşmeye geçileceği,
Ayrıca Roma,Viyana,İtalya ve Norveç Rasathaneleri ile de aylık haberleşmelerin devam ettiği,
Bu haberleşmeler ve diğer masraflar için her ay belli bir miktar tahsisat ayrılması gerektiği gibi bilgiler yer almaktadır.


BOA, Y.PRK.TKM, 1/12
3 Mart 1891
Göttingen’de Edevat-ı Alaim-i Ceviyye Fabrikatörü (Meteoroloji aletleri) Mösyö Vilhaim Lamberhat tarafından Padişah II. Abdülhamit için imal edilen hava ölçüm aletlerinin fotoğraf ve kullanımlarına ait açıklamaları içeren yazı.
Hava rutubeti ölçüm çizelgesi ve aletine ait fotoğraf
Havanın soğuk ve sıcaklığını ölçen aletin fotoğrafı
Polimetre adlı ve odalarda kullanılacak ölçüm aleti
Masa üzerinde kullanılabilecek rutubet ölçüm aleti

BOA, İ.HUS, 1313 M/41
14 Temmuz 1895
Bilgisini arttırmak için Paris Rasathane’sinde eğitim gören Said Bey’in eğitim süresinin uzatılarak masraflarının karşılanması hakkında padişah emri.

BOA, İ.ML, 1323 Za/29
21 Ocak 1906
Osmanlı ülkesinde kokularından faydalanmak için akasya,yasemin ağacı dikip, menekşe,melisa ve zambak çiçeklerini ekenlerin teşvik amacıyla on yıl süreyle vergiden muaf tutulmalarına dair padişah emri. Emrin ekinde, kokulu bitkilerin dikimini arttırmak gerektiğine dair Şura-yı Devlet Maliye Dairesi ve Meclis-i Vükela’nın mazbataları bulunmaktadır.

Bağdat –Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/LOWBla


BOA, BEO, 338537
6 Mayıs 1918
Osmanlı Devleti’nde iklimler üzerinde araştırma yapmak üzere kurulan Tedkikat-ı İklimiye Teşkilatı ve Tedkikat-ı İklimiye Encümeni’nin uyması gereken kurallara ait 20 bölüm ve 139 maddeden oluşan talimatname.

**

5. Avcılık ve Avlanmaya Dair Yasaklar,Tedbirler

BOA, A.DVNS. TANH.d. 6, 222-223
30 Ağustos 1872
Vapur ile yelkenli sandallar ile balık avlayanlara ve İstanbul balıkçı esnafına dair kararname sureti. Dört madde ve ek olarak hazırlanan bir fıkradan ibaret olan kararnamede şu konulara yer verilmiştir:
Gerek Osmanlı tabiyetinde gerekse ecnebi olsun Haliç,Darsaadet ve Boğaziçi’nde vapur ve yelkenli sandallarla avlanmak yasaktır.
Marmara Denizi ile İzmit Körfezi’nde balık avlamak serbesttir.
Gülhane önünde fener kulesinden Küçükçekmece’ye ve Harem İskelesi’nden Kartal’a kadar olan kıyılar yerli balıkçı esnafının ağ ve sepetlerle av yaptıkları yer olması dolayısıyla bu kıyılarda ağ atılmayacak ve sahilden iki mil açıkta avlanabileceklerdir.
Açıklarda ağ atıp seyyar şekilde avlandıklarında fırtına gibi mecburi durumlarda iki milden kıyıya doğru girmişler ise mesul tutulmayacaklardır.
Vapur ve yelkenli sandallar ile balık avlayanların ağ ve sepetlerinin gözleri İstanbul balıkçı esnafının kullanıldıkları ağların gözleri büyüklüğünde, yani Rüsumat Meclisi’nde karar verilip onaylanmış olarak bulunan ölçüde olacaktır.
Eğer bu ölçüden dar gözler kullanılırsa cezalandırılacaklardır.

BOA, DH.MKT,386/67
25 Temmuz 1895
Kuşların üreme zamanında avlanan Bakkal Tahir’in para cezasına çarptırıldığı, ancak fakirliğinden dolayı paranın ne şekilde tahsil edileceğinin bilinemediğine dair Dahiliye Nezareti’nden Sadaret’e gönderilen yazı.

BOA, DH.MKT, 2279/45
16 Kasım 1899
Midilli Adası ve diğer sahil bölgelerindeki balıkçıların avlanırken halkın sağlığına zarar verebilecek zehirli bitkileri kullanmamaları hakkında Cezayir-i Bahr-i Sefid Vilayeti ve Maliye Nezareti’ne gönderilen yazı.

BOA, Y.PRK.ZB, 35/46
16 Aralık 1904
Matbu olarak hazırlanmış av tezkiresi örneği. Arka sayfasında avlanırken uyulması gereken kurallar yer almaktadır. Bu kurallardan bazıları şöyledir:
Devlete ait olan arazi, orman ve koruluklarda avlanmak isteyenlerin bu av tezkiresini alması zaruridir.
İzinsiz avcılık yapanların tüfeklerine el konulur.
Av tezkiresi bir senelik olup yapacak kişinin şahsı için düzenlenir.
Av tezkiresi verilen bölgenin hudutları içerisinde geçerlidir.
İki veya daha çok kişi tek av tezkiresi ile avcılık yapamaz.
Bıldırcın müstesna olmak üzere küçük kuşların avlanması kesinlikle yasaktır.
Avlanmanın yasak olduğu zamanlarda geceleri avlananların tüfeklerine ve köpeklerine el konup, para cezasına çarptırılırlar.

**

6. Bitkilerin ve Hayvan Neslinin Korunması

BOA, İ.HR,9297
18 Ağusos 1859
Bir iklimde yetişen hayvan ve bitkilerin başka bir iklime nakilleri sonucu ortaya çıkacak değişiklikler ile ilgili olarak Paris’te kurulan cemiyete padişah tarafından yapılan bağıştan dolayı Londra sefirinin teşekkür mektubu ve yapılan 1000 Franklık bağışa ait makbuz.

BOA, İ.HR, 9319
28 Ekim 1859
Bir iklimde yetişen hayvan ve bitkilerin başka bir iklime nakilleri sonucu ortaya çıkacak değişiklikler ile ilgili olarak Paris’te kurulan cemiyet tarafından padişaha gönderilen ve aylık olarak tutulan kayıtları içeren beş ciltlik kitaplar için Londra Sefiri Kostaki Efendi’ye teşekkür edilmesine dair padişah emri.

BOA, Y.PRK.SH, 2/12
27 Ağustos 1885
Kimyager Bevenko Vaski tarafından cins ve türünün tayini için kendisine gönderilen bitkinin isminin Romarinus olduğu, rayihalı bir bitki olduğu ve kolanya yapımında kullanılabileceğine dair Başttabip Mavroyani Bey’e gönderilen yazı. Yazıda ayrıca bitkinin midevi ,iştah açıcı olduğu ve Cezayir’de sünnet yaraları için de kullanıldığı bilgileri mevcuttur.

BOA, İ.MTZ.GR, 729
27 Ağustos 1888
Girid vilayetinde ağaçlara,bağlara ve fidanlara zarar verenler hakkında uygulanacak cezalara dair Şura-yı Devletce hazırlanıp Meclis-i Umumi tarafından da onaylanan mazbata.

BOA, DH.MKT, 1739/109
1 Temmuz 1890
Avusturya’ya götürülerek üretilmek istenen Tiftik Keçilerinin neslinin koruma altında tutulması emir gereği olduğundan ülke dışına çıkarılmalarına izin verilmemesine dair Dahiliye Nezareti’nden vilayetlere gönderilen yazı.

Asi Nehri Köprüsü - Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/4Gv7mq

BOA, DH.MKT,213/51
1 Mart 1894
Rodos Adası’nda tabii olarak yetişen ve halk tarafından odun ve kömür yapmak için kesilen harnub(keçiboynuzu) ve yabani armut ağaçlarının kesiminin yasaklanarak,aşılatılması hakkında Dahiliye Nezareti’nin yazısı.Yazıda ayrıca bu ağaçları aşılayarak ıslah eden kişilerin on sene müddetle vergiden muaf olacakları bildirilmektedir.

**

7. Bataklıkların Kurutulması ve Derelerin Temizletilmesi

BOA, C.SIHHİYE, 274
7 Aralık 1835
Çanakkale’de oluşan bataklığın kurutulması için Boğaz Muhafızı Said Paşa’nın görevlendirildiğine ve keşfinin yapılmasına dair emir. Çanakkale Boğazı’nda Kala-i Sultaniye’de Kofalık tabir olunan bataklıkda biriken çamurlardan dolayı koku oluştuğu, kokunun bütün belediyeye yayıldığı, bölgede askeri bir birliğin olduğu ve askerlerin sıhhat bulup dinlenmesi için şartların düzeltilmesi gerektiği de emirde yer almaktadır.

BOA, DH.MKT, 1644/68
27 Temmuz 1889
Trabzonlu Tevfik Efendi’nin, Yomra nahiyesinde havayı kirleten göllerin temizliği için göstermiş olduğu gayretli çalışmalarından dolayı, rütbe ile taltif edilmesine dair Trabzon Vilayeti’nin talebi.

Tebriz – Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/d7AQP4

BOA, DH.İD, 44-2/1
17 Mayıs 1911
Okaliptus ağacı yetiştirilmek üzere Van vilayeti Ziraat Memurluğu’na okaliptus tohumları gönderildiğine dair Orman ve Meadin ve Ziraat Nezareti’nden Dahiliye Nezareti’ne gönderilen yazı. Yazıda, Van Gölü’nün etrafında oluşan bataklıkların Malarya hastalığına sebep olduğu, bu durumun halkın sağlığını tehdit ettiği ve bataklıkların okaliptus ağacı dikilerek kurutulabileceğine dair Umur-ı Tıbbiye-i Mülkiye ve Sıhhiye-i Umumiye Nezareti’nin görüşlerini içeren bir ek mevcuttur.

**

8. Görüntü Kirliliği

BOA, A.MKT.NZD, 196/1
30 Eylül 1856
Cadde ve sokaklarda bulunan kahve ve dükkanların önüne iskemle konulmaması hakkında Zabtiye müşirine gönderilen Sadaret tezkiresi.

BOA, A.MKT. NZD, 379/85
20 Aralık 1861
Galata köprüsü ve Beyoğlu civarında İslam milletinin şanına yakışmayacak şekilde giyinerek dilencilik yapanlara engel olunması hakkında Sadaret’in duyurusu.

BOA, A.MKT.MVL, 96/46
18 Şubat 1858
İstanbul ve Bilad-ı Selase’de (Galata, Eyüp, Üsküdar) aşırı yağmur ve kardan dolayı zarar gören bina ve dükkan saçaklarının tamir edilmesi ve sularının sokaklara akıtılmasına engel olunmasına dair Sadaret’ten Şehremaneti, Ticaret Nezareti ve Zabtiye Müşirliğine gönderilen yazı ve nüshası.

BOA, DH.MKT, 1754/1
23 Ağustos 1890
Sokakların erken saatlerde süpürülüp, sulanması Sıhhiye Komisyonu kararlarından olduğu halde temizlik işinin geç saatlere bırakılması genel görünüşü bozan bir durum olduğundan bu hususta Şehremaneti’nin daha dikkatli olması konusunda Dahiliye Nezareti’nin kaleme aldığı yazı.

Konya- Matrakçı Nasuh
https://hizliresim.com/Ma3NV1


KISALTMALAR:

BOA: Başbakanlık Devlet Arşivleri
A.AMD: Bab-ı Asafi Amedi Kalemi
A.DVN.MHM: Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Mühimme Kalemi
A.DVNS.MHM.d.: Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Defteri
A.DVNS.TANH.d.: Divan-ı Hümayun Sicilleri Tanzimat-ı Hayriye Defteri
A.MKT: Bab-ı Asafi Mektubi Kalemi
A.MKT.MHM: Sadaret Mektubi Mühimme Kalemi Evrakı
A.MKT.MVL: Sadaret Mektubi Kalemi Meclis-i Vala Evrakı
A.MKT.NZD: Sadaret Mektubi Kalemi Nezaret ve Devair Evrakı
A.MKT.UM : Sadaret Mektubi Kalemi Umum Vilayat Evrakı
BEO: Babıali Evrak Odası Evrakı
C.BLD: Cevdet Belediye
C.İKTS: Cevdet İktisat
C.ML: Cevdet Maliye
C.SH: Cevdet Sıhhiye
DH.EUM.THR: Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Tahrirat Kalemi Evrakı
DH.EUM. 3.Şb: Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Üçüncü Şube
DH.EUM. VRK: Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Evrak Odası Kalemi Evrakı
DH.İD: Dahiliye Nezareti İdare Evrakı
DH.İ.UM: Dahiliye Nezareti İdare-i Umumiye Evrakı
DH.MKT: Dahiliye Nezareti Mektubi Kal
DH.MUİ: Dahiliye Nezareti Muhaberat-ı Umumiye İdaresi Evrakı
DH.UMVM: Dahiliye Nezareti Umur-ı Mahalliye ve Vilayat Müdüriyeti Evrakı
HAT: Hatt-ı Hümayun
HH.d: Hazine-i Hassa Defter
HR.TO: Hariciye Nezareti Tercüme Odası Evrakı
İ.DH: İrade Dahiliye
İ.HR: İrade Hariciye
İ.HUS: İrade Hususi
İ.ML: İrade Maliye
İ.MMS: İrade Meclis-i Mahsus
İ.MTZ.GR: İrade Eyalet-i Mümtaze Girid
İ.MVL: İrade Meclis-i Vala
İ.ŞD: İrade Şura-yı Devlet
MV: Meclis-i Vükela Mazbataları
PLK.p: Plan-Proje
ŞD.NF: Şura-yı Devlet Nafia
Y.MTV: Yıldız Mütenevvi Maruzat Evrakı
Y.PRK.AZJ: Yıldız Perakende Evrakı Arzuhal Jurnal
Y.PRK.KOM: Yıldız Perakende Evrakı Komisyonlar Maruzatı
Y.PRK.MF: Yıldız Perakende Evrakı Maarif Nezareti
Y.PRK.SGE: Yıldız Perakende Evrakı Mabeyn Erkanı ve Saray Görevlileri Maruzatı
Y.PRK.SH: Yıldız Perakende Evrakı Sıhhiye Nezareti Maruzatı
Y.PRK.ŞH: Yıldız Perakende Evrakı Şehremaneti Maruzatı
Y.PRK.TKM: Yıldız Perakende Evrakı Tahrirat-ı Ecnebiye ve Mabeyn Mütercimliği
Y.PRK.UM: Yıldız Perakende Evrakı Umumi
Y.PRK.ZB: Yıldız Perakende Evrakı Zabtiye Nezareti Maruzatı
ZB: Zabtiye Nezareti Evrakı

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
02 Kas 2017 · Kitabı okumayı düşünüyor · İnceledi · Beğendi

Linus Pauling
Bir geminin dönen merdivenlerini inerken,
moleküllerin de böyle, spiral biçimde ve engebeli
zemin üzerinde seyahat ediyor olabileceklerini düşündü
ve bu daha sonra bilimsel bir keşif oldu.

Los Angeles şehrinde çok öksürmesinin suçlusunun
otomobiller olduğunu keşfedince elektrikli otomobili icat etti,
ama bu ticari bir fiyaskoyla sonuçlandı.

Böbreklerinden hastalanıp ilaçlar fayda etmeyince sağlıklı besinler
yiyip kendini C vitamini bombardımanına tuttu ve iyileşti.

Hiroşima ve Nagazaki üzerinde bombalar patlayınca,
Hollywood’a bilimsel bir konferans vermeye davet edildi ve
orada aslında söylemek istediği şeyi söylememiş olduğunu anlayınca,
dünya çapında nükleer silah karşıtı bir kampanyaya öncülük etti.

Nobel Ödülü’nü ikinci kez alınca, Life dergisi bunun bir küfür olduğunu ilan etti. Komünizm sempatizanlığı şüphesinden ötürü ve Tanrı’nın gereksiz
bir düşünce olduğunu söylediği için Birleşik Devletler Hükümeti
daha önce iki kez pasaportuna el koymuştu.

Onun adı Linus Pauling’di.
Yirminci yüzyılla aynı zamanda doğmuştu.

Ve Günler Yürümeye Başladı, Eduardo Galeano (Sayfa 72 - *Sel Yayıncılık - Şubat 28 / Çifte Nobelli)Ve Günler Yürümeye Başladı, Eduardo Galeano (Sayfa 72 - *Sel Yayıncılık - Şubat 28 / Çifte Nobelli)
Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
26 Eki 2017 · Kitabı okumayı düşünüyor · İnceledi · Beğendi

Keşif
1492’de ora doğumlular yerli olduklarını keşfettiler,
Amerika kıtasında yaşadıklarını keşfettiler,
çıplak olduklarını keşfettiler, günahın varlığını keşfettiler,
başka dünyadan bir kralla bir kraliçeye ve başka gökyüzünden
bir Tanrı’ya boyun eğmeleri gerektiğini ve o Tanrı’nın
suç ve giysiyi icat etmiş olduğunu ve
her kim ki güneşe, aya, toprağa ve onu ıslatan yağmura taparsa
canlı canlı yakılmasını emretmiş olduğunu keşfettiler.

Ve Günler Yürümeye Başladı, Eduardo Galeano (*SEL)Ve Günler Yürümeye Başladı, Eduardo Galeano (*SEL)

Bilimsel Keşifler
BİLİMSEL KEŞİFLER VE RASTLANTI

Bilimler tarihindeki keşiflerden birçoğunun şans veya rastlantı eseri olduğu ileri sürülür. Gerçekten keşiflerde rastlantının önemli bir rolü olduğundan söz edilebilir mi?

Bazı önemli bilimsel keşifler gerçekten de kaşiflerin, varlıklarına düşünsel olarak hiç hazır olmadıkları bir ortamda, beklenmedik bir olguya rastlamalarıyla başlamış ve gerçekleşmiştir.

Bu tür bir keşfe örnek olarak, Danimarkalı fizikçi Oersted’in (1777-1851), bir telin içinden geçen elektrik akımının, telin çevresinde bir magnetik alan yarattığını fark etmesini gösterebiliriz. Oersted 1819 yılında, öğrencilerine elektrik akımından ısı elde edilişini göstermek amacıyla volta piliyle deney yaparken, kullandığı elektrik devresinin açılma ve kapanma anlarında, yakındaki bir pusulanın ibresinde sapmalar olduğunu görmüştü. Bunu gören Oersted, elektrik akımı ile magnetik alan arasında ilişki olabileceğini düşündü. İlk kez onun fark ettiği bu olguyla, elektromagnetizma teorisinin ve pratiğinin muazzam yolu açıldı.

Peki rastlantı bu keşfin neresindeydi?

Elbette pusulanın o an için deney masasında bulunuyor olması, bir rastlantıydı. Belki Oersted’in deney sırasında pusulanın ibresindeki hareketliliği fark etmiş olmasında da bir rastlantının varlığından söz edebiliriz. Ama işte hepsi bu kadar. Diğer bütün koşullar keşif için hazırdı. Bu deney öncesinde, söz konusu bilimsel keşif için gerekli maddi koşullar uygun (olgunlaşmış) durumdaydı. Pusula icat edilmişti, elektrik kaynağı pil şeklinde de olsa vardı ve bunlar bir laboratuvar ortamında doğal olarak bir araya getirilmişti, sadece Oersted’in o ana kadar elektrik ile magnetizma arasında ilişki olabileceğine dair bir düşüncesi bulunmuyordu.

Şimdi sözünü edeceğimiz örnekte ise durum farklıdır.

19. yüzyılın sonlarında, ABD’li kimyacı William F.Hillebrand (1853-1925), o sıralarda yeni geliştirilmiş olan spektroskop aygıtından yararlanarak çeşitli gaz analizleri yapıyordu. Bu aygıtın temel çalışma ilkesi, her farklı maddenin, molekülleri ısı, elektrik vb. uygulanarak titreştirildiklerinde kendilerine özgü bir ışık spektrumu yaydıkları ilkesidir. Hillebrand, bu aygıtla yaptığı çeşitli deneylerin sonucunda elde ettiği spektrumları inceleyerek uranyum zengini bir mineral olan uraninitten ayrıştırdığı bir gazın azot (N) olduğunu ileri sürdü. Fakat ayrıştırdığı gazın tayfı, farklı basınç altında değişkenlik gösteriyordu, azotun tayfından farklı çizgiler de gözleniyordu. Hillebrand bunun üzerinde çok durmadı fakat bulgularını makalelerinde paylaştı*.

Bu sıralarda İngiliz fizikçi Lord Rayleigh (John William Strutt, 1842-1919), gazların yoğunluğunu ölçmek üzere yaptığı araştırmaları sırasında, havadan elde edilen “azot”un, başka kaynaklardan, örneğin amonyaktan (NH3) elde edilen azottan daha yoğun olduğunu fark etti. Lord Rayleigh defalarca tekrarladığı deneylerle, deneysel hatadan kaynaklanmadığından emin olduğu oldukça küçük farkın peşini bırakmadı. (Burada bir rastlantıdan söz edilebilir mi?). Bu fark havadaki başka bir elementin varlığına işaret ediyordu. Meslektaşı William Ramsay (1852-1916) ile birlikte 1895’te başka hiçbir elementle etkileşime girmeyen bu yeni elementin, yani Argon’un keşfini duyurdular. Lord Rayleigh hem gazların yoğunluğunu ölçmek için yaptığı çalışmalar için hem de Argon’un keşfi için 1904 Nobel Fizik Ödülü’nü aldı.

Argon’un keşfinden sonra Ramsay, Argon’un öteki kaynaklarını araştırmaya yöneldi. Dikkatini Hillebrand’ın makalelerine (Onun 1890’dan sonra yayınlanan makalelerine, özellikle de 1894 tarihli makalesine* ve uranititin başka bir çeşidi olan cleveite (kleyevit)’e çevirdi. Cleveite’ten elde ettiği gazın Argon’un varlığını gösterip göstermediğini anlamak için yaptığı hassas deneyler ve ölçmeler sonucunda, ayrıştırdığı gazda Hidrojen ve Argon’un yanı sıra daha önce yalnızca Güneş tayfında izlenen Helyum’un da varlığını saptadı (1895). Hillebrand’ın fazla önemsemediği farklılıklar (çünkü o bilinmeyen bir gazın arayışı içinde değildi), Helyum’un dünyadaki varlığının anlaşılmasına yol açmıştı (Argon ararken Helyum’u bulmasında da bir rastlantıdan söz edebiliriz). Ramsay 1904’te soy gazlar hakkındaki keşifleri için Nobel Kimya Ödülü’nü aldı .

Hillebrand yaptığı deneylerde elde ettiği bazı bulguları göz ardı etmişti. Rayleigh ve Ramsay ise gördüklerinin nedenini tam olarak açıklayabilmek için önce deneylerini tekrarlamış, deneysel hatadan kaynaklanmadığını anladıklarında ise gözlemlerin gerçek anlamını çözene kadar sorunun peşini bırakmamışlardı. Kararlılıklarının nedeni, deneylerin onlara gösterdiklerinin o güne kadar bilinenler dışında bir bulguya işaret ettiğini hesaba katıyor olmalarıydı.

Bu örnek bize, aynı maddi koşullardaki bilim insanlarından bazılarının deney planlama kapasitelerinin yüksekliğinin, çok daha bilgili ve dikkatli olmalarının, bazı beklentiler içinde bulunmalarının ve sistematik deneyler yapmalarının, kendi keşif “şanslarını” arttırdığını gösteriyor.

Büyük Fransız mikrobiyologu Pasteur’ün (1822-1895), “Bilimsel keşif şansı, sadece zihinlerini ona hazırlamış olanlara güler” sözleri, yukarıda belirtmeye çalıştığımız gerçeği çok güzel özetliyor.

Osman Bahadır

* F. Hillebrand, A plea for greater completeness in chemical rock analysis (J. Am. Chem. Soc., 1894, 16(2), pp 90–93.

Ali Arslan, bir alıntı ekledi.
26 Tem 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Çifte Nobelli
Bir geminin dönen merdivenlerini inerken, moleküllerinde böyle, spiral biçimde ve engebeli zemin üzerinde seyahat ediyor olabileceklerini düşündüm ve bu daha sonra bilimsel bir keşif oldu. Los Angeles şehrinde çok öksürmesinin suçlu sonra otomobiller olduğunu keşfedince elektrikli otomobili icat etti, ama bu ticari bir fiyaskoyla sonuçlandı. Böbreklerinden hastalığına bir İlaçlar fayda etmeyince sağlıklı besinler yiyip kendini C vitamini bombardımanına tuttu ve iyileşti. Hiroşima ve Nagazaki üzerinde bombalar patlayınca, Hollywood'a bilimsel bir konferans vermeye davet edildi ve orada aslında söylemek istediğim şeyi söylememiş olduğunu anlayınca, dünya çapında nükleer silaha karşı bir kampanyaya öncülük etti. Nobel Ödülü'nü ikinci kez olunca, Life dergisi bunun bir küfür olduğunu ilan etti. Komünizm sempatizanlığı şüphesinden ötürü ve Tanrı'nın gereksiz bir düşünce olduğunu söylediği için Birleşik Devletleri hükümeti daha önce iki kez pasaportuna el koymuştu onun adı Linus Pauling'di. Yirminci yüzyılla aynı zamanda doğmuştu.

Ve Günler Yürümeye Başladı, Eduardo Galeano (Sayfa 72)Ve Günler Yürümeye Başladı, Eduardo Galeano (Sayfa 72)

"Siz adına ilham diyorsunuz, keşif diyorsunuz, keramet diyorsunuz; Kur'an'daki herhangi bir ayete mânâ icât ediyorsunuz. Üstelik, o manâyı, Kur'an'ı devre dışı bıraktığınızı hissettirmeden devreye sokuyorsunuz." Prof Dr Hasan Onat