Allahı tesbih
"Birtakım insanlar (Allah'ı tesbih ederler)ki , ne ticaret ne de alışveriş onları Allah'ı anmaktan ,namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. (NUR;37)

Emre Koçak, bir alıntı ekledi.
15 saat önce

Sen de seçtin bilirim; Özenle seçtin. Giysilerinde renkleri, modeli, dikişi, kumaşı. Ayakkabılarında sağlamlığı, biçimi, yumuşaklığı. Seyahatlerinde hızlı ve güvenli firmayı. Okulunu, eşini, arkadaşını… Sen de seçtin. Ölçülerin vardı, bilgilerin vardı, kaygıların vardı seçerken. Elmanın sert ve sulu olduğunu dokunarak, peynirin yağlı olduğunu tadarak, balığın taze olduğunu koklayarak anladın. Peki şimdi.. Ne yapacaksın? Nasıl ayırt edeceksin sağlamı çürükten, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan, dostu hainden? Ne birlikte yemek yedin, ne alışveriş ettin, ne borç para aldılar senden, ne beraber yolculuk ettin. Nasıl tanıyacaksın?..

Posta Kutusundaki Mızıka, A. Ali UralPosta Kutusundaki Mızıka, A. Ali Ural
ManahoS, bir alıntı ekledi.
16 saat önce · Kitabı okudu

“Nihayet baş başa kaldık” diyerek yanıma ilişti.
“Nasılsınız efendim?” Nazik olmaya çalışıyordum
Soruyla karşılık verdi: “En sevdiğin renk ne?”
“Ferrari kırmızısı.”
“Peki, favori yemeğin?”
“Dominos Mexicano pizza.”
“Sence eğlenmek nedir?”
“Carrefour’daki promosyon reyonlarından aldığım ürünlerle alışveriş arabasını tepeleme doldurmak.”
“Aşk?”
“Algida’yı paylaşmak.”
"Kimle ?"
"Mavi jeans reklamındaki Adriana Limay'la."
"Macera?"
"Lufthansa uçagindaki Samsung Galaxy tabletimden The New Yorker okurken Disneyland'a doğru ilerlediğimi bilmek.

Ruhi Mücerret, Murat MenteşRuhi Mücerret, Murat Menteş
Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
Dün 13:47 · Kitabı okudu · 8/10 puan

‘Alışverişkoliklerle ilgili bir şey fark edersiniz? Onlara bu şekilde hitap ediliyor değil mi? Alışverişkolikler. Her zaman alışveriş yaparlar. Ayakkabı almadan duramazlar. Teknolojik aletleri ala ala bitiremezler. Hiçbir şeyi ala ala bitiremezler. Sürekli bir harcama halindelerdir; alırlar, alırlar, alırlar. Ve bilin bakalım nasıllardır? Hiçbir zaman mutlu değillerdir. Sahip oldukları için asla müteşekkir olmazlar; gözleri her zaman sahip olamadıklarında kalır. Başka neye sahip olabilirim? Başka ne alabilirim? Daima bu şekildedirler.’

Dirilt Kalbini, Nouman Ali Khan (Sayfa 141 - Timaş Yayınları, 2018.)Dirilt Kalbini, Nouman Ali Khan (Sayfa 141 - Timaş Yayınları, 2018.)
HeRZe, bir alıntı ekledi.
22 May 20:48 · Kitabı okuyor

Ekim Aylarında
Mevsimlerden sonbahardı,
İnce ince yağmurlar yağıyordu
seyyar vitrinlere.
Tenha bir panayırda alışveriş ediyordu.
Sessizdi bütün şehir...

Sonrası Kalır 1, Edip Cansever (Sayfa 19 - YKY, 7. Basım, 2011)Sonrası Kalır 1, Edip Cansever (Sayfa 19 - YKY, 7. Basım, 2011)

Haberler:
Dolar 4.62'yi, Euro 5.46'yı geçmiş... Olsundu.. Onlar dolarla değil TL ile alışveriş yapıyordu.. Dolar dan Euro dan onlara neydi ki.. Hep 100 Liralık benzin alıyorlardı ne değişmişti ki.. Neyse ki herkesin kafalar güzeldi de ses çıkaran yoktu... Neyse,,,

Toz Pembe Haberlerimiz bitti. İyi günler...

Ebru, bir alıntı ekledi.
21 May 00:07 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Düşünemeyen, sevemeyen birçok genç ellerine silahlarını alıp, en son çıkan uyuşturucuyu yutup alışveriş merkezlerine yollanıyor, video oyun salonlarında toplanıyorlar. Kafalarında tek bir hedef var, o da heyecan. İmgelemlerinde dönüp duran o görüntüleri serbest bırakmak onlara keyif veriyor. Bu çocuklar kitapları küçük görürler. Okuryazarlığı bir düşman gibi, iktidardakilerin kendilerini kontrol etmek için kullandıkları bir araç gibi algılarlar. Geçmişte cahiller farklı bir düzey; kendilerinden daha yüksek bir yetkinlik düzeyi olduğunu bilir, o düzeye ulaşmayı başaramadıkları için kendilerini hakir görürlerdi. Oysa bugün birçok genç, karmaşık bir düşünceyi izlemeyi bir kenara bırakın, harflerle uğraşmaktan, bir cümle ya da paragrafı sökmeye çalışmaktan vazgeçmiş bulunuyor. Kitabı terk etmiş durumdalar. Okuma yazmanın gücüne ve kudretine -yararına- inanmayı bırakmışlar. Bu gençlerin içinde en umutsuz olanlar birer sosyopat gibi davranıyor ve pişmanlık ya da suçluluk hissetmeden topluma karşı en çirkin suçları işlemeye devam ediyorlar. Çetelere "takılıyor" arkadaşlarıyla esrar içiyor, arabalarına atlayıp sağa sola ateş açıyor, bir dükkânı ya da sürücüyü soyuyor, insanları taciz ediyor, onlara çete halinde tecavüz ediyor ve sonunda idam ediliyor ya da öldürülüyorlar. Bu çocuklardan korkmalıyız. Fakat yaralarını saklayan diğer kurbanlar da bizi en az onlar kadar düşündürmeli. Bir çocuğun her gün öğretmeninin önünde sıkıntıdan patlaması, sonra eve gidip her akşam televizyonun önünde sıkılması, akşam eğlencesinin kendisini ertesi gün yapacağı işlere hazırlamaktan öteye geçmemesi de bizi korkutmalı. Belki bu çocuk sokaklarda bulmuyor kendini ama daha fazla kabul gören, göze daha az çarpan bir tutunamayan olma yolunda ilerliyor. Bu çocuklar bulundukları yer dışında herhangi bir yerde olmayı tercih ederler. Korku, istek ya da alışkanlık onları arkadan iter ve yolun dışına çıkmalarını engeller. Oysa sonuçta bu tarz sessiz, içten içe yanan bir tatminsizlik bir çeteye katılmanın ortaya koyduğu direniş kadar yıkıcıdır. Cehalet mahvedici etkilerini toplumun her katmanında gösterir.

Öküzün A'sı, Barry Sanders (Sayfa 150 - Ayrıntı Yayınları)Öküzün A'sı, Barry Sanders (Sayfa 150 - Ayrıntı Yayınları)
Fika, bir alıntı ekledi.
19 May 11:16 · Kitabı okuyor

Tek bir gül yetmez oldu zira. Dikeninde tek taş pırlanta yok ise
Tüketim canavarına dönüştürdüler insanları. Çılgınca ve gözü dönmüşçe alışveriş yapar olduk. Sevgilisine ya da kocasına kızan bir kadın rahatlamak için alışverişe verdi kendini. Kocalar ise pahalı hediyeler aldılar karılarına, gönüllerini almak uğruna. Tek bir gül yetmez oldu zira. Dikeninde tek taş pırlanta yok ise.

İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar, Emre Dorman (Sayfa 62 - İstanbul Yayınevi)İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar, Emre Dorman (Sayfa 62 - İstanbul Yayınevi)

Kadına dair Bir bakış
Kadınlara gösterilen bu saygının nedeni, Hıristiyanlıkla Alman duygululuğudur; bunun da nedeni, duyguyu, içgüdüyü ve istemi, aklın üstünde tutan romantik harekettir. Asyalılar daha akıllı, kadınların aşağı olduğunu açıktan açığa kabul etmektedirler. “Yasalar kadınlara erkeklerle eşit haklar tanıdığından, onlara aynı zamanda erkek akılları da vermeleri gerekir.” Asya, evlilik kuruluşlarında, bizimkilerinden daha ince bir namusluluk gösteriyor; çokkarılılığın normal ve yasaya uygun bir töre olduğunu kabul ediyor, bizlere aynı şeyi yapıyorsak da “gerçek tekkarılılık var mıdır ki?” sözünün ardına saklanıyoruz. Üstelik kadınlara mülkiyet hakkı vermek kadar büyük saçmalık olabilir mi! “Bütün kadınlar, birkaçı dışta kalmak üzere, savrukluğa eğilimlidirler.” Çünkü şimdiyi yaşarlar yalnızca, tek Açıkhava sporları da çarşıda alışveriş yapmaktır. “Kadınlar, para kazanmanın erkeğin işi, harcamanınsa kendi işleri olduğunu düşünürler,” işbölümü kavramları böyledir. “Bu bakımdan, bence kadınlara, kendi işlerini yönetmelerine izin verilmemeli, ister babası, ister kocası, ister oğlu, ister devlet olsun, bir erkek nezareti altında bulundurulmalıdırlar. Tıpkı Hindistan’da olduğu gibi, kendileri elde etmedikleri herhangi bir malın tasarrufunda bulunmaları için, hiçbir zaman tam yetki verilmemelidir. Fransız Devrimi’yle en son noktasını bulan, hükümetin genel bozukluğunun nedeni, XIII. Louis’in kadınlarının lüksü ve savrukluğuydu.

Kadınlarla alışverişimiz ne kadar az olursa, o kadar iyidir. Kadınlar “gerekli kötü” bile değildir; hayat onlarsız daha güvenli ve rahat olur. Erkekler kadınların güzelliğindeki tuzağı gördüler mi, üretimin saçma güldürüsü sona erdi demektir. Aklın gelişmesi, üretim istemini zayıflatır ve engeller, böylece soyu kurutmayı başarır. Tedirgin istemin çılgınca trajedisinin daha güzel bir sonu olamazdı; yenilge ve ölüm üstüne kapanan perde, neden yeni bir hayata, yeni bir mücadeleye, yeni bir yenilgeye bir defa daha açılsın? Bu kuru gürültü, insanı sadece acıklı bir sona götürecek olan bu sonsuz acı, daha ne kadar bizi aldatacak? İstemin karşısına çıkıp ne zaman meydan okuyacağız, ona hayatın sevimliliğinin bir yalan olduğunu ve en büyük nimetin ölüm olduğunu ne zaman söyleyeceğiz?...

Özgü Kahraman, Warcross'u inceledi.
17 May 22:16 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Warcross: Bir Sanal Gerçeklik Oyunu
Kitaba tek kelimeyle BAYILDIM. Öncelikle kitap çok akıcı, başladığım akşam bitirdim. Resmen elimden bırakamadım. Güzel bir distopya romanı ama eğer yeterli sabrınız yoksa okumanızı tavsiye etmem çünkü daha ikinci kitabın çıkmasına çok var ve kitap berbat bir yerde bitiyor. Gerçekten bir an son yirmi sayfasının eksik olmasını umdum.

Konusuna gelecek olursak bir oyun var ve Dünya’nın yaklaşık %90’ı düzenli olarak bu oyunu oynuyor. Oyun hayatın içine öylesine girmiş ki oradaki levelin, paran, konumun gerçek hayatta iş bulmana, markette alışveriş yapmana ve aklına gelebilecek her şeye yarıyor. Bu oyunun gözlüğünü taktığınızda çevrenizdeki herkesin seviyesini, bilgilerini görüyorsunuz ve yaptığınız her şey (yemek yapmak, işe gitmek, TV izlemek vb.) size puan olarak dönüyor. E tabii ki oyun böylesine hayatın içinde olunca hileler de oluyor. Polis bu hile yapanları yakalamak için başlarına ödül koyuyor. Ödülü kazanmak için suçluları yakalayanlara ise avcı deniyor. Esas kızımız ise çok zeki bir avcı ve hacker. Ama kirasını ödeyecek yeterli parası yok. Bu yüzden başına 5.000$ konan suçluyu yakalıyor ama parasını vermiyorlar. Evden atılmasına bir gün kala oyundaki turnuvalar başlıyor. Orada nadir bulunan ve gerçek hayatta da çok yüksek paraya karşılık bir joker görüyor ve onu almak için oyunu hackliyor.

Daha fazla yazıp tüm kitabı anlatmak isterdim ama eğer daha fazla anlatırsam artık spoilere girecek. Son olarak KESİNLİKLE tavsiye ettiğimi söyemek istiyorum.