Lakin gördüm ki "hukuku koruyacak", zihinleri süsleyecek, fikirleri şenlendirecek "Türk", sandığım gibi şimdi bile Hanbalık'tan Karadağ'a, Timur yarımadasından Karalar İli'ne kadar Asya, Avrupa ve Afrika'nın mühim birer kısmını kaplayan büyük ırkın fertlerinden herhangi bir “Türk” olmayıp, ancak Osmanlı Devleti tebaası olan bir Batı Türkü'dür. “Türk” yalnız onları görüyor, onları biliyor, ve hem de ancak on dördüncü milâdî asırdan beri -ve Fransız kaynaklarına göre- biliyor...
Sayfa 98·Kitabı okuyor
Alıntı
Batı'dan da, komşu ülkelerin fikir adamlarından da faydalanmak hem borcumuz hem de vazifemiz. Ama önce kendi insanlarımızı tanımakla mükellefiz.
Reklam
Cariyelik
Şimdi gelelim en tartışmalı noktaya. Toplumda yıllardır padişahların Harem’deki bütün cariyelerle veya istediği ile eş hayatı yaşadığı gibi bir algı oluşturuldu. Harem’deki cariyelerin hepsi ile padişahlar eş hayatı mı yaşıyorlardı? Öncelikle şunu bilmek gerekir ki Harem’in teşkilatını bir tarafa bırakırsak burada padişahların aile hayatı ile ilgili anlatılanların neredeyse tamamına yakını hayal ürünüdür. Bu bilgiler büyük oranda Batılı seyyahların veya yazarların kaleminden çıkmıştır. Bunun sebeplerini on yıllık ciddi bir çalışmanın sonunda Osmanlı Harem-i Hümayun’u hakkında ciddi bir eser ortaya koyan Leslie Peirce: “Biz Batılılar İslam toplumunda cinselliği saplantı haline getirmek gibi eski ama güçlü bir geleneğin mirasçılarıyız. Harem, Müslüman cinsel duyarlılığı üzerine kurulu Batı efsanelerinin kuşkusuz en yaygın simgesidir.” dedikten sonra bu yanlış algının sebeplerini ise şu şekilde ifade eder: “Harem’de yaşayanlar bu kurumun çalışmasını anlatmadıkları için, o dönemden elimizde kalan kaynaklar Osmanlıları anlatan Avrupalı gözlemcilerdir. XVI. ve özellikle de XVII. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nu ve sarayını kapsamlı olarak anlatan eserler Avrupalı gezginler ve büyükelçiler kadar sultan sarayında hizmet etmiş esir ve dönmeler tarafından da yazılmış olanlardır. Harem ve sultanın cinsel yaşamına ilişkin tasvirler Osmanlılar hakkındaki kitapların satışına açıkça yardımcı olduğundan en fazla yer bunlara veriliyordu.” Sultan IV. Mehmed Han zamanında İstanbul’a gelen ünlü Fransız seyyahı Jean Baptiste Tavernier’in hatıraları da Leslie Peirce’yi teyit etmektedir. Tavernier, seyahatnâmesinde Topkapı Sarayı hakkında bilgi verirken son kısımda Harem Dairesi’ne kısa bir bölüm ayırmıştır. Bu bölümün girişinde yaptığı açıklama meselenin can alıcı noktasını ortaya
Sayfa 157·Kitabı okuyor
Bugünkü izolasyonist-milliyetçiler durmadan "Sèvres" lafı eder; onunla bizzat mücadele etmiş olan Atatürk ve İnönü ise bu anlamda "izolasyonist" bir politika uygulayarak uluslararası kurumların dışında kalma yolunda irade göstermemişlerdir. "Batı karşıtlığı" hiç yapmamışlardır.
Alıntı
Doğu ile batı arasında her açıdan bir köprü vazifesi gören Türkiye, tarihinde de görüleceği üzere en zor durumlarda bile yaşamda kalma içgüdüsü ve ulusal birikimi ile dünyada 250 milyon civarında Türkiye insanını ve dini kimliği açısından da bir buçuk milyar müslümanı temsil etmektedir. Beyindeki korpus kallozum a benzettiğim Türkiye Doğu sağ lob ile batı sol lob arasındaki sağlıklı bir küreselleşme süreci için vazgeçilmez bir bağlantı noktasıdır ve doğu ile batı arasındaki kültürel geçişkenlik Anadolu coğrafyasının tarihsel birikimi ile mümkün olacaktır. Dünyayı aynen bir beyin gibi tasavvur edersek doğru çalışmayan korpus kallozum da şizofrenik bir küreselleşme süreci yaratacaktır.
Alıntı
"Pavlus'un ısrarlı misyonerlik çalışmasından 300 yıl sonra, Hıristiyanlar Antakya ve İskenderiye gibi bazı önemli şehirlerde çoğunluğa geçtiler ve Hıristiyanlık Roma imparatorluğun resmi dini oldu. Pavlus ufak bir kültü, Batı dünyasını hem yansıtan hem dönüştüren evrensel bir dine dönüştürmüştü."
Reklam
Reklam