İstari içinde Orta Dünya'ya en son gelenine, Elfler kendi aralarında Mithrandir, yani Gri Seyyah adını takmıștı; çünkü ne sabit bir evi bulunan ne de refah edinme veya kendisine takipçi kitlesi toplama sevdasında olan bu büyücü, Gondor'dan Angmar'a, Lindon'dan Lórien'e kadar bütün Batı diyarları boyunca hiç durmadan seyahat ediyor, ihtiyacı olanlara dar zamanlarında yardım ederek tüm iyilik sever halkların dostluğunu kazanıyordu.
Alıntı
Kanımın nehriyle cetvellediğim Bu toprak söyleyin neden çoraktır En kara putların saldırısında Yurdumun ki alnı ay gibi aktır Anamı sorarsan büyük doğudur Batı ki sırtımda paslı bıçaktır Yiğitler yol alsa destana doğru Şehitler gözümde aynen bayraktır Gel kurut bu çağın kargaşasını Seninle beklenen şimdi şafaktır
Sayfa 64·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Doğu ile Batı'nın bu karşılaşmasını sağlıklı biçimde değerlendirmek için önce Balkan, Orta Avrupa ve Doğu Avrupa milletlerinin tarihi, kültürüne ve dillerine nüfuz etmek kaçınılmazdır. Bunlarsız Osmanlı'nın Balkan hakimiyetini kavramak mümkün değildir. Mesela Balkanlı aydınlar ve tarihçiler Türk dilini, medeniyetini ve kültürünü öğrenmedikleri için tarihlerinin o en önemli safhasını uzun süre yanlış değerlendirmişlerdir. Aynı nedenle Türkler de Balkan dillerini, Bizans ve Slav tarihini, bu kültürlerin ve Ortodoks Kilisesi'nin tarihini çok iyi bilmek durumundadırlar.
Tarih
Din olgu mudur, yoksa algı mıdır? Din, merkezi anlamda olgudur. Dini algı olarak kabul ettiğimiz andan itibaren, dinin bütün kurallarını kendi anlayışımıza göre yenileyebileceğimiz düşüncesine kapılırız. Algı merkezli yaklaşım, dini sabit hakikat olmaktan çıkarıp kişisel yorum alanına indirger. Batı dünyasında yakın dönemde geliştirilen bu söylem, Müslüman dünyada da "Herkesin kendine göre dini anlayışı vardır." ifadesiyle yaygınlaşmıştır. Bu yaklaşım dini, olgu olmaktan çıkarıp yoruma açık duyarlılık alanına dönüştürmektedir. Oysa din, olgunlaşmış olarak elimize ulaşmıştır.
28 Şubat Başarılı Oldu Mu?
1990'lara kadar kentli ve Batıcı özellikleri dikkati çeken TÜSİAD ve TOBB'un yerleşik kadroları, iş dünyasının neredeyse rakipsiz seçkinleriydiler. Özal'ın önayak olduğu dışa açık ihracat seferberliği, Anadolu kökenli küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) ciddi sıçramalar yapmasına vesile oldu. Öyle ki, Doğu Bloku'nun çökmesiyle Türkiye bir anda kuzey, batı, doğu ve kısmen de güneyinde büyük pazarlarla karşı karşıya geldi. Bu büyük boşluk, TÜSİAD üyeleri gibi iç pazara yönelik tekelci ayrıcalıklarla zenginleşme olanağı bulamayan KOBİ'lerin üretim kapasiteleri ve güçlerini zorlayarak, dış pazarlara yönelmeleri ve buralarda ciddi başarılar elde etmelerine yol açtı. Dolayısıyla bu süreç iş dünyasının geleneksel seçkinlerinin kendilerini tehdit altında hissetmelerine neden oldu. Yine, ANAP ve ardından RP'li yönetimlerin özellikle belediyeler üzerinden kendi zenginlerini yaratmaları da, muhafazakâr sermaye grupları için ciddi büyüme avantajları demekti. "Anadolu Kaplanları", "Yeşil Sermaye" gibi ifadelerin 1990'larla beraber gündelik dolaşıma girmesi de bununla ilişkilidir. Yine bu dönemde Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (MÜSİAD) artan görünürlüğü de "Yeşil Sermaye"nin yükselişinin açık bir göstergesi olarak yorumlanmıştır. Dolayısıyla, TÜSİAD ve TOBB gibi örgütlenmelerin yerleşik seçkinlerinin bu yükseliş karşısında tedirgin oldukları ve 28 Şubat'la beraber "Yeşil Sermaye"nin tasfiye edilmesi hamlelerine destek verdikleri açıktır. Fakat TÜSİAD'ın önde gelen ailelerinin, bu tür yöntemlerle kalıcı başarı sağlanamayacağı, Türkiye'nin artık AB kılavuzluğunda kurallı, hukukla güvencelenmiş kapitalizme geçmesinin gerektiğine ikna olmaları, zamanla 28 Şubat benzeri oluşumları tasarlayanlar için kötü haber olsa gerektir. TÜSİAD'ın AB Projesi ekseninde AKP ile
Sayfa 435·Kitabı okuyor
Tarih ve Siyaset
28 Şubat süreci: Sancılı restorasyon
Bu koşullar altında toplanan Millî Güvenlik Kurulu'nda askerler, "anti-laik hareketlere karşı alınmasını istedikleri 18 maddelik önlem paketini" Erbakan'a imzalattırdıklarında tarih 28 Şubat 1997'yi gösteriyordu. Artık "post-modern darbe", "28 Şubat Süreci", "Batı Çalışma Grubu" gibi ifadeler gündemdeki yerlerini alacaklardı. Kısa bir süre sonra Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, "Demokrasiye balans ayarı yaptık" diyerek durumu kendince özetledi.
Sayfa 431·Kitabı okuyor
Tarih ve Siyaset