• "Herşeyin bittiği yerden başlanmalıydı, hayata tutunabilmek"

    Nefesi kesilircesine uyandığında saat 03.46.26'yı gösteriyordu. Odanın içerisi, dışarıdan gelen ışık ile puslu bir görünüm hissiyatı veriyordu ilk başlarda. Gözlerini açmaya çalışıyor, elleri ile yüzünü, kollarını anlamsız bir şey yapar gibi siliyordu. Tavrı çok farklıydi. Sanki üzerinde örümcek gezmiş gibi, korkulu bir irkilme hali...

    Çoktan yatağından fırlamıştı. Lambayı açmış içeride ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Frank. Gökyüzü aydınlıktı odanın camı güneye bakıyor olması, ay'ı odada hissettirmeye yetiyordu. Tabi ki lamba yanana kadar.

    Tuvalete gitme isteyi uyandı bir anda. Önce eli-yüzünü yıkadı ardından tuvaletin kapısını açtı, irkildi. Lambayı açtığını sanmış, yanılmış olmalıydı. Tuvaletin lambasını açtı, düşünerek ve emin olmak ister gibi tepkinli. Tuvaletin kapısını kapatma gereği duymadı. Korkuyor olmalıydı, bu yüzünden fazlasıyla belli oluyordu. İşini bitirdiğinde sifonu cekti, ellerini bol sabunlu suyma yıkadı, yetinemedi. Aynalığın içerisinde bulunan traş kolanyasını alıp, neredeyse yüzüne yarısını boca etti...

    Karnının guruldadiğını hissetti mutfağa doğru yöneldi. Dolabın kapısını açtı, soguk bir su ve bir kaç gereksiz şişeden baska hiçbir şey yoktu. Kapıyı sertçe kapadı ve dışarıya çıkmak için üzerine bir şeyler aldı. Merdivenleri sakin sakin iniyordu, koşmamak için komşularını rahatsız etmek istemiyor, içindeki huzursuzluğu, uyanmadan önce ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bu sabah doğru bir sabah değildi. Nisan ayının sabahında serin, üşütebileceği bir hava hakimdi. Hazırlıklı çıkmıştı evden.

    Brooklyn'de bir sokağa girdi. -Taci's Beyti Turkish Restaurant - kocaman bir tabela vardı, girip girmemekte tereddüt etse de kapıya elini uzattı. İçeri girdi kafasıyla selam verdi. "Do you have breakfast" sorusuna, gülümseyen kasiyer, "lütfen istediğiniz yere geçin, size harika bir kahvaltı sunacağız" - kasiyer avuç içi havaya bakiyordu - ve bir kaç boş masadan ona şık kahverengi masaları gösterdi...

    (Between Av. P and Quantin Rd.) -- Brooklyn, New York..
    - - - -

    Ziya bey saat 07.00'da dükkanını açmış, oğlu Kerem'in, sabah keyfiyetine sinirlenmiş.. "saat dokuzda dükkanda olmak nedir?" diye fırçayı basmıştı Kerem'e. Biraz daha yazıhane de oturduktan sonra, umursamaz davranışına daha fazla tahammül edemeyip, "Şakip Usta'nın oradayım, bir şeyler atıştıracağım, dükkana iyi bak!" diyerek çıkıp gitmiştir bir anlık sinirle..

    Kerem, yazıhaneye geçip bilgisayarda, yine sohbete dalmış, umursamaz tavrını, müşterilere gayet kendine göre bir tavırla fazlasıyla belli etmiştir. Daha önceleri yaptığı gibi. Bu Ziya Bey'in kulağına gitmiş, Kerem'i tabiri yerindeyse, eşşek sudan gelinceye kadar bir güzel hırpalamış. Bir sene öncesine kadar böyle değildi, takıldığı sohbet sitesinde kız peşinde koşturmaktan, kendine de dükkana zarar vermekten başka bir iş yaptığı yoktu. Belki kendince haklıydı. Ona göre o daha gençti.

    Ziya bey içeri girer İçkisiz olan muazzam Restaurant'ın camekan bölümüne geçer, hafif açık renkli ceviz ağacını andırır masasına oturmuş. Manzaranın eşsiz zerafetiyle, Ziya Bey'in var olan iştahını bir parça daha arttırmıştır. Öncelikle bir çorba siparişi verir, kocaman camların ardında, oğlu Kerem'in vurdum duymaz tavrı, ister istemez canını sıkıyordur.

    Bir çığlık, homurtusu arası bir ses duyuldu 10.46.26. Ses ürkutücüydü. Restaurant ayağa kalkmış, kaçmak ile etrafa bakmak arasında kalıp, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorlardı. Bir kadın çocuğunu alıp dışarıya fırladı.

    - Nalan adında ki bu kadın, İstanbuldan uçakla Gaziantep'e gelmiş, kocasının ani bir iş seyahati nedeniyle yurtdışına çıkmak zorunda kalmış, geziyi oğlu Mert ile devam etmeye karar vermiş. Mert daha altı ayına yeni basmak üzere, tatlı hoş bir masumiyeti, kara gözleri ile dünyayı büyülüyordu sanki
    Annesine göre Mert tamda buydu. - -

    Hızlı gelen arabayı fark etmeyen Nalan, ne kadar geri çekilmek istesede başaramaz, araba hizlıca çarpar. Ani bir reflexle, oğlunu daha sıkı tutar Nalan, carpma anı ile Nalan bir anda ortadan kaybolur. Tabi bu kayboluşa Mert'de dahildir.

    Ziya Bey'i sakinleştirmeye çalışmaya uğraşan, Restaurant sakinleri, bir taraftan Ziya Bey'i sakinleştirmeye çalışırken, bir taraftan da "ambulans arandı mı?" diye elamanlarına talimat veren Şekip Bey bilgi almaya çalışır...

    Şahinbey/ Gaziantep

    - - -

    "Tokyo Disneyland, Tokyo Disney Resort'ta bulunan bir eğlence parkıdır. 15 Nisan 1983 tarihinde açılmış olup ABD dışında açılan ilk Disney parkıdır. Park, Walt Disney Imageering tarafından Kaliforniya'daki Disneyland ve Florida'daki Magic Kingdom ile aynı tarzda inşa edilmiştir." diye sözlerine son vermiştir.

    Juju Travel'in yapmış olduğu geziye ailecek katılan Kawa, Junko, ikiz olan 4 yaşlarında ki; Mie ve Mao da katılmıştı.

    Setsuka; Tokyo Disneyland, hakkında bilgi verirken, Kawa, Junko dikkatlice dinliyorlardır. Bu arada Mie ve Mao da bir birileri ile didişiyor, insanlarin arasında koşturuyor, yaramazlık yapsalarda, onların tatlı hallerinden kimse şikâyetçi değillerdi. Hatta yaşlı olan Taja ve Yoshe onlarla otobüste oyun bile oynamışlardı.

    Rehberlik eden Setsuka, tam anlatmaya başlıyordu ki "eve.." bir anda öksürük tuttu. 10.46.02 ciğerlerinin yandığını hissetti. Elinde ki su şisesinden bir yudum almayı düşündü, kolunu kaldırmadı. Bir daha öksürdü. Ağzından kan gelmeye başladı, ve öksürmeye devam etti. Beyaz gömleği otuz saniyeden kısa bir zamanda kıpkırmızı oldu yere bir ağaçın düşme sesinr benzer bir ses ile Setsuka; sırt üstü düşmüs, kafasının arkasını sert bir şekilde beton zemine çarpıp, kafatası çatlamış, yere kanlar dağılmaya başlamıştı.

    Kawa çocukları ve eşini hemen oradan uzaklaştırıp, caddenin karşı tarafına geçirdi. Çocuklarına eğilip bir kaç şey tembihledi ve tekrar olay maaline yöneldi.

    Sensuka'nin etrafına adamlar toplanmış , kadınlar bir kenara çekilmiş, korku ve panik içerisinde, olan biteni anlamaya çalışıyorlardı.

    Maihama, Urayasu 279-8511, Chiba Prefecture Japonya

    - - -


    6 saat önce;

    "Bay Bartley, dediğiniz gibi suları.."
    "Aptal.. kaç defa dedim sana, hımm?, bir daha asla deneyler hakkında.." , "tamam anladım! Bana biraz, erik kökü getir?"
    "Seradan mı efendim?"
    "Manavdan getirmeyi düşünmüyorsun değil mi Volney?"
    "Peki efendim.."

    -Eğer başka bir zeki adam daha bulsam bu aptalı, burada asla barındırmayı düşünmüyorum. Ama sorgusuz itaat ededecek böyle zeki bir aptal daha bulamam heralde.- - -

    -Bay Bartley harika bir bilim adamıydı. Fakat katil diye adlandırabilirsiniz. Bilim için bir değil bir milyar insan ölecek olsa, gözünü kırpazdı, ve bunu dünyanın yarısı öleceğini bilse bile, mutlaka yapardı.- -

    Dr. Bartley duvarda ki saate baktığında 07.46.09'du çoktan geride bırakmıştı. Yan tarafta ki diğer analog saate baktı. New York'a göre saat 21.46 geçiyordu.

    Dr. Farklı 7 ülkeye, su içerisinde yapmış olduğu deneyi dağıtmış, "ışınlama" diye tabir ettiği, veyahutta solucan deliğinden zaman dilimlemesini yapmaya çalışıyordu. Hatta fare deneklerinde, yapmış olduğu deneylerle, bir kafesten bir odaya taşımayı başarmıştı. Fakat bu her farede geçerli değildi. Bazıları patlıyor, kanlar etrafa ketcap gibi dağılıyor... bazıları baska bir noktaya ışınlanıyor veya kayboluyordu.

    Bunu farklı ülkelerde ki yedi ayrı insan üzerinde denemeye karar verdi. Bütçe büyüktü, destek veren Hindistan istihbarat örgütünden geliyordu.

    Ingiltere'de yapmış olduğu deneylerde başarısız olunca, ülkeden dahi kovulmasına sebep olmuştu. Volney Almanya'dan kaçarak gelmesi, daha sonra Dr. Bertley'i bularak ona bir öneri sunması için, Hindistan istihbaratı, Volney'i kullanmış, ve her gelişmede istihbaratı bilgilendirme karşılığı, ona hardmoon (uyuşturucu) sunuyorlardı.


    Hindistan’ın güneyinde yer alan baş döndürücü bir tropikal cennettir.Kerala’da Kovalam Plajı’nın kayalıklarına çarpan Umman Denizi dalgaları.
    (Dağın derinliklerinde, gizli bir geçit bulunmaktadır. Bir geçit denizin altında diğeri ise, dağ eteklerinde bir yerde yer almaktadır.).

    Gat dağları Hindistan

    - - - -

    Nalan uyuyordu, Mert mavileşmiş gözlerini açtığında annesine seslendi, fakat Mert'e hiç bir şekilde karşılık vermedi. Beyaz iris, kornea ve siyah gözlerinin tamamı maviydi. Etrafına bakındığında griye boyanmış dört duvardan başka bir şey yoktu. Kahverengiye çalan iğrenç bir kapıya baktı ve bekledi. Tekrar annesine döndü ve uyamdırmaya çalıştı fakat başaramadı. O anda bir kaç demir şırank.. sesleri ile kapının açılma sesi..

    "Demek uyandın, ufaklık!"
    Fakat odaya Volney giremedi. Odanın sadece bir metre kadar içerisindeydi ve ufaklık nasıl yapıyor bilmiyorum ama, deney işe yaramış, Mert'e fazladan güç ve duyular hediye etmişti. Buna kapının ve de duvarın ardını görmekte dahil.

    Gat dağları Hindistan..

    - - -

    Azerbeycan'a bir paket bırakılmak istenmişti. Hindistan'dan İstanbul, oradan da Baküye geçeçek olan adam, her şeyi yüzüne gözüne bulaştırmış, çanta kontrolleri sırasında su şişesini elinde tutuyordu. O arada masada olan Nalan'ın suyunun yanına bırakma ahmaklığını gösteren, Nilmakovic su şişesini karıştırıp, yanlış şişeyi aldığı gibi uçağa binmişti.

    Nalan su şişesini hiç farkında olmadan almış, karışıklığı fark etmeden Mert'in su istemesinden dolayı bir kaç yudum içirmiş, bir yudumda kendi içmiş, Antep uçağının yolunu tutmuştu.

    Sabiha Gökçen Havalimanı İstanbul

    - - - -


    Volney koşarak Dr. Bertleyin bulunduğu Laboratuara girer girmez..

    "Dr. BERTLEY başardık..."
    "Neyden bahsediyorsun?"
    "Efendim Deney başarılı oldu!"
    "Ne?"

    Dr. Bertley yerinden fırladı ve saate baktı o anda 13.25.57

    "Bu harika, hangi odadalar?"
    "Dört numaralı.."

    Dr. BERTLEY; koşarak laboratuardan çıkıp odaya yöneldi..

    Volney; Dr Bertley'in peşinden koşup bir şeyler söylemeye calişıyor. " Efendim.. Dr. Berl..". Sesini duyurmaya çalışsa da onu duymamazlıktan geliyordum. Veya bu mucizeye şahit olmak için, Volney duymuyordu.

    Dr Bertley odanın kapısını acar açmak içeriye bir hışımla daldı. Ve ani bir güç geldiği gibi geri fırlattı.. Dr. BERTLEY, Volney'in üzerine uçmuş, kafasının arkasını, Volney'in ağzına ister istemez çarpmıştı.

    Dr. Bertley yerinden kalkamadı ve tam bir şok haliydi. Bir ayağının üzerine oturmuş, diğer ayağı yere dik vaziyette oturuyordu. Olup biteni anlamaya çalışıyordu. Volney'i unutmuş, hatta onun arkasında olduğunun bile farkında değildi. İnlemelerini bile duyamıyordu. Sanki sağır olmuş gibiydi.

    Volney ağzını tutmuş, ağzından eline dökülen dişlere bakıyordu, göz yaşlarından kaç tane olduğunu sayamasada üç olduğundan adım gibi emindi.

    - - - -

    Annesi halen uyku veya baygın bir haldeydi. Mert ağlamaya başladiğında, kapı kilitlerini açıp kapatıyordu. İçgüdüsel olarak savunmaya geçmişti..

    Kapıyı öyle bir sert kapatmıştı ki, kapının ardında hol de yatan Dr. BERTLEY ve Volney'in sağır olacağı türden bir sesti.

    Mert'in duyuları kendisinden çok annesini korumaya almıştı. Şuan bildiği tek tehtid kapının ardından geldiğiydi. Kapıyı kapadıktan sonra yaptığı ya da yapmayı bildiği tek şey, kapı kolarının ve kilitlerinin, saniyede en az on defa kapı kasasına sertçe ve tehtidkâr bir tavırla 1 dakikadan fazla açıp kapatmasıydı.

    Mert'in ten rengi açık mavi rengi almıştı, gözleri...

    Blue Baby...
    Mavi bebek!
    - - - -

    Dr. Bertley odasına döndüğünde neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu..

    Ve döngü başladı...
    Kadim TATAROĞLU

    Umarım beğenmişsinizdir
    Bu hikaye beni bayağı bir zorladı...
  • Mississippi Nehri’nin batısında kalan ve İspanyol toprağı olan Florida ve Teksas toprakları üzerinde hak iddia edebilecek durum yaratan ve çok büyük genişlikteki sınırı belirlenmemiş toprakları , yeni devlete katan Louisiana’nın 1803 ’te Fransa’dan satın alınması ile en yüksek noktaya ulaşmıştır ki, bu da büyük güç olmak için temel oluşturmuştur.
    Satışı yapan Fransız imparatoru Napoleon Bonaparte, bu tek-yanlı işlem hakkında Eski Dünya’ya özgü şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Bu toprak alımı, Birleşik Devletler’in gücünü ebediyen perçinlemektedir ve bu suretle Büyük Britanya’ya da, sonunda denizde onu alt edecek bir rakip sağlamış oluyorum.”
    Henry Kissinger
    Sayfa 28 - 2. Baskı, Mart 2000 (Epub, 5.5", %120)
  • Muhtemelen sadece tesadüftür ama 1960 larda Amerika daki siyahlar gördükleri 400 yıllık baskının ardından hadlerini aşıp eşitlik talep etti ve güçlerini göstermeye başladılar. Siyahların yükselişe girdiği bir dönemde ne tesadüftür ki şehirli nufus için üretilen uyuşturucu ile mücadele için daha sert yasalar yürürlüğe girdi. Diğer yandan beyazların kullandığı uyuşturuculara ise daha az ceza verildi. Liderleri suikaste uğradı (Malcolm X), yükselişleri yavaşladı.Ve sonraki 40 yıl boyunca polis milyonlarca siyahı bir yere topladı. Hepsini oy kullanma hakkından mahrum etti. 35 eyalet ise hapisten çıktıktan sonra bile oy kullanmalarını engelledi. Bu da Florida ve Virginia gibi eyaletlerde 3 siyahtan birinin oy kullanamaması anlamına geliyor. Evet beyaz Amerika istemeden de olsa köleliği geri getirmenin yolunu bulmuştu.Ve efendiler zengin olmanın yolunun ücretsiz iş gücünden geçtiğini biliyordu. Bugünün efendileri hapishanelerin ürünlerini sadece saati 23 cent gibi bir maliyetle yaptırılabilecek en iyi yer olduklarını keşfettiler.Evet yediğiniz o hamburger , yaptırdığınız uçak rezervasyonu, bu filmi izlemek için kullandığınız korsan program , cocuğunuzun okul çantası... Victoria Secret'ın sırrını hep merak etmişimdir. Ve artık biliyorum 21 yüzyılın kölelerini kullanan onlarca şirketten biriymiş. Tam bir delice dahiyane fikirdi.( Şimdi İşgal Sırası Nerede Belgeseli)
  • Serinin ilk kitabı olan Alacakaranlık, Bella isimli genç kızın annesinden babasının yanına taşınmasıyla başlıyor. Florida'nın sürekli sıcak mevsiminden Forks'un yılda 350 gün kapalı hava iklimine geçiş Bella'yı biraz zorlanmıştır. İlk başlarda biraz çekingen davranan ve sosyalleşmekte problemler yaşayan Isabella Swan, Edward'la tanıştıktan sonra bambaşka bir hikaye yazmaya başlar.
  • Yolda yanlarından geçtiğimiz ağaçları izliyorum. Yaz gelmek üzere. Gerçi bu pek anlaşılmıyor. Başka yerlerde farklı mevsimler yaşanır. Yapraklar yeşillenir, sonra altın rengi ve kızıla dönüp toprağa düşerler, her şey değişir.
    Ama burası öyle değil.
    Benim dünyamda yapraklar hep yeşil kalır; aynı Florida sıcağı her gün, her yal bizi boğar. Hiçbir şey değişmez. Ama bu uzun sürmeyecek. Yakında her şey değişecek. Değişmek zorunda. Hayatım boyunca hep bu gerçeğe bel bağladım.
  • "Selam. İlk senen mi?"
    "Evet. Evet. Florida'dan geliyorum."
    "Harika. Yani sıcağa alışkınsın."
    "Cehennemden geliyor olsaydım bile bu sıcağa alışkın olmazdım."
    John Green
    Sayfa 17 - bkz: istanbul, diğer bir deyişle: cehennem.
  • 20 yıl içinde Bangladeş ‘in on milyon sakini, deniz seviyesinin küresel ısınmadan dolayı yükselmesiyle yurtlarını ve yaşam olanaklarını yitireceklerdir. Bu insanlar nereye gidecek? Kimi yerinden edecekler? Bunun sonucunda hangi siyasal çatışmalar ortaya çıkacak? Bu , örneklerden sadece bir tanesi.....Florida nüfusunun %60’nın da aynı nedenle yer değiştirmesi gerekebilir. Onlar nereye gidecek?