• Dahası, insanların yapabildikleri olağanüstü şeylere rağmen hedeflerimiz konusunda emin değiliz ve her zamanki kadar memnuniyetsiziz. Kano ve kadırgalardan buharlı gemilere ve uzay mekiklerine vardık ama kimse nereye gittiğimizi bilmiyor. Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha da kötüsü, insanlar her zamankinden daha sorumsuz gibiler. Uymamız gereken yegane yasalar fizik yasaları ve kendi kendini yaratmış küçük tanrılar olarak kimseye hesap vermiyoruz. Diğer hayvanları ve etrafımızdaki ekosistemi sürekli mahvediyoruz ve bunun karşılığında sadece kendi konforumuzu ve eğlencemizi düşünüyoruz, üstelik tatmin de olmuyoruz.

    Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?
    Yuval Noah Harari
    Sayfa 408 - Kolektif Kitap - 44. Baskı
  • Dahası, insanların yapabildikleri olağanüstü şeylere rağmen hedefle­rimiz konusunda emin değiliz ve her zamanki kadar memnuniyetsiziz. Kano ve kadırgalardan buharlı gemilere ve uzay mekiklerine vardık ama kimse nereye gittiğimizi bilmiyor. Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha da kötüsü, insanlar her zamankinden daha sorumsuz gibiler. Uymamız gereken yegane yasalar fizik yasaları ve kendi kendini yaratmış küçük tanrılar olarak kimseye hesap vermiyoruz. Diğer hayvanları ve etrafımızdaki ekosistemi sürekli mahvediyoruz ve bunun karşılığında sadece kendi konforumuzu ve eğ­lencemizi düşünüyoruz, üstelik tatmin de olmuyoruz.
    Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha teh­likeli bir şey olabilir mi?
  • Kitabın sonsözü özet niteliginde:
    " 70 bin yıl önce, homosapiens hala Afrika' nın bir köşesinde kendi işiyle meşgul olan önemsiz bir hayvandı. İlerleyen bin yıllarda kendisini tüm gezegenin efendisi ve ekosistemin baş belasına çevirecek dönüşümü gerçekleştirdi. Bugün ise bir tanrı haline gelmenin, sadece ebedi gençliğin değil, yaratmak ve yok etmek gibi ilahi becerileri de ele geçirmenin arifesinde.

    Maalesef dünyadaki Sapiens rejimi şu ana kadar gurur duyabileceğimiz çok fazka şey üretmedi. Etrafımızı şekillendirdik, gıda üretimini artırdık, şehirler yaptık, imparatorluklar kurduk, çok uzak ve geniş ticaret ağları oluşturduk, ama dünyadaki acıyı azalttık mı? Tekrar vurgulamakta fayda var, insan gücündeki büyük artış birey olarak Sapiens'in durumunu daha iyi hale getirmedi ve genellikle diğer hayvanlara çok büyük acılar çektirdi.

    Geçtiğimiz on yıllarda nihayet insanların durumuyla ilgili bazı somut gelişmeler sağlayabildik ve kıtlığı, salgınları ve savaşı azaltabildik. Öte yandan, diğer  hayvanların durumu her zamankinden de hızlı kötüleşiyor ve insanların durumundaki düzelme de hem çok yeni, hem de kesinlikle emin olmak için henüz çok erken.

    Dahası, insanların yapabildikleri olağanüstü şeylere rağmen hedeflerimiz konusunda emin değiliz ve her zamanki kadar memnuniyetsisiz. Kano ve kadırgalardan buharlı gemilere ve uzay mekiklerine vardık ama kimse nereye gittiğimizi bilmiyor. Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha da kötüsü, insanlar her zamankinden daha sorumsuz gibi. Uymamız gereken yegane yasalar fizik yasaları ve kendi kendini yaratmış küçük tanrılar olan kimseye hesap vermiyoruz. Diğer hayvanları ve etrafımızdaki ekosistemi sürekli mahvediyoruz ve bunun karşılığında sadece kendi konforumuzu ve eğlencemizi düşünüyoruz, üstelik tatmin de olmuyoruz.
    Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?"
  • Josh Malerman'ın okuduğum ikinci kitabı. Bu kitabı da 'Kafes' gibi; dili gayet akıcı. Kafes kadar fazla korku dolu olmasa da gerilim dolu bir kitap. 

    'Gölün Dibindeki Ev" adlı eser, iki gencin birbiriyle tanışması. Kano ile gezintiye çıkmaları. Sonra kano onları hiç bilemedikleri bir göle sürüklüyor. Ve o gölün dibinde iki katlı bir ev. O evde birileri var mıydı? O ev boş muydu? gibi sorular kitabın sonuna kadar kafamda soru işaretleri bıraktı. Yazarın 'Kafes' kitabını beğendiğim kadar bu kitabını da beğendiğimi söyleyemem. Şunu da belirtmek isterim; Bu kitabı büyük bir beklentiyle okumayın derim. Tavsiye edip etmemekle kararsız kaldım. Size bırakıyorum. Okuyacak olanlara da keyifli okumalar olsun.
  • İnci- John Steinbeck

    Meksika'da yoksulluğun, ayrımın, iç içe geçmiş farklı ırkların ve hayatların bir arada uyumsuzluk içinde yaşadığı bir körfez kasabası. Bir yanda zengin taş evler; bir yanda sazlık kulübelerde yaşayan yerli balıkçı ve inci avcıları. Bir yanda, ataları zamanında taşa, denize, güneşe, yeryüzünde bulunan her şeye şarkılar yazmış olan, artık yeni şarkı yazmayan ama eskileri ezbere bilen bir halk. Cehaletin ve yoksulluğun geri bıraktığı, ama hayvanca içgüdülerinin doğru -görünen- yolu gösterdiği, aileleri için yaşayan temiz insanlar. Diğer yanda, yazarın tanımıyla o topraklara dört yüz yıl önce "kendi çıkarları, kendi kuralları ve bu ikisine destek sağlayan ateşli silahları ile gelen yabancılar". Aletleri, dinleri, ticaretleri ve iki yüzlülükleriyle; bütün bunları bu zavallı insanları sömürmek için kullanan insanlar. Görünen odur ki burada beyaz ırk da siyah ırk da bu yerli halktan üstündür.

    İşte böyle bir yerde, bebeğini akrep soktuğu gün, bütün kötülükleri bünyesinde toplayan doktorun ona bakmaması üzerine dualarla, büyükbabasından babasına, ondan kendisine kalan kanosuyla ("Bu kano onun para eden yegane mal varlığıydı."...."çünkü kanosu olan bir erkek bir kadına onu doyurmayı garanti ediyor demekti.") açılan Kino, o güne kadar dünyanın gördüğü en büyük inciyi bulur. Ya da bütün kasaba onun dünyanın en büyük incisi olduğuna inanır.

    Bu inci ile çok büyük, muazzam (!) hayaller kurar. Önce parası olduğu için artık kilisede evlenebilecektir eşiyle. Yeni giysileri olacaktır. Bebeği Coyotito okula gidecektir, okuma yazma öğrenecektir, büyük kitaplar okuyacaktır. Rahibin söylediği, doktorun söylediği; kendileri okuyamadığı için duyduklarında doğru kabul ettikleri her bilgiyi okuyup, doğru olup olmadığını kendilerine öğretecektir. Ve bir tüfeği olacaktır Kino'nun. ("Bütün engelleri yıkıp deviren, işte bu tüfek hayali oldu. Olacak şey değildi bu. Eğer tüfek almayı bile düşünüyorsa yer yerinden oynamış demekti. Artık kimse onu tutamazdı. İnsanoğlu için açgözlü denmiştir her zaman. Elindekiyle yetinmeyip hep daha fazlasını istediği söylenir. Bunlar küçümseme dolu, eleştiri niteliğinde söylenmiş sözlerdir. Oysa istemek insanın en büyük yeteneklerinden biridir ve onu, bulduğuyla yetinen hayvan türlerinden üstün kılar.")

    Bütün bilgisi temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için atalarından öğrendiği şeylerden ibaret, doğayı dinlemeyi bilen, her duyguyu bir şarkı gibi hisseden, kimi zaman "ailenin şarkısını", kimi zaman "kötülüğün şarkısını" duyan, hatta olaylar olmadan bir önseziyle hisseden Kino ve eşi Juana, inciyi bulduktan sonra yaşamlarının artık geri dönülemez bir yöne saptığını biliyorlardı. Artık tehlikenin ve kötülüğün şarkısı etraflarını sarmış, ailelerini tehdit etmekteydi. Bir noktaya kadar inci onların bütün gelecekleri olduğundan ondan vazgeçemedi Kino. Bir noktadan sonra olaylar öyle geri dönülemez bir hâl aldı ki, artık onu denize geri atmak da hiçbir şeyi değiştiremezdi.

    Acaba ailenin bu kocaman, parlak, ay gibi parlayan inciyle macerası nasıl son bulacaktı? Söylemem, okuyun.

    *Parantez içi, tırnaklı ifadeler alıntıdır.

    *Çok, çok, çok beğendim. 10 üzerinden 10 veriyorum. Herkese tavsiye ediyorum.

    *Bugün yazarla ilgili bilgi paylaşımı yaptım (Facebook'ta) Muhteşem bir başarı hikayesi. Bir eserini okuyunca bilgi tamam oldu. İşte o bugün bahsettiğim (hissettiğim) saygıyı sonuna kadar hak etmiş muhteşem bir yazar.

    *93 sayfalık kısa bir roman. Okuyan 1-1,5 saatte de okuyabilir, ama ben ağır ağır, sindirerek okumayı sevdiğim için 2,5 saatte okudum.

    *Çok akıcı, çok keyifli, üslup, tasvirler muhteşem. O kasabanın içinde gibi görüyorsunuz herşeyi.

    *Künye: İnci, John Steinbeck, Remzi Kitabevi, Ekim 2008, 6.basım- orijinal ilk basım 1945 (Alış tarihim 08.01.2009; evet bekledi bugüne kadar.)

    Bu uzun yorumu okuyanlara, okuduğunuz için teşekkürler.
  • "Açlığa karşı bir kalkandır kano,"
  • Bazı kısımları eğlenceliydi. Bunun dışında klasik kırmızı başlıklı kız hikayesinin biraz saçma biraz fantastik haliydi. Fena değildi.