L'Étranger

Albert Camus
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

yabancılaşmak.
10/10
·112 syf.·
Beğendi
·
2021 16. kitabı
Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum. Bakımevinden bir telgraf aldım: "Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak. Saygılar." Bundan pek bir şey anlaşılmıyor. Belki dün ölmüştür. - Meursault, bir yabancıydı. Mümkün dünyaya, çevresindeki insanlara, takvim yapraklarına ve en önemlisi kendine... Ona göre hayat, yaşanma zahmetine değmeyen bir şeydi. Yeni bir hayata hazır olduğunu düşündüğü annesin ölümünde tepkisiz kalması, ağlamaması mıydı onu yabancı yapan? İnsan, dünya üzerindeki canlılara göre kısa ömürlü, fiziki koşullara elverişsiz varlıktır. Onu diğer canlılardan farklı kılan yaşam üzerindeki tepkileri ve duygularıdır. Hepimiz birbirimizden farklı doğar, farklı yaşar ve farklı ölürüz. Bu yolda hayatımıza birileri dahil olur ve zamanı geldiğinde bize ait o yoldan sapar ve kendi yoluyla devam eder. Meursault işte bu yol sonunda yalnız kalacağını bildiğinden yabancıydı. Onun hayatına girip çıkan insanlar gri silüetlerden ibaretti. Biz, aptal varlıklar, aksine onlara karşı aşk, tutku, dostluk, sevgi, şefkat gibi duygularla yaklaşmak yerine gözleriyle benimsiyordu. Goethe'ye göre "Dünya hassas kalpliler için bir cehennemdir." Bu ruhsuz gibi görünen adam aslında en hassas kalplilerden biriydi. Her şeyin farkında olduğu için hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Alt tarafı annesinin ölümüne ağlamamıştı, ya da ertesi günü sevgilisi olacak kadınla sevişmişti ya da alt tarafı gözüne gelen güneş yüzünden birini öldürmüşü. Hayatımıza girip çıkan insanlar çıkarlarımız için yanımızdayken o neden ağlayacak ya da öldürmeyecekti? Kitabın her sayfasında kırık camlardan Camus yansıyordu. Onun duyguları, onun ağlayamayışı ya da onun sigarasının kokusu vardı. Bugün annem
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
9/10
·111 syf.··
2017 12. kitabı
Camus ve Sartre’ın isimleri çoğunlukla birlikte anılır. İkisi de Edebiyat dalında Nobel kazanmıştır. Sartre daha yaşlı olmasına rağmen, Camus daha erken erişmiştir bu ödüle. Edebiyat denilince Camus’yu kıyas götürmeyecek şekilde farklı bir yere koyarım ben. Benim nazarımda Camus, birkaç gömlek üstündür Sartre’dan. “Yabancı” bizim ülkemizde de çok okunan eserlerden biridir. Ve genel çerçevede, bizdeki edebiyat çevrelerince idam karşıtı en sert romanların başında kabul edilir. Zira romanda polisin ve adli mekanizmanın berbatlığı, her an hata yapmaya müsait yapısı çok güzel verilmiş. Bu bile idam karşıtı olmak için yeterli olabilir. "===== Spoiler =======" Romanın özeti; anti-sosyal, Meursault adında bir Fransız basit bir olay sonunda bir Cezayirli Arap’ı öldürür. Yargılamanın sonucunda İdama mahkum edilir. Bu yargılama sürecinde, Meursault’nun anti sosyalliği, annesinin ölümüne ve hayatında cereyan eden tüm olaylara karşı umursamaz, bir absürtlük sınırına varacak denli kayıtsız-tepkisiz olması çok güzel verilmiş. Hatta savcı, Meursault’yu Arap’ı öldürdüğünden çok, bu kayıtsızlığından dolayı suçlar. Mahkeme adeta bu sorumsuzluğun-tepkisizliğin yargılanmasıdır. Bu romanı ilk okumamı 1984-85 yıllarında yapmıştım. Bu son okumamda en çok dikkatimi çeken nokta, romanın her aşamasında ölen kişinin sıradan bir Arap olarak küçümseniyor olması, herkese adıyla seslenilirken maktulün adının olmayıp sadece -Arap- olmasıydı. O zamanlar dikkatimi çekmemiş ya da bu ince ayrıntıyı görecek bilince sahip değilmişim. Bu durum okurda, katilin idamına karşı bir direnç, ortada maddi bir hata var, hissi uyandırıyor. En azından bende böyle oldu. İkinci kez okumama sebep olan şey, bir yerde okuduğum bir yorumda, bir Arap okurun “Camus, sömürge Cezayir’inde bir Arap’ın, hele de bir
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
10/10
·119 syf.··
2018 14. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2018 18:39
Her ne kadar tavsiye üzerine kitap okumaktan hoşlanmayan bir okur olsam da bazen kitapla ilgili görüşlerine değer verdiğim birinin güzel bir yorumunu gördüğümde veya kitapta geçen ve beni düşünmeye sevk eden bir cümle gördüğümde o kitaba karşı kayıtsız kalamıyorum. Albert Camus'nun Yabancı isimli bu kitabını da Mustafa A.Mustafa A.'ın şu https://1000kitap.com/gonderi/26344396 incelemesi sayesinde okuma kararı aldım. Öncelikle kendisine teşekkür ederek incelemeye başlamam gerekir... Kitaba dair beni okumaya sevk eden ikinci özellik ise, kitapta geçen "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." cümlesi oldu. Çok etkileyici bir cümle gibi geldi ilk gördüğümde. Böyle bir cümlenin geçtiği bir kitabın son derece güzel olduğuna kanaat getirdim. Sonra öğrendim ki, "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." cümlesi kitabın ilk cümlesiymiş. Bildiğiniz üzere, bir kitabın ilk cümlesi son derece önemlidir. Kitapla ilgili önemli bir "tavsiye mektubu"dur. "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." cümlesini okuduğumda, bu cümleyi kuran kişinin annesinin ölümü karşısında son derece üzülmüş ve yeis içerisinde böyle bir cümle kurduğunu düşündüm. "Ulan adama bak, annesinin ölümü sebebiyle hangi günde olduğunu bile unutmuş. Bu nasıl bir acıdır?" diye düşündüm. Oysaki kitabımızın ana kahramanı Meursault hiç de bu düşünceye sahip bir kişi değilmiş. Meusault, herkese, en çok da kendisine yabancı bir karakter. "İnsanların hayatları farklı değildir ki, herkes aynı yaşar," diyebilecek kadar rasyonel, cinayetten sorgulanırken bile karşısındakileri irdeleyen onların her şeyi bu kadar önemliymiş gibi yaşamalarına şaşıran bir yabancı... Meursault aynı zamanda topluma ve toplumu oluşturan insana dair ve yine toplumca oluşturulmuş değer yargılarına karşı uyumsuz biri. Sabahattin
Hukuk
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
DİKKAT! DİKKAT! SPOİLER İÇERİR!
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2024 21. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2024 00:00
Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu daha nasıl anlatabilirdi ki! Albert CamusAlbert Camus . Bay Meursault için annesinin ölmesi doğaldır. (O anne der sadece,sahiplenme duygusuna sahip değildir )evlenmek ile evlenmemek arasında fark yoktur. Hatta Ayşe yada Fatma onlar arasında bile fark yoktur. “Sevmek bireyleri değiştirmez,tutku arzu, her şey olabilir, hiç bir şey olmayabilir” Çünkü Bay Meursault etrafını iyice gözlemlemiştir ve tanıdığını sandığı kişinin evlendiğinde o olmadığını gördüğü çiftler vardır,mutsuzluk vardır,boşanmalar vardır. ( ilk okurken acayip gelen karakter düşünürken karakter analizi yaparken ne kadar haklı olduğunu düşünmeden edemedim. Bu konu apayrı tartışma konusu olabilir. EVLİLİK!) O kadar hissiz ve duygulardan yoksundur ki “Kendisini kimsenin anlamayacağını bildiği için anlatma çabasına girmez” (bir yerlerden size de tanıdık geldi mi!) Sizde mevcut olmayan bir duygu ahlak sorununa dönüşmesi doğru mudur? Bir hata yaptığınızda kimsenin sesini çıkarmadığı duygu durumunuzun sebeb olduğu ithamlarda bulunulması doğru mudur? Bay Meursault karakteri üzerinden ben yorumladım sadece,elbetteki romanın konusu ve akıcılığı mükemmel. Hayatıma yeni bir unutulmaz karakter ekledim “Bay Meursault” hoşgeldin. Sonuna kadar karakterin yaşamak istemeyen bir insan olduğunu düşündüm. Depresyonda düşündüm,hissettim,yazarın mükemmelliğinden sonuna geldiğimde ise nasıl yanıldığımı nasıl ters köşe olduğumu anladım. “Amacı hayatın anlamsızlığımdan yakınmak değil, hayatı herkes gibi anlamlandırmadığından farklı gördüğünü anlatmaktadır.” Hayat dersi veren kitap #k:278575.
Felsefe-Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
《 Y A B A N C I 》
8/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2025 88. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2025 08:16
Albert Camus, Yabancı romanıyla kendi felsefesini kurgulamıştır. Nedir yazarın felsefesi? Absürdizm, yani insanın hayat karşısındaki anlam arayışıyla, bu arayışa cevap alamaması karşısındaki uyumsuzluktur. Yazara göre hayattan bir şeyler beklemek ve emek vermek saçmadır, absürddür. Ona göre insan bu durumu kabul ederek, dayatmalara da baş kaldırarak bilinçli, dürüst ve özgür yaşamalıdır. Yazar kitabına Yabancı ismini vererek, baş karakterimiz Meursault’nun toplumun dayatmalarına karşı kayıtsızlığını ve mesafesini simgelemiştir. Kitap son derece sade bir olay örgüsüne sahiptir. Olaylar Meursault’nun dilinden anlatılır ama karakterimiz sanki kendi duygularına bile yabancıdır. Kurguya, kayıtsızlık ikliminin sardığı bir yabancılık hâkimdir. Buradaki kayıtsızlık bir reddediş gibi görünse de bir idrak yorgunluğu da olabilir diye düşünüyorum. Dostoyevski der ya: "Yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır..." Aynen bunun gibi, anladığını ama anlaşılmadığını hisseden bazı insanlar, bir süre sonra kayıtsızlık moduna geçerler. Meursault'nun kayıtsızlığı, bir çarkın dişlileri arasına sıkışmış bir kağıt parçası gibidir. Kayıtsız insan acının keskinliğini duyar ama sahiplenmez. Meursault’nun annesinin ölüm acısını sahiplenmediği gibi. Böyle insanlar için güneşin doğuşu mucize değil, sadece bir gök olayıdır. Birinin vedası bir boşluk, birinin gelmesi ise orada olan bir fazlalıktır. Yani buradaki kayıtsızlık, sessiz, yankısız bir oluş gibidir. Meursault, kendisiyle ilgili olan tüm olaylara, sanki pencere ardından bakar gibi davranır. Yazar, betimlemelerini yazarken kayıtsızlığı satır aralarına dağıtır. İşlenen cinayet bir husumet dolayısıyla değil; güneşin rahatsızlık vermesi sebebiyledir. Cinayet de güneş de burada bir metafordur. Güneşin göz kamaştırması ve
Edebiyat & Roman
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
10/10
·112 syf.··
2022 4. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2022 17:38
Bu kadar büyük bir eser için inceleme yapmalımıyım bilemedim zira ne yazsam eksik kalacaktır. Ama şunu çok emin olarak söyleyebilirim ki kitaba yapılan kötü yorumlamalar kesinlikle kitabı özümseyemeden okumuş kişinin yapacağı çıkarımdır. öncelikle kitabı okumadan önce varoluşçuluk üzerine küçük de olsa okuma yapmanızı sonrasında Albert Camus hakkında küçük bir okuma yaparak kitaba başlamanızı tavsiye ederim aksi takdirde çok iyi anlaşılamayabilir. Camus çok zor bir coğrafyada çok zor bir dönemde yaşamış I. ve II dünya savaşı görmüş geçirmiş bir isim, elbette ki her yazarın, filozofun içinde bulunduğu dönem kişi üzerinde çok büyük izler bırakır. Genel çizgisi komimiz ve varoluşçu olmasına rağmen kendisinin bir kalıp içerisinde değerlendirilmesini istememiş. Bu durum onun ne kadar iyi bir filozof olduğunun göstergesidir çünkü herhangi bir kalıp, herhangi bir ideolojiye girmeden toplum kalıpları dışına çıkarak düşünebilme kabiliyetinden görebilmekteyiz. 1941 de en yakın arkadaşı komünist olduğu için gözleri önünde idam edilişine şahit olmuş. İkinci dünya savaşında Fransa ve Cezayir de çok büyük yıkımlara uğramış. Fransa da bu yıllarda ülke işgal edilmiş ama aynı zamanda siyasi istikrarsızlıklara boğuşmakta. Bunları neden mi yazıyorum? Kitabın ana karakteri meursault'ta tüm bu izleri görebiliyorum. Her şeyin farkında olan hatta diğer bir çok kişinin göremediği detayları farkında olan Meursault aynı zaman da kendi hayatına karşı inanılmaz kayıtsızdır. klasik yorumlamadır ''Annem '' değil '' anne'' deyişi aslında hiç kimseye bağlılığı olmayan kendisine bile yabancı bir karakterdir. Fransızca okumasında da incelediğinizde '' Aujourd'hui, maman est morte'' olarak başlayan eserin devamın da bu şekilde hitapla devam ediyor. meursault'a kötü yada iyi çıkarımında
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
Musa & Meursault
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2021 89. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 17 Eylül 2021 00:05
¶¶"Bugün annem öldü belki de dün bilmiyorum."¶¶ ¶¶"Böyle katı yürekli insan görmedim ömrümde!"¶¶ https://1000kitap.com/gonderi/138523020 Albert Camus Sisifos SöyleniSisifos Söyleni adlı eserine, "Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır; intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediğinde bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermek..." şeklinde başlar. Yabancı adlı en çok okunan eserinde de aslında merkezde yine bu soru bulunmaktadır. Evet, okuyan pek çok insanın ve hatta okumayan pek çok insanın Yabancı hakkında ilk ve en çok duyduğu, akıllarında en çok yer eden nokta, annesi ölen bir kişinin kayıtsızlığı oluyor, hatta bunu, "annesi ölen bir kişinin son derece acımasız kayıtsızlığı" şeklinde daha abartılı şekilde belirtenler de olabilir. Ama ben, burada "anne"yi, "hayat"ın temsili olarak görüyorum. Bu durumda, Meursault'un kayıtsız hali, bir kişi olan anneye değil, hayatın kendisine karşı olmaktadır. Meursault, sıradan bir işte çalışan sıradan bir insan gibi görünür. Son derece sessizdir, bunun nedeni olarak, konuşacak bir şeyin olmadığını gösterir. Ancak Camus, Sisifos Söyleni'nde "Uyumsuz insan için, açıklamak ve çözmek değil, duymak ve betimlemek söz konusudur artık. Her şey açık görüşlü ilgisizlikle başlar." diyerek aslında Meursault'u tarif eder. Yabancı'da ise onun adım adım ilgisizliği, giderek daha çok açık görüşlü bir noktaya gelecektir. Zeki Demirkubuz' un" Yazgı" filmini izleyenler bilir ki oradaki Musa da aslında YabancıYabancı kitabından uyarlanan Meursault'un vücut bulmuş halidir. Çoğu replik de zaten kitapla eşdeğerdir. Annesinin ölümüyle açılan kitap , üç bölümden oluşur. İlk bölümde Meursault’un bakımevine gidip annesinin cenazesini aldığı süreç içerisinde, annesinin ölümü karşısındaki soğukkanlılığı ve de cenazesinin önünde sütlü kahve içmesine kadarki
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 26. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 21:27
Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir. Bu yabancı o yabancı değil işte; bu kendine yabancı olan bir adamın hikayesi duygularını tamamen yitirmiş hayata yabancı olan Meursault’un kendi ifadesiyle “bence bir”( farketmez ) diyen birinin hikayesi…Birini öldürürken hissettikleriyle, yemek yerken hissettikleri aynı olan bir adam. Nasıl bu hale geldiği hakkın da bir fikrimiz yok,onu bulduğumuzda böyle idi,canım sıkılsada yapacak başka bir işim olmadığı için okudum ( kendisi kesinlikle böyle derdi ). Cezayir de 657 ye tâbii memur olan Meursaultun annesinin ölümüyle başlayan, yaptıklarının sonucunu kestiremeyen , kestirsede umursamayan bir adamın gittikçe kendine daha çok yabancılaşmasını okudum. Onun için her şey manasız. Madem ölceksek ha otuz olmuş ha yetmiş bence bir. YabancıYabancı Albert CamusAlbert Camus
İnsan ve Duygular
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.
9/10
·112 syf.··
2023 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2023 17:32
Hepimizin doğduğu andan itibaren ezberlediği ,ezberlemek zorunda kaldığı toplumsal normlar, toplumsal kalıplar,toplumsal baskılar ,(Toplum! Toplum! )ve hatta toplumsal duygular vardır. Cenazede ağlamamız, düğünde oynamamız, sürprizlere şaşırmamız , ebeveynlerimizi koşulsuz sevmemiz istenir bizden.Hepimiz ama hepimizi istinasız bı yerlerde oynarız bu oyunları. Bize düşen rollerin hakkını vermeye çalışırken bize ait olmayan duyguları çıkarırız ortaya. Aksi durumlarda yaftalanır yahut cezalandırılırız. Çoğu zaman tek ayak üstünde beklemek kadar masum bile olmaya bilir bu cezalar. Yüksek adaletin terazisinde tüm ağırlığı ile oturur. "Bazı insanların sırf normal olabilmek için olağanüstü çaba sarf ettiklerini kimse bilmez." Mersault romanımızın ana karakteridir . Onun hissizleşmesi üzerine varoluşsal sorgular başlar ve Nobel Edebiyat ödülü almış bu eser çıkar ortaya (ayrıca Zeki Demirkubuz etkilendiği bu eseri kendi filmine taşıyarak "Yazgı"filmini çekmiştir. İzlemek isteyenler için.) Varoluşçuluk denildiğinde aklıma gelen en etkileyici iki isimden biridir Albert Camus (diğeri Sartre) bu yüzden eserlerini okumayı özelikle seviyorum. Kitabı okuduğum her sayfa o unutulmaz karesi ,ağzında sigara yakasını kaldırıldığı paltosu ve umarsız bir gülüşle .. Tuhaf biri olduğumu, beni kuşkusuz bu yüzden sevdiğini ama belki günün birinde aynı sebepten nefret edebileceğini mırıldandı..
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
10/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2025 22:26
Okuduğum en sıradaşı romanlardan biri diyebilirim. Albert Camus'un Yabancı'sı, varoluşçuluk ile absürdizm akımlarına iyi bir örnek teşkil ediyor. Öyle ki, kitabın baş kahramanı Meursault, herhangi bir insani nezaket ve duygudan bağımsız yaşayan, yaşantısı ile toplumda kendini var etmek gibi bir kaygıdan yoksun, bir o kadar da saçmalıkları ile absürd bir karaktere sahip biri olarak karşımıza çıkıyor. Dahası, Meursault'un insanlarla olan iletişiminde antipatik yaklaşımı, onun duygusuz tavrı, absürdizmin savunduğu o anlam arayışının gereksiz olduğu, öyle olsa bile nihayetinde sonuçsuz kalacağının iyi bir analizi gibi durmaktadır. Kitaptan bir anlam çıkartmak bir yana belkide çıkarılabilecek tek bir soru var. İnsan ne için yaşar? Varoluşçuluk'un en büyük sorusu da bu değil midir. Belki de medeniyetlerin var oluşundan yıkımına kadar, imparatorlardan en azılı katillere kadar. Herkesin cevap aradığı soru bu değil midir. Bu sorunun ortaya çıkmasının sebebi, trilyonlarca gezegen arasında sadece bizim dünyamızda yaşamın olması ve yaşamla birlikte şuurlu tek varlığın insanlığın olması da olabilir. Ya da madde, yeterince enerji ve zamanla bilinç kazanır, kendi varoluşunu sorgulamaya başlar. Her ne olursa olsun. Albert Camus, gayet açık özetlemiş. "Ölümle biten yaşam saçmadır, evet. Bunda kuşku yok. Ama, yaşam ölümle bitiyor diye, kapayacak mıyız gözümüzü, yüreğimizin kapılarını bu yaşanası dünyanın güzelliklerine, bunlar yanında insanların acılarına, çaresizliklerine? Mademki, yaşıyoruz, yaşadığımız sürece mutlu olmaya, sağımızda solumuzda mutluluk yaratmaya bakmalıyız. Mutluluk, bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir." İyi okumalar.
Duygu ve Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.