• Osho şöyle der:
    Ölüm yaşamın karşısında değildir; o yaşamı sona erdirmez, yalnızca onu güzel bir zirveye taşır. Yaşam ölümden sonra bile devam eder. Doğumdan önce de varolduğu gibi, ölümden sonra da varolmaya devam edecektir.
    Yaşam doğumla ölüm arasındaki küçük boşlukla sınırlı değildir, aksine doğum ve ölümler, yaşamın sonsuzluğunda küçük bölümlerdir.
  • “Ölüm belgesi mi? Burada Afganistan’dan söz ediyoruz! Oradakilerin çoğunun doğum belgesi bile yok.”
  • Doğum ve ölüm sonsuz bir deniz, farklı bir örgü, ateşli bir hayat!
  • KADIN

    Altıncı gün dolmak üzereydi
    Ve Yaradan hala kadını yaratıyordu.
    Bir melek çıkageldi.
    Yaradana;
    - Ötekini, erkeği çok daha çabuk yaratmıştın, buna niye bunca zaman ayırıyorsun?
    diye sordu.
    Yaradan yanıt verdi:
    - Çünkü buna çok değerli, çok farklı özellikler katıyorum.
    dedi.
    - Örneğin yüzlerce parçadan oluşturuyorum.
    Ama yine bir bütün olmasını sağlıyorum.
    Bu yarattığım bir çok çocuğa aynı anda sarılabilmeli,
    Dünyanın her yerindeki çocukları kucaklayabilmeli.
    Düşen bir çocuğun kanayan dizini de,
    Yaralı bir yüreği de iyileştirebilmeli..
    Melek sordu:
    - Kaç eli, kaç kolu olacak?
    - Sadece iki.
    - İki el, iki kolla mı yapacak bu dediklerini…
    - Hepsi bu değil…
    Kendi yaralarını da kendi sarabilecek.
    Ayrıca günde 18 saat çalışabilir durumda olacak…
    Melek yaklaşıp kadına dokundu…
    - Onu çok yumuşak yapmışsın.
    - Yumuşak ama aynı zamanda çok güçlü.
    Gücünü ve kaldırabileceklerini hayal bile edemezsin…
    - Düşünmeyi de bilecek mi?
    - Yalnızca düşünmeyi değil.
    hem sağduyusunu kullanmayı,
    Aklıyla ve yüreğiyle muhakeme etmeyi,
    Hem de mücadele etmeyi,
    Düşüncelerini savunmayı,
    Sorun çözmeyi de biliyor…
    Bunların yanı sıra, uzlaşmayı da biliyor…
    Melek, kadının yanağına dokundu.
    Eli ıslanınca bu nedir diye sordu.
    Rabbim yanıtladı:
    - Buna gözyaşı denir.
    - Neye yarar?
    - Kendini ifade etmeye yarar.
    Acıyı, kuşkuyu, aşkı, yalnızlığı, onuru,
    Ama aynı zamanda sevinci ifade etmesine yarar…
    -Kadının kendini ifade biçimleri sonsuzdur:
    o, sevinci, mutluluğu ve aşkı yakalayıp ,
    Sımsıkı sarılmayı bilir…
    Haykırmak istediği vakit susabilir;
    Sustuğunda çığlığını duyurabilir;
    Öfkelendiği vakit gülümseyebilir,
    Ağlamak isteyince tefekkür edebilir
    Mutlu olunca ağlayabilir,
    Korktuğu vakit gülebilir…
    O inandığı doğrular için sonuna dek mücadele eder;
    Haksızlığa karşı savaşır,
    Çözüm yolunu biliyorsa,
    ‘Hayır’ yanıtını asla kabullenmez.
    - Amma çok marifeti varmış!
    - Arkadaşı doktora yalnız gitmesin diye ona refakat edendir.
    Korkan birini gördüğünde,
    ‘Tut elimi korkma’ deyip,
    Elini uzatandır…
    Her düğün her doğum haberine mutlu olandır.
    Tanıdığı ya da tanımadığı amma kendine yakın bildiği her ölüm haberine kalbi kırılandır.
    Ama yine de yaşamı sürdürme gücünü kendinde bulandır…
    Çocukları daha çok yesin diye ‘ben zaten toktum’ diyendir…
    -Bir öpüş, bir sarılış, bir kucak açışla kırık,
    Ya da yaralı bir yüreğin onarılacağını bilendir…
    - Peki, bunun hiç mi eksiği ya da yanlışı yok?
    - Hiç olmaz olur mu?
    Var bir hatası:
    " Ne kadar değerli olduğunu unutur...
  • Atefah henüz 13 yaşındayken genç arkadaşlarıyla katıldığı bir doğum günü partisi çıkışında erkek arkadaşının arabasına yalnız bindiği için 'yaşdaş hemcinslerine kötü örnek teşkil etme' suçlamasıyla tutuklandı ve cezaevine konuldu. Kısa bir süre kaldığı cezaevinden çıkıp evine getirildiğinde komşuları, çocuk bedenine vurulan 100 kırbacın etkisiyle oturmakta ve yatmakta güçlük çektiğini söyledi... anlatılanlara göre, cezaevinde kaldığı bu kısa sürede gardiyanların tacizlerine de maruz kalmıştı.

    Hapisten çıkalı henüz birkaç hafta geçmişti ki bu defa, eskinin iran islam devrimi muhafızlarından, şimdinin taksi şoförü, evli iki çocuk babası, 51 yaşındaki Ali Darabi; musallat oldu genç kıza ve 'şikayet etme' korkutmacasıyla değişik zamanlarda 3 kez tecavüz etti. kendine yönelik bu tecavüzleri kız; yaşlı dedesine, dedesi de; ahlak polisine anlattılarsa da suçu işleyen kişinin eski bir devrim muhafızı olması nedeniyle olayın gizli tutulmasının kız açısından daha hayırlı olacağına karar verilerek sessiz kalındı. Buna karşın Atefah'ın defalarca tecavüze maruz kaldığını bilen bir çok kişi vardı artık ve bunların bazıları da aynı korkutmacayla kıza tecavüz ettiler...

    Atefah imzasız bir şikayet mektubu ile tekrar tutuklandı ve 'ahlaksızlık kaynağı' ve 'yaşdaş hemcinslerine kötü örnek teşkil etme' suçlarından iki kez daha cezaevine gönderildi. bu süreçte, hakkında verilen kırbaç cezalarının yanısıra bir gardiyanın tecavüzüne de maruz kaldı.

    Yakınlarının başvurusu üzerine avukat Muhammed Hosdi onu savunmayı kabul etti. bu dava için görevlendirilen Hacı Rezai, dava sürecini hem savcı hem de hakim olarak yönetti ve yönlendirdi. Davanın hukuka ve adli teamüllere aykırı yürütüldüğü itirazında bulunan avukat Hosdi'nin itarazı ise reddedildi.

    Ali Darabi dışındaki tüm tecavüzcüler, şahit olmaması ve kanıt gösterilememesi yüzünden beraat ettiler. Darabi ise suçunu kabul etti ancak o da; "tecavüz ettiği atefah'ın başını gerektiği şekilde örtmeyerek şer'i kurallara aykırı hareket ettiği" iddiası ve bu durumun, bir erkek olarak kendisini tahrik ettiğini söyleyerek 95 kırbaç cezasıyla kurtulmayı başardı.

    Bu duruma isyan eden atefah, duruşma sırasında peçesini çıkararak hakime fırlattı. hakim hacı rezai, atefah'ı zina suçundan ölüm cezasına çarptırdı. avukat hosdi; 16 yaşında, üstelik evli olmayan bir kıza zina suçlaması ile ölüm cezası verelemeyeceğini belirterek temyiz başvurusunda bulundu ve dava üst mahkemeye taşındı.

    Yargıtay hakimi, ölüm cezası veren alt mahkeme dosyasını istetti ve inceledi. duruşmada Atefah'a şöyle bir baktı ve yaşını 22 olarak belirleyerek alt mahkeme kararını onadı.

    Atefah Rafavi Sahaaleh, 15 ağustos 2004 günü saat: 06:00'da kent meydanına getirilen bir vince asılan halatla idam edildi. ölü bedeni, 45 dakika süreyle orada tutulduktan sonra defnedildi. avukat Hosdi iddiasında haklıydı; 'uluslararası medeni ve siyasi haklar antlaşması'na imza koyan iran islam cumhuriyeti'nin 16 yaşını henüz doldurmuş bir kız çocuğuna ölüm cezası verebilmesi mümkün değildi. uluslararası bir mahkeme kararıyla mezarın açılıp cesedin dna testi için çıkarılması endişesine düşen yetkililer, definden bir gün sonra cesedi çıkararak bilinmeyen bir yere götürdüler.

    Devlet gazeteleri, onun zina suçuyla idam edildiğini yazdılar. oysa, o henüz evli bile değildi.
  • “İsa hakkında, birinci yüzyıldan kalma tek bir Roma metni bile bulunmuyor. Ne el yazmaları, ne idari belgeler, ne bir doğum ne bir ölüm sertifikası, ne arkeolojik kalıntılar, ne de şifreli gönderme ya da atıflar. Hiçbir şey. Birinci yüzyıl Romalılarının İsa hakkında söylediklerinin ne olduğunu biliyor musunuz?” Parmaklarını yeniden çember yaptı. “Koca bir sıfır!”
  • Doğum nasıl seksle ilgiliyse ölüm de seksle ilgili.