• Temel inançların ''bilime'' veya ''bilimin'' temel inançlara karşıt olduğunu düşünmek insanı birleşik bir zihin karışıklığına sokar ki, böyle bir karışıklığın sonuçları iki şekilde gözlemlenebilir:

    1. Teorik terimleri temel inançların grameri içinde kullanmak.
    2. Temel inanç terimlerini teorik (hipotetik) bir gramer içinde kullanmak.

    ''Şu bilimsel teori, bu hayat tarzını (inanç sistemini) destekliyor, demek, ''Bu teori, bu inanç sistemi üzerine kurulabilir'' demekten başka bir mana ifâde etmez. Diğer bir deyişle, ''bu hayat tarzı içinde bu teoriyi kabul etmek anlamsız değildir'' demektir.

    ''Bilimsel (teorik) olarak şu imkansızdır ki...'' demek, ''Teorimizin, şu şu durum veya olaylarla karşılaştırmada uygun, tutarlı bir yorumunu bulamıyoruz'' demektir.

    Psikolojide belli bir teoriye ''inanan'' birini düşünün. Bu kimse ''dini davranışlqarı'' bu psikolojik ''toeri''nin terimleriyle açıklamak istiyor olsun:

    ''Şu şu insanlar, bu psikolojik durumların, bu piskolojik sebeplerin veya belirli bazı 'psikolojik süreçler'in sonucu olarak şu şu inançlara sahip olmaktadırlar.''

    Bu teoriyi inanç haline getiren bu kişiye soralım:
    Bu ''teori''ye neden inanmakta olduğunuzu açıklarmısınız?

    ''Benim bu teorik sisteme inanmamın sebebi, şu şu psikolojik durumlardan veya süreçlerden geçmiş olmamdır'' demek istermisiniz?

    Yoksa şöyle demeyimi tercih edersiniz: ''Efendim, bu tek akılcı ve bilimsel yoldur, öyle değilmi?''

    Ne var ki, bu teorik bir açıklama olmayacaktır. İşte burada (teorik) açıklamarın temeline inmiş oluyorsunuz.

    Lisanınızın temellerinin sorguya çekilmesini istemisiniz?
    Lisanınızın temellerinin sorulara konu olması demek, teorilerinizin olaylarla herhangi bir karşılaştırmaya girmeksizin sorguya çekimesi demek olacaktır.

    ''Bunları anlayamıyoruz.'' [Wittgenstein(1953) s. 223.]

    ''Şu insanların hayat tarzını anlamıyorum'' demek, ''Onların hayat tarzını benimkiyle veya bildiğim bir hayat tarzı ile karşılaştıramıyorum'' demektir. Bu aynı zamanda, ''Onların lisanlarının (ve hipotetik açıklamalarının) temellerini bilmiyorum'' demektir.

    Şu ifadeyi göz önüne alalım:

    ''Akıl bize ölümden sonra hayat olmadığını söylüyor.''

    Burada şöyle bir soru sormak abestir:

    ''Neden akıl size bunu söylüyor?'' Fakat bu sorunun abes olması bu ifadenin mecazi bir ifade olmasından DEĞİL, bir temel inanç ifadesi olmasından.

    Burada benim, bir yandan temel inanç ifadelerinin teorik bir temele oturtulamayacağını söylerken, öte yandan bunlata mantıksal bir temel bulmaya çalıştığımı zannedebilirsiniz. Bu, iki bakımdan yanlış bir düşünce olacaktır. Birincisi, mantık ifadeleri ancak diğer mantık ifadelerine temel olabilir. İkincisi; temel inanç ifadeleri, bir hayat tarzını yansıtan bütün lisanlarda bir mantıksal-yere sahiptir.

    ''Allah kainatı (evreni) yarattı'' ifadesi teorik veya hipotetik bir ifade değildir.

    Aynı şekilde, ''Kainat yalnızca birtakım evrim süreçlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır'' demek de teorik veya hipotetik bir ifade (açıklama) değildir.

    Demek isterdim ki: ''Eğer 'evrim'i bütün kapsamı ile anlayabiliyorsan, yaratılışı da anlarsın.''

    Fakat bu karşılaştırmada insan kolayca aldanabilir.

    ''Tabiat, (veya evrim süreçleri) kuşlara uçma yeteneği vermiştir (sağlamıştır).''

    Bu cümleyi nasıl anlıyorsunuz? ''Neden tabiat (veya evrim süreçleri) kuşlara uçma yeteneği vermiştir?'' sorusunu sorduğumda ve sonunda hipotetik olmayan bir ''açıklama'' ile karşılaştığımızda ''Biz bunu anlamıyoruz'' diyormuyuz?

    Bu bir anlama meselesi mi yoksa bir inanç meselesimi?

    Yaygın bir gramer hatası, temel inanç sorusuna hipotetik bir cevap aramaya kalkmak. Gene yaygın diğer bir gramer hatası, hipotetik bir soruya (yani hipotetik açıklama gerektiren bir soruya) dini bir cevap aramaya kalkmak.

    ''Neden iki hücre bir araya gelip birleşik bir organizma meydana getirdi?''

    ''Çünkü böyle yaşamanın daha kolay olduğunu buldular.''

    Eğer bu soru hipotetik bir soru olarak soruluyorsa, yukarıdaki cevap bununla aynı gramerde değil (yani hipotetik bir cevap değil).
  • "...Çünkü sözcükler, yanlış anlama kaynağıdır..."
  • Savcı : Kendinizi suçsuz mu hissediyorsunuz.
    Musa : Hayır, ama suçsuzda hissetmiyorum.
    Savcı : Neden ?
    Musa : Öyle işte, insan ben suçluyum diyebilir ama suçsuzum diyemez.
    Savcı : Neden diyemesin. Ortalıkta ki bütün katiller ben suçsuzum diye bağırıyor.
    Musa : Bu da onların hakkıdır.
    Savcı : Haksız yere suçlanmış olmayıda suçluluğun inkar edilmesinide birer hak olarak görüyorsunuz. Bu arada sizi boşu boşuna tutmuyorum. Bir taraftan tahliye işlemleriniz yapılıyor bitince haber verecekler.
    Musa : Faerketmez.
    Savcı : Sormayı unuttum. Birşey içer misiniz ?
    Musa : Hayır.
    Savcı : Yemek yediniz mi ?
    Musa : Aç değilim.
    Savcı : Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz.
    Musa : Bilmiyorum.
    Savcı : Herhalde İstanbul'a döneceksiniz.
    Musa : Evet.
    Savcı : Eşinizden haber alıyormuydunuz.
    Musa : Hayır.
    Savcı : Hiç ziyaretinize gelmedi mi ?
    Musa : En başta bir defa geldi, sonra bir daha görmedim.
    Savcı : Peki boşandınız mı ?
    Musa : Hayır.
    Savcı : Dönünce aramyı düşünüyor musunuz ?
    Musa : Hayır.
    Savcı : Beni yanlış anlamayın. Bu bir sorgulama filan değil. Zaten bırakılma emrinizi az önce bildirdim. Artık özgür bir insansınız ve sizi hiçbirşeye zorlayamam. Ancak dosyanızda okuduklarım ve yaşadıklarınız gerçekten ilgimi çekti. Ayrıca o günlerde davanızı basından sürekli izlemiş, günlerce takip etmiştim. Tanrı'ya inanmadığınızı, annenizin ölümünden sevinç duymanızı biz de epey tartışmıştık. Bu yüzden sizinle tanışmak biraz sohbet etmek istedim. Çok merak ettiğim birşey var. Gerçekten Tanrı'ya inamıyor musunuz ?
    Musa : Hayır.
    Savcı : Nereden biliyorsunuz, oturup üstünde düşündünüz mü hiç ?
    Musa : Benim için düşünmeye değer birşey değil bu.
    Savcı : Neden ?
    Musa : Nedeni yok.
    Savcı : İnsan genellikle böyle olduğunu sanır. Ama gerçekte böyle olmayabilir.
    Musa : Bunu ispatlayabilecek durumda değilim.
    Savcı : Peki idam edilecek olsaydınız, son anda yine böyle mi düşünürdünüz ?
    Musa : Evet.
    Savcı : Neye inanırsınız peki ?
    Musa : Hiçbir şeye.
    Savcı : Bu kadar mı umutsuzsunuz.
    Musa : Umutsuz değilim. Bazı konularda hep umutlu olmuşumdur.
    Savcı : Hangi konularda mesela ?
    Musa : Beni doğrudan ilgilendiren şeyler konusunda.
    Savcı : Arzularınız ve istekleriniz gibi mi ?
    Musa : Öylede denilebilir.
    Savcı : Bu başkaları içinde geçerli ama.
    Musa : Ben kendiminkileri bilirim. Başkaları beni ilgilendirmez.
    Savcı : Kusura bakmayın ama daha açık olabilir miyim ?
    Musa : Siz bilirsiniz.
    Savcı : Böyle söylüyorsunuz, tamam kabul ediyorum. Ama yaşadığınız bunca kötü şeye 3 hatta 4 insanın ölümüne bunların sebeb olduğunun farkında değil misiniz ?
    Musa : Bunlar neden sebeb olsun ki ?
    Savcı : Neden ? Patronunuz bu yüzden gencecik bir kızı kandırıp günahına girmedi mi ? Karısını çocuklarını bu uğurda katletmedi mi ? Şikayetçi olmadığınız için size yapılanları saymıyorum.
    Musa : İnsanın istediği gibi davranmasının anlaşılmayacak bir yanı yok benim için.
    Savcı : Arzularına göre davrandı diye bütün bunları kabul edip yaptığı kötülükleri anlamamız mı gerekiyor şimdi ?
    Musa : Bu sizin bileceğiniz iş.
    Savcı : Siz anlıyor musunuz ?
    Musa : Kendim için anladığımı başkası içinde anlayabilirim.
    Savcı : Keşke bunlar olmasaydı bu kötülükler hiç yaşanmasaydı demiyorsunuz yani ?
    Musa : Benim için farkeden birşey yok. Şikayetçi olmadığımı daha önce söylemiştim.
    Savcı : Çocuk öldürmenin iyi birşey olduğunumu söylüyorsunuz ?
    Musa : Çocuklar için iyi değildir tabi. Ama öldüren için iyidir.
    Savcı : O zaman sizde yapabilirsiniz.
    Musa : Birkaç gün öncesine kadar bu suçtan idam edilmeyi beklediğimi unutuyorsunuz.
    Savcı : Bunun bir önemi yok. Çocukların öldürüldüğü gerçeğinide gözarda etmeye çalışmıyorum. Açlıktan, savaşlardan yada başka nedenlerle hergün yüzlercesi zaten öldürülüyor. Ama bir insanın bunun iyi olduğunu nasıl savunabildiğini anlıyamadım.
    Musa : O zaman siz söyleyin, dediğiniz gibi hergün yüzlerce çocuk öldürülüyor.
    Savcı : Sahiden inanarak mı söylüyorsunuz bunları ?
    Musa : İananmasm neden böyle söyleyim. Ayrıca size bir itirafta bulunuyum. Belki inanmanıza yerdımcı olur. O gün eve gittiğimde o kadını ve çocukları öldürmek istedim.
    Savcı : Neden ? Ne yaptılar size ?
    Musa : Hiç birşey. Şu diyebileceğim bir nedenim yok. Ama öyle istedim.
    Savcı : Belki vardır. Mesela karınızın patronunuz ile olan ilişkisinin intikamını bu şekilde alabileceğinizi düşünmüş olabilirsiniz. Mahkemede böyle düşünmüştü zaten.
    Musa : İntikam almayı düşündüğümü hatırlamıyorum. Böyle olsaydı hatırlardım ama öldürmeyi düşündüğümü iyi hatırlıyorum.
    Savcı : Peki sağlıklı ve normal bir insanın böyle bir istek duymasına ne sebeb olabilir.
    Musa : Hapishaneler akıl almaz suçlar işlemiş sağlıklı insanlarla dolu.
    Savcı : Durup dururken çocukları öldürme isteği duyuluyorsa bunun sebebini merak etmeyelim mi ?
    Musa : Edebilirsiniz ama bu şekilde birşey bulmanız çok zor.
    Savcı : Doğru ama siz yardımcı olabilirsiniz belki Mağdem bunu istediniz.
    Musa : Kadın ağlayıp zırlıyordu, çocuklarında hiç birşey umurlarında değildi. Bir an öldürmekle onlara iyilik yapıcakmışım gibi geldi.
    Savcı : Neden öldürmediniz peki ?
    Musa : Nasılsa farkeden birşey olmayacak diye düşündüm.
    Savcı : Farkeden birşey olmayacak diye düşündünüz ?
    Musa : Yani kendi açımdan demek istiyorum.
    Savcı : Sıf bunu düşündüğünüz için öldürmediniz.
    Musa : Tam böylede değil ama böylede diyebiliriz.
    Savcı : Size doğru yolu göstermek yada canınızı sıkmak için çalışmıyorum. Gördüğüm kadarı ile ne yaptığını bilen bir insansınız. Ancak kim olursak olalım insanız sonuçta ve hepimizin önünde eğilip büküldüğü birşey mutlaka vardır. Ben sadece sizinkini merak ettim.
    Musa : O zaman şöyle söyleyim. Bütün bu olanlar, idamdan dönmüş olmak hepsi vız gelir. Hiçbir şey umrumda değil.
    Savcı : Doğrudur belki ama az da olsa insanın kayıtsız kalamadığı birşeyler olmalı.
    Musa : Elbette var. Ama bunların zengin olmak, iyi bilgisayar kullanmak, kızların hayır diyemeyeceği kadar yakışıklı olmayı istemek kadar önemi yok.
    Savcı : İnsan olmak gerçekten bu kadar basit mi ?
    Musa : Başka ne olma ihtimali var ki ?
    Savcı : Kusura bakmayın ama sanki size bunları büyük bir öfkenin söylettiği hissine kapılıyorum.
    Musa : Olabilir ama bu gereksiz konuşmayı kendinizin başlattığını unutmayın.
    Savcı : Özür dilerim. Ben sadece insanın söylediğiniz kadar basit olabileceğini kabul edemiyorum. Her ne olursa olsun insan yaptığının anlamını savunmak ister. Bunu yapamazsa kendini yok eder. Patronunuzun düştüğü durumda bu değil mi ? İntihar etmesine kendine yediremediği davranışları sebeb olmadı mı ?
    Musa : Belki öyledir, ama bunu ispat edebilecek durumda değili.z
    Savcı : İtirafları var.
    Musa : Mahkemeyide karımla birlikte olduğunu itiraf ederek ikna etti.
    Savcı : Ama arkasından intihar etmedi.
    Musa : Bu neyi ifade eder ?
    Savcı : Birini kötülük diğerini vicdan uğruna yaptığını. Bu fark önemli değil mi ?
    Musa : Bana soruyorsanız elbette önemli. Ama vicdan adına olanı değil, kötülük adına olanı.
    Savcı : Vicdan ile kötülüğü aynı kefeyTTae mi koyuyorsunuz ?
    Musa : Vicdan dediğiniz şey bu kötülükten doğmuyor mu ?
    Savcı : Hayır bu haksızlık olur. Tanrımızın bize bağışladığı gerçek adalet demek lazım ona. Sizin ve patronunuzun muhakemesinde olduğu gibi.
    Musa : Kendi adıma sizin adaletinizi tercih ederim.
    Savcı : Bu kadar zorlamayın, yok yere kendinizi ipe göndermeye kalkmanızın nedeni bu olamaz mı ? Annenizin ölümüne sevinecek kadar sevgisiz, karınızın sizi aldatmasına ilgisiz kadar inançsız olmanın altından kalkamamış olamaz mısınız ?
    Musa : Sahiden bu kadar karışık mı olduğunu düşünüyorsunuz ?
    Savcı : En azından söylediğiniz kadar basit olmadığını biliyorum.
    Musa : Söylediğimden daha da basit ama siz karıştırmayı seviyorsunuz. Boynunu koparacağınız insana borcunu ödeyeceksin demek işinize geliyor. Bana da yaptığınız gibi.
    Savcı : Ne yaptık size ?
    Musa : Üç insanı öldürmekle suçladınız ama annemin ölümüne üzülmediğim ve karımın aldatmasına kayıtsız kaldığım için cezalandırdınız. Bu da yetmezmiş gibi şimdide Tanrı'nın mahkemesine havale etmeye çalışıyorsunuz.
    Savcı : Bu kötüerin bile birşeye inanmak istediğini, bir anlama ihtiyaç duyduğunu göstermiyor mu ?
    Musa : Benim için ikiyüzlülüktür bu. Böyle olmasaydı başkalarından önce kendinizi cezalandırırdınız.
    Savcı : Peki bütün insanlık iki yüzlülük mü yapıyor ?
    Musa : Daha da beterini. İnsan olmanın bütün yükünü benim gibilerin omuzlarına yıkıp kçıyorlar.
    savcı : Ya onların çektikleri. Bir bakın çevrenize. Dünya inananların çektiği çilelerle dolu.
    Musa : Siz çileyi değil, kötülüğü gösteriyorsunuz.
    Savcı : Aığr konuşuyorsunuz. Eğer gerçek bu bile olsa, karımızın bizi aldatmasına seyirci kalıp, annemizin ölümünden sevinç duymayı kabul edersek, geriye pek birşey kalmaz. İnsan ruhu bu kadarda boş olamaz.
    Musa : Ya bu kadar boşsa ?
    Savcı : O zaman o ruh için dua etmekten başka çare kalmamış demektir.
  • Boşanmaların, kırılmaların, küsmelerin ve evi terk ederek kaçmaların çoğunun altında yanlış anlama ve yorumlamalar, başka bir ifadeyle psikolojik gürültü yatar.
    Doğan Cüceloğlu
    Sayfa 75 - Remzi Kitabevi
  • %24 (211/888)
    ·Puan vermedi
    Uzun zamandır inceleme yazmamış olmanın acemiliğini çekiyorum şu an. Yazım, anlatım, ifade zorluğu ya da yanlışlığı yaparsam affola :)

    Öncelikle aslında Mesnevî incelemesi yazmayı düşünmüyordum ama en azından esere ya da düşünce tarzına bakış açımı ufak da olsa ifade etme ve farklı bir bakışla belki de biraz eleştirel yaklaşma ihtiyacı hissettim. Ve özellikle belirtmem gerekir ki bu incelemede kişilere ya da fikirlere karşı saygısızlık içeren herhangi bir itham amacım değildir! Çünkü Anadolu'yu geçtim dünyaya mal olmuş kişi ya da fikirlerin sağladığı kült, değişmez, sarsılmaz ve belki biraz da körü körüne olacak ama sevgi mevcudiyetini gözardı etmem uygun düşmez.

    Beni bilenler Konyalı olduğumu da bilir. Mesnevi okumuş olmam geç kalınmış bir eylem gibi görünebilir aslında fakat ilgimin olmadığı daha doğrusu dinime dair olan esas kitabımı anlayıp uygulamak ihtiyacı dışında "göya" bu amaçla yazılan kitaplara karşı sempatimin olmamasından kaynaklı bir durumdu bu. Şayet şu an okumuş olmam da olaya çok farklı bir yaklaşım sergileyen bir blog yazısından etkilenmiş olmam. Tabi ki öncesinde 1k'da görmüş olduğum bir iletide, Mevlana'yla ilgili verilen bir bilgi hakkında hiçbir fikrimin olmayışı da etkili oldu desek yeridir.

    Dileyen okuyabilir diye linki de şuracığa bırakıyorum, ifadeler belki çok ağır ithamlar içerdiği için sonuna kadar okumak istemeyebilirsiniz ama ciddi bağlantılı bir araştırma dizisi olmuş "bence!":

    1. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ardan-tek-dunya.html

    2. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ek-dunya_11.html?m=1

    Öncelikle kitap incelemesi adı altında belirtmek isterim ki aslında her zaman için aklıma takılan ve çok da bir anlam yükleyemediğim, İslâm dini çatısı altında kollara ayrılan mezhep, fikir ya da ilim -adına ne denirse- işte onlara dair bende bulunan mesafenin başında geliyor tasavvuf. Belki de o yüzden Mevlana hakkında merak ve bilgi sahibi değilim ya da yaşadığım şehrin simgesi olmasına rağmen içimde bir sempati oluşamıyor.

    Tevafuk blog yazısından sonra elime aldığım Cemil Meriç 'in Işık Doğudan Gelir kitabı bana tasavvufun doğuşu hakkında detaylı bilgileri açıkça sundu. Velhasıl alıntılarla durumu izah edebilirim umarım:

    1. #57218233
    2. #57218273
    3. #57218864
    4. #57220248
    5. #57220355
    6. #57221575
    7. #57221679
    8. #57222400 !!!
    9. #57223308 !!!
    10. #57226032
    11. #57226140
    12. #57228300
    13. #57285884
    14. #57283164
    15. #57282377
    16. #57281565
    17. #57235407

    Ve daha nicesi...
    İşte bugün evrensel olarak dünyanın her yerinde bilinen, saygı duyulan, ilgi gösterilen bir yaklaşım olan tasavvufun gördüğü bu saygı kadar İslâm saygı görmemiştir! Çok ilginç değil mi? Şimdi kim diyebilir ki İslâm'ı ortadan kaldırmayı heves edinen bu dünyanın, evrensel sevgi! yayıcı tasavvufa olan bu ilgisi masumdur diye? Çünkü temelde İslâm zaten başlı başına bir sevgi merkezidir ve İslâm dinini Allah bize gönderdiğinde yanında mezhepler, tasavvuf ya da fikirlerle göndermemiştir. Kendi bütünlüğü içinde ne bozulmuş ne de insanlar tarafından tahrip edilmiştir. Buda demek oluyor ki İslâm dışında alternatiflere gerek yoktur, tek yapmamız gereken İslâm'ı, Kur-an'ı Kerim'i doğru anlamak ve yaşamak olmalıdır "fikrimce".

    1. #57286661
    2. #57277808


    Tasavvufa dair bu yazılar da ilginizi çekebilir. Umarım vakit ayırıp okuyabilirsiniz. Doğru bildiğimiz yanlışlarla yaşadığımız şu dünyada biraz olsun düşünmeye, sorgulamaya ve biraz da eleştirmeye ihtiyacımız var çünkü.

    1. http://kalemder.org.tr/...-verdigi-zararlar-i/

    2. http://kalemder.org.tr/...verdigi-zararlar-ii/

    Girişi tasavvufla yaptığımıza göre şimdi de Mesnevi konusuna değinebiliriz. Bize genelde içinde fabl örnekleri bulunan ve Kur-an ayetleri, hadislerle hikayelere temel oluşturulan bir eser olarak bilgisi verilen bu kitap, giriş kısmından itibaren aslında ne amaçla yazıldığını ortaya koyuyor.

    https://i.hizliresim.com/NLMGlO.jpg

    Velhasıl içinde de sıkça karşınıza çıkacak olan konular ruh, nefis, kadın, oğlancılık, şeyh ve evliyaların insan olma vasfından ziyade daha üst bir konumda bulunması ve bunlara dair hikayeler yer alıyor. Buna dair bir kaç görseli de şuraya bırakıyorum:


    https://i.hizliresim.com/AOBG1v.jpg
    https://i.hizliresim.com/VQ4BDv.jpg
    https://i.hizliresim.com/qA7yvZ.jpg
    https://i.hizliresim.com/GZLGmb.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z5GnX3.jpg
    https://i.hizliresim.com/GZLGZb.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z5Gn53.jpg
    https://i.hizliresim.com/00OrrL.jpg
    https://i.hizliresim.com/p5r22n.jpg
    https://i.hizliresim.com/Rgd8vR.jpg
    https://i.hizliresim.com/lQn5Qr.jpg
    https://i.hizliresim.com/yGBAYj.jpg
    https://i.hizliresim.com/LvBgBz.jpg
    https://i.hizliresim.com/AO971B.jpg
    https://i.hizliresim.com/7BlgZr.jpg
    https://i.hizliresim.com/lQMj6k.jpg
    https://i.hizliresim.com/VQkaJr.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z58dGZ.jpg

    Ha tabiki tamamı bunlardan oluşmuyor. İçinde öğüt veren, ders çıkartılması gereken, kibre dair, dürüstlüğe dair ya da insanlara karşı saygıya dair, edebe dair bir çok hikaye yer alıyor. Ahlâk kurallarının hayatımızdaki önemine özellikle değinerek, insanların bencillik, kibir ve diğer kötü edinimlerden uğradığı zararları güzel ifade ediyor. Ama öyle gözlerinizi kocaman yapacak, sizi hayretler içinde bırakıp "vay be ne hikaye ama" dedirtecek türden şeyler değil. Sevdiğim ve "amin" dediğim çok güzel dualar da mevcut. Bunlardan bahsetmemek esere haksızlık olurdu.

    Bir de Mevlana'nın ajan olma konusu var ki sormayın gitsin. Ben bunca yalan yanlış inanışların bize temiz bir şey! gibi servis edilmesinden sonra, yapılan bu iddialara da karşı duracak değilim. Niyetine dair kesin bir yargıda bulunmak adaletsizlik olur fakat o baskınlar döneminde uzlaşmacı bir tavır takınması hem toplum içindeki fıtratına uygunluk gösteriyor hem de döneme dair araştırma yapanları bu konuda ortak kanıya ulaştırıyor. Konu hakkında yeterli bilgiye sahip değilim o yüzden yargıda bulunmak bana düşmez fakat buna dair kaynakları okuduktan sonra yeniden gündeme getiririm. İlgilenenler için yazılan bir kaç yazıyı da şuracığa bırakıyorum:

    http://m.radikal.com.tr/...ildiklerimiz-1166260

    http://www.haber7.com/...gollarin-ajani-miydi

    Çok fazla alıntı ve linklerle dolu bir yazı oldu ama fikirlerimi destekler nitelikte olan bu paylaşımları yapmazsam olmazdı. Kitap incelemesinden ziyade var olan bir fikrin eleştirisi gibi olsa da, kitabın fikirden doğduğunu düşünürsek aslında konunun temeline inmiş olduk. Tasavvuf, sufilik, sema, risaleler, mesnevi, ruh, nefis, aşk! birbirinden ayrı düşünülemeyecek şekilde bir bütün oluşturmuş. Ama var olan tek gerçek İslâm dini kendince tamam olan bir dindir, Kur-an'ı Kerim hiçbir şekilde değiştirilmemiş olan kitabıdır ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) bu dinin bizlere ileticisi olarak gönderilen peygamberidir. Bunlar dışında hiçbir şeye ihtiyacımız da yoktur. Yeter ki biz sadece ona yönelelim. Doğru şekilde öğrenip, anlayıp, hayatımıza uygulayalım. Bu süreç benim için yeni başlangıçlar yapmama da vesile olur umarım. Dil eğitime bu zamana kadar çok önem vermesem de Arapça öğrenip en azından okuduğumu anlama kabiliyeti kazanmak, ölmeden önce yapılacaklar listemde ilk sırayı aldı. Bu sayede Kitabımı kendilerince anlatmaya çalışan başka "aracılara" ihtiyaç duymadan!, sadece onu okuyarak anlamayı ve hayatıma uygulamayı gönülden diliyorum.

    Ben yine Mevlana'dan kitap okurum. Benim huyumdur bir insanı sevsem de sevmesem de, fikrini savunsam da savunmasam da okurum. En azından kendimce yorum yapabileceğim bir donanıma sahip olmayı isterim.

    Umarım yanlış ifadelerde bulunmamışımdır ve umarım sıkılmadan sonuna kadar okumuşsunuzdur :) Yapı olarak biz sevdiğimiz değerlere toz kondurmayız ve eleştirelim derken de yerin dibine sokarız. Tekrar belirtiyorum ifadelerimde var olan fikir ya da kişileri aşağılamak gibi bir derdim olmadı hiç. Kitaba dair içinde yer alan fikirlerin bendeki yansımasını ifade etmeye çalıştım sadece... keyifli okumalar herkese :)
  • Ne işin var senin burada? diyorum. "Edebiyat fakültesine gitseydin ya. Işletmeci olmak senin neyine?"
    "Edebiyatla fen ve matematik, ne kadar ayrı görünüyorlar, değil mi? Oysa geriye dönüp bakarsan, eski fen ve bilim adamlarının aynı zamanda iyi birer edebiyatçı olduklarını görürsün. İbn Sina, Farabi... Yanlış anlama; adımı onlarla aynı cümlede bile geçiremem. Birbirine zıt görünen dalara da ilgi duyulabileceğini, hatta ölümsüz eserler verebileceğini örneklemek istedim yalnızca"
  • Aslında Tanrı sessiz değildir, bize sessiz görünmektedir. Tanrı'nın hareket tarzının bizimki gibi olmamasıdır bizi şaşırtan ve olaylar karşısında sessiz kaldığı hükmünü verdiren. Tanrı'yı refahımızı sağlayan bir o rtak gibi görmenin yanlış sonuçları bunlar, hayatımızın ortağı görsek bu yargılara kolayca varmazdık.