Birgül Boyacı

Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek insan aslında hiç var olmadı. Sadece içlerinde ışık kadar moloz da olan insanlar…
Sayfa 101·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yaratacak bir şeyi olan, yalnızdır. Fakat yalnızlık ille de acı çekmek anlamına gelecek diye bir şey yok. İnsanların yakınlığı ve sosyal çevre bana gerçek yalnızlıktan daha fazla acı verdi. İnsan bir süre yalnızlığı ceza gibi algılıyor; yetişkinler yan odada sohbet edip eğlenirken karanlık odada tek başına bırakılan bir çocuk gibi. Fakat günün birinde sen de yetişkin oluyorsun ve yalnızlığın, hakiki, bilinçli tek başınalığın bir ceza, yaralı, hastalıklı bir kendine çekme, bir münzevilik değil, tek onurlu durum olduğunu fark ediyorsun. İşte o zaman artık yalnızlığa katlanmak da o kadar zor olmuyor. Daha temiz havada yaşamak gibi bir şey.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
Ben de zenginliğin ne olduğunu öğrenmek zorunda kaldım, üstelik bunu çalışkanlık ve saygıyla yaptım; köy okulunda din dersini öğrenen çocuklar gibi zenginliği hatmettim. Sonra anladım ki gerçekten şu ya da bu giysiye, şu ya da bu kravat değil, başka bir şeye ihtiyaçları vardı: Eksiksizliğe. Onların tutkusu buydu. O yüzden, bu istekten ötürü her şeyin eksiksiz olması için çıldırıyorlardı. Görünüşe bakılırsa zenginlerin kaçıklığı bu. Onların giysilere değil, giysi koleksiyonuna ihtiyaçları var. Ve tek bir giysi koleksiyonu da yetmiyor. Evde daha fazla insan çalışıyorsa, daha fazla giysi koleksiyonu olması gerekiyor. Kullanım amacıyla değil, insanın sahip olduğu şeye sahip olması için.
Sayfa 226·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
Yunan’ın bana her türlü numarayı öğrettiği Londra’da yaşarken, zenginlerin kültürlü olduklarını sanmakla ne kadar aptallık ettiğimi düşündüm. Artık şunu biliyorum ki, zengin kişi sadece kültürü kullanıyor, kendini onunla tıka basa dolduruyor ama insan bunu ancak çok sonra ve yüksek bir bedel ödeyerek öğreniyor. Neyi mi? Kültürlülüğün, bir insanın ya da bir halkın mutlu olma kabiliyetinden ibaret olduğunu. Eski Yunan’da insanların kültürlü oldukları söylenir. Bilmiyorum.Fakat söylendiğine göre vaktiyle Yunanlar kültürlüymüş, çünkü bütün halk mutlu olma becerisine sahipmiş. Hepsi… Düşünsene, hayatında mutluluğun yeri olan bir halk. Sonra bu halk ortadan kaybolmuş ve geriye sadece Yunanca konuşan insanlar kalmış; ki bu aynı şey değil.
Sayfa 305·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
"Dehşete düşürme metodu, moral bozmaya yönelik temel tekniklerden biridir. Doğruca taktiğin kendisinden kaynaklanır. Gerçekte işleyiş çok basittir: Kişiyi dayanabileceği noktaya kadar belirsizlik içinde tut ve beklentilerini yok et... Önce sert disiplin kuralları uygulanır. Bu kuralları da kendileri koyarlar. Çelişkili, daha doğrusu birbirine zıt haberler yayınlar veya yayarlar. Toplumu gerebildikleri ölçüde gererler. Moral değerler ve geleceğe ait umutların çöktüğü sırada birden strateji değişir. Bu kez de, geleceğe yönelik iyilik ve güzelliklerle dolu mesajlarla insanların beynini yıkarlar. Bir çelişkiler yumağı oluşur böylelikle. İnsanların gizli amaçlarını kavramaları bir yana, bilinçleri tamamen bulanıklaşır. Bireyler bir sonraki evrede önlerine sürülen asıl plan kabullenmeye hazır duruma gelmişlerdir. Öyle bir ortam oluşur ki, kesin hedef ve amaçlara sahip olan kişiler bile doğru karar verme iradesini yitirip, ruhsal çatışmalar içinde paralize olurlar. Bu son aşamadır zaten, geriye planların tümüyle hayata geçirilmesi kalır.
Sayfa 74·Kitabı okuyor
Edebiyat & Roman