Adı:
Goriot Baba
Baskı tarihi:
Ağustos 2005
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759147259
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pan Kitabevi
274 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
274 sahifelik bir kitabın içinde derin bir kuyu açmış Balzac ve içini altın suyuyla doldurmuş. Sevginin ölçülü yaşanmasının hayati sonuçlarını anlatmış, fazlası zararken azı karar olmuş. Evlat sevgisi üzerinde durmuş. 18 yy. Avrupasında, sınıf farklılıkları dolayısıyla çürümüşlüğün tadına baktırmış 21. yy çocuklarına. Burjuvaların, yine 18. yy da cilalı mermer taşlı balolarında taktıkları maskeleri indirmiş yüzlerinden, onlara üçüncü bir gözden ne denli iğrenç göründüklerini anlatmış. Kraldan çok kralcıları betimlerken onlara ne kadar komik göründüklerini ruhî tahlillerinde anlatırken geleceğin çocuklarına da ara ara öğüt vermiş.

Gestalt' ın bize kazandırdığı "seçici algı"ya göre insan, ilgi duyduğu uyarıcıları, ilgi alanına uygun olmayan uyarılara göre daha ön planda algılar. Söz gelimi bir ayakkabıcı insanların ayaklarına bakma eğilimindedir. Ben de bir eğitimci olarak Goriot Baba' yı ele alırken dikkatimi çeken duruma el atmak durumundayım.

Goriot Baba, kızlarına aşık bir babadır. "Tabi ki her ebeyvn evlatlarına çok düşkündür" dediğinizi duyar gibiyim. Fakat Goriot Baba kızlarına öyle düşkündür ki, daha çocuk yaşlarda iki kızının bir dediğini iki etmez, ergenlik dönemlerinde (18. yy) kızlarının hizmetinde arabaları vardır. Kendisi erişteci(makarnaya benzer) olmasına rağmen binbir güçlükle biriktirdiği servetinin büyük bir kısmını kızlarının drohomalarına (çeyiz parası) ayırır. Yine kızlarını zengin iş adamları ile evlendirir ve emeklilik yaşına gelince de, açgözlü Madam Vauquer' in pansiyonuna yerleşir. Emekli olduktan sonra bile küçük gelirini kızlarına vermekten çekinmez. Goriot Baba, önceleri lüks odada kalırken(ki Madam Vauquer' in en gözde müşterisiydi o zamanlar) sonraları ise daha küçük ve sefil bir odaya yerleşir. Tabi ki Goriot Baba'nın lüksten sefalete düşüşü de Madam Vauquer'in Goriot'a olan ilgisi ile doğru orantıda olacaktır.

Ne var ki çocuklarının mutlu bir günü için hayatını feda etmeye razı bu babanın çocuklarından gördüğü alaka ise tam tersidir. Öyle ki, kızlarının zengin kocalarının yüzünü dahi görmek istemediği Goriot ile gizli gizli görüşürler. Üst sınıfın bu durumu görmesinden de utanır kızları.

Gelişme kısmından bu kadar Spoiler yeter diye düşünüyorum.

Sevgi neydi?

Biliyoruz ki sevginin renkleri vardır. Anne sevgisi, baba sevgisi, evlat, hayvan, eşya, sevgili, arkadaş sevgisi... Tüm bu sevgi renkleri bizlerin meşrebine göre tanımlanabilir.

Bundan tam 747 yıl önce bir adam doğdu Anadolu 'da. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Der ki, "Arzu et, iste ama ölçülü olsun."

Ölçülülük üzerine nice beyitleri, sözleri vardır. Ben şuncacık ömründe ölçülü olmaya dair ne biliyorsam, Mevlana sayesindedir.

Goriot Baba, final sahnesinde (asla söylemem ne olduğunu) işte bizlere bu hakikati anlatır. Hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi kendinizi kaybedecek kadar sevmeyin. Çünkü bu tabiatın bir ölçüsü var ise o da, "azı karar, çoğu zarardır."

Yeteri kadar sevgi yaşatır

Balzac, denilince akla tabi ki Vadideki Zambak gelir. Dün gibi aklımdadır romanı. Goriot Baba' yı okuyunca Balzac' a ait olduğuna pek inanamadım açıkçası. Çünkü aynı kalemden çıkmış hissi vermiyor muhterem. Sonra bir arkadaşım bana "onun bütün eserleri, aynı bütünün farklı parçaları gibidir" dedi. Ben onu "aynı ebeveynin, farklı çocukları gibi" şeklinde değiştirmek istedim.

Olumsuz sadece bir eleştirim var ki, bunu keşke geçmişteki tüm roman yazarlarına söyleyebilseydim. Abi karakterleriniz beşin üzerine çıkıyorsa lütfen kitabın ilk beş on sayfasında hepsini birden tanıtmayın. Diziler gibi sonraki bölümlerde, yeni yeni karakterler ekleyin. "Kim, kimdi?" sorunsalı okuyucuyu ciddi manada yoruyor. Hele ki bu karakter sayıları 30' u bulunca... Onun dışında giriş kısmı bırazcık yormakla beraber, geç kalınmışlık hissi yaratabilen nadir eserlerdendir.
~~Keyifli okumalar~~
~~Kitapla Kalınız ~~
330 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Klasik nedir , nasıl yazılır, nasıl ölümsüz bir yazar olunur? İşte bütün bu soruların hepsini bu kitapla cevaplamış bize Balzac.

Sanırım klasik bir yazar olmak demek, insan denen organizmanın matematiğini çok iyi çözmek demek. Balzac bu matematiğin ustası. Zaten böyle olmasaydı İnsanlık Komedyasını (bu kitapta bu komedyanın içerisinden bir parçadır.) yazamazdı. Bunun hakkında daha çok bilgi için Murat Sezgin sayesinde okuduğum bir yazıyı buraya bırakıyorum. Teşekkürler Murat .
http://kitapeki.com/...-insanlik-komedyasi/

Kitap en başta yoğun şekilde kişilik ve mekan tasvirleriyle başlıyor. O kadar çok kişi ve mekan tasvir ediliyor ki kafanız allak bullak oluyor. Bazı isimler ise birbirine çok benziyor. Ben bunun Goriot Baba’nın bir grup insan içerisinde parlamasını sağlama amacı taşıdığına inanıyorum. Karakter, ortam ve isim olarak Goriot Baba’yı vurgulamak istemiş olabilir yazar. İlk gün yüz sayfayı bile bana okutmayan kitap ikinci ve üçüncü günlerde aldı başını gitti. Bir açıldı ki ne açılma. Yüceyurt ile bir etkinlik şeklinde kitabı beraber okumaya karar verdik ve dört gün süre verdik kitaba ama ben dayanamadım üçüncü günde bitirdim kitabı. O derece sürükledi beni hikaye.

Efendim Paris’in meşhur elit kesiminin içinde dönen entrikalar , balolar , ziyafetler, lüks…
Bir ellerinde birbirlerine çiçek uzatıp , diğer elleriyle de hançerlerini arkalarına gizleyen bu elit takımının içerisine girmeye çalışan genç bir hukuk öğrencisinin ; elden düşme bir pansiyon olan Vaquer’in pansiyonunda , Goriot Baba, kürek mahkumu olan ve kimliğini gizleyen , bana göre verilmek istenen mesajın bir çoğunun bu karakterde toplandığı Vautrin yani Azrail Çatlatan, Goriot Baba’nın kızları ve birçok karakterin yolunun kesişmesi üzerine kurulu bir roman.
Bu insanların kendi içlerindeki karakterin yansıtımı o kadar enfes ki Klasiklerin neden Klasik olduğunu tekrar bize öğretiyor.

Genç hukuk öğrencisi Eugene’ne roman süreci boyunca tipten karaktere evrilir. Her karakter Eugene’nin varoluşuna bir katkı sağlar ve her karakter kitabı ayrı bir lezzet ve katkı verir.
Goriot Baba ise kendini kızlarına adamış bir tüccardır. Ama ne yazık ki kızları parayı babalarından daha çok sever. Meşhur hayırsız evlat konusu burada işlenir ama öyle ustalıkla yapar ki bunu Balzac , bildiğimiz hiçbir şeye benzemiyormuş gibi gelir bize.

Romanda geçen olayları anlatmak okuyacak olanların tadını kaçıracaktır. Buyrunuz siz görünüz bir babayı ne kadar parçalayabileceğinizi, insanların ne kadar sahte olabileceğini – babasına bile- , bencilliğin bin farklı halini…

Peki bu konuları anlatan bir sürü kitap yazıldı, bir sürü film çekildi, şiirler okundu, şarkılar söylendi, yaşayanlar oldu peki ders alanlar olmadı mı ? Oldu tabii. Ama ne değişti? Demekten kendimi niçin alamıyorum. Neden örnek alamıyoruz bu kitapları, neden hala devam ediyoruz bu sahteliklere? Sanırım içinden çıkamayacağımız sorular bunlar, ancak soru kısmında takılı kalıp, hep aynı soru işaretine kafamızı vura vura kanatıyoruz.

Yıllar önce yazılan bu kitaptaki Fransa belki değişti, insanlığın zevkleri, süsleri değişti, moda, pansiyonlar, yeme içme kültürü , iyilikten ve kötülükten anlaşılan değerler, kaldırımlar, hastaneler , postacılar, mektuplar belki değişti ama insan hep aynı kaldı. Bu yüzden bu eserler her zaman ölümsüz ve insanlığın kılavuzu olmaya devam edecekler.
288 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan·Ne Okusam'dan
Honore de Balzac monoton, dingin bir roman asla yazamaz. Duyguların destanını yazan bu adamın kalbi öylesine büyük ki, tüm insanların ruhlarını ayrı ayrı hissedebilmektedir. Sapkınlık haline gelen duyguların öyle bir üstüne titrer ki, o duyguların bütün çekici yanlarını gün yüzüne çıkarır.

Tam bir yazma makinesi olan Balzac 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bırakmış. 17 ciltlik sosyal ve felsefi incelemelerine “İnsanlık Komedisi” ismini vermiş. Balzac roman sanatında ‘gerçekçilik’ ve ‘doğalcılık’ akımının yaratıcısı olarak kabul edilir.

Dostoyevski’nin muadili gördüğüm Balzac özel bir beyine sahip; yazamayacağı karakter yok gibi, hikayedeki karakter sayısı oldukça zengin. Neden yazıldığını tahmin edemediğiniz karakterler ve detaylı tasvirler ilk sayfalarda yine klasik ‘Balzac Sendromu’ oluştursa da taşlar yerine oturmaya başladığında parmaklarınızı ısırmaya başlıyorsunuz. Çünkü her detay okuru farklı dünyalara, farklı hikayelere götürmekte.

Balzac kadar coşkulu ve tutkulu roman yazan bir yazar dünyaya gelmemiş henüz.

Goriot Baba’da baba olmanın tarif edilemez yanlarına şahit olacaksınız. Kendi hayatının, hatta yaşadığının bile farkında olmayan, sadece kızları için yaşamanın, ölümüne fedakarlığın cisimleşmiş hali olan bir insana, ‘Goriot Baba’ ya şahit olacaksınız. Bazen mutlu olacak, bazen de tüyleriniz diken diken memnuniyetsizliğin acısını tadacaksınız.

Sosyetenin hem de Paris Sosyetesinin basit, aşağılık seviyelerini; insanların yalanlarını, duyarsızlıklarını, alçaklıklarını; kanunların adaletle iyi geçinemediğini üzülerek okuyacak ve bu kadar zaman ve mekan farkına rağmen her şeyin yine aynı olduğunu başınızı sallayarak onaylayacaksınız.

Bu kitap Klasiklerin içinde özel ve tutkulu bir kitap.

Okumak şart!

Dünya kitapla güzel!

Kitapla kalın lütfen
370 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Yazarın en çok konuşulan, toplumsal ve psikolojik tahlilleriyle ön plana çıkmış eserine getirdik sırayı sonunda. Konu alınan içerikler çok ilgi çekici değil mi? Mesela hiçbir devrimin, zenginin fakiri sömürdüğü düzeni değiştiremeyeceğine dair inanç. Görünüşte epey eğitimli, taşra hayatını bırakmış ve zengin bir kültür havuzunda yüzen insanların aslında ne kadar yozlaştıkları ve birçok dizide dahi bunun görülmesine rağmen o dizilerin en çok seyredilen diziler olmaları sürekli kafamı kurcalıyor.

Son kısım çok önemli. Bu konuda Bir Havva Kızı romanında düşüncelerimi söylemiştim ama bu romanda da biraz bahsetmek gerek. Evlatlar ve onların yetiştirilme şekilleri. Yani çocuklara baskıyla, diretmeyle ve inatla bir şeyleri yaptırma ve o çocukların sıkıntılı bireyler olmasını mı yoksa hayatı biraz da kendilerinin tecrübe edip buna göre davranmaları mı daha doğru? Kusursuz ve mükemmel çocuklar yetiştirmek için yollarını sürekli temizlerseniz, bir gün siz olmadığınızda o yol kapanır ve artık işlemez. Eline malzemeyi alıp o yolu o çocuk da açmaya başladığında ise çok farklı bir durum ortaya çıkar. Umarım bu bir gün anlaşılır. Hepimizin başarılı ve kendine güvenen evlatlar yetiştirmesi dileklerimle...

Bunu söyleme sebebim de kitabı okuyanların göreceği üzere Madame de Nuncingen ve Madame de Restaud’un yani Goriot Baba’nın kızlarının özellikleri. Her istedikleri yapılmış, her şey hazır önlerine sunulmuş, şımarık iki insan. Dışarıda herkes böyle değil. Tanıdığınız 20-30 kişi de öldüğünde sizi tanıyan kimse kalmayacak, bu dünyaya hiç gelmemiş gibi olacaksınız sonuçta. Eh, bunu da düşününce bu kadar hava, ego da kime, niye diye soruyor insan.

Görüldüğü üzere kitabın üzerinden giderek, karakterleri anlatarak ben bile ufak bir mesaj verebiliyorsam bu kitabın bütününde ne mesajlar vardır değil mi? Var da zaten. Epey de hoşunuza gidecek, bak işte tam da bu, cümleleri kurabileceğiniz birçok yer keşfedeceksiniz.

Kitabın en önemli iki karakteri ise zengin bir tüccar olan ve bir üst sınıfa geçmek için bir alt sınıfı sömüren Goriot Baba ve ondan da önemli olan Eugene de Rastignac karakteridir. Aslında ideal bir karakterdir ve Goriot Baba ile alakalı bir durum yaşandığında (söylersem tadı kaçar) en vefalı çıkan da bu kişi olmuştur. En dipten yukarıya adım adım yükselen grubu temsil etmesiyle de önemlidir.

Arkadaşlar yazdıkça yazasım geliyor cidden oldukça etkili bir romandı ama yeter diyelim. Hepimize iyi okumalar dilerim..
312 syf.
·4 günde
Honore De Balzac eserde bizlere 19. yüzyılın Paris'ini anlatmakta.Paris insanının hırsları,zaafları,gösteriş merakı yansıtılmakta başlıca.

Romanın ana karakterleri Goriot Baba ve ailesinin binbir zorlukla,okutmak için Paris'e gönderdiği hukuk öğrencisi Rastignac.Karakterleri ortak paydada buluşturan nokta ise aynı pansiyonda kalmaları.

Rastignac 22 yaşlarında,Paris cemiyet hayatına atılmak isteyen,zenginlik kovalayan bir karakter olarak karşımıza çıkmakta.Kendisine bu hayatın kapılarını açacak bir sevgili aramakta.Kısa bir süre zarfında ihtişamlı bir hayata sahip olmak isteğinde bulunan bir hukuk öğrencisi.Pek tabii böyle bir ortama girebilmek için dış görünüşün öneminin farkında.Yeni kıyafetler,şapkalar,eldivenler alabilmek için ailesinden para istemesiyle başlar bu hikaye.Bir yanda hırsları diğer yanda ise ahlaksal kavramlar karakterin iç dünyasında çatışmaktadır.

Goriot Baba ise hayatını iki kızına adamış,varını yoğunu feda etmiş fedakar bir baba olarak betimlenmekte.Karakterin yaşamı irdelendiğinde para ve saygınlık kavramlarının doğru orantısı karşımıza çıkmakta.Kızlarına tüm servetini bağışlar ve onları evlendirir; ancak bir süre sonra parasız olduğu anlaşılınca damatları tarafından kapı dışarı edilir.Kızları ancak başları sıkıştığında bulurlar onu.Onun için ise en önemli şey onların saadetidir.Bu karakter fedakarlıklarıyla, kendini hiçe sayışıyla bizleri öfkelendirir. Kızlarının vefasızlıkları bir hançer gibi saplanır yüreğimize.
Varlığını kaybeden bu masum baba,saygınlığını da kaybetmiştir günden güne.Günümüz insanının yansıması değil de nedir bu?İnsanlık Paris'te de,Roma'da da,İstanbul'da da aynıdır ve bu zavallılık hiçbir zaman değişmeyecektir.

Dipnot:Kitabı gözleri buğulanmadan bitirmeyi başarabilen var mıdır acaba?
304 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Ahhh yaşlı Goriot! Ne çektin be adam o kızların elinden deyip yakasından tutup silkeleyesim geldi kendine gel diye. Hele kitabın sonlarında(babaları ölüm döşeğinde onlar baloda ne giyeceğim derdine düşmüş) o iki kızı saçlarından tutup kafa kafaya vurasım geldi kitabı okurken. (Evet kendimi fazlaca kaptırmış olabilirim ama elimde değil.)

#goriotbaba 1813 yılında işlerini bıraktıktan sonra, Madam Vauguer'in pansiyonuna yerleşmiş ama çok çok kötü bir odada kalan, eski bir erişte, makarna ve nişasta yapımcısı. Kızlarına her şeyi veren, ama kızlarından hiçbir şey göremeyen zavallı bir baba. Ama o yine de kızlarının ona verdiği acıyı bile seviyordu. Bütün evreni iki kızı olmuş, kızları birer ip gibi yön veriyordu ona dünyada. Ahhh ne acı!

#honeredebalzac Bu romanında beni bir boşluğun içine attı sonuna varana kadar da acı acı gülümsetti.
_ Paranın, sevgiyi pardon insanların gözlerini nasıl kör ettiğini, nasıl vicdanın kaybedildiğini, güç eylemi insanların eline geçince hırslarından hiçbir şeyi göremediklerini. Ki para için sosyete için de olup iyi yerlere gelebilmek için, nasıl yollara baş vurulduğunu da genç Rastignac karakterinde gördüm.

_ Her şeyin fazlasının çok çok zarar getireceğini. O yūzden her zaman derim ki hak edene hakkını verecek yapın her şeyi. Ki kızlarına olan aşırı sevgisi ( aptallık derecesinde) nelere mal oldu okurken çok zor oldu kabullenmem.

Okuduğum ilk Balzac romanı idi. Çok çok beğendim. Özellikle betimlemelere bayıldım. Ama keşke karakterleri bir cenaze evinde toplaşır gibi yapmasalardı da kitabın başlarında çözümlemede zorlanmasa idim. Aman Tanrım! Dedim umarım kitap böyle devam etmez ki sonra yaşlı Goriot'un hikayesi ile akıp gitti. Hâlâ kitabı okumayan var mı? Okuyun.
384 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Selam️ Honoré de Balzac “Goriot Baba”..

Alıntı: “Bir adam aldatıyorsa yalanları üst üste yığmak zorundadır.”

Mart ayı başında okuyup bitirdiğim eser, klasikleri farklı baskılardan tekrar okumak için @dogankitap ‘tan aldığım beş kitabın üçüncüsüydü. (Bu yayından mı devam ederim bilmiyorum, demiştim)

“Kitaplar vardır, ancak tadına bakılmak içindir; kitap vardır yutulmak, kitap da vardır çiğnenmek, özümlenmek içindir, başka deyimle kimi kitapların insan ancak birkaç bölümüne göz atmalı, kimisini baştan sona şöyle bir okuyup geçmeli, pek azını da her ayrıntı üzerinde titizlikle durarak adamakıllı okumalı.” der Francis Bacon

İtalo Calvino ise “Klasikler Niçin Okunmalı” adlı denemesinde klasikler için on dört tanım önermesinde bulunur. İlk tanım önermesi “Klasikler, haklarında asla ‘okuyorum’ sözünü değil, genellikle ‘yeniden okuyorum’ sözünü işittiğimiz kitaplardır.” cümlesidir.
Bu alıntıların da, neden tekrar farklı baskılardan okuyorsun sorusuna yanıt olduğunu düşünüyorum. Okur olarak yoldayım, kendime kattıklarımla devam ediyorum ve bazı eserleri, artık daha rafine bir okur zevkine sahipken tekrar okuyup değerlendirmek istiyorum. Bazılarını ise hiç göresim yok

Yine kalabalık bir karakter kadrosuyla esere giriş yapıyoruz. İşgüzar Madam Vauquer’in sahip olup işlettiği pansiyon sakinleri, bunların arasında Goriot Baba ve ana karakterlerimizden biri olan genç, hırslı ama fakir Eugène de Rastignac da var. Rastignac Balzac için Goriot Baba sonrası da devam eden bir karakter, kaldı ki bu eser içinde de neredeyse her şeyin ortasında o var, bir nevi bağlaç.

Dönemiyle değerlendirmek gereken yazarlardan biri olan Balzac (doğum tarihi 1799) gerçeklik akımının kurucusu kabul ediliyor. Yani Fransız sosyetesinden, balo salonlarından, ışıltıdan, varlıktan, bir anda sefaletin yokluğun dibine sert geçişlerle inebiliyor. (Balzac ve dönemi için bakınız Stefan Zweig “Üç Büyük Usta” eseri)

Koşulsuz ve ölçüsüz sevginin, bir çiçeğe verilen fazla suyun köklerini çürütmesi gibi, insan doğasına verdiği zararın; sevilenin sevene hoyratlaşmasının hikâyesinde, ben ne bu fedakar babayı ne de kızlarını sevemiyorum. Her defasında sevgi nedir diye sormama sebep oluyorlar.

Son kertede “Ey Nasie, ey Delphine! Babanıza gelin, size hep iyi davranan, şimdiyse acı çeken babanıza gelin!” (Sayfa 258) diyerek yokluklarına feryat eden Goriot, uğruna her şeyini (buna onuru da dahil) feda edip, her türlü ahlaksızlıklarını mazur gördüğü kızlarından dilendiği sevgiyi onlardan alabilir mi? Sorunun yanıtı kitapta.

Bazen ön isim bazen soyismi olarak geçen karakterler, biraz da kalabalık olunca ilk sayfalar zorlayıcı gelebilir. Maalesef benzer bir durum Rus klasiklerinde de söz konusu, orada işin içine bir de isme sevgi ibaresi ya da gençliğine çocukluğuna gönderme yeni sıfatlar ekleniyor. Keyifli okumalar dilerim.
Saygılarımla
304 syf.
·10/10 puan
İnsanlık komedyamızın Goriot Baba' sı...
1800lü yıllarda geçen trajikomik romanımız burjuva toplumunun en bariz tablosu desem hiç de abartmış olmam.Roman isminden ziyade bir yokoluş kapısı aralıyor.Bir toplum nasıl yozlaşır, bayanlar asaletlerini iki parça kumaş ve mücevherat üzerinden nasıl konuşturur ve en amil erkek bile bu sahne karşısında nasıl coşar, sonunda coştuğu yere nasıl çakılır satırlar ilerledikçe şahit oluyoruz buna.Paris, Paris olalı böyle bayağılık görmedi mi desek yoksa gördü de hayran mı kaldı desek bilemiyorum.Yine de içi onur dolu insanlar yok mu?Elbette var ve en güzel örneği Eugene de Rastignac.Fakat o kadar toy ve duygularına o kadar yenik ki bocalamaması malumunuz imkansız.Üstelik göz boyamasını bilen kadınların içinde durumunun kendi dahi farkında değil.Umuyoruz ki merhamet dolu yürekler kötülüğü yenebilsin..!
Goriot Baba ise çalışarak didinerek ve bütün varlığını ailesine adayarak geçirdiği ömrünü hangi şeytandan korusun?Sevgi kurbanı bir adam en fazla erir yokolur bu kurguda...Dua edelim de zalimler cezasını çekebilsin..!
Ve Balzac...
Roman boyunca karakterlerin devinilerinde balyozu elinde, " düş bakalım, düşebildiğin kadar düş...Alçal, en bayağı ilişkilerde en bayağı kurnazlıkları bul ve sergile...Sen busun 1800lerin Fransa'sı...Işıklar ve şatafat içinde çamura saplanmış biçare..! " demekten bir an bile geri durmuyor.
Balzac' ın insanlık komedyası bir merdivense şayet ilk adımı Goriot Baba'ya atmalıyız.Zira devamı mutlaka gelecektir.
Okunacak klasikler arasında bulundurun ve Tahsin Yücel çevirisini tercih edin.Öyleki elinizden, başucunuzdan ayırmak istemeyeceksiniz.Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
314 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Balzakla ilk tanışlığım məsləhətlə oxuduğum bu kitabla başladı və yaxşı ki, oxudum dediyim kitablar sırasına daxil oldu. İl başlayandan bu yana bitirdikdən sonra məni həyatı sorğulamağa məcbur edən, sözlə ifadə edilə bilməyəcək hislər yaşadan və bitirdikdən sonra qəribə bir boşluq yaradan kitablardan biri daha.. (Digərləri Martin İden , İvan İliçin Ölümü vs)

Mövzusuna gəldikdə isə əsər müxtəlif obrazların xarakterləri, qarşılıqlı münasibətləri  ( hansı ki, bu insanlar kimi azı bir nəfər tanıyırıq) əks olunub. Baş obraz Qorio ata qızlarını çox sevən, ömrü boyu onların hər nazına qatlanmış, istədikləri hər şeyi əldə etsinlər deyə çox çalışmış biridir. Təbii ki, bir atanın övladlarını sevməsi qədər təbii və gözəl bir şey yoxdur. Amma o son səhnədə "kaş çox deyil də, kifayət qədər sevərdin Qorio ata" dedim. Nizami Gəncəvinin dediyi kimi "Bir inci saflığı varsa da suda, artıq içiləndə dərd verər o da." İstər maddi, istər mənəvi hər şeyin qədərində olması şərtdir məncə. İnsanlara verdiyimiz dəyər, sevgi, etdiyimiz fədakarlıqlar da bir yerə qədər olmalıdır və fikrimcə həddən artıq dəyər insanın özünü dəyərsizləşdirir.

Mən də kitabı hər kəsə tövsiyə edirəm..Xoş mütaliələr..
288 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Selam arkadaşlar,

Bugün sizlere sevdiğim yazarlardan biri olan Honore de Balzac'ın bu güzel eseri ile geldim.
İlk olarak 1834 yılında Paris’te yayınlananmış olup 1835 yılında kitap haline getirilerek yayınlanmıştır. Dili akıcı olup, detaylı anlatıma sahiptir.

Kısaca konusuna gelirsek hikayemiz 1819 yılında bir pansiyon da başlıyor. Napolyon sonrası dönemde burjuva paris halkının ahlak çöküşünü ve açgözlülüğünü gözler önüne seriyor.
Para ve sosyal statü için çocukların( Kızların) nasıl bir çırpıda ebeveynlerini (Goriot Baba) feda ettiklerini onları dışlayıp daha çok doymak bilmeyen bir nefisten öte gidemediklerini görüyoruz.

Zaman değişse de para ve insan aynı kalıyor. Bu kitapta Balzac bize bunu çok güzel gösteriyor.
Balzac tıpkı Turgenyev gibi üst tabakanın burjuva bataklığın gözler önüne seren nadir yazarlardan o yüzden daha çok Balzac okumalıyım

Ana tema olarak açgözlülük, yozlaşma, insan doğasında ki kötülük gösterilebilir.

Ben kitabı çok beğendim kesinlikle tavsiye ederim
Kitapla kalın dostlar.
330 syf.
·3 günde·Beğendi
Öncelikle kitabın en başında bütün karekterler tanıtılıyor. Fakat arka arkaya okuduğunuz bu karekterleri öğrenmek için tarih sınavına çalışır gibi dört beş kere okumanız gerekiyor. Şahsen arka arkaya sıralanması bana çok karışık geldi.

Roman 1820 Paris yaşamını anlatmaktadır. Dönemdeki Fransız toplumundaki sınıf ayrımını, alt-üst tabaka arasındaki derin uçurumu, yükselmek uğruna uğraşırken dahada dibe vuran insanların mücadelesi anlatılmaktadır.

Romanın konusunda baş karekterimiz Goriot Baba'nın fabrikatörlükten fakirliğe giderken bir yandan da fakirlikten zenginliğe ulaşmaya çabalayan üniversite öğrencisi Restignac'ın hayatı anlatılmaktadır.

Bu iki kişiyi aynı pansiyonda buluşturan kaderin sebebi ise birinin üniversite okumaya gelmesi diğerinin ise kızları tarafından sömürüldükten sonra sokağa atılmasıdır.

Romanda ihtişam ve sefalet bir arada anlatılmaktadır. Bir yandan Goriot Babanın zengin kızlarının evlerindeki muhteşem yaşam, davetler ve balolar anlatılırken diğer yandan ise Vouger Pansiyonun'da kalanların sefaleti anlatılmaktadır.

Ayrıca romanda yüksek çevredeki ahlaki yozlaşma eleştirilmektedir. Bu göz kamaştıran yaşamın altındaki sevgi, saygı, hoşgörü, sadakat ve acıma gibi insanı insan yapan temel duyguların kaybolması anlatılmaktadır.

Kısacası romanda Goriot'un sokağa atıldıktan sonra bile kızlarını memnun etmesi için elindeki herşeyi tüketip kızlarını mutlu etme çabası, bu süreçte parasını kaybettikçe insaların arasında saygınlığını kaybetmesi anlatılıyor diyebiliriz.

Kitabın bana göre ana fikrinde verilmek istenen mesaj şudur:

Çok zengin olmak çok para kazanmak, çocukların her istediğini almak iyi bir baba ve mutlu bir insan olmayı sağlamaz. Zenginliğimizi çocuklarımıza sunarken ölçüyü elimizden kaçırmamalıyız.
Toplum, insanlara olan saygısını parasının miktarına göre gösterir. Maddi olarak gücümüz arttıkça saygınlık artarken, maddi güç azaldıkça insanın öz evladı dahi insanın yüzüne bakmaz.

Keyifli okumalar dilerim.
288 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Bir baba kızları için ne kadar ileriye gidebilir, onlar için yapabileceklerinin sınırlarını nereye kadar zorlayabilir, bu sorulan soruların hepsine
Verilen cevapları bulabileceğiniz kitabın adıdır
Goriot Baba.

Kızlarını o kadar sevdi ki, hayatındaki herşeyini sadece kızlarının rahat yaşadığını görebilmek için, onları kokusunu duyabilmek için harcayan,
Bir babanın hikayesi.

Kendisi dünyanın en boktan pansiyonunda yaşarken kızlarını sarayda yaşatan bir babanın hikayesi.

Sonunda kızlarının onu sadece kendi çıkarlarına karşılık alabildiği kadar seven bir ilişkiye dönüştüğü,
ve sonunda Baba ölürken kızlarının yanına gelmeye bile tenezzül etmeden ölen bir babanın hikayesi.

Goriot Babının hikayesi.
Başınıza bir dert gelmeyegörsün, her zaman gelip bunu size yetiştiren, elindeki hançeri yüreğinize saplayıp büken, üstelik de sizi hançerin sapına hayran bırakmaya çalışan bir dostunuz bulunur.
İnsan yüreği sevgi tepelerine tırmanırken arada bir dinlenme fırsatı bulursa da kin duygularının dik yokuşunda pek mola vermez.
Dünya alçak ve kötü,dedi. Başımıza bir felaket gelir gelmez,bunu bize söylemek ve yüreğimizi bizi sağına hayran bıraktığı bir hançerle eşelemek için hazır bekleyen bir dost çıkagelir.
“…Rousseau'yu okudun mu sen?”
“Evet.”
“Hani bir sayfası vardır, okuruna, Paris'te kıpırdamadan, yalnızca istem aracılığıyla, Çin'de yaşlı bir memuru öldürerek zenginleşebilecek olsa, ne yapacağını sorar, aklında mı?”
“Evet.”
“Ee?”
“Ne olacak! Ben otuz üçüncü Çinli'deyim.”
…ben kızlarımı Tanrı'nın dünyayı sevdiğinden daha çok severim, çünkü dünya Tanrı'dan güzel değil, benim kızlarımsa benden daha güzel.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Goriot Baba
Baskı tarihi:
Ağustos 2005
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759147259
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pan Kitabevi

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları