Ali Çimen

Ali Çimen

YazarÇevirmen
8.0/10
472 Kişi
·
1.447
Okunma
·
83
Beğeni
·
5.385
Gösterim
Adı:
Ali Çimen
Unvan:
Gazeteci ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 1971
Özellikle uluslararası ilişkiler, Avrupa Birliği ve bilimsel araştırmalar ile ilgili haber, yazı ve röportajları ile tanınıyor. 1971 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini bir süre Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde sürdürdü. Ardından 1991'de İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki eğitimiyle eşzamanlı olarak gazetecilik hayatına başladı. Uzun yıllar Zaman gazetesinde dış haberler servisi ve haber merkezinde sırasıyla çevirmen, muhabir, redaktör, editör ve uluslararası muhabir olarak çalıştı. Gazetenin Almanya ve Hollanda merkezlerinde görev yaptı. Akabinde değişik medya organlarında çalışan yazar, Zaman ve Today's Zaman gazeteleri adına bir süre Londra'da çalıştıktan sonra 2009 yılında uluslararası haber kanalı EURONEWS'e geçti. Gazetecilik kariyerine halen Fransa'da devam ediyor. Popüler tarih başlıkları hakkında yayımlanmış kitapları da olan Ali Çimen, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Felemenkçe biliyor.
"Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk."

Aliya İzzetbegovic
"Bu imtihana katlanmamızı sağladığı için Allah’a şükürler olsun. Bu şunun kanıtı; önemli olan, bir insanın dövüşmek için ne denli kuvvetli olduğu değil, sizlerin mücadeleyi omuzlamak için ne kadar güçlü olduğunuzdur."


Aliya İzzetbegovic
Ne yazık ki, Pisagor'un hem bilimsel çalışmaları ve açılımlarından, hem de dini alandaki çalışmalarından rahatsız olan halk, daha sonra okulu ateşe verdiler. Pisagor ve öğrencileri yanarak can verdiler. Ona ve kurucusu olduğu ekole ait pek çok belge de yanarak kül olup gitti. Bu yüzden Pisagor'dan günümüze çok fazla kaynak kalmamıştır.
Kelimelerin yeri geldiğinde en tesirli bombalardan bile daha öldürücü olduğunu keşfetmişti Hitler. Yeter ki dudaklardan nasıl dökülmesi gerektiği bilinsin, ele geçirilemeyecek hiçbir zihin yoktu onun için. Konuşmanın neresinde hangi hareketi yapacağını bile saatlerce çalışıyordu.
Ali Çimen
Sayfa 39 - Timaş Yayınları
Pisagor ve takipçilerinin et yemedikleri, dönemin halkı tarafından bilinmekteydi. Bu yüzden 1842 yılına kadar ' vejetaryen ' tabiri yerine ' Pisagorcu ' ifadesi kullanılıyordu.
'Bizim vazifemiz düşmanın azlığını ve çokluğunu mukâyese etmek değil, onun karsısına çıkmaktır!’

Selahattin Eyyubi
Yazarlığı, İngiliz hikâyeci George Eliot’a yazdığı bir mektupta şu şekilde tanımlıyordu:

“Kitap, karanlığa uzatılan ve başka bir eli tutabileceği umulan bir el gibidir. "
Tarihi Değiştiren Diktatörler, Ali Çimen’in ‘Tarihi Değiştirenler’ serisinin bir kitabı. Nisan 2010’da ilk baskısı yapılmış. Dünya tarihine, tabii ki menfi manada damgasını vurmuş olan belli başlı diktatörleri anlatıyor kitap.

Kimler mi var? Stalin, Hitler, Mussolini, Mao, Pol Pot, Salazar, Franco, Bokassa, İdi Amin, Pinochet, II. Leopold, Mobutu, Şah Pehlevi, Çavuşesku, Saddam, Kim İl Sung ile Kim Jong İl ve Bin Ali… Tahmin edebileceğiniz gibi son 150 yılın diktatörlerinden bazıları bu isimler. Liste daha da uzun olabilirdi pekala.

Seriyi bilenler için bir şey demeye lüzum yok ama ilk defa duyanlar için Çimen’in çok başarılı bir üslubu olduğunu söylemem lazım. Diğer kitapları gibi bu da ilgi çekici ve akıcı. İçinde son derece enteresan bilgiler var. Ancak ben size ‘aslında Pol Pot’un gerçek adı Saloth Sar’dır ancak Çin Devleti kendilerine sadık olan Kamboçyalı yoldaşlarına ‘politik potansiyel’ yani kısaca pol pot dedikleri için o da bu lakabı almıştır’ gibi sıra dışı bilgiler vermeyeceğim. Kitapta bahsi geçen bütün diktatörlerin çoğu müşterek bir bölümü özel bazı özellikleri ve uygulamaları var. Onlardan söz etmek niyetindeyim.

Bu arada kitaptaki her diktatör tornadan çıkmış gibi aynı değil. Stalin, Mao, Hitler gibi isimlerin öldürttükleri insan sayısının haddi hesabı yok. Bazılarının bu anlamda karnesi daha vasat. Pol Pot ve Kuzey Koreli Kim ailesi ise her anlamda berbat insanlar. Hem cinayetleri bakımından hem de başka bazı sebeplerle… Örneğin Salazar, Franco ve hatta Saddam gibiler ülke ekonomisini dış destekle de olsa düzeltiyorlar. Bu manada ilk bakışta olumlu şeyler de yapmış gibi görünüyorlar. Neyse, şimdi biz genel toplama bakalım ve bir diktatör prototipi ortaya koymaya çalışalım.

Hepsi de ruh hastasıdır. Kiminin çocukluktan gelen kimininse sonradan edinilmiş psikopatlıkları vardır. Yakın çevrelerinde kendilerine hatalarını ya da eksiklerini söyleyecek kimseleri barındırmazlar. Bir bağımlılık gibi sürekli övülmekten hoşlanırlar. Mao ve Kim İl Sung gibi bazıları dini tamamen ortadan kaldırmış ve kendilerini yarı tanrı durumuna getirip, üstelik kutsal kitap bile yazmışlarken bazıları ise dini kullanmış, dini terimlerle halkı kandırmıştır. Dini kullanan isimlerin başında ise Franco ve Salazar gelir. Keza Kongo’da terör estiren, milyonlarca Kongoluyu öldüren ve sakat bırakan Belçika Kralı da bütün bunları Hristiyanlığı yaymak için yaptığını söyleyecektir. Ancak gelgelelim esas amacı kişisel zenginliğidir. Servetinin haddi hesabı olmayacaktır. Ama Batı’nın dini hassasiyetleriyle ustalıkla oynayacaktır.

Başta Mao ve Çavuşesku olmak üzere çoğunun yanlarında yine ruh hastası olan eşleri vardır. Onların da doğum günleri kutlanır, onlar devlet işlerine karışır ve onlarsız hiçbir iş yapılmaz. Yani bir bakıma ruh eşleridir.

Diktatörlerin en hoşlandıkları şeylerden birisi de kalabalıklardır. Mitingler, stadyum gösterileri onların ab-ı hayatlarıdır adeta. Propaganda için her yolu denerler. Özellikle totaliter komünist devletlerde her taraf devasa heykellerle, afişlerle kaplıdır. Başkan onları her yerde gözetler. Hatta Kuzey Kore’de evlerin içinde de ruh hastası liderlerinin posterleri vardır. Güne başlarken o selamlanır.

Bazıları demokrasi ile başa gelmiştir ancak onlar için demokrasi sadece bir araçtır. Aslolan lider kültüne dayalı sıkı bir yönetimdir. İktidarlarının devamı için kan dökmekten imtina etmezler.

Mutlaka bir ‘düşman’ oluştururlar. Bu bazen bir ya da birkaç dış düşman olurken, çoğunlukla ‘içerideki hainler’ motifi kullanılır. Stalin döneminin meşhur ‘halk düşmanı, işbirlikçi, gulag’ yaftaları unutulmazlar arasındadır. Masumlardan bile düşman üretir ki, kendi masalını anlatabilsin.

Aşırı derecede megaloman ve şüphecidirler. En yakınındakilere bile güvenmezler, kadro tasfiyesine bayılırlar. Onlara göre bir devletin büyüklüğü şatafatla belli olur. Orta Afrikalı Bokassa gibi altın tahtlara ve muazzam bütçeli davetlere bayılırlar. Halkın refah seviyesi önemli değildir. Çavuşesku ve Mobutu gibiler saraylar yaptırmıştır.

Ülkeyi adeta bir aile şirketi gibi yönetirler. Aile fertleri ve kendilerine yakın olanlar ihya edilir. Demokrasi istenmediği için sendikalar, siyasi partiler gibi ayak bağı kabul edilen bütün kurumlara darbe indirilir. Zaten amaç, liderine bağlı tek tip insan oluşturmaktır!

Basın sadece yandaşlardan oluşabilir. Muhalif basın zorla ya da başka yollarla susturulur. Karşı cepheden adam satın alınması da yine olağan bir durumdur. Basın sadece onun istediklerini yazar, duyurur. Çünkü gerçeklerin anlatılmasına gerek yoktur. Mesela Bin Ali’nin Tunus’unda gazeteler o ve ailesiyle ilgili her gün olumlu bir haber yapmak zorundadırlar.

Hitler ve Mussolini gibiler çok usta hatiplerdir. Kitleleri etkileme gücüne sahiptirler ve bu iş için özel çalışmalar yapıp, ekipler kurdurmuşlardır. Sonuçta bir yalanı etkili bir şekilde söylersen, etkisiz söylenen bir doğrudan daha gerçek olabiliyordur!
Dürüst olmak, yalan konuşmamak, ahlaki değerlere bağlı olmak gibi evrensel değerlerin onlar için bir kıymeti yoktur çünkü iktidara giden her yol mubahtır.

Ülkenin ordusu vardır ancak yine de lider için mutlaka bir başka teşkilat devreye sokulur. Bunun adı Stalin’de NKVD, Saddam’da Muhaberattır. Fişleme, gözaltı, hapis, sürgün ve ölüm kampları sistemin işlemesi için uygulanan şeylerdir.

Liderlerin acayip lakapları vardır. Mesela Kim İl Sung’un en bilinen unvanı ‘Yüce Lider’ olmasına rağmen ondan bahsederken ‘demir iradeli ve her daim muzaffer komutan’; ‘yüce güneş ve yüce insan’; ‘büyük ata’; ‘ulusun güneşi ve ulusun üstün beyni’ gibi unvanları da unutmamak lazım gelir.

Bazıları kendi hayatlarına mitolojik unsurlar katarlar. Kuzey Kore bu konuda traji-komik bir ülkedir. Diktatörlerin hepsi sert ve ani reformlardan yanadır ve çabuk sonuç alınmasını isterler. Ancak hakikat plana uymaz.

Bunlar arasında Salazar, Franco hatta bir dönem Saddam gibi isimler ekonomiyi düzeltirler. Stalin bile mesela ulaşım alanında önemli hamleler yapar. Bu yüzden kendilerine yandaş da edinebilirler. Ancak halkın genel durumu iyi değildir. Denetleme mekanizması da olmadığı için rüşvet çok yaygındır. İhaleler, işler belli kişilerde toplanır. Yolsuzluk herkesin bildiği ama bilmezden geldiği bir şeydir. Makamların belirlenmesinde liyakat değil sadakat esas alınır.

Diktatörlerin hepsi de çok zengindir. Ülkesi çok fakir olsa dahi bu böyledir. Pinochet başta olmak üzere pek çoğunun yurt dışına kaçırdığı milyon dolarları vardır. Uluslara arası ticaret ya da kaçakçılığa bulaşmış olanları da vardır.

Hayal aleminde yaşamayı severler. Ülkelerini daha büyük olmasını isterler ve halkı da bu propagandaya ortak ederler. Lakin çoğu zaman gerçekler bambaşka olur. Propaganda fotoğraflarına bayılırlar. Genelde küçük çocuklarla ya da sağlıklı gençlerle birlikte mutluluk pozları verirler.

Bazıları iyi eğitim almışlarken bazıları ise yeterli bir eğitimden geçmemişlerdir. Kaba ve cahil olabilirler. Bilim adamına, sanatçıya sadece partisi için kullanabilirse değer verirler.

Vatan, ülke, devlet gibi kavramlar kutsallaştırılır ama bunlar demek aslında partisi ya da bizatihi kendisi demektir. Kendi tarafında yer almayan, yeterince destek vermeyen herkes vatan hainidir!
Kadın..

Maalesef bugünlerde, yaşadığımız ataerkil toplumun içinde sinip kalmış, şiddet görmüş, taciz edilmiş, kendisini aciz bir varlık hissedip intihar etmiş kadınlara rastlıyoruz. Ne acı.. Fakat tarihe damga vuran çok güçlü kadınlar da var feyz alınası. Bu kitapta sadece güçlü kadınlar değil, çıldırmış kadınlar, sadist kadınlar, çok zeki kadınlar, çok başarılı kadınlar , çok cesur kadınlar ve çok sinsi kadınlar yer alıyor :) adeta kadının elli tonu. Ara ara okuyup minik notlar aldım kendilerine dair, ilginizi çekerse buyrun :)



**Florence Nightingale; Soylu bir aileden gelmesine rağmen, soylu yaşamın olanaklarını reddedip hemşire olmaya karar vermiştir. İngiltere’nin Kırım’la yaptığı savaşta gönüllü olarak İstanbul’a gelip 36 hemşire ile birlikte ordusunda ki yaralıların tedavisinde görev almıştır. Geceleri herkes uyuduktan sonra elinde lambası ile yaralıları kontrol ettiği için cephede Lambalı kadın lakabı ile anılırmış. İlk eğitimli hemşire olan Linda Richards’ı yetiştirmiştir. İngiliz Kralından Britanya imparatorluğu ve insanlık yüksek hizmet madalyasını alan ilk kadındır. Nightingale’in Doğum günü her yıl hemşireler günü olarak kutlanır.



**Harriet B. Stowe ; Tom amcanın kulübesi kitabıyla , Amerika’da yaygın olan kölelik sistemini sert bir dille eleştirip, insanların köleliğe karşı savaşında büyük destekçisi olmuştur. Sadece Amerika’da değil tüm dünya da 3.5milyondan gazla satan kitap, kalemin kılıçtan keskin olduğunu bir kez daha farketmemizi sağlamıştır.

**Kraliçe Victoria; İngiltere’de kraliyet tahtında en uzun süre kalan kadındır kendisi, aynı zamanda düğününde ilk kez beyaz gelinlik giyen kadında kraliçe Victoria’dır :)) Victoria döneme adını vermiş ve döneminde büyük işlerin altından tarihe adını yazdıracak başarılarla kalkmıştır. Ülkesini tarım toplumundan, sanayi toplumuna geçirmiştir. Ülke sınırları en geniş halini aldı. Parlementer sistemi elden geçirerek orta sınıfa ait erkeklere oy kullanma hakkı tanındı ve nispeten ülke temsil sistemi daha adil bir sisteme geçiş yaptı. Kraliçe 64 yıl tahtta kalmıştır. Eşi öldükten sonra hep siyahlar gitmiş ve sarayından pek çıkmamıştır. Yine bu dönemde sanayileşme ile birlikte olur yazar oranında büyük artış olmuş ve ebedi eserler daha ucuza mal edilmeye başlanmıştır. Victoria dönemi aynı zamanda emperyalizm ve sömürgecilik konularının gündeme gelmeye başladığı bir dönemdir, sınırlarının büyüklüğünden dolayı İngiltere o dönemde “Üzerinde güneş batmayan ülke “ olarak anılır.

**Maria Curie ; Radyoaktivite’yi keşfeden ilk kadın ‘dır. Aynı zamanda Nobel fizik ödülünü alan ilk kadın olarak tarihe geçmiştir. Radyoloji biliminin kurucusudur. Eşiyle birlikte yaptığı çalışmalarda radyum ve uranyum’u keşfetmiştir. Hayatını da bu uğurda yıllarını verdiği radyasyon sebebiyle kaybetmiştir. O kadar çok radyasyon almıştır ki kullandığı not defterlerinin hala radyasyon yaydığı söylenir. Kanserli hücrelerin tedavisinde,soyadından ilham alınarak curieterapi (kemoterapi) tedavisi geliştirilmiştir.

**Helena Rubinstein ; Dünyanın en büyük kozmetik firmasını kurdu, Polonya’yadan amcasının yanına Avusturalya’ya kaçtığında ,Avustralya’da ki kadınların ciltlerinin güneş yüzünden kuru olduğunu farkedip annesinin verdiği 12 kutu kreme bir takım karışımlar ekleyerek kadın cildinin daha güzel göründüğü fikriyle yola çıkmış ve akabinde “Çirkin kadın yoktur tembel kadın vardır!” düsturuyla girişimcilik faaliyetlerine başlamıştır. Paris’te güzellik eğitimi alarak,büyük bir güzellik salonu açmış akabinde dünya pazarına girmiştir. 1.dünya savaşı sırasında yahudi olduğu için eşiyle birlikte Amerika’ya yerleşmiş ve Amerika pazarında da büyük şirketler kurarak servetini katlamıştır.

**Rose Luxemburg; Dünya komünist hareketinin en büyük isimlerinden birisidir. Yahudi asıllı bir Polonya’lıdır. Aldığı eğitimler sayesinde rusça’yı anadili gibi konuştuğu için Rusya’da ki sosyalist/Komünist hareketleri yakından takip etmiştir. Lenin ve Stalin’in ulusalcı yaklaşımlarından dolayı ters düşmüştür. Ömrünün çoğunu hapishanelerde geçiren bu devrimci kadın, 1919 yılında Almanya’da ağır işkenceler sonucu kurşuna dizilmiş, ve cesedi bir kanala atılmıştır. Troçki , Luxenburg’u bizlere “damarlarında Marksizm dolaşan” olarak hatırlatır.

**Mata Hari ; Dünya çapında ünlü bir casus ünvanına sahip ilk kadındır.Bu ünvan cesur ve zeki olmasından ziyade ,biraz şans biraz şehir efsanesi,biraz egzotik hayatı sebebiyle verilmiş ve zamanla efsaneleşmiştir. 1. Dünya savaşı sırasında Almanlara çalışırken , Fransızlardan da teklif alıp kabul edip, onu denedikleri bir görevde kendini ele verdirmiştir. Fransız hükümeti savaşın kaybının faturasını hemen hemen Mata Hari’ye kesip idam mangası önünde 41 yaşındayken hayatına son verilmiştir.

**Amelie Eathart; Kadınlar yükseklik rekorunu kıran ilk kadındır, ayrıca Atlantik okyanusunu yolcu olarak geçen ilk kadın olma özelliğini de taşır. Amerika’yı bir ucundan diğer ucuna kat eden ilk kadında Amelie’dir. Pilot lisansını 24 yaşında kazanmış olup , ilk uçuşundan sonra hayatta ki yerinin hep gökyüzü olduğu kanaatine varmıştır. 1937 yılında dünyanın etrafını turlama rekorunu da kırmak üzereyken uçağı Howland adası yakınlarında kaybolmuş olup, bir daha da ne uçağından ne kendisinden ne de yardımcısı uçak mühendisi Fred Noonan’dan haber alınamamıştır. Amerikan hükümeti aylarca arama ekipleriyle tüm okyanusu taramış fakat izine ulaşılamamıştır. 1938’de Amelie anısına Howland’a bir deniz feneri inşa edilmiştir.

Ilse Koch ; Tarih onu Buchenwald cadısı olarak yazıyor. Nazi Almanya’sında akıl almaz işkencelere imza atmış olan bu cani kadın, Aryan ırkının özelliklerini taşıdığı için Ordu’da yüksek rütbeli bir subayla evlendikten sonra hayatı komple değişiyor. En az kendisi kadar sadist eşi ile birlikte yaptığı sadist işkenceler tarihe damga vuracak nitelikte. Savaş sonrası Amerikan geçici hükümetinin kurduğu mahkemelerde yargılanırken en az 50.000 yahudinin ölümünden sorumlu tutulmuştur. Mahkeme ömür boyu hapsini istese de 61 yaşında kaldığı hücrede yatak çarşaflarıyla kendini asarak intihar etmiştir.

Simone De Beauvoir ; Hayatının aşkı Sartre ile birlikte , devlet toplum aile gibi kavramları reddedip kişinin kendi kaderini kendinin tayin ettiği fikrini savundular. Feminizm akımının öncüsüdür. 70’lerde ki kadın hareketlerinde ilham olmuştur. Mandarinler romanı ile Fransa’nın en önemli edebiyat ödülü Prix Goncourt’u almıştır. Sartre öldükten sonra küllerinin gömülü olduğu mezarlığa bakan bir eve taşınıp Hayatının sonuna dek orda yaşamış ve öldükten sonra da Sartre’ın yanına gömülmüştür.

**Rahibe Teresa ; İsmini duymayan kalmamıştır muhtemelen, peki neydi bu kadar bilinmesinin sebebi? Teresa ,koyu bir katolik olan annesinden aldığı dini eğitim neticesinde 10 yaşında Rahibe olmaya karar verir, Makedonya doğumludur. 18 yaşına geldiğinde katolik bir misyoner olarak Kalkütada görevlendirilir. Hindistan’da kıtlığın başgöstermesi ile birlikte Vatikan’dan aldığı fonlarla bir psikoposluk bölgesi kurmuş. Fakirlere , düşkünlere, cüzzamlılara, açlara ve evsizlere umut ışığı olmuştur. Daha sonrasında 123 ülkeye yayılan yardım kuruluşları tahmin edeceğiniz gibi Teresa’nın yılmadan çabalamaları sonucu olmuştur. 1979’da Nobel Barış ödülünü kazandığında ziyafet verilmesini reddedip 6 bin dolarlık fonun Kalkütalı yoksullara devredilmesini talep etmiştir. Milyonlarca dolarlık bir para trafiğini yönetse bile üstünden yıllar yılı çıkarmadığı elbisenin fiyatı 1$’dır.

**Rosa Parks ; Bir çok siyahinin hayatını bir günde değiştirmiş bir kadındır kendisi . 1955yılında Amerika’da insan hakları kabul edilmiş fakat ırkçılık devam ediyor. Otobüslerde koltuklara beyazların oturma üstünlüğü var ve bir gün bu küçük kadın yerinden kalk talimatını reddedip yerinden kalkmıyor ve evet polis tarafından tutuklanıyor. Fakat bu olay ülke çapında büyük yanlı buluyor ve otobüslere boykot kararı alınıyor. 382 günlük boykotun ardından hem hükümet hem otobüs firmaları geri adım atıyor ve artık Amerika da hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. Parks’ın o güne dair söylediği şu söz aslında herşeyi özetliyor;

“İnsanlar sürekli o gün yorgun olduğum için yerimi vermediğimi söylüyorlar, ama bu doğru değil. Yorgun değildim, ya da genelde bir iş günü sonunda olduğumdan daha yorgun değildim. Yaşlı da değildim. Bazıları o zamanlar yaşlıymışım gibi bir hava yaratıyorlar, 42 yaşındaydım. Tek bir yorgunluğum vardı; pes etmekten yorulmuştum.”

**Eva Peron ; Arjantin tarihinde daha çok Evita olarak anılır, çok yoksul bir ailenin çoğuğu olarak dünyaya gelir. 15’li yaşlarda bir radyo programında görev almaya başlamasıyla birlikte bürün hayatı değişir. Katıldığı bir davette saha sonra o dönem Arjantin’in çalışma bakanı olan Juan Peron ile tanışır ve bir süre evlenirler. Hayatı boyunca sınıfsal ayrımcılıkla karşılaşan Eva , eşinin Başkan seçilmesinin ardından hayatını yardım kuruluşlarına, yoksul insanların eğitim ve sağlık sorunlarını çözmeye adadı. Öyle çok sevildi ki halk tarafından , rahim kanserinden öldüğünde ulusal yas ilan edildi. Ordu tarafından ,geldiği sınıfsal statü sebebiyle mezarıda rahat bırakılmayan Evita yaklaşık 16 yıl kimsenin bilmediği bir yerde gömülü kaldı. Eşinin 3.Kez Cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte mezarı Arjantin’de Peron’ların naaşları ile birlikte sergilenmeye başlamıştır. Hayatını halkı için adayan bu kadın ,ülkesinde sınıf ayrımcılığını kaldırıp, kitlelerin yaşam kalitesini yükseltmeye çalışmıştır.

*Margarate Thatcher ; Nam-ı değer Demir leydi , Muhafazakar bir çevrede büyümüş ve siyaset hayatına bu şekilde yön vermiştir. Kürtaja, idam cezasının kaldırılmasına ve boşanmanın kolaylaştırılmasına karşıdır. Bosna savaşı sırasında sırpların yaptıklarını nazilerin yaptıklarına benzetip NATO’yu göreve çağıran ilk siyasilerden biri olmuştur. Seçim kaybetmemiş olmasına rağmen parti içinde oylarının azaldığı gerekçesiyle istifa etmiştir. Seksenli yıllarda küresel ısınmaya ilk dikkat çeken kişiler arasında yer alır.

*Benazir Butto; 11 yıl önce suikastle öldüğünü sanırım bir çoğumuz hatırlıyoruz, Butto köklü bir ailede doğmuş olup , eğitimini babası gibi önce Amerika’da sonra İngiltere’de görmüştür. İslam dünyasının ilk kadın başbakanıdır. Hayatı siyaset,darbe, sürgün, politik mücadele ve suikastlerle geçmiştir. Önce babasını, sonra kardeşini suikastle kaybeden Butto, 2007 yılında kendisine düzenlenen 2. Suikastle hayata veda etmiştir. Ülkesinde çok sevilen bir Başbakan olmasına rağmen, toprak sahiplerinin hoşuna gitmeyen reform hareketlerinde bulunduğu için hedef haline gelmiştir.


Buraya kadar okuduysan ödül şarkısını da hak ettin demektir :)

https://youtu.be/h-62wGtUW_Y

Keyifli okumalar olsun o_O
Genel kültürünü arttırmak isteyenler için harika bir kitaptır.
Alıntı vermek gerekirse Napolyon, Abraham Lincoln, Otto von Bismarck, Woodrow Wilson, Vladimir Ilich Lenin gibi önemli isimler ve Mustafa Kemal ATATÜRK'ün önemli konuşmalarının yer aldığı belkide alanında ilk ve tek kitap
İyi kitaplar hangileridir?

*Bize bilmediklerimizi öğreten,
*Hayatımızda uygulayabileceğimiz bilgileri içeren,
*Okunup geçilecek değil, uzun süre aklımızda kalacak,
*Daracık beynimizde yeni kapılar yeni pencereler açan kitaplardır iyi olan kitaplar.

Bu kitaptan neler öğrendim?
*Kadın olmak herhangi bir ayrı cins olmak değildir,
*Kadın olmak da insan olmaktır, eğrileri doğruları ile,
*Kadınlar da tarihi değiştirir:
~ Kimi iyilikle, kimi katillikle, kimi mucizesiyle, kimi sıradanlığıyla, kimi kaderine razı gelmeyerek, kimi `ataerkil` topluma kafa tutarak, kimi hırsla, kimi salt saflıkla..

Bu kitap bana ne kattı peki?
*"Kadınım yapamam" tabusunun kuru gürültü olduğunu,
*Diğerlerinin düşüncelerini daha fazla önemsersen içindeki "seni" gömeceğini,
*Mücadeleyi,
*Zafere giden yolun çileli olduğunu,

Vee;
*Kadınlar bir melek ya da iblis değil, onlar da bir insan.
~Yüzlerce insanı katl eden Kanlı Kontes,
~"Kocasının köpeği " olduğunu itiraf eden Jiang Qing gibi,
~Tarihin unutmayacağı bir acımasız İlse Koch ve başkaları gibi katili.

*İnsanlara yardım etmekten geri durmayan, o kadar servetine rağmen üzerinde 1 dolarlık beyaz elbise ile dolaşan Rahibe Teraza,
~haksızlığı daha fazla kaldıramayan Rosa Parks,
~Eğitim Bakanlığından çok eğitim merkezi açan Oprah ve başkaları gibi kalbi hassasları var.
Tıpkı diğer insan - erkekler gibi :)

Öğretici ve sıkmayan tarih arayanlara önerimdir.
Spoiler İçerir

Waterloo’da Napolyon’a son darbe, Amerikan İç Savaşı başlıyor, Franz Ferdinand Saraybosna’da suikasta uğradı, Çarlık yıkılıyor, Sovyetler Birliği ufukta görünüyor, Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışıyor, Büyük Bunalım savaşa giden yolu açıyor Gandhi sivil itaatsizlik hareketini başlatıyor, Mao Uzun Yürüyüşüne başladı, Naziler Polonya’yı işgal ediyor, Japonlar Pearl Harbor’ı basıyor, Müttefikler Normandiya’ya çıktı, Amerika Hiroşima’ya atom bombası atıyor, Hindistan ve Pakistan tarih sahnesine çıkıyor, İsrail devleti kuruldu, Kuzey Kore birlikleri Güney Kore’ye girdi, İnsanoğlu dünyanın çatısına çıktı, Rosa Parks ırk ayrımcılığına başkaldırıyor gibi konu başlıklarından oluşan tarihe geçmiş günleri en ince detayına kadar anlatan güzel bir başvuru kaynagı
Bu kitap akademik eserden ziyade eğlenceli kolay okunabilir bir biyografi kitabidir. Bilim adamlarının yaşamları insanlık halleri ele alınmış tam tersi kuantum fiziğini budur veya izafiyet teorisi şudur diye yazılsa eminim alakası olmayanlar okumazdi.
Kadın
Nedir kadın; kadın insandır kadın anadır. Her ne kadar erkeklerden düşükmüş gibi gösterilse de kadın erkeklerden de üstündür. cana can verir. kadın yoksa o toplum yok olmaya mahkumdur. İnsanlığın geleceği için çoluk çocuğundan zaman çalan önemli kadınların biyografilerinin bulunduğu şahane kitap.
Tarih boyunca ülkemizde ve dünyada büyük kahramanlıklar yapmış yaşamış olan asker konumundaki kahramanlarımızın destansı hayat hikayelerini merak edenler için çok güzel bir kaynak kitaptır.
Bu kitap sayesinde tarihin akışına yön vermiş kişileri tanıdım. İsimlerini duymadıklarım da vardı (Pol Pot, Ho Chi Minh, Mao Zedong vs.), yaşamlarını ezberlediğim liderler de (Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Che Guevara, Fidel Castro, Stalin vs.). Aralarında halkı tarafından sevilen liderler de vardı, milyonlarca insanın canına kıymış olan katiller de. Tarihi Değiştirenler Serisini çok sevdim. Güzel bir kitap. Tarihi benim gibi çok sevenlere tavsiye ederim.
Xususi ile Seddam Huseyn haqqinda olan meqale daha maraqli idi. Bu yax;nlarda Seddamin genclik sevgisi haaqqinda tamam bashqa menbeden daha maraqli melumat oxudum sizinle de paylashmaq istedim: -"
"Səni sevən öldü Rizvanə."
Seddam Huseynin ilk və son məhəbbəti.
Seddam Huseyn 1937 ci ilde,Tikrit şəhərinin Al Avya kəndində çoban ailesində anadan olmuşdur.Atasini erkən itirən Səddamin anasi ikinci dəfə ərə getmiş və Səddam ögej atasindan jalniz isgəncələr almişdir.Bu üzdən o,əmisinin janina köcərək onun himajesində jaşamisdir.Gənclijinde o,Rizvane ve jaxud Rovzane(unutmusam)adli bir gözel giza aşig olur.
Bir birlerine könul baglasalarda qizin valideynleri Səddami avara,və əsli köku bilinməjən bir ailə kimi xarakterize edərək,Rizvanəni ona vermirlər.
Zaman keçir,Seddam orduja gedərkən,gizi basga birinə ərə verirlər və bunu hələ orduda olanda jaxin dostu El Rəşid bu xəbəri Səddama catdirir.(Sonralar Er Rəşid prezident gvardijasinin rəisi olur.)Bu mesələdən cox sarsinti kecirən Səddam,Bagdada gəlir və marjinar gruplara goşulur,sonra sijasətə atilir,hetta 1959-cu ildə prezident general Abdulkərim Gasimin oldurulməsində iştirak edərək,böjuk bir ism sahibi olur.
Illər keçir və Səddam artig prezident olanda,Rizvanəni xatirlajir və Er Rəşide bujurur ki,gizlin şəkilde hec kim bilmədən onun jerini öjrenib,xəbərin gətirsin.
Kecmiş məhəbbətinin Bagdadin biraz arali hansisa rajonunun bir kəndində,çox pis və ac jalavac jasadigini öjrənən Səddam,mühafizeçilərdən ajri ve tək şəkildə həmin kəndə gəlir.
Artig əri ölmus ve dul galmis Rizvanə,tarlada cox agir zəhmətlə,bir garin jeməjə onun bununcun günəmuzd işləjir veə iki övladini zillətlə,göz jaslarijla saxlajir.20 il sonra,tarlanin kənarina avtomobillə tək gələn Səddam,şüşəni azca aralajarag,uzagdan uzaga Rizvanesinə baxir və ərəb üsuli gajdalarina rəgmən gadinla hal ehval belə tutmur.Hemin jerə bir neçə dəfə gəlir,ve hemişədə saraja dünəndə,hami prezidentin agladigini hiss edir,bunu hec kim bilməsədə,jalniz,təhlükəsizlik rəisi Er Rəşid bu göz jaşlarinin nə oldugunu gözəl anlayir.
Səddam qəfil və gizli şəkildə ,Rizvanəsinə Bagdadin düz mərkəzində,torpag sahəsi,prezident tegaüdu,jaxşi və səraitli mülk tikdirərək,hədijjə edir,amma özu hec zaman oraja nəinki ajag basmir,hətta ilk məhəbbəti ilə kəlmə belə kəsmir.
Səddam son günlerində Er Reside bir məktub jazarag,Rizvanəyə göndərir,ve ona bu sözləri jazir...
Bu arada hərə öz başinin hayina galdigi kimi,Ər Rəşiddə bu məktubu Rizvanəyə catdirmagi unudur.Amma Səddam ortalarda olmayanda,Rəşid macal tapib sadig dostunun məktubunu Rizvanəyə catdirir,məktubda isə bu sözlər yazilir.
"Səni sevən öldü Rizvanə".
Türklər bu məhəbbət hagginda gözəl musigi bəstələyiblər və Bülənt Sərttaşin ifasinda,bu məhəbbət mahnisi insanda gözəl duygular yaradir."

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Çimen
Unvan:
Gazeteci ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 1971
Özellikle uluslararası ilişkiler, Avrupa Birliği ve bilimsel araştırmalar ile ilgili haber, yazı ve röportajları ile tanınıyor. 1971 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini bir süre Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde sürdürdü. Ardından 1991'de İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki eğitimiyle eşzamanlı olarak gazetecilik hayatına başladı. Uzun yıllar Zaman gazetesinde dış haberler servisi ve haber merkezinde sırasıyla çevirmen, muhabir, redaktör, editör ve uluslararası muhabir olarak çalıştı. Gazetenin Almanya ve Hollanda merkezlerinde görev yaptı. Akabinde değişik medya organlarında çalışan yazar, Zaman ve Today's Zaman gazeteleri adına bir süre Londra'da çalıştıktan sonra 2009 yılında uluslararası haber kanalı EURONEWS'e geçti. Gazetecilik kariyerine halen Fransa'da devam ediyor. Popüler tarih başlıkları hakkında yayımlanmış kitapları da olan Ali Çimen, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Felemenkçe biliyor.

Yazar istatistikleri

  • 83 okur beğendi.
  • 1.447 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 943 okur okuyacak.
  • 25 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları