Eleanor Coerr

Eleanor Coerr

Yazar
9.0/10
282 Kişi
·
757
Okunma
·
5
Beğeni
·
2.110
Gösterim
Adı:
Eleanor Coerr
Unvan:
Kanada doğumlu Amerikalı yazar
Doğum:
29 Mayıs 1922
Ölüm:
22 Kasım 2010
Çocukken hikaye okumayı ve düşünmeyi severdi.Lise de en iyi arkadaşı,japon göçmenleri idi,origami ve japon yemeklerine ilgi duydu.1965'te Wymberly De Renne Coerr evlendi kocası 1996'da Parkinson hastalığından öldü.

Kocası diplomattı ve o da onunla beraber birçok ülkeye gitti.88 yaşında vefat etti.Kocası ve kendiside yakışmıştır.
Keşke ölüm düşüncesini tamamen kafamdan atabilsem, diye düşündü. Ancak bunun, yağmurun yağmasını engellemeye çalışmaktan farkı yoktu.
Eleanor Coerr
Sayfa 73 - Beyaz Balina Yayınları
Günün en kötü kısmı ise insanlarda geçmişin bıraktığı çirkin yara izlerini görmekti. Atom bombası bu insanları o kadar kötü bir şekilde yakmıştı ki, insan gibi görünmüyorlardı.
Eleanor Coerr
Sayfa 22 - Beyaz Balina Yayınları
yaklaşık yarım saat sonra kitap bitmişti ama ben de bitmiştim. Umut etmeyi unuttuğum zamanlardan utandım. Uçurumun eşiğine gelinse bile nasıl yaşanacağını bilmediğim için utandım.
96 syf.
Güzel Çocuk Sadako;
Bir katladım, iki katladım. Olmadı. Meğer ne zormuş umutları kağıttan kuşlara bağlamak… Heba ettim onca kuşu. Daha büyümeden veda ettiler hayata. Sonra baktım. Hafiften serpilmeye, şekil almaya başladılar. Bu sefer de, birkaç gözyaşı damlası döküldü kanatlarına. Onları da attım. Hani sen konuşurdun ya onlarla; kanatlarınıza huzur yazacağım, böylece tüm dünyada uçabileceksiniz, derdin. Ben de istedim ki; tek bir acı zerresi dahi, değmesin hiçbir kuşun kanadına…

En çok minik olanları severdin. Çünkü en zor onlar katlanırdı. Sen de benim gibi zoru sevdin. En “minik” olanlar, en çok direnenler… En “minik” olanlar, zorluklara en çok göğüs gerenlerdi. Daha çok özen göstermek gerekirdi onlara. Ben de en çok, işte o “minik”leri sevdim.

Tam 644 turna kuşu. 644 umut demek. 644 emek... Daha ne kadar umut kalmıştı geriye, hesabım yetmez. Daha kaç kağıt gerekirdi yaşamaya, bilmem. Kaç nefes kaldı, saymam.

Düşünüyorum da, - zira son günlerde düşünmeye çok zamanım oldu- hangi yüz yılda yaşasaydık, alabilirdik insan olmanın tadını? Hep acısı, kederi kaldı damağımızda. Bakınca tarihe, her yüz yıla ayrı bir elem yazmışlar. Elimden gelseydi, kanadına acı değen her bir turna kuşunu daha büyümeden attığım gibi, tüm kötülükleri de yok ederdim. Ama insanız, imkansız. Eskiler nasıl bilip de söylemişler: “İnsanoğlu gamdan hali değildir, her birini bir efkara yazmışlar.” Bizim de yazımız buymuş. Sen; savaşın, atom bombasının olduğu bir döneme denk geldin. İnsanlığın yüreğine acı bir darbe gibi inmişti. Ardında bir sürü hastalık, bir sürü yara bırakarak. Her yüzyılda başka bir acı peydah olmuş ya, bizim zamanımızda da Çernobil düştü atom bombası gibi evlerimize, sofralarımıza… Kanser vardı mesela, beyin tümörü. Adaletsizlik, sömürü, şiddet, geçinebilme sancıları, fakirlik… Ve yaşın gereği sana ifade edemeyeceğim daha pek çok ahlaksızlık… Kağıt gibi hepsini buruşturup atmak isterdim.
Yapamadım Sadako… Üzgünüm. Meğer ne zormuş, umutları kağıttan kuşlara bağlamak.
Bir Japon efsanesi dermiş ki, "Hasta biri kağıttan bin tane turna kuşu yaparsa, Tanrılar o kişinin dileğini yerine getirir ve onu sağlığına tekrar kavuşturur."* Biliyorum bu mektupla sana; bin değil on bin turna kuşu yapıp göndersem, fayda etmez. Ömrüm de yetmez. Ama umut bu… Tükenir mi? Uçup gittiyse kuşlar; kelimeler, sözler de göç etmedi ya! Vakti geçmedi ya mektupların, şiirlerin, türkülerin… Sonsuz kere yazıp, sonsuz kere söylerim sana.
Bırak! Kanatlanıp uçsun hepsi. Penceremizden gökyüzüne havalanan, on binlerce turna kuşu olsun.
An geliyor, o turna kuşlarının peşi sıra gitmek istiyorum Sadako. Sonra senin azmine bakıp utanıyorum. İçimde küçücük bir şey var ki vazgeçmiyor. Vazgeçmek özgürlüktür ya, bir türlü onu özgür kılamıyorum. Hasret Gültekin’in o güzel yüreğinden kopup gelen sesiyle haykırmak istiyorum:
“Ve her şey, yaşanmadı daha…”
Ezeli ve ebedi, umutla dinleyebileceğim o sesi gönderiyorum sana. Sadako… Ben bu dünyada tutunuyorum. Öte dünyalarda da, sana ışık olsun.
Mektup bile olsa, vedaları sevmem ben. Güzel Çocuk… Merhaba!
https://www.youtube.com/watch?v=W9-KJn4LtZE

*”Minik” Bir Not: Bunlar da benim turna kuşlarım. Umutlarım… https://resimyukle.xyz/resim/Va1WNe
96 syf.
·1 günde·7/10
Hepimiz biliyoruz, biliyorum... Lakin yine de hatırlatacağım.

6 Ağustos 1945 Pazartesi günü II. Dünya Savaşı’nın son aşamasına gelindiğinde, saatler 08.15’i gösterirken Amerika Birleşik Devletleri ‘Enola Gay’ adlı B-29 bombardıman uçağından bıraktığı Uranyum-235 tipi ‘Little Boy’ (Küçük Oğlan) isimli atom bombasıyla nükleer saldırıyı gerçekleştirdi. Atom bombası ’Little Boy’, Hiroşima’ya tam 43 saniyede düştü ve saatler 08.16’yı gösterirken yaklaşık 600 metre yükseklikte patladı.

İnsanlar ölürken insanlığın da öldüğü yerdi Hiroşima.

Bomba, düştüğü yere 500 metre uzaklıktaki alan içindeki tüm insanların yüzde 90’ının ölümüne neden oldu. İlk anda 70 bin kişinin yaşamına bir anda son veren saldırı, takip eden hafta içerisinde ise 30 binden fazla kişinin hayatına mal oldu. Hatta bazı kaynaklara göre ölü sayısı toplamda 140 binin üzerine çıktı.

Henüz bitmedi.

Hiroşima’daki saldırıdan sadece 3 gün sonra 9 Ağustos 1945’te Nagasaki’de Plütonyum -239 tipi atom bombası ‘’Fat Man’’ (Şişko Adam) ile ikinci saldırı gerçekleştirildi.

İlerleyen yıllarda etkisini sürdürerek kansere ve çeşitli radyasyon hastalıklarına sebep oldu. Çocukları ve yeni doğan bebekleri genetik hastalıklara maruz bıraktı.

Onlardan birisi de Sadako.
Sadece bir tanesi. Ardında nice çocuk, nice insan...
Atom bombasının atıldığı tarihten 10 yıl sonra radyasyonun etkisi sonucu lösemiye yakalanıyor. Düşünün 10 yıl sonra...

Aslında dil ve anlatımı çok basit. İncecik, kocaman kocaman puntolarla yazılmış bir kitap.
İnce dediğime bakmayın işte kitap öyle ağırlaştı ki elimde.
Biliyorum ya bir çocuk bu acıları yaşamış...
15-20 dakikada tükettim lakin etkisinden uzun bir süre kurtulamayacağım.

Kâğıttan Bin Turna Kuşu efsanesi der ki: Bir insan hastalandığında, kâğıttan bin adet turna kuşu yaparsa, bunu gören Tanrı’lar bu kişiyi sağlığına kavuşturacaktır. Bunu bilen Sadako, hastalığını cesaretle karşılayıp, kâğıttan turnaları katlamaya başlar ve konuşur turnalarıyla: “Kanatlarınıza ‘huzur’ yazacağım. Böylece tüm dünyada uçabileceksiniz.” (Önsözden)

Sadako’nun kelebek ömrü bin turnayı katlamaya yetmiş midir sizce?

Büyük, küçük demeden okunmasını isterim. Herkesin Sadako’nun kelebek ömrünün hikayesini bilmesini isterim.

Turna kuşu Sadako’dan beri barışın ve nükleer silahsızlanmanın simgesi imiş.
Kitabın sonunda turna kuşunun yapılışı var. Bilhassa çocukların kitabı okuyup, bir de turna kuşu yapmaları Sadako’yu hep hatırlatacak onlara eminim.

Canım Sadako.

Ve Nazım’dan;
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
(1956)

Zülfü Livaneli’den dinlemek isterseniz;
https://youtu.be/2Pr7vK6j_cc
100 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Yarım saatte bitirdiğim ve bittiğinde beni de bitirdiğini fark ettiğim çok güzel bir kitap. Kim bilir Sadako gibi kaç milyon insanın hikayesi yarım kaldı bazı insanların adi ve alçakça hırsları yüzünden. Bunları düşündükçe insanlardan, dünyadan tiksinir hale geliyorum. Böyle olmamalı, böyle olmamalıydı. Barış kelimesiyle neden bu kadar yabancılaşıyor insanlar anlamıyorum. İnsanların şu gelip geçici fani dünyada birbirlerine niçin zarar verdiklerini anlayamıyorum anlamak istemiyorum. Kardeşçe yaşamak bu kadar zor olmamalıydı. Ve çocuklar ölmemeli, şeker de yiyebilmeliydi.
100 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Ah Sadako, kaç milyon can yitip gitti aşağılık hırslar yüzünden?

Bilmem ne kadar insan hikayesi yarıda kaldı...

Her ölümün sebebi vardır derler ama ölüm; hastalıktan, kazadan, savaştan, afetlerden gelince daha bir acı duyarız değil mi? Peki o ölüm daha hayatının başında -atom bombası şehrine atıldığında henüz bir bebek- tek derdi bir gün olimpiyatlara katılıp, rüzgar gibi hızlı koşmak isteyen bir çocuğun başına geldiyse? Acımızı ne ile ölçmeliyiz, ne kadar hayıflanmalıyız, hayata nasıl devam etmeliyiz? Ey yetişkin insanlar bunu bana açıklayabilir misiniz?

Atom bombasının yarattığı tahribatı, korkunç gücünü anlatmama gerek yok. Sizin, en yakınlarınızın, komşularınızın, doğanın, hayvanların, bitkilerin gözlerinizin önünde tel tel -kelimenin tam manasıyla- döküldüğünü tahayyül edin...

Kitabın herhangi bir edebi yönü yok, derin felsefi cümlelerde barındırmıyor, bilinen edebiyat teknikleri ile de yazılmamış.

Kitabı özel kılan, alçak insanlığın yıkımını olduğu gibi -acı bir haykırışla- yazılmasıdır.


Mitlere inanmam ama artık origami sanatıyla yapılan turna kuşu bana çok farklı imgeleri çağrıştıracak.

Çiçek, böcek bir kenara... sıklıkla ne kadar uslanmaz, alçak, hırs küpü, yıkıcı, ölümcül, savaş yanlısı olduğumuzu hatırlamak ve mümkünse asla melekeden yitirmemek adına bu tür 'sarsıcı' kitapları okuyun, okutturun...
96 syf.
·Puan vermedi
Kağıttan bin turna kuşu efsanesi derki: Bir insan hastalandığında, kağıttan bin adet turna kuşu, yaparsa, bunu gören tanrılar bu kişiyi sağlığına kavuşturacaktır.
96 syf.
·1 günde·9/10
Hiroşimaya atılan atom bombası sonucunda lösemi hastası olmuş bir çocuğun hikayesi. Tahmin edersiniz ki ; Çok acı. Fakat bir o kadar da umut dolu.
İstanbul Oyuncak Müzesine gittiğimde orada atom bombası sonucu yıkılan bir okulun camlarının sergilendiğini gördüm, o camlar bile bu felaketi anlamaya yeter diye düşünüyorum, camlar adeta yanmış ve küle dönmek üzere taş gibi bir halde duruyordu. Atom bombası atıldığı sırada öğretmenlerin tenefüs vakti olduğu için öğretmenler odasında çay içtiği yazıyordu ve o bardakların geldiği durum, hatta bardakların üzerinde ki dudak izleri bile net bir şekilde görülüyordu.
Kitap incelemesi yaparken konuyu müzeye getirme sebebim ise, 2010 yılında müzenin kurucusu olan Sunay Akın'ın düzenlediği bir etkinlik. 646 adet turna kuşu yaptıktan sonra hayatını yitiren "Sadako Sasaki" adına bir etkinlik düzenleyip (her ne kadar sembolikte olsa) müzede yapılan turna kuşlarını 1000'e tamamlayarak Japonya'ya gönderme duyarlılığını gösterdiği için.
96 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Altı yüz kırk dört...
Bu, katladığı son turna kuşu olacaktı."

Son..
Bazen kelimeleri giyotinden geçirip her bir sesini farklı diyarlara göndermek istiyorum. Ayrı kalınca daha bir anlam bulurlar diye diye içimi kemiriyorum. Oysa sadece kendimi kandırmakla yetiniyorum.

Sonra bir kitapçının önünden geçerken gözlerimin önüne düşen izdüşümün eserine takılıyorum. Tam elimi uzatıcakken geriye doğru bir adım bir adım derken yere yuvarlanıyorum.. Gözlerim diyorum bir kuşun kanadında.. Umudum hastane kapılarında..
Turgut Uyar "Göğe bakalım" derken Turna kuşlarından haberdar etmiş olsa gerek diyerek tavana çeviriyorum tüm benliğimi. Küçük bir kızın ağlamamak için yutkunmalarına şahit oluyorum. Ve o anda bir şiir diyorum ona bir şiir..
"dedim belki de bir yutkunma yeriydi hayat"..

Umudu hep bir yerlerde arar insanlar.. bir şairin dizelerinde. Bir adamın şairliğinde. Belki de her yerde hep bizimle. Oysa Sadako koşmak için yaratılmıştı, koşmak ve hiçbir zaman yılmamak.. Kaybetmekten değil de pes etmekten korktu umudu yitirircesine.. "Pes edeyim deme Sadako-san. Yapman gereken birkaç yüz tane turnan kaldı sadece." Sadece birkaç yüz. Yüzünü aynalara çevirmeyen insanların lanetiyle birkaç yüz sadece. Belki sayıca belki de insanca.. (Ki insnalık senin gibi yüreği güzel çocuklarda...)

Kitabı elinize alsanız en fazla yarım saat içinde kelimelerin arasında dağılıp gidersiniz. Ama şöyle uzun uzadıya bir bakarsanız bir kelimenin bir ömre sığmayacak kadar uzun olduğunu anlarsınız. Sonra başlarsınız sizde Turna kuşu yapmaya.
Ben Turna Kuşunu yapamayanlardanım bunun için bir dostun ellerine sarıldım.. O bana her daim umudu hatırlatan güzel bir insan olarak kaldı içimde. Ve kitabı ona gönderdim dedim ki bana bir turna kuşu yap ve umudum senin yaptığın yerden çoğalsın. Şimdi milyonlarca turna kuşumuz oldu. Her biri ayrı renkte ayrı yaşanılacak olan güzelliklerle. Sizlerinde Turna kuşunu yapabileceğiniz bir dostu bulmanız dileğiyle..

Sadako her şeye rağmen umudu yitirmeyenlerin öyküsü. Yaşam kağıttan bir kuşun kanadına sığınır mı demeyin yapın ve deneyin..
96 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Çok iç acıtan, ders alınası harika bir kitap.. Öğrencilerime okusunlar diye almıştım, ama her yaştan insanın okuması gereken bir kitap.. Kitabın sonunda turna origamisini eklemeleri çok güzel olmuş ayrıca.. Sevgi ve hürmetler Sadako'ya
96 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Sadako, Hiroşima' ya atılan atom bombaların etkisiyle losemiye yakalanan çocuklardan biri. Yaşama olan sevgisi ve yaşamak için Bin turna kuşu yapmaya calismasi insanı duygulandiran bir durum. Kitap çocuk edebiyati, belki cok erken okumam gereken bir kitapti ama yinede güzeldi.
96 syf.
·9/10
KIZ ÇOCUĞU
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Nazım Hikmet

Yazarın biyografisi

Adı:
Eleanor Coerr
Unvan:
Kanada doğumlu Amerikalı yazar
Doğum:
29 Mayıs 1922
Ölüm:
22 Kasım 2010
Çocukken hikaye okumayı ve düşünmeyi severdi.Lise de en iyi arkadaşı,japon göçmenleri idi,origami ve japon yemeklerine ilgi duydu.1965'te Wymberly De Renne Coerr evlendi kocası 1996'da Parkinson hastalığından öldü.

Kocası diplomattı ve o da onunla beraber birçok ülkeye gitti.88 yaşında vefat etti.Kocası ve kendiside yakışmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 757 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 204 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları