Hıfzı Topuz

Hıfzı Topuz

Yazar
8.2/10
933 Kişi
·
3.352
Okunma
·
185
Beğeni
·
6,4bin
Gösterim
Adı:
Hıfzı Topuz
Unvan:
Gazeteci ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 1923
Hıfzı Topuz, (d.1923) gazeteci ve yazar.

1923 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni (1942), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni (1948) yılında bitirdi. Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-59) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi’nde gazetecilik alanında doktorasını yaptı (1960). 1947-58 yılları arasında Akşam gazetesinde önce istihbarat şefi, sonra yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Paris’te Unesco Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleksel işbirliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi. Kara Afrika'da kırsal basın projesini oluşturdu. 1962 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun kuruluşu için, Paris’te Unesco’nun merkezinde ilk projeleri hazırladı. 1974-75 yılları arasında TRT’de Radyolardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1986’da halen başkanlığını sürdürdüğü İletişim Araştırmaları Derneği’ni (İLAD) kurdu. Vatan, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleriyle çeşitli dergilerde diziler ve inceleme yazıları yazdı. Anadolu Üniversitesi, Galatasaray ve İstanbul Üniversiteleri iletişim fakültelerinde basın, radyo-televizyon tarihi, uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi.
"... Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun."
Hıfzı Topuz
Sayfa 188 - Remzi Kitabevi 18. BASIM
Burda çiçekler açmıyor
Kuşlar süzülüp uçmuyor
Yıldızlar ışık saçmıyor,
Geçmiyor günler, geçmiyor.

Avluda volta vururum;
Kâh düşünür otururum,
Türlü hayaller görürüm;
Geçmiyor günler, geçmiyor.

Gönülde eski sevdalar,
Gözümde dereler bağlar,
Aynadan hayalin ağlar,
Geçmiyor günler, geçmiyor.

Dışarıda mevsim baharmış,
Gezip dolaşanlar varmış,
Günler su gibi akarmış...
Geçmiyor günler, geçmiyor.

Yanımda yatan yabancı,
Her söz zehir gibi acı,
Bütün dertlerin en gücü;
Geçmiyor günler, geçmiyor.
Hıfzı Topuz
Sayfa 71 - Remzi Kitabevi 18. BASIM
264 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Sen ki, güzelliklere aşık, hayata bağlı, umudu hep içinde taşıyan, arkadaş canlısı, dost biriydin Ali'm. Sen ki, çevrendeki edebiyat dostlarınla en güzel sohbetlerini yapardın. Sen ki, edebiyatımıza en güzel eserlerini kazandırdın. Ama "Karanlık Güç"ler yazmana izin vermedi. Çünkü onlar emeğe düşman, onlar güzele düşman, onlar umuda düşman Ali'm!...

Sana kimler kıydı Ali'm? Sen ki, aşk adamıydın. Sadece aşk şiirleri yazmak istedin. Hayatının her döneminde aşık olan kişiden zarar gelir mi dostlar, siz söyleyin...

"Yine aşığım Ah Ayşe Vallahi ben de şaşırdım.... Durmadan aralıksız ve şiddetle aşığım." (s.56)

Sana kimler kıydı Ali'm? Sen sadece Atatürk'ün yolunda gitmek istemiştin.

"Bak Ali biz Atatürk'ün yolunda bağımsız ve özgür bir Türkiye istiyoruz. Hepsi o kadar." (s.26)

Sen Mustafa Kemal Atatürk'ün yolunda gitmek isterken, ilk tutuklanma sebebinin O'na hakaret olması ne kadar da komik. Oysa, Atatürk'ün yolundan sapanları topa tuttuğun için seni yaşatmak istemediler. Sana komplolar kurarak cezaevlerine tıktılar. Konya ve Sinop cezaevlerinde geçirdiğin on ay boyunca seni susturduklarını sandılar. Ama mümkün mü? İnsanları gözlemledin, hikayeler yazdın. Herkesin dilinde olan o muhteşem şiirlerini ürettin.

Cezanı çektin de çilen bitti mi sanıyorsun Ali'm? Asıl şimdi başlıyor çilen. Artık sen damgalısın. Devlet sana iş verir mi? Sana görev yok dediler, aylarca süründürdüler. Boşuna Almanyalar'da iki yıl okudun, boşuna öğretmen oldun. Artık öğrencilerin olmayacaktı. Çok üzüldün, ama boynumuz kıldan ince dedin, verilen hizmetleri yaptın. Çünkü sen devletine borçluydun ve o borcunu ödemek istiyordun. Devlet baba seni iki yıl Almanya'da okutmuştu.

Sana kimler kıydı Ali'm?  Sen ki, sadece kendini haksızlıklarla mücadele etmeye adamıştın. Sen sadece;

"Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun.". (s.188) demiştin.

Ama ne yazık ki ülkeyi yönetenler, bugün de olduğu gibi, sadece kendi menfaatlerini düşündüler. Geri kalanın canı cehenneme dediler. Ama sen hiç susmadın. Sesini duyurmak için yazılar yazdın, gazeteler çıkardın. Hele bir tanesi vardı ki, yer yerinden oynadı. Adeta birilerinin tekerine çomak soktu. Adını da MARKOPAŞA koydunuz. Sadece 22 sayı çıkarabildiniz. O, 22 sayıda bile başınıza gelmedik kalmadı.

"Bu 22 sayıda 10 defa mahkemeye verildi, üç yazar çeşitli sürelerde üst üste mahkum oldu. Yazarlar bütün İstanbul'da kelepçeli dolaştırılarak teşhir edildiler." (s.195)

Can dostun Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'ı yanına alarak çıkardığın MARKOPAŞA'da cesur yazılar yazdın. Kimseden korkun yoktu çünkü.

"Onun başyazıları her sayıda bomba gibiydi. Artık o hiçbir düşmandan çekinmiyor ve kelle koltukta bütün gericilere, yolsuzluklara adı karışanlara, yeni Amerikan uşaklarına öldüresiye saldırıyordu." (s.198)

Her defasında sizi susturmaya çalıştılar. Ama siz asla yolunuzdan dönmediniz. Her ne kadar sizi vatan haini ilan etseler de, siz vatanseverdiniz. İnandıklarınızdan asla taviz vermezdiniz.

"Marko Paşa'ya karşı gençlik gösterileri düzenleniyordu. Ama ne Sabahattin Ali ne de Aziz Nesin inandıkları yoldan ayrıldılar." (s.189)

Hükümet ne senaryolar üretti, ne komplolar türetti seni yok etmek için. Çok uğraştı, ama başaramadı. Kimlerle dost olduysan onunla uğraştılar. Her defasında kominist diye suçlandın. Oysa ne demiştin;

"Budala herifler, ben kimim, komünistlik kim? Ben, yapsam yapsam o herifleri beğenirim. Kendim bu fikirlerle nasıl komünist olabilirim ki?" (s.53)

Ah Ali'm, ah! Çok şey mi istedin sanki. Tek istediğin yazılar yazmaktı.

"Bütün kapılar bana kapandı. Tam bir çıkmazdayım. Bu ülkede yaşanmaz artık. Bu hava beni zehirleyecek. Polis peşimi bırakmıyor. Beni öldürecekler." (s.11)

Onlar senin peşini bırakmayınca bir süre yazmaktan vazgeçtin. Düşüncelere daldın. Olmuyor dedin, gitmem lazım dedin. Çünkü sen yazmak istiyordun, üretmek istiyordun.

"Tek amacı demokratik bir rejimde özgürce çalışıp yazabilmekti." (s.17)

Ama "Karanlık Güç"ler seni kızından, eşinden, dostundan kopardılar. Sana yaşamayı çok gördüler. Sesini kesmek istediler. Tuzağa düşürerek işkence yaptılar, cesedini de götürüp bir ormana bıraktılar.

"Biz adamı konuşturmasını biliriz. İşkencenin alasını yaparız. Hiç kimse seni elimizden kurtaramaz." (s.31)

Hangi vicdana sığar, senin gibi neşeli, esprili, nahif bir insanı dağ başında öldürüp, çıplak bir şekilde ormanda bırakmak Ali'm! Üç ay sonra bir çoban tesadüf eseri cesedini bulmasa belki de akibetin asla bilinmeyecekti. Hele sonrası. Okudukça kahroldum dostlar, yazmaya gücüm yok. Olmaz böyle, insan bir ölüden bile korkar mı? Korkmamış olsa Ali'min cesedine onları yapar mı?

Ah, Ali'm ah! Sanki dağlarda öleceğini hissetmişsin gibi 22 yaşında "Benim Meskenim Dağlardır" demişsin.

"Başım dağ saçlarım kardır
Deli rüzgarlarım vardır
Ovalar bana çok dardır
Benim meskenim dağlardır..." (s.222)

Teşekkür ederim Hıfzı Topuz, ne güzel anlatmışsın Ali'mi. Sanki her an yanındaymış gibi okudum. Yaşadığı yerleri gezdim, onunla birlikte Ege kıyılarında Mavi Yolculuk'a çıktım. Aşık olduğu kadınları gördüm, onlara yazdığı şiirleri okudum. Her anını dolu dolu geçirdiği edebiyat aşığı dostlarıyla sohbetlerini dinledim. Mektupla nişanlandığını öğrendim. Çok sevdiği kızı Filiz'e olan sevgisine şahit oldum. Ama keşke sonu mutlu biten bir roman olsaydı.

Üzülmek istemeyen okumasın. Bu güzel insanı tanımak istemeyen de okumasın. "Karanlık Güç"leri öğrenmek istemeyen hiç okumasın. Ben okudukça o yıllara şaştım. Bilmediğim o kadar çok şey varmış ki, cahilliğimden utandım. Ama siz gene de okuyun derim. Okuyun ve o muhteşem insan Sabahattin Ali'yi daha yakından tanıyın. Dilimizden düşmeyen şiirlerini hangi duygu ile yazdığını öğrenin.

Her ne kadar "Karanlık Güç"ler O'nu öldürmeye çalıştıysa da başaramadı. Sadece bedenini yok ettiler. O hiç ölmedi, hep bizimle.

"Suçlular da, sanıklar da, Karanlık Güç'ün sorumluları da hepsi bugün toprak altında, onları kim anımsıyor bugün? Ama Sabahattin Ali bütün özgür insanların yüreğinde, bilincinde yaşıyor ve yaşayacak." (s.259)

Zamanınızı aldığım için beni affedin dostlar. Yazmadan duramadım, ne kadar istediysem de kısa yazamadım. Okuyanlara şimdiden teşekkür ederim, okumayanlara da asla kırılmam. İncelemeyi okumasanız da Başın Öne Eğilmesin'i mutlaka okuyun. Çok şey kazanacaksınız bundan emin olabilirsiniz. Kitapla kalın, sevgiyle kalın.
286 syf.
·3 günde·7/10
Eskiden okuduğunuz bir kitabı tekrardan okumanın en güzel yanı, sizde neyin eksildiğini ve neyin arttığını gözlemlemenize olanak vermesidir
Daha duygusal ve bununla birlikte daha da sinirli olduğumu keşfettim. Nasıl olurda önceden bu kadar sinirlenmemişim, hayret ederim doğrusu...

Kitap biyografi değil. Ne Gazi'nin ne de Fikriye'nin hayatı üzerinde, uzun uzadıya durulup anlatılmıyor. Kimdir bu Fikriye yahu, diye başlayan kitap, Gazi'nin doğumuyla devam ediyor. Söylemem gerekir; yazarın İttihat ve Terakki'den ve özellikle Edirne Fatihi Enver Paşa'dan nefreti beni hayliyle şaşırtmıştır..

Bir insan düşünün, 7 düvel ile çarpışmış, binbir zorluklar ile elde avuçta hiçbir şey yokken; tüm milletler tarafından ezilmiş ve hor görülmüş bir milleti tekrar şahlandırıp ayağa kaldırıyor. Gel görki bir kadın tarafından yönlendirilsin ve onu en başından beri seven bütün mücadelesinde onunla olan yediren, bakan ve ilgilenen bir kadının ölümüne sebebiyet versin. Dünyayı da dize getirsen, sonuç olarak erkeksin ve aşktan, sevgiden anlamaz sadece şiir yazarsın. Tarihsel süreç 1924 yılına kadar büyük bir heyacan ile aktı...
246 syf.
·8/10
Kitap III. Selim, IV. Mustafa ve II. Mahmut dönemini ele alıyor. Osmanlı Devleti'nde yaşanan sıkıntılar, Avrupa’ya ayak uydurma çabaları, ıslahatlar, yeniçeri ayaklanmalarının yanı sıra Hatice Sultan'ın Melling ile yaşadığı aşk konu geçişleriyle anlatılıyor. Yaşanan ikili ilişkinin arka planında dönemin önemli, tarihe geçen olayları yer alıyor. İçerisinde kurgu da barındıran Hatice Sultan'ın hayatı ele alınırken bir yandan da devletin çalkantılı durumu anlatılıyor. Nizam-ı Cedid, Eşkinci Ocağı, Kabakçı Mustafa Ayaklanması, padişahların tahta çıkarılıp indirilmesi gibi tarihe damga vuran olayları kurgunun içine sindirilmiş şekilde okuyoruz.

Hatice Sultan, III. Selim’in iki kız kardeşinden biri. Amcası I. Abdülhamit’in ölümü üzerine tahta çıkan III. Selim, iyi eğitim görmüş, ileri görüşlü ve ıslahat yanlısı bir padişah. Aynı zamanda savaşmaktan çok barış içinde yaşama ilkesini benimsemiş, batıya yönelik, müziğe duyarlı ve ince ruhlu kişiliğiyle de dikkatleri çeken biri.

Hatice Sultan, III. Selim tahta çıktıktan sonra başka bir saraya yerleşip kısa bir süre sonra da evleniyor. Kocası farklı bir şehirde görev yaptığından ayrı yaşamak zorundalar. Çünkü saray hanedanından olan kimse İstanbul’dan başka bir kentte yaşayamıyor. Hatice Sultan ise zaten formalite olan bu özgür evlilikten çok memnun. Sarayını batı tarzında yaptırmak istemesi üzerine ünlü ressam Melling Kalfa ile tanışıyor. Kısa sürede aralarında büyük bir aşk yaşanıyor. Sarayının yanına Melling’e kalması için yer yaptırıyor.

Kimseye belli etmeden yaşanan bu aşkın yanında Osmanlı Devleti karışık günlerden geçiyor. Birbiri ardına çıkan ayaklanmalar halkın padişaha olan güvenini sarsmakta ve devlet bir sürüklenişe doğru gitmekte. Bu ayaklanmaların en önemlisi Kabakçı Mustafa Ayaklanması. III. Selim’in yeni ordusu Nizam-ı Cedid’i sindiremeyen yeniçeriler halkın da desteğini alarak başkaldırıyorlar. Kabakçı Mustafa Ayaklanması III.Selim’i tahttan indiren ayaklanma olarak tarihe geçiyor. Yeniçeriler birçok devlet adamını öldürerek III. Selim’i tahttan indirip kısa bir süre sonra onu da öldürüyorlar. Tahta IV. Mustafa çıkıyor ancak onun da iktidarı fazla sürmüyor.

Bu olaylar yaşanırken ıslahat yanlısı olup kaçabilenler, Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa’ya gidip durumu anlatıyorlar. Alemdar Mustafa Paşa İstanbul'a gelip elebaşılarını öldürtüyor ve yönetime el koyuyor. IV. Mustafa tahttan indirilip II. Mahmut tahta çıkarılıyor, kendisi de sadrazamlık görevine geliyor. Ancak yeniçeriler Alemdar Mustafa Paşa'nın konağını yakarak ölmesine sebep oluyorlar.

II. Mahmut da yenilik yanlısı bir padişah, Yeniçeri Ocağını kaldırmak için Eşkinci Ocağını kuruyor. Bu sırada Melling ile Hatice Sultan arasına soğukluk giriyor ve ayrılıyorlar. Melling başka biriyle evlenerek Fransa’ya yerleşiyor, Hatice Sultan da kocasının ölümü üzerine İzzet Bey ile yaşamaya başlıyor. Melling, yaptığı İstanbul resimleriyle Fransa'da ünlü bir ressam oluyor. Yıllar sonra Hatice Sultan'a yazdığı duygu yüklü mektupla onun iki-üç yıl önce öldüğünü öğreniyor. Bir tarih devri de çalkantılı, sorunlu olaylarla kapanıyor.

Geçmişte yaşanılanlar bugünden çok da farklı değil. Dini alet eden bazı kesimler Yeniçeri Ocağı ve halkı galeyana getirip istediği yöne çekiyor. Herkes kendi çıkarının peşinde koşarken güç dengeleri değişkenlik gösteriyor. İnsan hangi devirde olursa olsun huzursuz bir yapıya sahip, sürekli daha fazlasının peşinde, bunun için yapamayacağı şey yok. Yaşanılan dönem fark etmiyor, huzursuzluk insanın hep içinde. Dönem ve isimler farklı olsa da satırları okurken tarih tekerrürden ibaret deyişi akla geliyor.
264 syf.
·6 günde
Kabul edilemez ve tarifi imkansız bir acıdır bu kitapta bahsedilenler bana göre. Sabahattin Ali' yi ve insanlık dışı bir şekilde katledilişini, döneme damgasını vuran birçok ismi, yazar, şair, aydın, düşünür, eğitimci, hukuk adamı ve onların ideolojilerini, verdikleri mücadeleleri, karşılaştıkları onca baskı ve zorluğu bazen şaşırarak bazen sinirlenerek bazen de ciddi anlamda sarsılarak okudum. Söylenecek belkide çok söz var ama ben okumanızı ve kendi yorumunuzu oluşturmanızı tavsiye ederim.
286 syf.
·10/10
Kitapta sadece Gazi ve Fikriyenin aşkından bahsedilmiyor, tarihsel olaylarda aktarılıyor.Atatürk'ün doğumundan Fikriyenin ölümüne kadar olan süreç tüm gerçekliğiyle anlatılıyor.Ben lise dönemimde okumuştum çok beğendiğim bir kitap Atatürk'ün bilinmeyen yönleri de anlatılıyor.Konu Atatürk olunca her şey çok güzel, mutlaka okuyun çok güzel bir eser.
255 syf.
·40 günde·8/10
Gençlik yıllarında Avrupa kültürü ile tanışıp, özellikle Fransa'daki özgürlükçü akımdan etkilenen Mithat Paşa'nın yaşam öyküsünün kaleme alındığı güzel bir eser. Mithat Paşa ilk kez Sultan Abdülaziz zamanında sadrazam olmuş, islahatçıların liderliğini yapan yenilikçi bir devlet adamı. Sultan Abdülhamid döneminde sürgüne gönderilmiş, Dönemin şartları, yabancı devletlerin Osmanlı üzerindeki baskıları ve ülkeyi bölmek için yapılan entrikalar göz önüne alındığında kitapta Sultan Abdülhamid'e biraz haksızlık yapıldığını düşünüyorum.
286 syf.
·4 günde·9/10
Ahh canım Fikriyem..
Ne güzel sevdin sen öyle.. Her şeye rağmen hiçbir karşılık beklemeden sevdin.. Her şeyini verirdin uğruna, canın da buna dahil. Sürgün gördün sevdin, açlık yokluk gördün sevdin. Hem de dünyanın en güçlü adamını.
M. Kemal'i karşılık beklemeden, yürekten ve sadece "o" olduğu için seven annesinden sonra tek kadın Fikriye.


Latife; Aşkın diğer kadını Latife. M. Kemal'in de söylediği gibi onu mevkii için seven, kıskanç ve kaprisli bir kadın. Latife Londra'dan ve Paris'ten diploma almış, peki bunun ne önemi var ki.
"Olgunluğu, zarafeti, soyluluğu insan kendi yaratır. Diplomalar vs. ile değil. Dünyanın her yerinde bu böyledir."


Sürükleyici bir kitap. Sadece roman olsaydı, gerçek olmasaydı dedirtecek kadar içim sızladı.
Sadece Fikriye'nin yürek burkan ve paşaya olan büyük aşkını ve bağlılığını anlatmakla kalmıyor yazar. Aynı zamanda da Selanik'ten başlayıp, Trablusgarp savaşını, Balkan savaşı gibi tüm yaşanmışlıkları ayrıntılarla okuyucuya sunuyor.
Hıfzı Topuz'un okuduğum ikinci kitabı ve kalemine hayran kaldığım bir yazar oldu benim için..
Böyle sürükleyici ve ustaca yazılmış bu eseri okumanızı tavsiye ederim. :)
264 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Güzel insan ve hazin sonu. Sabahattin Ali'nin Aziz Nesin, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Orhan Veli, Rıfat Ilgaz ile dostlukları. Özgürlük düşleri ve acı bedelleri... Şarkıları ve özgür ruhu kaldı geleceğe... Başın öne eğilmesin. Aldırma gönül aldırma... "Düşünüyorum o halde varımdan düşüneceksen yok olacaksına... "
302 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Güzel İnsanlar Merhaba !!
Hıfzı Topuz; Tanzimat döneminden, Cumhuriyet ilanı arası dönemi çok iyi bilen bir kalem.. birçok kitabında bu yılların renkli izini sürüyor..
Millî mücadele döneminde Damat Ferit Paşa ismini duymayan yoktur. Ferit Paşa'nın damatliğı nereden geliyor,
Samipasazade Sezai kimdir, Namık Kemal, sarıklı devrimci Ali Suavi Avrupa'da ne yaşadı?
Makber şairi Abdülhak Hamit Tarhan renkli yaşamı....
Genç Osmanlılar nasıl bir yapiydi? Amaçları neydi?
Avrupa'ya eğitim için gönderilen ama Paris'te güzel kızların peşine düşen "jön Türk" gençlerin renkli hikayelerini bir Yeşilçam film gibi akıcı bir şekilde okumak isteyenler için kitabı tavsiye ederim.
İyi okumalar!!
462 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
Yazarın yaşamını kaleme aldığı otobiyografik güzel bir eser. Hıfzı Topuz; UNESCO'da görev yaptığı yirmi yılı aşkın süre zarfında Dünyadaki pekçok ülkeyi gezmiş. Paris'te ünlü ressam Fikret Mualla ile ilgili anıları ve Afrika ülkeleri hakkındaki izlenimleri çok ilgimi çekti.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hıfzı Topuz
Unvan:
Gazeteci ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 1923
Hıfzı Topuz, (d.1923) gazeteci ve yazar.

1923 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni (1942), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni (1948) yılında bitirdi. Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-59) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi’nde gazetecilik alanında doktorasını yaptı (1960). 1947-58 yılları arasında Akşam gazetesinde önce istihbarat şefi, sonra yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Paris’te Unesco Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleksel işbirliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi. Kara Afrika'da kırsal basın projesini oluşturdu. 1962 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun kuruluşu için, Paris’te Unesco’nun merkezinde ilk projeleri hazırladı. 1974-75 yılları arasında TRT’de Radyolardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1986’da halen başkanlığını sürdürdüğü İletişim Araştırmaları Derneği’ni (İLAD) kurdu. Vatan, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleriyle çeşitli dergilerde diziler ve inceleme yazıları yazdı. Anadolu Üniversitesi, Galatasaray ve İstanbul Üniversiteleri iletişim fakültelerinde basın, radyo-televizyon tarihi, uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi.

Yazar istatistikleri

  • 185 okur beğendi.
  • 3.352 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 1.243 okur okuyacak.
  • 28 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları