1000Kitap Logosu
Hıfzı Topuz

Hıfzı Topuz

Yazar
Derleyen
BEĞEN
TAKİP ET
8.2
1.324 Kişi
4.811
Okunma
242
Beğeni
8,1bin
Gösterim
Unvan
Gazeteci ve Yazar
Doğum
İstanbul, 1923
Yaşamı
Hıfzı Topuz, (d.1923) gazeteci ve yazar. 1923 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni (1942), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni (1948) yılında bitirdi. Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-59) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi’nde gazetecilik alanında doktorasını yaptı (1960). 1947-58 yılları arasında Akşam gazetesinde önce istihbarat şefi, sonra yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Paris’te Unesco Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleksel işbirliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi. Kara Afrika'da kırsal basın projesini oluşturdu. 1962 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun kuruluşu için, Paris’te Unesco’nun merkezinde ilk projeleri hazırladı. 1974-75 yılları arasında TRT’de Radyolardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1986’da halen başkanlığını sürdürdüğü İletişim Araştırmaları Derneği’ni (İLAD) kurdu. Vatan, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleriyle çeşitli dergilerde diziler ve inceleme yazıları yazdı. Anadolu Üniversitesi, Galatasaray ve İstanbul Üniversiteleri iletişim fakültelerinde basın, radyo-televizyon tarihi, uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi.
Gazi ve Fikriye
OKUYACAKLARIMA EKLE
Meyyale
OKUYACAKLARIMA EKLE
Başın Öne Eğilmesin
OKUYACAKLARIMA EKLE
Hava Kurşun Gibi Ağır
OKUYACAKLARIMA EKLE
Taif'te Ölüm
OKUYACAKLARIMA EKLE
Elbet Sabah Olacaktır
OKUYACAKLARIMA EKLE
Abdülmecit
OKUYACAKLARIMA EKLE
Paris'te Son Osmanlılar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Çılgın ve Özgür
OKUYACAKLARIMA EKLE
Hatice Sultan
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bana Atatürkü Anlattılar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Özgürlüğe Kurşun
OKUYACAKLARIMA EKLE
Vatanı Sattık Bir Pula
OKUYACAKLARIMA EKLE
Devrim Yılları
OKUYACAKLARIMA EKLE
240 syf.
·
5 günde
·
1/10 puan
Rezalet ötesi!!!!
İllaki hayatınız da kötü kitaplar ile tanışıp okuyacaksınız ve bu canınızı sıkacak ama emin olun bu kadar kötüsünü hiç okumamış olacaksınız. Bütün ağaçlardan özür dilerim ve bu kitap için kesilen bütün ağaçların hakkını aramalıyız bu sonuçsuz kalmamalı. Bir şeyler olmalı, biri, bir şeyler yapsın ne olur... ilk defa bu kadar üzgün ve sinirliyim okuduklarım arasında en saçması tamamıyla bu olabilir. Ne dil, ne üslup ne anlatılmak istenen, saçmalıktan başka bir şey değil. Kitabın ismi ile kitap tamamıyla alakasız. "Gizli Aşk" mış peh yalana bak. Ulan komedi gibi bir iş yaa. Bunu okuyacağınıza Kötü çocuk, solucan molucan okuyun hepsi aynı derecede boş. Hep deriz eski aşklar şöyle güzel böyle iyi falan filan cart curt hepsi palavra şimdi öğreniyorum. Bu kitap bizi 50 lere 60 lara 70 lere götüren bir otobiyografik bir eser(!) kitabın yazarı bizi bu yıllarda yaşamış olduğu aşk(!) güya aşk, kitapta aşk ile ilgili tek bir şey olmadığına yemin ederim. Bak olay aynen şu -Selam çok güzelsin -Teşekkür ederim -Bize gelsene sevişir, yiyişiriz. Bak gerçekten her şey tam olarak böyle. Sonra işte bunlar 2-3 ay sevişiyorlar kadın başkasıyla evleniyor yazar ve arkadaşları ise yiyişecek başka kadın arıyorlar. Kitaptaki bütün hikayler bu kadar işte. Bunu okuyacağınıza(kıyas olarak söylüyorum) zamanında Posta Gazetesinde bir tane abi vardı ona sorular soruyorlardı, ha, işte o abiyi okuyun. İkiside aynı şey. Gemişin aşkından bahsedelim (20 ler 30 lar) ve gerçek sanatçılardan. İnanın öyle rezalet muhabbetler dönüyorduki rezalet ve bunlar sanatçıyız bizz be yaa diyen antin kuntin insanların ellerinden çıkıyor. Sy 127. Zavvalı Eliane! Onu elimden kaçırmıştım, hem de hiç dokunmadan. (Kızla tanışıyorlar, sevgili oluyorlar adamın (!) aklında olan tek şey kızı düzmek tabii olmuyor kız ailesinin yanına gidiyor, şahsın kullandığı cümle.) Sy. 226. Sana açık açık söyleyeyim, en çok kız öğrencileri seviyorum. Hele uzun boylu cilveli biri var ona bayılıyorum. -iyi hoş ama o senin öğrencin. (Ya abi bu insanlar hoca zamanında öğretmenlik yapmış beş kuruş etmeyen insanlar. Yazıklar olsun. Ben böyle rezalet görmedim. Öğretmen, öğrencisine şehvet besliyor.) devamı var ama uzun uzun yazamam sayfa verdim açın okuyun. Böyle bir çok olay var. Gerçekten midem bulandı. Kitap mı okuduk +18 mi izledik anlamıyorum. Gerçekten Allah insanı şaşırtmasın bir de böyle bir rezaleti kitap olarak basıyorlar. Püüü yazar müsveddeleri. Kitaptaki bütün kadınlarda sex objesinden başka bir şey değil hepsine cinsel uyarıcı olarak bakılıyor. Kadın görünce erkeklerin tepkisi de uyarılma moduna giriyor.
Gizli Aşklar
4.9/10
· 44 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
118
326 syf.
·
20 günde
·
Beğendi
Hava kurşun gibi ağırdı...
"Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, -öyle gibi de görünüyor- Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyarına gelirse, tepemde bir de çınar olursa taş maş da istemez hani..."(s. 248) Vasiyet etti Nâzım usta. Tek isteği vatan topraklarında ölmekti. Ama gel gör ki, vatan toprağında bile yatmasını çok gördüler. Çok sevdiği vatanına yaşarken hasret kaldı, ölürken de hasret gitti, Peki sorarım size, yiğitlik midir bir şairi vatan topraklarına hasret bırakmak? Yiğitlik midir, bütün dünyanın bağrına bastığı ustaya, vatanının bir karış toprağını bile çok görmek? Vatanını seven her kişi, ona bunu hak görenlere hakkını helal etmeyecektir, bunu adım gibi biliyorum. Helallik bu aralar moda ne de olsa :) Tek suçu şiir yazmak olan bir şair nasıl yıllarca hapishanelerde yatar? Söz konusu şair Nâzım Hikmet'se yatar. O, sadece adı Nâzım Hikmet olduğu için hapishanelerde yattı. Yazdığı şiirleri sakıncalı gördüler. Çünkü yazdıklarında haksızlıklara karşı bir isyan vardı. Halkı isyana teşvik ettiğini düşündüler. Oysa, o sadece hissettiklerini dizelere döküyordu. Çünkü o bir şairdi. Bir çok yazarı, şairi yazdıklarından biliriz ama hayatını okumak çok başka bir şey. Özellikle de birilerinden dinlemek. Gerçi benim için hepsi bir ama yine de bir başkasından duymak bir başka güzel. Hıfzı Topuz'dan Sabahattin Ali'min hayatını anlattığı Başın Öne Eğilmesin'i nasıl zevkle okuduysam, Nazım Hikmet Ran'in hayatını anlattığı Hava Kurşun Gibi Ağır'ı da aynı zevkle okudum. Ben edebiyat eğitimi almadığım için kitapları edebi açıdan değil de, bana hissettirdiği duygulara göre değerlendiriyorum. Bir biyografi nasıl yazılır bilmem ama bir şair nasıl anlatılır az çok anlarım. Hıfzı Topuz da, Nâzım ustayı her yönüyle anlatmış. Hem bir insan olarak, hem bir şair olarak, hem de bir aşık olarak. Nâzım Hikmet'i aşksız düşünmek ne mümkün. Aşk sayesinde kendini genç hissediyor ve aşk sayesinde hayata tutunuyor. Kısacası aşk ile besleniyor. Zaten şairlerin çoğu da aşktan beslenmemişler mi? Çoğu kişi ona kızıyor biliyorum ama bence onu yaşadığı aşklardan dolayı yargılamamak gerek. Yaşaması gerekiyormuş ve yaşamış. Yoksa nasıl bu kadar güzel şiirler yazardı? Nâzım Hikmet kendini asla büyük görmemiş. Herkes onu kusursuz görürken, o kendini her zaman eleştirmiş. "... bendeniz bütün kusurları ve kabahatleri, zaafları ve kepazelikleriyle bir 20. yüzyıl insanıyım. Kusurlu olduğumu gayet iyi bilirim. Kusurlarımı ve zaaflarımı yenmek için kendi kendimle mücadele halindeyim." (s. 191) Nâzım, hapishane günlerinde her zaman çevresindeki insanlara yardımcı olmaya çalışmış. Kendisine gelen parayı ihtiyacı olan kişilere dağıtırmış. Hapishanede komün bir hayat oluşturmuş. Yalnız para yönünden değil, bazı kişilere edebi açıdan da yardımcı olmuş. Bu kişilerin en önemlisi ünlü yazar Orhan Kemal'dir. "Ben bugün yazar oldumsa onun sayesindedir. Bursa Cezaevi'nde onu tanımasaydım, Orhan Kemal olamazdım. Her şeyimi ona borçluyum. Onu asla unutmadım," (s. 291) Orhan Kemal, Nâzım Hikmet'le geçidiği üç buçuk seneyi, Nazım Hikmet'le 3,5 Yıl adlı eserinde anlatmış. Kitap kütüphanemde okunacaklar arasında duruyor. Umarım en kısa zamanda okurum. Okunmayı bekleyen ne çok kitap var. Aklıma her geldiğinde içime bir korku düşüyor, ya okuyamazsam diye. Neyse karamsarlığa lüzum yok. Her zaman pozitif düşünmek gerek, tıpkı Nâzım usta gibi. "Yeni umutlar beslemek ona canlılık veriyor ve her şeye karşın dünyayı seviyordu." (s. 156) Hayatı çok seven Nâzım, haksız yere içeride yatmak artık canına tak etmiş olacak ki, sonunda açlık grevine gitmiş. "13 yıldır sürüp giden adli bir hatanın düzeltilmesi için hayatımı ortaya koymaktan başka çarem yok," (s. 215) En sonunda bir şekilde af çıkarılmış ve Nâzım'ın çektiği çile bitmiş. Özgürlüğe adım attığı günlerde güzel hayaller kurmuş. "Münevver bir oğlan doğurdu. Nâzım muradına ermişti, yıllar sonra baba olmanın keyfini çıkarıyordu. Artık mutluydu. Çocuğa Mehmet adını verdi. Artık güzel günler göreceklerdi." (s. 229) Ama ne yazık ki, onu rahat bırakmadılar. Yaşadığı mutluluğu çok görmüş olacaklar ki hemen askere çağırdılar. "Nâzım'ın bütün huzuru kaçmıştı: İki yıl askerlik yapması isteniyordu. Akciğer, karaciğer, kalp, mide, deri bozuklukları... Bu halde iki yılı nasıl tamamlardı? Aklına Sabahattin Ali'nin öldürülmesi geldi. Belki de dağ başında bir yerde, "Askerliğini yaparken kaçıyordu, vurduk," diye öldüreceklerdi. (s. 228) Nâzım asla ülkesinden ayrılmak istemedi, çünkü ülkesini hep çok sevdi. Ama bir yerde mecbur kaldı. Yaşamak için kaçmak zorundaydı. Ülkesinden uzakta olduğu her an oğlu Mehmet'i ve karısı Münevver'i düşündü. "Şair büsbütün çökmüş ve moralini yitirmiş bir durumdaydı. Eşi Münevver'in ve oğlu Mehmet'in özlemini çekiyordu." (s. 249) Şimdi diyeceksiniz ki, madem Münevver'i bu kadar çok seviyordu, neden Vera ile evlendi? Onu ancak kitabı okuyunca anlayabilirsiniz. Ve eminim ki, onu yaşadığı aşkları için suçlayanlar, benim gibi kitabı okuyunca ona olan kızgınlıkları uçup gidecek. "Nâzım Piraye'den mektuplarında daha büyük bir ilgi, daha derin bir duygusallık ve sevgi bekliyor, bunu görmediği zaman da çok üzülüyordu. Piraye genelde içine dönük, yani duygularını her fırsatta açığa vurmaktan çekinen bir kadındı. Tersini belki de gösteriş sanıyor ve kapalı kalıyordu. Nâzım ise o havada değildi." (s. 168) Nâzım, en güzel şiirlerini Piraye için yazmış. Hapishanede olduğu sürece ondan aldığı mektuplar ona hep güç vermiş. Gerçi mektuplar daha ziyade iş mektupları gibiymiş ama olsun sonuçta mektup ya, Piraye'den gelmiş ya, önemli olan o. Piraye taraftarı olanlar Nâzım'a, Piraye'yi dayı kızı Münevver ile aldattığı için hep bir kızgınlık duyar. Oysa bilmezler ki, Piraye Nâzım'dan bir 'şekerim' sözünü bile esirgemiştir. "Mektupların daha ziyade iş mektubu, fakat içinde bir tek 'şekerim' olması bana yeter. Ne yapayım aşk mektupları yazmaya ve aşk mektupları almaya öyle susamışım ki. Ara sıra sana böyle haksız ve üstü kapalı sitemler yapıyorum."(s. 169) Nâzım Hikmet'in aldığı cezayı haklı görenler kitabı okuduğu zaman, aslında ona ne kadar haksızlık yaptıklarını anlayacaklar. Kitapta başka ne mi var? İlk aşkından son aşkına kadar bütün kadınlar, onlara yazdığı şiirler, zamanın edebiyatçıları ile olan ilişkileri (kimler yok ki), yaşadığı haksızlıklar, hapishane günleri, yurt dışına kaçışı, orada yaşadıkları. Kısacası hem hüzün, hem mutluluk var. Kısacası hem aşk, hem ayrılık var. "Öyle bir ülkede yaşamak istiyorum ki evlerin kapısına kilit vurulmasın, soygun, hırsızlık, cinayet gibi sözler işitilmesin!" (s. 283) İmkansız olsa da, Nâzım güzel bir dünya hayal etmiş. Umarım onun hayal ettiği dünya bir gün gerçek olur. Evet dostlar benden bu kadar. Her ne kadar, Nâzım'a yapılan haksızlıkları okurken hop oturup hop kalktıysam da, kitabı zevkle okudum. Sizlere de tavsiye ederim. Eminim kitapta bir parça da kendinizi bulacaksınız. Nasıl diye sormayın, okuyunca anlarsınız. Son şiirini son aşkı Vera için yazmış. Bu şiir öldüğü zaman, pasaportunun içinde bir kağıda yazılmış olarak bulunmuş. Şairin pasaportunda şiirden başka ne çıkabilir ki, değil mi? "Gelsene dedi bana Kalsana dedi bana Gülsene dedi bana Ölsene dedi bana Geldim Kaldım Güldüm Öldüm" (s. 312) Meraklısına şimdiden keyifli okumalar.
Hava Kurşun Gibi Ağır
Okuyacaklarıma Ekle
35
292