Ahmet Taşağıl

Ahmet Taşağıl

Yazar
9.0/10
119 Kişi
·
252
Okunma
·
91
Beğeni
·
2.321
Gösterim
Adı:
Ahmet Taşağıl
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmet Taşağıl
Unvan:
Türk Akademisyen, Tarihçi, Araştırmacı, yazar
Doğum:
Kocaeli, 1964
14-2-1964 tarihinde Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde doğdu. 1975’te İlyasköy İlkokulunu, 1981’de İzmit Mimar Sinan Lisesi’ni bitirdi.

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü’nden 1985 yılında mezun oldu. Aynı yıl Çince öğrenmek ve Orta Asya Tarihi üzerine araştırmalar yapmak üzere Tai-wan’a gitti. Adı geçen ülkede Shih-fan Üniversitesinde Çince kurslarına devam ederken, aynı zamanda Cheng-chih Üniversitesinin Etnoloji Araştırmaları Enstitüsü’nde ve Tarih Bölümünde ders ve seminerleri takip etti. Bunun yanında dökümantasyon merkezinde Çin kaynaklarından Türk tarihine ait belgeler topladı.

1986 yılının sonunda Türkiye’ye dönüp, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisans öğrenimine başladı. 1988 yılında “Gök-Türk – Ülkesine Gelen Çinli Elçilerin Raporlarına Göre Gök-Türk – Çin İlişkileri” adlı teziyle master unvanını aldı. Aynı yıl bu enstitüde başladığı doktora çalışmasını 1991’de “Gök-Türkler (542-630)” adlı teziyle tamamlayarak doktor unvanını kazandı.

Bu arada 1987 yılında araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladığı Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalında, 1992’de yardımcı doçentliğe yükseltildi . 1995 yılında Genel Türk Tarihi alanında doçent unvanını kazandı. 2001 yılında profesör oldu.

1997-1998 ve 1999-2000 eğitim-öğretim yıllarında Kazakistan’ın Türkistan şehrindeki Uluslararası Hoca Ahmet Yesevî Türk-Kazak Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. Çeşitli seminerler ve konferanslar verdiği gibi panel ve sempozyumlara katıldı. Kazakça başta olmak üzere diğer Türk lehçelerini öğrendi. Bu esnada Özbekistan’ın Semerkand, Buhara ve Hive gibi tarihi şehirlerine, yine Güney Kazakistan’da Sır Derya boyundaki tarihi kalıntıların bulunduğu alanlara geziler yaptı. Saha araştırmalarında bulundu. Aynı üniversitede 2001-2002 öğretim yılında Tarih-Felsefe Fakültesi Dekanlığı görevini yürüttü. 2002 yılının Temmuz Ağustos aylarında Türk İşbirliği Kalkınma İdaresi’nin yürüttüğü Moğolistan Türk Anıtları Projesinde yer aldı.

2004-2005 öğretim yılında Bişkek’te bulunan Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesinin Tarih Bölümünde öğretim üyeliğinde bulundu. Aynı üniversitenin Türk Uygarlığı Merkez Müdür yardımcılığını yürüttü. Sosyal Bilimler Dergisi yayın kurulu başkanlığını yaptı.

2007-2008 Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı. 2008 yılında Rektör Yardımcılığına atanmıştır. 2009 Nisan ayında ise Tarih Bölümü Başkanlığına atanmıştır.

Halen Mimar Sinan Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanlığı ve Rektör Yardımcılığı görevini sürdürmektedir.

Çince, İngilizce, Rusça ve Fransızca ile Türk lehçelerinden Kazakça ve Kırgızca’yı bilmektedir.

Evli ve iki çocuk babasıdır.
Türk ve Sitan kelimelerinin birleşmesinden doğan Türkistan kelimesi Fars kaynaklarında Orta Asya' ya verilen bir isimdir. Yani Türk ve İranlıların nazarında Orta Asya Türk Irani Sir Derya (Seyhun) Irmağ'nın doğusu kastedilmişse de daha sonra bu isim daha kapsayıcı şekilde bütün Orta Asya için kullanılmıştır. 19. yüzyilın 2. yarısinda bölge Ruslar tarafindan işgale başlanınca bu ad daha da kapsayici bir hale gelip sıklıkla kullanılır olmuştur. Nitekim Hindistan üzerinden hakimiyetlerini Orta Asya üzerine doğru genişletmek isteyen İngilizler de Türkistan kelimesini benimsemiş ve kullanmaya başlamışlardır. Daha sonra Rusların işgal ettiği bölgeye Batıi Türkistan, Çinilerin ele geçirdiği topraklara ise Doğu Türkistan denilmiştir.

Orta Asya tabiri ise 1867’de Rus işgalinin ilk dönemlerinde Rusça’dan “sredney azii” diye uydurulmuş ve diğer batı dillerinde kabul görmüştür. Bundan dolayı Türkistan tabiri yerine Central Asia veya L’Asie Central ifadeleri yerleşmiştir. Ülkemizde tarihimizin bu cephesi maalesef bilimsel bir şekilde gelişmediği için Türkistan kelimesi savunulamamış unutturulmaya çalışılmıştır. Aslında Orta Asya tabiri de çok yanlış değildir. Ancak Türkistan adı tarihi gerçekliği taşıması ve Türk tarihinin eski ve yeni tarafını göstermesi bakımından çok önemlidir.
Türk adını ilk defa resmi bir devlet adı şeklinde kullanmak suretiyle tarih sahnesinde 542 yılında görünen Gök Türkler, bu millete ad verme şerefine nail olmuşlardır.
Her insan topluluğu gibi Türkler de çevre şartlarına uyarak hayatlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Bozkırın sert kara ikliminin onların hayatlarına çok etki yaptığı bilinen bir gerçektir.

....

Bozkırda her zaman otlak ve sulara göre uyarlanan bir yaşam biçimi söz konusudur. Çünkü ekonominin temeli hayvancılığa dayalıydı. Hayvancılığın yapılabilmesi için de otlak ve su kaynakları gerekliydi.
681 yılında meydana gelen bir olayda çok trajik bir şey yaşanmıştır. O da Çin’e karşı bağımsızlık savaşına giren Türklerin açlık yüzünden zor duruma düşmeleri üzerine gidip Çin'e siğınmalarıdır. Daha doğrusu şöyle olur; savaş meydanlarında Türkleri yenemeyen Çinliler, Türk kumandanlarına teslim olmalarını ve teslim olmaları halinde hem öldürülmeyeceklerini hem de onlara yiyecek verileceğini söylerler. Bunun üzerine Türkler teslim olur. Kendileri teslim olmalarına rağmen 54 Gök Türk beyi Çin başkentinin doğu meydanında idam edilir. Bu olay üzerine, onlar öldürmeyeceklerine söz vererek Türkleri teslim alan Çin generali çok üzülüp, kahrolmuştur.
...Bumın, İl Kağan unvanını aldı. Bu durum aynı zamanda bağımsız Türk devletinin ilanıydı. Tarihte Türk adıyla kurulan ilk devletin doğuşuydu. Bu devlet hakim olduğu iki yüzyıllık süre içinde her açıdan Türkçe açıklayabildiğimiz, unvan, makam, sosyo-kültürel hayat, yönetim sistemi, hukuk gibi modelleri meydana getirdi. Bu yüzden Gök Türkleri, Türk Dünyası tarihinin tam ortasına koyarız. Onların sayesinde Türk kökenli toplulukların tarihini bütüncül bir yaklaşımla anlamamız anlamamız mümkün olur.
Sabarlardan(463-558 yılları arasında Karadenizin kuzeyinde ve kafkaslarda mühim rol oynayan Türk boyu) geriye kalan tarihi hatıraların başında şüphesiz bugün geniş bir coğrafyaya verilen Sibirya adı gelmektedir.
Ahmet Taşağıl
Sayfa 273 - Bilge Kültür Sanat
"Gelinlik kızın cariye oldu" ibaresi de kadınların yüksek bir yerde olduğu ve cariye durumuna düşmesinin çok utanç ve acı verici olduğunun belirtilmesi de kadına Gök Türklerin verdiği değeri gösteren çok değerli bir bilgidir.
1926 yılına kadar Ruslar, Kazaklara Kırgız, gerçek Kırgızlara da Kara Kırgız derlerdi.... Dönemin en önemli Rus tarihçileri, Levşin, Karamzin gibi isimler Kırgız - Kazak ayrımını yapamamıştır.
352 syf.
·Puan vermedi
Kök Tengri’nin Çocukları, Türkler hakkında ilk bilgileri aldığımız Çin kay­nakları bizzat elinden geçmiş Ahmet Taşağıl tarafından hazırlanmış, tüm Türklük Bilgisi çalışmaları yürüten Türkologların İslam öncesi Türk tarihi için kaynak kitap olarak kullana­bilecekleri yeni bir kitap. Türklük bilgisi çalışmalarının başladığı ilk zamanlardan bu güne Türkler ve Türkçe üzerine onlarca çalışma yapılmış, bu çalışmalarda zaman zaman Türk’ün diline konuşulduğu coğrafya ve tarihiyle bütüncül bakılamamıştır. Şüphe götürmez bir gerçektir ki milletlerin dili, onların hüküm sürdüğü sınırlardan ve tarihinden ayrı düşünülemez. Yazar, bu sebeple olsa gerekir kitabının ilk başlığını İslam Öncesi Türk Tarihini Bütünlük İçinde Anlama Problemleri olarak açmıştır. Ahmet hocamız bizzat hitabeleri, çin, arap, pers ve bizans kaynaklarını okuyup çevirebilen sayılı tarihçilerdendir. Açıkcası islamiyet öncesi Türk tarihi konusunda en bilgili tarihçilerden biri denilebilir. Böyle değerli bir adamın böyle değerli bir eserini kaçırmayın derim.
Ancak kitabın büyük kısmında çin kaynakları referans alındığı için yer ve kişi isimlerinin de büyük kısmı Çince, bu yüzden okurken biraz boğabiliyor insanı. Buna rağmen kitabın çok sağlam, güvenilir ve objektif bir kaynakçası var diyebilirim.
Bu kitabın Kök Tengrinin altında buluşan bütün Türklük âlemine hayırlı olması di­leğiyle…
ESENLE KALIN..
336 syf.
·Puan vermedi
İslamiyet öncesi Türk tarihi ve kültürü üzerine önemli çalışmaları ve yayınları olan Ahmet Taşağıl,
tarihimizin en geç dönemleri hakkında yaptığı araştırmalar ve yayınları ile tanınmaktadır. Türkistan,
Çin ve Moğolistan sahasında yapmış olduğu araştırmalar ile Orta Asya Türk tarihi üzerine birçok eser
ve bildiriler yazmıştır. Gökbörü’nün İzinde Kadim Türk Topraklarında adlı eseri ile yıllardır edindiği
bilgileri ve seyahatlerini içten bir üslup ile aktarmıştır. Doğu Türkistan adının verilişinde itibaren yaşanan siyasi ve askeri olayları anlatan araştırmacı, Doğu
Türkistan’ın tarihi süreç içinde hâkimiyet sahası olduğu devletler ve siyasi oluşumlardan
bahsedilmiştir. Bölgede yetiştirilen ürünlerden, doğal rezervlerinden, mağaralarından ve şehirlerinden
bahsedilmiştir. Kaşgar, Turfan, Hoten, Kulca, Urumçi şehirleri hakkında bilgiler verilmiştir.
Kırgızistan’a duyduğu merağın etkisi olduğun vurgu yapan araştırmacı, Karahanlı devletinin
kurulduğu bu coğrafyada yaptığı çalışmalardan söz etmiştir. Kırgızistan için Orta Asya’nın damı
tabirini kullanmıştır. Kırgızistan’ın coğrafi ve kültürel özelliklerinde bahsettiği bölümde Türk tarihinin
önemli bir dönemi olan Karahanlı devletinin bölgedeki etkilerine de değinmiştir. Manas destanının
bölgedeki etkisine ve ülkenin ekonomik durumuna değinmiştir. Karahanlı devletinin buradaki etkileri
ile bıraktığı mimari eserlerden bu başlık altında bahsetmiştir. Kırgızistan’daki birçok şehrin adı ve
önemleri aktarılmıştır. Kırgızistan’ın tarihi önemine vurgu yapan araştırmacı, Talas Savaşı Türk- Arap
Karşılaşması ile Türklerin tarihinin dönüm noktalarından olan bir tarihi vakadan bahsetmiştir. kitabı okumanızı tavsiye ederim.. esenle kalın..
ALINTIDIR.
352 syf.
Eğer İslam öncesi Türk tarihine meraklı biriyseniz kesinlikle okumanız lazım.
A'dan Z'ye herşey anlaşılır bir dille anlatılıyor.
Türklerin kökeni ve kurulan tüm devletlere kadar en ince ayrıntısına kadar verilmiş.
240 syf.
Eski Türk tarihinin Türkiye'deki sayılı uzmanlarından birisi olan Prof. Dr. Ahmet Taşağıl'ın Hun, Tabgaç, Gök Türk ve Uygurlar'ı ele aldığı kitabı...

İslamiyet öncesindeki Türk tarihi ile ilgili merak ettiğimiz pek çok soruya cevap veren bir eser. Özellikle Gök Türk tarihi net bir biçimde işlenmiş. Gök Türk devletinin anadilden, devlet sistemine kadar pek çok konuda Türkiye de dahil sonrasında kurulan hemen her Türk devletine bir model olduğunu görebiliyoruz. Zaman zaman bir ders kitabı havasına bürünse de, döneme ve Türk tarihine ilgi duyanlar için güzel bir derleme olmuş.
352 syf.
Kök tengrinin çocuklarını tarihi seven ve dalında en iyi yazarları takip eden bir arkadaşımın önerisi üzerine almıştım. Kök tengrinin çocukları Orta Asya’da kurulan Türklerin islamiyete kadar olan tarihini medeniyetlerini, boylarını, yaşadıkları coğrafya,iklim,sosyal hayatları, diğer medeniyetlerle olan siyasal ilişkileri, ekonomileri, dinlerini, kültür ve sanat üzerine bıraktıkları kalıntıları anlatan bir kitap. Okumam bir-iki ay kadar uzun bir süreyi aldı. Zira dili anlatımı ve içerdiği bilgilerle akademik bir ürün ve bazı üniverstelerde ders kitabı olarak işlenmekte. Kitabın hazırlanışında Çin kaynaklarından çokça faydalanılmış. Zaten bu konuda en büyük kaynak Çin arşivleriymiş. İsimler çince olduğundan birbirine çok benziyor ve bazen akıl yorabiliyor. Eğer Orta Asya tarihine ve Türklere ilginiz yoksa kitabı okurken sıkılabilir kavram karmaşası yaşayabilirsiniz Mete Han'ın ve Kürşad'ın (Çin kaynaklarında ki ismiyle Chie-shih-shuai) hikayelerini kaynaklardan doğrudan yapılmış çevirileriyle okumak ayrı bir tattı benim için. Kitabın her sayfasını okurken o anı yaşayıp tarihin içinde kaybolmak, özüne dönüp yeniden yaşamak gibiydi.. “Türkler kimdir? Nereden gelirler? Tarihleri nasıl başlar? Neden Türk Dünyası diye çok sayıda halk topluluğunun oluşturduğu bir millet grubundan bahsedilir? Sibirya'nın güneyindeki Sayan Dağlarında yaşayan Tuvalı ile Anadolu Dağlarında yaşayan bir Türk karşılaştıklarında neden birbirine benzer dil konuşurlar? Neden Tanrı Dağlarındaki yer isimleri ile Türkiye'deki yer isimleri benzerlik gösterir? Bu soruların cevabı İslam Öncesi Türk Tarihinde gizlidir." diye başlayan bir kitap.. Türk diye bir şey yoktur diyenlere tokat gibi bir kitap. Tarihi sadece Talas savaşıyla başlatanlara yanıt veren bir kitap. Okul sıralarında okuyup okutulabilecek en iyi Orta Asya tarihini anlatan ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk tarihini araştırma ve öğrenme bu uğurda geçmişini ve Türklüğünü bilen nesiller yetişmesi amacına ışık tutan bir kitap. Bozkırın çocukları. Gök'ün Gururlu Çocukları.. Töresine ve özgürlüğüne bu kadar sahip çıkan bir milletin varlığı. Her zaman dediğimiz gibi “Ne mutlu Türk’üm diyene!”
60 syf.
·1 günde
I.Göktürk ve II.Göktürk İmparatorlukları hakkında bilgiler verildikten sonra,abideler hakkında kısa bir bilgi bölümü var. Daha sonra eserin ismi olan Bilge Kağan'ın Vasiyeti bölümüne geçiyor.Abidelerde denilen sözler Bilge Kağan'ın Türk Milletine sözleri olarak bize aktarılıyor.Daha sonra Bilge Kağan'nın tahta oturması ve başarıları arkasından Kül Tegin'in başarılarından bahsederek Bilge'nin ölümü eser son buluyor.Bu kadar geniş bir konun bu eser sadece önsözü olabilir.Yazar bu konularda en dikkat edilmesi ve mutlaka okunması gereken bir kişidir diğer eserleri ile daha detaylı bilgiler vermektedir.
352 syf.
·Beğendi·10/10
İslam Öncesi Türk tarihi ile ilgilenmeye başlayacak olanlar için tavsiyem. Zorlanmadan okuyacaklarına inanıyorum. Lakin normal roman okumuyorsun kardeşim not alarak oku!
352 syf.
·Beğendi·6/10
#köktengrininçocukları #ahmettaşağıl #bookstagram
—————————————————
⭐️⭐️⭐️
—————————————————
Çok fazla İslamiyet Öncesi Türk Tarihi üzerine yeni bilgi öğrenmiş olsam da, yine de çık fazla didaktik bir kalemle yazıldığından fazlaca sıkılarak nihayet bitirebildiğim bir kitap oldu.
Bence özellikle Çin’ in hakkımızda bıraktığı yazıtların sevimli diliyle de daha bütünleşecek boyutta hikayemsi bir tarzda yazılmış olsa çok daha fazla öğretici, etki bırakan ve iddialı bir eser olabilirdi ancak lise yılları tarih ders kitabı konseptinde dolayısıyla konuya benim gibi çok ilgi duysanız dahi, o ilgiyi de tamamen yok edebilir boyutta salt teorik bilgi stoğu. Bence İslamiyet Öncesi Türk Tarihi’ ni netlemenin hala en güzel yolu Vikingler eserini okumak bu eser dolayısıyla ve fazlasıyla zaman kaybı ancak ders kitabı olarak oldukça yararlı görülebilir.
352 syf.
·Beğendi·9/10
Ahmet Taşağıl hocamız İslamiyet öncesi Türk tarihiyle ilgili birinci elden kaynakları tarayarak bize bilmediğimiz ya da yanlış bildiğimiz birçok konuya ışık tutmuş, eski Türk tarihiyle ilgilenenler okumalı, bu konuda kaynak sıkıntısı olduğu için zor bir alandır bu kaynak eksikliğini biraz da olsa kapatmış bir eser.
330 syf.
·33 günde·Beğendi·7/10
Türk'lerin kökeninden başlayarak yayıldıkları toprakları gezerek arkeolojik bulguların ışığında bir anlatım sergilenmiş. Tarih, Arkeoloji, Coğrafya ve Gezi öğelerinin harmanlandığı TÜRK toplumunun gelip geçtiği ve yaşadığı yerleri anlatan güzel bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Taşağıl
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmet Taşağıl
Unvan:
Türk Akademisyen, Tarihçi, Araştırmacı, yazar
Doğum:
Kocaeli, 1964
14-2-1964 tarihinde Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde doğdu. 1975’te İlyasköy İlkokulunu, 1981’de İzmit Mimar Sinan Lisesi’ni bitirdi.

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü’nden 1985 yılında mezun oldu. Aynı yıl Çince öğrenmek ve Orta Asya Tarihi üzerine araştırmalar yapmak üzere Tai-wan’a gitti. Adı geçen ülkede Shih-fan Üniversitesinde Çince kurslarına devam ederken, aynı zamanda Cheng-chih Üniversitesinin Etnoloji Araştırmaları Enstitüsü’nde ve Tarih Bölümünde ders ve seminerleri takip etti. Bunun yanında dökümantasyon merkezinde Çin kaynaklarından Türk tarihine ait belgeler topladı.

1986 yılının sonunda Türkiye’ye dönüp, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisans öğrenimine başladı. 1988 yılında “Gök-Türk – Ülkesine Gelen Çinli Elçilerin Raporlarına Göre Gök-Türk – Çin İlişkileri” adlı teziyle master unvanını aldı. Aynı yıl bu enstitüde başladığı doktora çalışmasını 1991’de “Gök-Türkler (542-630)” adlı teziyle tamamlayarak doktor unvanını kazandı.

Bu arada 1987 yılında araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladığı Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalında, 1992’de yardımcı doçentliğe yükseltildi . 1995 yılında Genel Türk Tarihi alanında doçent unvanını kazandı. 2001 yılında profesör oldu.

1997-1998 ve 1999-2000 eğitim-öğretim yıllarında Kazakistan’ın Türkistan şehrindeki Uluslararası Hoca Ahmet Yesevî Türk-Kazak Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. Çeşitli seminerler ve konferanslar verdiği gibi panel ve sempozyumlara katıldı. Kazakça başta olmak üzere diğer Türk lehçelerini öğrendi. Bu esnada Özbekistan’ın Semerkand, Buhara ve Hive gibi tarihi şehirlerine, yine Güney Kazakistan’da Sır Derya boyundaki tarihi kalıntıların bulunduğu alanlara geziler yaptı. Saha araştırmalarında bulundu. Aynı üniversitede 2001-2002 öğretim yılında Tarih-Felsefe Fakültesi Dekanlığı görevini yürüttü. 2002 yılının Temmuz Ağustos aylarında Türk İşbirliği Kalkınma İdaresi’nin yürüttüğü Moğolistan Türk Anıtları Projesinde yer aldı.

2004-2005 öğretim yılında Bişkek’te bulunan Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesinin Tarih Bölümünde öğretim üyeliğinde bulundu. Aynı üniversitenin Türk Uygarlığı Merkez Müdür yardımcılığını yürüttü. Sosyal Bilimler Dergisi yayın kurulu başkanlığını yaptı.

2007-2008 Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı. 2008 yılında Rektör Yardımcılığına atanmıştır. 2009 Nisan ayında ise Tarih Bölümü Başkanlığına atanmıştır.

Halen Mimar Sinan Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanlığı ve Rektör Yardımcılığı görevini sürdürmektedir.

Çince, İngilizce, Rusça ve Fransızca ile Türk lehçelerinden Kazakça ve Kırgızca’yı bilmektedir.

Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 91 okur beğendi.
  • 252 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 459 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları