416 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Yine tadı damağımda kalan bir roman okudum.
Kitabı ilk elime aldığımda kapağını uzun uzun inceledim ama bir türlü anlamlandıramadım. Tabii ne karakterlerden ne de hikayeden haberdardım.
Taa ki şu satırları okuyana kadar;
"Firuz, onun saç örgülerini iki idam ipine benzetti. Uçlarından kendi ile dostunun cansız bedenleri sallanıyordu."
Bundan sonra da kitap kapağı daha bir anlamlı gelmeye başladı. Bir de kapağın alt kısımda bir sincap vardı, onunla da ilerleyen sayfalarda karşılaştım. Ufacık, tefecik, şirincecik bir sincap ama görevi oldukça büyük.

Butimar ve Uzakların Şarkısı'nda olduğu gibi başta kısa bir hikayenin içine giriyorsunuz sonrasında da bambaşka bir kapı açılıyor ve siz o kapıdan içeri girdikten sonra da bir daha çıkmak istemiyorsunuz. Zaten çıkmak isteseniz de çıkamazsınız :)
Burada o kapıdan girmeden önce Nergis'in acı hikayesine şahit oluyoruz.

Anadolu'nun küçük bir kasabasında doğup büyüyen Nergis başarılı bir öğrenci. Üniversite zamanı geldiğinde de İstanbul'da üniversite kazanıp İstanbul'a yerleşiyor. Üniversitenin son yılında da liseden tanıştığı arkadaşı ile sözleniyor. Standart bir şekilde devam eden hayatı okulun son yılında tanıştığı hocası yüzünden bambaşka bir boyut alıyor. Bu kısımları okurken aklıma Ceren Damar'ın hikayesi geldi. Bir insanın hayatını karartmak bu kadar mı kolay? Bir de bunu aşk adı altında yapmak. Batsın sizin aşkınız da, sevginiz de...
Olaylar sonrasında da maalesef ki düzenin güçlüyü nasıl koruduğuna şahit oluyoruz.

Nergis yaşadıklarının acısı ile hayatına İstanbul'dan ayrılarak dayısının yanında devam etmeye çalışırken Firuz dede ile tanışıyor. Onun yanında işlerini görmek, ona yardım etmek amacıyla işe başlıyor. Sonrasında malum küçük bir kasaba ve dedikodular ayyuka çıkıyor. Burada da 'mahalle baskısı' kavramını açıkca görüyoruz. Arkadaş neden kendi hayatlarınıza bakmak yerine başkalarının hayatları ile ilgileniyorsunuz. Olur olmaz saçma sapan dedikodular çıkararak insanlara zarar veriyorsunuz? Bu hiç bitmeyecek bir çile sanırım.
Tekrar yaşamaya başladığını düşünürken yine başkaları yüzünden hüsranla sonuçlanan bir süreç ve bu sürecin sonunda da zorla bir dergaha şeyhin yanına yollanıyor Nergis. Artık Nergis için yaşam denen şeyin kırıntıları kalmıştır ancak hani başta da dedim ya bambaşka bir kapı açılıyor diye, işte buradan sonra o kapı açılıyor ve biz başka bir hikayenin içine giriyoruz.

Yıl:1941
Yer:Bakü

Bu yolculukta bizi Binbir Gece Masalları, Dostoyevski-Tolstoy, kitaplar, filmler, tiyatrolar, bunların dışında karşımıza savaş, açlık, çaresizlik, Stalin, Troçki, Hitler, milliyetçilik, kominizm kavramları çıkıyor.

Avrupa'daki savaşın gölgesinde yaşayan, hayalleri idealleri olan baytarlık okuyan, bunların dışında da okulda tiyatro ile ilgilenen Bakü'lü iki genç Firuz ve Ayvaz.
Bu gençlerin hikayesi Harut ile Marut adındaki iki meleğin hikayesinin farklı bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Bu hikayeyi burada anlatmaya gerek yok merak edenler araştırıp okuyabilir ama es geçmeyin. Gerçi kitabın içinde de anlatılıyor :)

Normal bir şekilde hayatlarına devam eden iki gencin mahallelerine taşınan Maral adındaki kızla tanışmalarından sonra hayatları dıştan görünüşte değişmemiş olsa da içlerinde ise fırtınalar kopartacak şekilde değişmiştir.
Okulda tiyatro oyunlarını sahnelerken sürpriz bir şekilde Stalin ile tanışmaları sonrasında hayatları farklı bir boyuta geçiyor.
Avrupa'daki savaş iyice hararetlenmiş durumdadır ve Almanlar Leningrad'a kadar gelmişlerdir. Malumun ilanı olaraktan "Her Türk asker doğar" mantığı ile doğal olarak bu gençler de askeriyenin yolunu tutar. Tabii cepheye değil tiyatro yaptıkları için askerlere moral vermek adına askeriyenin sanat koluna katılacaklardır ancak işler hiç de bekledikleri gibi olmaz.

Kaan Murat Yanık'ın akıcı bir dille anlattığı bu hikaye adeta büyüleyici bir şekilde aksiyonu hiç azalmadan sonuna kadar sizi içinde tutuyor. Okurken çok büyük keyif aldım.
Nergis'in hikayesi ne kadar bugünün hikayesi ise Firuz ile Ayvaz'ın hikayesi de savaşın gölgesinde yaşayan bizler için bugünün hikayesidir. Siz de bence bu hikayeye kayıtsız kalmayın.

Yazarın bu kitabın içinde kendi kitaplarına atıfta bulunması okurları açısından güzel bir sürpriz oldu. Kütüphane raflarında Butimar ve Uzakların Şarkısı'nı görmek hoş bir sürprizdi :)
Yazarın yarattığı karakterlerin de kitap içinde yazar hakkında konuşmaları da aynı derece de güzeldi. Yazarın kitapların içine girip konuşmasına alışığız bunu en çok da Orhan Pamuk kitaplarında görüyoruz ancak bu şekilde yazarın karakterlere hiç müdahele etmeden karakterlerin yazarı hakkında konuşmasına pek şahit olmuyoruz.

Her şeye değindim ama aşktan bahsetmedim. Hiç aşksız olur mu efendim :)
Harut ile Marut hikayesine atıfta bulunmuştum ya bu hikayeyi öğrendikten sonra Firuz ve Ayvaz'ın hikayesini daha da merak ediyorsunuz, acaba nasıl bitecek aynısı mı olacak diye ama Kaan Murat Yanık gerçekten de çok güzel bir şekilde sonlandırmış hikayeyi. Dostluğun önemini bir kez daha anlıyoruz. Gerçi yaşadıkları farklı olsaydı nasıl olurdu diye merak etmedim değil. Acaba beklentileri boşa çıktığı için mi bu şekilde sonlandı. Bunlar sizi de düşündürecektir elbette okuyup üzerine konuşulabilecek konular.
Umarım bu kitabı okuyup keyfini yaşarsınız.