Bir molla düşünün kendini aşkın ikici şeyhi ilan etsin. Bir molla hayal edin kendisini aşka anlam katan deniz, aşkın dillendirilmesine aracılık eden belagat ikliminin emiri, şiirin cihangiri olduğunu iddia etsin. Üstelik yüksek tondan aşk tasavvurunu haykıran bu zat, Gülistan’ın sahibi Sa’di Şirazi’ye çekinmeden meydan okuyarak “incilerle bezenmiş bir nazım istersen şayet gel Mela’nın şiirini gör Şiraz’a gitmene ne hacet” diyerek aşkın pirlerine kafa tutsun. Sizce bu türden yüksek perdeden meydan okuyan zat kim olabiliri? En iyisi siz merak deryasına fazla dalmadan ben merakınızı gidereyim. O zat tasavvufun piri, aşkın nevi şahsına münhasır şahsiyeti, şarkın Mevlana’sı Şeyh Ahmed el-Cizîrî’den bir başkası değildir.
Sözün ustası olan Mela’nın sözünün merkezinde aşk vardır. Mela aşksız ne lam der ne de cim der. Onun sözünün başı da ortası da sonu da aşktır. Bu açıdan aşk, Mela için kendisi ile sevdiği arasında ayırıcı dipsiz kuyuyu kapatma arzusuyla gerçekleştirdiği vicdani, sanatsal ve şiirsel bir eylemdir. Zira Mela’ya göre aşk varlığın temel gerekçesidir. Bir başka deyişle Mela’nın tasavvurunda aşk, Mabde-i Evvel, varlık ve yaratılışın temel gayesidir. Mela’nın tasavvurunda varoluş eylemi, sevgiye dayalı bir eylemdir. Mela’nın varlık teorisinde âlemin varlığı anlamına gelen hareket, bir sevgi ve aşk hareketidir. Kâinattaki devinimin en önemli muharrik gücü aşktır. Bu nedenle Mela, her türlü düşünce, teori ve bakış açısını sevgi temeli üzerinde inşa etmiştir.
Mela’nın aşk felsefesinde sevginin merkez üstü kalptir. Bu nedenledir ki Mela’nın aşk yüklü kalbinde sevdiğinden masivaya dair kumalığa asla yer yoktur. Mela’nın aşk tasavvuru vahdet zemini üzerine inşa edilmiş çift yönlü tek amaçlı bir iştiyak halidir. Mela’nın çift yönlü aşkı muhatap kabul ettiği insanın çift